Etiket arşivi: Y1HD

Y1HD 10.2.2010 E.2009/13814 – K.2010/1303


 Y1HD 10.2.2010 E.2009/13814 – K.2010/1303

– Tapu Siciline İyi Niyetle Dayanma (İnanç Sözleşmesine Konu Taşınmaz)
– Kötü Niyet İddiası (İtiraz)
– İtiraz (Tapu Siciline İyi Niyetle Dayanılmadığı İddiası)
– Def`İ (Tapu Siciline İyi Niyetle Dayanılmadığı İddiası)
– İddia Ve Müdafaanın Genişletilmesi Yasağı (İtiraz İstisnası)
– İnanç Sözleşmesi (3. Kişinin İyiniyetli Olup Olmaması)
– Kötü Niyetle İktisabın Kanıtlanması (İnanç Sözleşmesine Konu Taşınmazın – Tapu Siciline İyi Niyetle İnanma)
– Tapulu Taşınmazın İntikali (İnanç Sözleşmesine Konu) –

TMK.2,988,989,1023,1024 – BK.18

1. Davacının davalı Mehmet`e temliki açısından inançlı işlemin söz konusu olduğu ve buna ilişkin belgenin dosyada bulunduğu sabittir. Bu kişiler arasında inançlı işlemin sabit olduğu mahkemenin de kabulündedir. Davalı Ahmet`in bu hususa yönelik bir itirazı da varid değildir.
Davalı Mehmet tarafından davalı Ahmet`e yapılan temlike gelince; davalılar arasındaki temlik işleminde inançlı işlem değil, davalı Ahmet`in ediniminde iyiniyetli olup olmadığı önem taşımaktadır. Esasen davacı da dava dilekçesinde bu hususa dayanmıştır.
2. “Kötü niyet iddiası”nın def`i değil itiraz olduğu;
iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca; davalı Ahmet`in iyiniyetli olup olmadığı yönünde tarafların gösterdikleri ve gösterecekleri tüm delillerin eksiksiz toplanarak birlikte değerlendirilmesi, özellikle, davalı Ahmet`in taşınmazın davacının isteği ve ara malik Mehmet`e verdiği talimat üzerine temlikin gerçekleştirildiğine dair savunması üzerinde de durularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, mülkiyeti kendisine ait 5423 ada 3 parsel sayılı taşınmazını hakkındaki icra takibi nedeniyle hiçbir bedel almaksızın davalı Mehmet Can Duman`a duyduğu güvene dayanarak satış suretiyle temlik ettiğini, ancak davalı Mehmet Can`ın taşınmazı kendisine iade etmeyerek yakın arkadaşı olan diğer davalıya muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürüp, tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak`ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı, mülkiyeti kendisine ait 5423 ada 3 parsel sayılı taşınmazını hakkındaki icra takibi nedeniyle davalı Mehmet`e bedelsiz devrettiğini, davalı Mehmet ile arasındaki 7.8.2008 tarihli taahhütname ile taşınmazın eski sahibine iade edileceğinin kabul ve imza altına alındığını, ancak Mehmet`in taşınmazı kendisine iade etmeyerek diğer davalı Ahmet`e muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürüp, tapu kaydının iptali ile adına tescilini isteyerek eldeki davayı açmıştır.

Davalı Mehmet, dava konusu taşınmazın emanet olarak kendisine devredildiğini ve davacının gösterdiği kişiye taşınmazı temlik ettiğini, davalı Ahmet, taşınmazı davacının rızası ile davalı Mehmet`den satın aldığını bildirerek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davacı ile davalı Mehmet arasındaki devir işleminin inanç sözleşmesi içinde gerçekleştiğinin sabit olduğu, ancak davacının son malik Ahmet ile önceki malik Mehmet arasındaki işlemin muvazaalı olduğuna dair herhangi bir yazılı delil ibraz edemediği, davacının yemin deliline de dayanmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten de; davacının davalı Mehmet`e temliki açısından inançlı işlemin söz konusu olduğu ve buna ilişkin belgenin dosyada bulunduğu sabittir. Bu kişiler arasında inançlı işlemin sabit olduğu mahkemenin de kabulündedir. Davalı Ahmet`in bu hususa yönelik bir itirazı da varid değildir.

Davalı Mehmet tarafından davalı Ahmet`e yapılan temlike gelince; davalılar arasındaki temlik işleminde inançlı işlem değil, davalı Ahmet`in ediniminde iyiniyetli olup olmadığı önem taşımaktadır. Esasen davacı da dava dilekçesinde bu hususa dayanmıştır.

Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamalan, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def`i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.

Hal böyle olunca; davalı Ahmet`in iyiniyetli olup olmadığı yönünde tarafların gösterdikleri ve gösterecekleri tüm delillerin eksiksiz toplanarak birlikte değerlendirilmesi, özellikle, davalı Ahmet`in taşınmazın davacının isteği ve ara malik Mehmet`e verdiği talimat üzerine temlikin gerçekleştirildiğine dair savunması üzerinde de durularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

SONUÇ: Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 10.2.2010 E.2009/13814 – K.2010/1303

PicLensButton Y1HD 10.2.2010 E.2009/13814 – K.2010/1303

Y1HD 12.5.2010 E.2010/5029 – K.2010/5612


 Y1HD 12.5.2010 E.2010/5029 – K.2010/5612

– Kredi Borcuna Karşılık Satılan Taşınmaz (Usulsüz İhale – Yolsuz Tescil)
– Tapu İptal Ve Tesçil Davası
– Geçersiz İhale
– İhalenin Feshi
– Tapu İptali Ve Tescil (Usulsüz İhale – Yolsuz Tescil – İyiniyetli 3.Kişi)
– Yolsuz Tescil (Usulsüz İhale)
İİK.18,134 – TMK.1024,1025 – BK.226

Dava (usulsüz ihale sebebiyle) yolsuz tescil iddiasına dayalı, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
1. Eldeki davada yukarıda açıklanan iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimi itibariyle, davanın, çekişme konusu taşınmaz kaydının davalı taraf adına oluşumunun illetten yoksun olduğu, bu nedenle yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddiasına dayalı olduğu açıktır. Bu tür davaların mülkiyet hakkına dayalı olarak her zaman açılabileceği de kuşkusuzdur.
2. Davalı ihaleye katılan sıfatını taşıyor ise, olayı bilen, hatta daha ötesi olayı yaratan ve yürüten kişidir. Bu kişinin iktisapta 3.kişi sayılmasına olanak yoktur.
3. Kaydın illetini teşkil eden ihalenin geçersiz işlemlere dayanması durumunda, yolsuz tescilin oluşmasına neden olacağı açıktır.
Hal böyle olunca; yolsuz tescil iddiasına dayalı olarak tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm delillerinin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, toplanan ve toplanacak olan taraf delillerinin birlikte değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada:
Davacılar, alınan kredi borcunun zamanında ödenmemesi sebebiyle davalı Banka tarafından yapılan icra takibi sonucu, davacı Bekir`e ait 34 parsel sayı taşınmazın cebri icra yoluyla alacağına mahsuben davalı Bankaya ihale edildiğini, icra takip dosyasında usulsüz işlemler yapıldığını, ihalenin geçersiz olduğunu, bu nedenle davalı adına tescilin yolsuz tescil niteliğinde bulunduğunu ileri sürüp, tapu iptali ve tescil istemişlerdir.

Davalı banka, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla, , süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi Şükran Dağlı İlgün tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava yolsuz tescil iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacıların davacı T.. ile davalı banka arasında düzenlenen kredi sözleşmesinde davacı B..`in kefil olduğunu, kredi borcunun süresinde ödenmemesi üzerine davalı Bankanın Bursa 4. İcra Müdürlüğünün 2008/609 esasında kayıtlı icra takibi başlattığını, yapılan icra takibi sonucu davacı B..`e ait 2688 ada 34 parsel sayılı taşınmazın cebri ihale sonucu alacağına mahsuben davalı banka tarafından ihalede satın alındığını; icra takip dosyasında yapılması gereken tebligatların usulsüz olduğunu, bu nedenle 34 parsel sayılı taşınmazın ihale ile davalı bankaya satışına ilişkin işlemin yasal olmadığını ileri sürerek, tapu iptal ve tescil isteğinde bulundukları; öte yandan, davacılar tarafından davalı banka aleyhine açılan ihalenin feshi davasının Bursa 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 30.12.2008 günlü, 2008/822-889 esas-karar sayılı ilamıyla reddedilip kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki; önceden İcra Tetkik Merciindeki ihalenin feshi davası ile taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlık irdelenmeyip, İcra Hukuku ile sınırlı olarak yapılan işlemlerin uygunluğu ve ihalenin yöntemine uygun icra edilip edilmediği değerlendirilmiştir.

Bilindiği gibi İİK.`unun 18.maddesi uyarınca icra yargılaması basit yargılama usulüne tabidir. Öte yandan 134.maddenin ikinci fıkrasında öngörüldüğü üzere ihalenin feshi BK.`nun 226.maddesinde yazılı sebeplerde dahil olmak üzere yalnız İcra Mahkemesinden şikayet yoluyla ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde istenebilir. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir şeklindeki düzenlemeler icra hukuk ile sınırlı ve basit yargılamayı ve ihalenin hazırlanış ve ifası ile sonuçlandırması sırasında vukubulan İcra Mahkemesinden şikayet yoluyla istenebilen fesihleri tanımlamaktadır. Bu çerçevede kalan bir soruşturma ve değerlendirmenin mülkiyet hakkının illetini teşkil eden nedenin varlığına ya da yokluğuna delalet edemiyeceği kabul edilmelidir. Türk hukuk siteminde, tapu kayıtlarnın oluşumunda illilik prensibi esastır. İhalenin feshi isteğinin reddedilmiş olması keyfiyeti temelde yolsuz tescil nedenini ortadan kaldırmaz.

Eldeki davada yukarıda açıklanan iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimi itibariyle, davanın, çekişme konusu taşınmaz kaydının davalı taraf adına oluşumunun illetten yoksun olduğu, bu nedenle yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddiasına dayalı olduğu açıktır. Bu tür davaların mülkiyet hakkına dayalı olarak her zaman açılabileceği de kuşkusuzdur.

Diğer yandan, davalı ihaleye katılan sıfatını taşıyor ise, olayı bilen , hatta daha ötesi olayı yaratan ve yürüten kişidir. Bu kişinin iktisapta 3.kişi sayılmasına olanak yoktur.

O halde, kaydın illetini teşkil eden ihalenin geçersiz işlemlere dayanması durumunda yolsuz tescilin oluşmasına neden olacağı açıktır.

Hal böyle olunca; yolsuz tescil iddiasına dayalı olarak tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm delillerinin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, toplanan ve toplanacak olan taraf delillerinin birlikte değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

SONUÇ: Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 12.5.2010 E.2010/5029 – K.2010/5612

PicLensButton Y1HD 12.5.2010 E.2010/5029 – K.2010/5612

Y1HD 5.3.2009 E.2009/1181 – K.2009/2759


 Y1HD 5.3.2009 E.2009/1181 – K.2009/2759

– Miras Hakkından Feragat (Murisin Sağlığında – Tenkis Hakkından Feragat)
– Tenkis Hakkından Feragat
– Miras Taksim Sözleşmesi (Murisin Sağlığında)
– Murisin Sağlığında Yapılan Miras Taksim Sözleşmesi
– Muris Muvazaası

TMK.676,677,678

1. Davacı, miras bırakan Osman`ın 36 adet tapulu taşınmazını davalı torununa mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek, tapuların iptali ile payı oranında adına tescil, olmazsa tenkise karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının miras payından ivazlı olarak feragat edip, sözleşmeye imza attığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
2. Murisin sağlığında, ileride (murisin ölümünden sonra) intikal edecek terekedeki hakkıyla ilgili olarak: Bir mirasçının diğer mirasçılarla veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmelerin geçerli olabilmesi için, yazılı olması ve ayrıca miras bırakanın da sözleşmede yer alması ve onun katılımıyla gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu kuralına yer verilmiştir.
3. Eldeki davada miras bırakanın yapmış olduğu temlikin muris muvazaası ile illetli olduğu iddia edilmiş ve davacı mirastan kaynaklanan hakkına yönelik haksız fiil ika edildiğini ileri sürmüş olup, 4.8.1976 tarihli belgede ise, davacı miras hakkından değil, tenkis hakkından feragat ettiğini bildirmiştir.
O halde, mahkemece anılan belgenin davacının miras hakkından feragat ettiği şeklindeki değerlendirilmesinin de doğru olduğu da söylenemez.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakan Osman`ın 36 adet tapulu taşınmazını davalı torununa mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek, tapuların iptali ile payı oranında adına tescil, olmazsa tenkise karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının miras payından ivazlı olarak feragat edip, sözleşmeye imza attığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedilip, gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava, tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere göre, davacının muris Osman`ın kızı, davalının ise miras bırakandan önce ölen Hüseyin`den olma torunu olduğu, miras bırakanın çekişmeye konu taşınmazların bazılarını tümden, bazılarında ise maliki olduğu payını 4.8.1976 tarihinde satış suretiyle davalıya temlik ettiği, 10.8.1981 tarihinde ölümü üzerine mirasçılarından davacı Havva`nın yapılan temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı görülmektedir.

Davalı, miras bırakanın sağlığında dava dışı mirasçılarının da yer aldığı 4.8.1976 tarihli belge ile sözleşme yaptığını, buna göre davacının terekeden hakkını aldığını ve bu sebeple miras hakkından feragat ettiğini savunarak belgeyi ibraz etmiş, mahkemece, sözleşme miras hakkından feragat sözleşmesi olarak benimsenmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nun 676. maddesi, mirasçıların tereke üzerinde yapacakları taksimin, keza mirasçıların birbirleri ile miras paylarının temliki konusundaki yapacakları sözleşmelerin aynı Yasa`nın 677. maddesi hükmü gereğince geçerli olması için yazılı olması koşulunu öngörmüştür. Her iki halde de, yapılacak tasarrufların murisin ölümünden sonra gerçekleştirilmesinin olanaklı bulunduğu sabittir. Öte yandan, Türk Medeni Kanunu`nun 678. maddesi düzenlemesi ile de, murisin sağlığında ileride (murisin ölümünden sonra) intikal edecek terekedeki hakkıyla ilgili olarak bir mirasçının diğer mirasçılarla veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmelerin geçerli olabilmesi için yazılı olması ve ayrıca miras bırakanın da sözleşmede yer alması ve onun katılımıyla gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu kuralına yer verilmiştir.
Davalının savunmasının dayanağını teşkil eden 4.8.1976 tarihli belge, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, Türk Medeni Kanunu`nun 676 ve 677. maddesi hükmü ile ilgisinin bulunmadığı ve bu düzenlemeler kapsamında kabul edilemeyeceği tartışmasızdır. Ancak, aynı içerikli ve aynı tarihli mahkemenin hükmünü dayandırdığı ve fotokopi (suret) olduğu bildirilen 4.8.1976 tarihli belgenin birinde muris Osman imzası belgede yer alırken, aynı nitelikteki davacı tarafından dosyaya sunulan surette murisin imzasının bulunmadığı ve belgede yer verilmediği görülmektedir.
Belgenin düzenlendiği tarihte muris sağdır.
Davacı belgedeki imzasına itiraz etmemiştir. Oysa, davacı taraf, Osman imzasının bulunduğu belgedeki murisin imzasının sonradan belgeye geçirildiğini, başka bir anlatımla, belgenin sahtecilikle illetli olduğunu ileri sürmüş olmasına karşın, belge üzerinde bilirkişi tetkikatı yaptırılmadan neticeye gidilmiştir. Akit düzenlenirken miras bırakanın akde katılmamasının tespiti halinde, belgenin hukuki kıymetten düşeceği ve belgeye hukuki bir sonuç bağlanamayacağı kuşkusuzdur. Yukarıda da değinildiği üzere, böylesi bir belgenin hukuken bir anlam ifade edebilmesi bakımından, miras bırakanın akdin düzenlenmesi sırasında akde iştiraki belgenin geçerliliği için sıhhat şartıdır.
O halde, mahkemece bu konuda bir araştırma, irdeleme ve inceleme yapılmış değildir. Eksik incelemeyle yetinilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı gibi, bir mirasçının miras hakkı ile tenkis hükümlerinden kaynaklanan hakkı birbirinden tamamen ayrıdır ve farklı farklı sonuçları olduğu gibi yasal açıdan da değişik hüküm ve düzenlemelere tabidirler. Eldeki davada miras bırakanın yapmış olduğu temlikin muris muvazaası ile illetli olduğu iddia edilmiş ve davacı mirastan kaynaklanan hakkına yönelik haksız fiil ika edildiğini ileri sürmüş olup, 4.8.1976 tarihli belgede ise, davacı miras hakkından değil, tenkis hakkından feragat ettiğini bildirmiştir. O halde, mahkemece anılan belgenin davacının miras hakkından feragat ettiği şeklindeki değerlendirilmesinin de doğru olduğu da söylenemez.
SONUÇ: Hal böyle olunca, davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.
Y.1.H.D. 5.3.2009 E.2009/1181 – K.2009/2759

PicLensButton Y1HD 5.3.2009 E.2009/1181 – K.2009/2759

Y1HD 25.1.2010 E.2009/13949 – K.2010/548


 Y1HD 25.1.2010 E.2009/13949 – K.2010/548

– Kadastroca Tespit Harici Bırakılan Yer (Kadastro Tesbitinin Kesinleşmesi – Hak Düşürücü Süre)
– Kadastro Tesbitinin Kesinleşmesi (Tesbit Dışı Bırakılan Yer – Hak Düşürücü Süre)
– Hak Düşürücü Süre (Kadastroca Tesbit Harici Bırakılan Yer) –

5519 Sa.Ka. – 3402 Sa.Ka.12

Dava, kadastroca tescil harici bırakılan taşınmazın, tapu kaydı kapsamında kaldığı iddiasına dayalı tescil isteğine ilişkindir.

1. Tespit dışı bırakma işlemi bir kadastro işlemi olmakla beraber bir tespit işlemi olmadığından ve taşınmazla ilgili tutanak düzenlenmediğinden, “tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” hükmünü getiren 766 sayılı Yasa`nın 31/2 ve 3402 sayılı Yasa`nın 12/3. maddelerinin uygulama yeri yoktur. Bu tür davalar her zaman açılabilir.
2. Öncelikle dosyadaki mirasçılık belgesine göre tapu malikinin tüm mirasçılarının davada yer almalarının sağlanması,
ondan sonra işin esasına girilerek Hazine adına bir kayıt oluşup oluşmadığının saptanması, 5519 sayılı Yasa uyarınca bazı istisnaları dışında sicil oluşmasının tescil hükmü ile mümkün olabileceği ihdasen oluşan tapu kaydının eğer aynı yere ait ise çifte tapu oluşturacağı ve davacıları bağlamayacağı hususunun değerlendirilmesi,
davada dayanılan tapu kaydının yerinde uygulanması ve çekişmeli taşınmazın davacıların dayanağını teşkil eden tapu kapsamında kalıp kalmadığının açıklığa kavuşturulması
ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kadastro sırasında tescil harici bırakılan Şanlıurfa ili S… Mahallesi sınırları içindeki 126 dönüm miktarlı arazinin murisleri Ahmet Ağa Bin Mahmut`a ait Hicri 19 Şubat 1278 tarih ve 126 nolu tapu sınırları içinde kaldığını ileri sürerek, veraset ilamına göre davacılar adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalı ve davaya dahil edilen Hazine, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, S… Mahallesinde kadastro çalışmalarının 25.1.1963 tarihine kadar yapıldığı ve tespite itirazın bulunmadığı, kadastro gören yerlerde kadastro öncesine dayalı tapuların hukuki kıymetini yitirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava, kadastroca tescil harici bırakılan taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığı iddiasına dayalı tescil isteğine ilişkindir.
Davalı Hazine, yörede kadastro çalışmalarının 1974 yılından önce yapıldığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davalı Belediye ise dava konusu taşınmazın kadastro sırasında tespit dışı bırakıldığını, 16.6.1999 tarihinde ham toprak niteliğiyle ihdasen Hazine adına tescil edildiğini bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, kadastro gören yerlerde kadastro öncesi tapuların hukuki değerlerini yitirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden davada dayanılan 1278 tarihli 126 numaralı tapu malikinin davacıların miras bırakanları olduğu, bu kaydın revizyon görmediği yörede kadastro çalışmalarının 27.12.1962-25.1.1963 tarihleri arasında yapıldığı, tarafların beyanlarına göre de çekişmeli taşınmazın tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Esasen bu yön mahkemenin de kabulündedir.
Hemen belirtilmelidir ki, tespit dışı bırakma işlemi bir kadastro işlemi olmakla beraber bir tespit işlemi olmadığından ve taşınmazla ilgili tutanak düzenlenmediğinden, “tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” hükmünü getiren 766 sayılı Yasa`nın 31/2 ve 3402 sayılı Yasa`nın 12/3. maddelerinin uygulama yeri yoktur. Bu tür davalar her zaman açılabilir.

Öte yandan kadastroca tespit dışı bırakılan taşınmaz bakımından tutunulan tapu kaydı kadastro geçmekle işleme tabi olma özelliğini yitirdiğinden ve 3402 sayılı Yasa`nın 12/4. maddesi uyarınca delil durumuna düştüğünden tespit dışı taşınmaz bu hali ile devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer niteliği taşıyacağından bu gibi yerler için kadastrodan önceki tapu kaydına dayanılarak açılan elatmanın önlenmesi davasının dinlenmesine yasal olanak yok ise de, tespit dışı bırakılan taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığı ileri sürülerek tescil davası açılabileceği kuşkusuzdur.

Diğer bir husus da, davalı belediye dava konusu taşınmazın 1999 tarihinde ham toprak niteliğiyle ihdasen Hazine adına tescil edildiğini bildirdiği halde bu yön üzerinde de durulmamıştır.
Eğer Hazine adına oluşmuş bir kayıt var ise iptal isteği tescil isteğini kapsamaz ise de tescil isteğinin iptal isteğini kapsadığı da tartışmasız olup, anılan bu ilkenin gözetilmesi gerekir.
Hal böyle olunca, öncelikle dosyadaki mirasçılık belgesine göre tapu malikinin tüm mirasçılarının davada yer almalarının sağlanması, ondan sonra işin esasına girilerek Hazine adına bir kayıt oluşup oluşmadığının saptanması, 5519 sayılı Yasa uyarınca bazı istisnaları dışında sicil oluşmasının tescil hükmü ile mümkün olabileceği ihdasen oluşan tapu kaydının eğer aynı yere ait ise çifte tapu oluşturacağı ve davacıları bağlamayacağı hususunun değerlendirilmesi, davada dayanılan tapu kaydının yerinde uygulanması ve çekişmeli taşınmazın davacıların dayanağını teşkil eden tapu kapsamında kalıp kalmadığının açıklığa kavuşturulması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü  BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 25.1.2010 E.2009/13949 – K.2010/548   

PicLensButton Y1HD 25.1.2010 E.2009/13949 – K.2010/548

Y1HD 12.4.2010 E.2010/3382 – K.2010/4154


 Y1HD 12.4.2010 E.2010/3382 – K.2010/4154

-Kadastro Tesbitinin Kesinleşmesi (Hazine Yönünden Hak Düşürücü Süre)
–Devletin Hüküm Ve Tasarrufu Altındaki Yer (Kadastro Tesbitinin Kesinleşmesi)
–Tapu İptal Ve Tesçil Davası
–Hak Düşürücü Süre (Kadastro Tesbitine İtirazda Hazine Yönünden)
–Bataklık
–İmar-İhya
–Yargılama Giderleri (Dava Açıldıktan Sonar Yürürlüğe Giren Geçmişe Etkili Kanun Veya Yibk.)
–Dava Açıldıktan Sanra Yürürlüğe Giren  Kanun Veya Yibk. (Yargılama Giderleri) –

3402 Sa.Ka.12

Dava 2152 sayılı parselin kayıt miktar fazlasının bataklık olduğu, devletin hüküm ve tasarruf altındaki yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını iddiasına dayalı iptal tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, (14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu`nun 12. maddesi ile eklenen 3. fıkra 2 ve 3. cümle ve geçici 10. maddedeki düzenlemeler karşısında) 10 yıllık hak düşürücü sürenin hazine yönünden dolduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna uygun ise de:
Bir taraf dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre, davasında haklı olup da dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü yada yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince, davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı Hazine, davalının kayden malik bulunduğu dava konusu 2152 sayılı parselin kayıt miktar fazlasının bataklık olduğunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerden olup özel mülkiyete konu olmayacağını ileri sürerek miktar fazlasının iptal ve Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kabulüne ilişkin önceden verilen karar,  Dairece “14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu`nun 12. maddesi ile eklenen 3. fıkra 2 ve  3. cümle ve geçici 10. maddedeki düzenlemeler karşısında 10 yıllık hak düşürücü sürenin hazine yönünden dolduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi” gereğine değinerek bozulmuş, mahkeme bozma ilamına uyarak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava 2152 sayılı parselin kayıt miktar fazlasının bataklık olduğu,  devletin hüküm ve tasarruf altındaki yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını iddiasına dayalı iptal tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.

Getirtilen kağıt ve belgelerden; çekişme konusu 2152 sayılı parselin ifrazen geldiği 795 sayılı ana kadastral parselin 1957 yılında, 4.1.1956 tarih, 67 sıra no`lu tapu kaydına dayanılarak yapılan kadastro tespitlerinin  21.3.1958 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.

Davacı Hazine, taşınmaza uygulanan dayanak tapu kaydının miktar fazlalıklarının bataklık olduğu iddiası ile adına tescilini isteyerek 8.5.2006 tarihindeki eldeki davayı açmıştır.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu parsel hakkındaki davanın 3402 sayılı Kadastro Yasası`nın 12. maddesinde düzenlenen hak düşürücü süreden reddedilmesine bir isabetsizlik yoktur.

Kaldı ki, hükümden önce 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa ile 3402 Sayılı Yasa`nın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlenin  “bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin “bu Kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlülük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davlarda dahi uygulanır” şeklindeki hükümleri gözetildiğinde, henüz kesin hüküm halini almamış eldeki davanın taşınmazın niteliğine bakılmaksızın da hak düşürücü sürenin uygulanacağı açıktır.

Özellikle bu hususlar gözetilerek davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı Hazine vekilinin diğer temyiz nedenleri yerinde değildir, reddine,

Ancak; Hemen belirtilmelidir ki, bir taraf dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü yada yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz.

Ancak bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararsızlık kazanmıştır. (Baki Kuru, Hukuk Usulü Mahkemeleri 5. cilt sayfa 5338, dipnot 159:10 H.D. 21.12.1976, 8770/8739 ve dip not 160: 5 H.D. 12.9.1977, 5445/5655 dipnot 161: 10 H.D. 24.2.1976 , 6296/1297) Ayrıca her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 4.9.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır.

Davacı Hazine temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa değinmiştir.

Hal böyle olunca; somut olayda mahkemece uzman bilirkişiler aracılığıyla yapılan keşif sonucu çekişmeli taşınmazın dayanağı 4.1.1956 tarih, 67 sıra no`lu tapu kaydının 8870 m2`lik bölümünün tapu miktar fazlası olduğu tapulamanın yapıldığı tarihte bataklık-sazlık olduğundan imar-ihyası tamamlanmadığı, amaca uygun tarım yapılamayan, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki arazilerden olduğu ve dava tarihinde davacı hazinenin haklı olduğu anlaşıldığına ve yargılama sırasında yürürlülüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalının yargılama giderlerinden sayılan avukatlık ücreti ve harçtan sorumlu tutulması gerekirken aksine düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.

SONUÇ: Davacı Hazine`nin yukarıda değinilen yargılama giderleri ve avukatlık ücreti, harç açısından temyiz itirazı yerindedir, kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle  BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.

Y.1.H.D. 12.4.2010 E.2010/3382 – K.2010/4154

PicLensButton Y1HD 12.4.2010 E.2010/3382 – K.2010/4154

Y1HD 6.4.2010 E.2009/13568 – K.2010/3887


 Y1HD 6.4.2010 E.2009/13568 – K.2010/3887

– Vekaletin Ölümle Sona Ermesinin İstisnaları
– Vekalet Verenin Ölümü (Vekaletin Devam Etmesi Şartları)
– Tapu İptali (Vekalet Verenin Ölümü) –

BK.35,397

Vekalet verenin ölümünden sonra vekilin yaptığı satışın iptali davasında:
Yasa koyucu vekil ile vekil edenden birisinin ölümü ile vekaletin son bulacağını açıkça vurgulamış, öte yandan bu karinenin iki istisnası bulunduğu belirtilmiştir.
Bunlardan birisi, Müvekkil ile vekil arasındaki sözleşmede bu hususun kararlaştırılmış olması, diğeri de işin niteliğinin vekaletin devamını gerektirmesidir.
Somut olayda, Mehri`nin verdiği vekaletnamede vekalet ilişkisinin ölümünden sonra da devam edeceğine ilişkin bir ibare bulunmamaktadır. Bu durumda, özellikle işin niteliğinin, vekil edenin ölümüne rağmen vekalet ilişkisine devamına imkan verip vermediği üzerinde durulması zorunludur.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, annesi olan Mehri`nin maliki olduğu dava konusu 1233 ada 8 parsel sayılı taşınmazın satılması için 1999 yılında davalı Muzaffer`i vekil tayin ettiğini sonrasında satıştan vazgeçtiğini ve 25.4.2001 tarihinde Mehri`nin vefat ettiğini, ancak davalı vekil Muzaffer tarafından taşınmazın 2003 yılında diğer davalı Fatma`ya devredildiğini, vekaletin hükümsüz kaldığını her iki davalının da  kötüniyetli olduklarını ileri sürerek, geçersiz vekaletname ile yolsuz olarak tescil edilen 1233 ada 8 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesi istenmiştir.

Davalılar, taşınmazın öncesinden Fatma`ya ait olup bankadan kredi alınabilmesi amacıyla Mehri`ye devredildiğini ve bu konuda protokol düzenlendiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece ölüm ile vekalet ilişkisinin son bulduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla,  süresinden verildiği kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra  Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı.  Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı, annesi Mehri`nin maddi sıkıntıya düşmesi nedeniyle 1999 yılında dava konusu taşınmazını satmak istediğini ve bu amaçla damadı olan davalı Muzaffer`i vekil tayin ettiğini, akabinde maddi sıkıntısının ortadan kalması üzerine satıştan vazgeçtiğini, bilahare vefat ettiğini ve tek mirasçı kendisinin kaldığını, taşınmazını satmak istediğinde diğer davalı Fatma`ya devredildiğinin öğrendiğini, miras bırakanı Mehri`nin ölümü ile vekaletname geçersiz hale geldiği halde, vekilin bu vekaletnameyi kullanarak temliki gerçekleştirdiğini ileri sürüp, 1233 ada 8 no`lu parselin tapusunun iptali ile tescil isteğinde bulunmuştur.

Davalı Fatma, taşınmaz kendine aitken, 1999 yılında gelini olan davacı ile oğlu olan davalı Muzaffer`in toplu konut fonundan faizsiz kredi alınabilmesi için taşınmazın davacının annesi Mehri`ye devrini istediklerini, 16.2.1999 günlü protokolü düzenleyerek, Mehri`ye devrettiğini bilahare taşınmazın iade edileceğini, nitekim vekil aracılığı ile  iade edildiğini, devrettiği tarih ile geri aldığı tarih arasında kullanımını sürdürdüğünü,  diğer davalı Muzaffer de aynı gerekçeleri bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden, çekişmeli 8 parsel sayılı,  bahçeli kargir ev nitelikli taşınmaz davalı Fatma`ya aitken 15.2.1999 tarihinde Mehri`ye satış suretiyle temlik edildiği, akde alıcı Mehri vekili davalı Muzaffer`in katıldığı, 16.2.1999 tarihinde de taşınmazın satışının gerçek olmadığı, kredi alınması için satış yapıldığı ve taşınmazın iade edileceğine ilişkin, Mehri`nin parmak izini ve mührünü taşıyan belge düzenlendiği, davalı Muzaffer`in 17.2.1999 tarihinde,  sadece dava konusu taşınmazın satış yetkisini içerir yine Mehri tarafından verilen genel vekaletnameyi kullanarak, 12.9.2003 tarihinde taşınmazı Fatma`ya satış suretiyle temlik ettiği, tarafların beyanlarına göre Mehri`nin 25.4.2001 tarihinde vefat ettiği, taşınmazın Mehri`ye satılmasına rağmen geri aldığı tarihe kadar davalı  Fatma tarafından kullanıldığı, 16.2.1999 gününü belgedeki Mehri`nin parmak izine itiraz edilmesi üzerine Adli Tıp Kurulu`nca verilen raporda; “belgedeki parmak izinin net basılı olmaması nedeniyle Mehri Muslu`ya ait olup olmadığının” tespit edilemediğinin bildirildiği, davalılar vekilinin belgenin iki asıl olarak düzenlendiği, asıl belge üzerinde inceleme yapılması istendiğinde mahkemece reddedildiği anlaşılmaktadır.

Gerek temsil yetkisi gerekse vekalet ilişkisi düzenleyen Borçlar Yasası`nın 35 ve 397. maddeleri bir karineyi hükme bağlamıştır.
Bu karine asıl olanın, ölümle temsil yetkisi ve vekalet ilişkisinin sona ermiş olacağıdır.

Yasa koyucunun bu karineyi benimsememesinin amacı şudur: Bilindiği gibi, gerek temsil, gerekse vekalet ilişkisi tarafların karşılıklı güvenine dayanan bir durum ortaya çıkarmakta ve bu ilişkiden doğan iş görme borcuna ait hak ve borçlar sıkı suretle tarafların kişiliğine bağlı bulunmaktadır. Vekil eden, güvendiği bir vekil seçmekte ve ona işin görünme biçimi hakkında talimat vermekte ve bu işi gördürmeyi dilediği zaman sonlandırabilmektedir. Esasen vekil de, kural olarak işi kendisi yapmakla ve yerine başkasını koymamakla yükümlüdür.
Aynı mülahazalar temsil ilişkisi için de geçerlidir. Genellikle, vekil edenin ölümü halinde onun iradesi ve yararı ortadan kalkacak, hatta bazı durumlarda vekil edenin ölümü iş görmeyi imkansız hale getirecektir. İşte tüm bu hususlar, vekil ya da vekil edenden birisinin ölmesi halinde vekalet sözleşmesinin sona ermesini haklı göstermektedir.

Bu yüzdendir ki, Borçlar Yasası`nın 35. maddesi ile eş anlam taşıyan 397/1. maddesi hükmünde; “hilafi mukaveleden ya da işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin gerek vekil edenin ölümü ile nihayet bulur” denilmektedir.
Madde metninden de, açıkça anlaşılacağı üzere Yasa koyucu vekil ile vekil edenden birisinin ölümü ile vekaletin son bulacağını açıkça vurgulamış, öte yandan bu karinenin iki istisnası bulunduğu belirtilmiştir. Bunlardan birisi, müvekkil ile vekil arasındaki sözleşmede bu hususun kararlaştırılmış olması, diğeri de işin niteliğinin vekaletin devamını gerektirmesidir.
Somut olayda, Mehri`nin verdiği vekaletnamede vekalet ilişkisinin ölümünden sonra da devam edeceğine ilişkin bir ibare bulunmamaktadır. Bu durumda, özellikle işin niteliğinin, vekil edenin ölümüne rağmen vekalet ilişkisine devamına imkan verip vermediği üzerinde durulması zorunludur.

Hal böyle olunca, öncelikle Mehri`nin mirasçılık belgesi istenerek davacı ile irs ilişkisinin ve ölüm tarihinin belirlenmesi, ondan sonra ikinci asıl denilen 16.2.1999 tarihli protokol altındaki parmak izinin Mehri`ye ait olup olmadığı yönünde Adlı Tıp Kurumu`ndan rapor istenilmesi, protokol tanıklarının ifadelerinin ve tüm delillerin yukarıdaki ilkeler uyarınca değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.

Y.1.H.D. 6.4.2010 E.2009/13568 – K.2010/3887

PicLensButton Y1HD 6.4.2010 E.2009/13568 – K.2010/3887

Y1HD 24.2.2010 E.2010/693 – K.2010/1998


 Y1HD 24.2.2010 E.2010/693 – K.2010/1998

– Elatmanın Önlenmesi (Yükleniciden Haricen Alınan Taşınmaza)
– Yükleniciden Haricen Alınan Taşınmaz (Hapis Hakkı)
– Hapis Hakkı (Yükleniciden Haricen Alınan Taşınmaz)
– Faydalı Ve Zorunlu Masraflar (Yükleniciden Haricen Alınan Taşınmaza) –

TMK.706,994,995 – 2644 Sa.Ka.26 – BK.22,213 – 743 Sa.Ka.634

Dava; bağımsız bölüme elatmanın önlenmesi, karşı dava tapu iptal tescil isteğine ilişkindir.
Davalı/Karşı Davacı, haricen satın alma olgusuna dayanmış ve taşınmazı dava dışı yükleniciden haricen satın aldığını savunmuştur. Oysa davalının bayii yüklenicinin edimini yerine getirmediği dosya kapsamı ile sabit olup harici satın almadan kaynaklanan varsa kişisel hakkı bu hakkını kendi bayii olan yükleniciye karşı kullanması iktiza eder.
Böylesine bir harici satıştan dolayı kayıt maliklerini sorumlu tutmak ve onlar aleyhine 1940 tarih, 2/77 sayılı İ.B.K. gereğince harici satış bedelinden kaynaklanan hapis hakkının kullanılmasına da yasal olanak yoktur.
Elbette davalı taraf taşınmazda zorunlu faideli bir masraf yaparak iyileştirme yapmışsa bundan kaynaklanan varsa bir alacağı iyi veya kötü niyetli olup olmadığına göre (TMK. 994,995 md.) bir değerlendirme yapılması gerekeceği de kuşkusuzdur.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar-karşı davalılar; dava konusu 135 ada 90 sayılı parselde yer alan 15 nolu bağımsız bölümün murisleri Ş.Ö. adına kayıtlı olduğu, davalının haklı ve geçerli bir neden bulunmaksızın tasarrufta bulunduğunu, 17.4.2008 tarihli noter aracılığıyla keşide edilen ihtarnameye rağmen sonuç alamadıklarını ileri sürerek elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiş, harici satış sözleşmesinin mülkiyetin nakline yeterli olmadığını, yüklenici firmadan verdiğini geri isteme hakkı sağlayacağını belirterek iptal tescil davasının reddini savunmuştur.

Davalılar-karşı davacılar; Yüklenici firmanın inşaatı tamamlayamadan iflas ettiğini öncesinde murisleri Ş.T.`nin 30.4.1974 tarihli harici satış sözleşmesiyle çekişmeli daireyi satın aldığını, bağımsız bölümdeki eksikleri tamamladıklarını, 1977 yılından bu yana taşınmazda oturduklarını belirterek elatmanın önlenmesi davasının reddine, karşı iptal tescil davasının kabulüne karar verilmesini istemişlerdir.

Mahkemece; asıl davanın reddine karşı iptal ve tescil davasının  kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davacı-karşı davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla tetkik hakimi İlknur Acar`ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya  incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava; bağımsız bölüme elatmanın önlenmesi, karşı dava tapu iptal tescil isteğine ilişkindir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delilerden çekişme konusu kat irtifaklı 15 nolu bağımsız bölümün kayden davacının miras bırakanı adına kayıtlı olduğu davalıların (karşı davacıların) taşınmazda kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir haklarının bulunmadığı ancak taşınmazı karşı davacıların kullandığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece; asıl davanın reddine harici satın almaya dayalı karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, TMK`nun 634. Maddesi (706 md), 2644 sayılı tapu kanununun 26. maddesi, B.K.`nun 22. Maddesi delaleti ile 213. Maddesi hükmü uyarınca tapuda kayıtlı olan taşınmazların resmi şekilde yapılmayan temliklerine değer verilemez.

Somut olayda; davalı haricen satın alma olgusuna dayanmış ve taşınmazı dava dışı yükleniciden haricen satın aldığını savunmuştur. Oysa davalının bayii yüklenicinin edimini yerine getirmediği dosya kapsamı ile sabit olup harici satın almadan kaynaklanan varsa kişisel hakkı bu hakkını kendi bayii olan yükleniciye karşı kullanması iktiza eder.

Böylesine bir harici satıştan dolayı kayıt maliklerini sorumlu tutmak ve  onlar aleyhine 1940 tarih, 2/77 sayılı İ.B.K. gereğince harici satış bedelinden kaynaklanan hapis hakkının kullanılmasına da yasal olanak yoktur.  Elbette davalı taraf taşınmazda zorunlu faideli bir masraf yaparak iyileştirme yapmışsa bundan kaynaklanan varsa bir alacağı iyi veya kötü niyetli olup olmadığına göre (TMK. 994,995 md.) bir değerlendirme yapılması gerekeceği de kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca; değinilen kural ve ilkeler gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

SONUÇ: Davacı-karşı davalıların temyiz itirazları açıklanan nedenlerden dolayı yerindedir. Kabulüyle hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 24.2.2010 E.2010/693 – K.2010/1998

PicLensButton Y1HD 24.2.2010 E.2010/693 – K.2010/1998

Y1HD 15.6.2010 E.2010/3851 – K.2010/7019


 Y1HD 15.6.2010 E.2010/3851 – K.2010/7019

–  Yüklenicidan Bağımsız Bölüm Satın Alan Kişilerin Hakları Ve Sorumlulukları
– Ruhsata Aykırı Binanın Yıkımı (Yükleniciden Bağımsız Bölüm Alan Kişilerin Hakları)
– Yükleniciye Halefiyetin Sonuçları
– Tapu İptali (Yüklenicinin Edimi Karşılığı Yapılan Temlikler)
– Yüklenicinin Edimi Karşılığı Yapılan Temlikler (Tapu İptali)
– Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi (Yüklenicinin Edimi Karşılığı Yapılan Temlikler)
– Kat Karşılığı İnşaat (Yükleniciden Bağımsız Bölüm Satın Alanların Hakları)
– Davada Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (Davanın Atiye Terk Edilmesi) –

3194 Sa.Ka.32,42 – BK.162,355,356

1.    Tapu iptali ve tesçil davasında :
Davalıların çekişmeli bağımsız bölümleri edinme sebepleri, yüklenicinin edimini tam olarak ifa etmesine bağlı olup, davalılar yüklenicinin halefi durumundadırlar.
Yüklenicinin kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan borcunu yasalara ve sözleşmeye uygun şekilde gerçekleştirmediği gözetildiğinde; onun edimine bağlantılı olarak bağımsız bölümleri satın alanların edimlerinin korunmasına yasal açıdan olanak bulunmamaktadır.
Kaldı ki, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshedilmeyip ayakta durması eldeki davanın çözümüne hukuken mani bir sebep teşkil etmez.
Ayın isteme hakkı gerçekleşmeyen yüklenicinin halefi olan davalılar üzerindeki sicil kayıtlarının korunmasına da yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. Pek tabiidir ki, davalıların taşınmazları satın almaktan kaynaklanan ödedikleri bedel konusunda kendi bayileri olan yükleniciye yönelik hak aramaları da olanaklıdır.
2. Hal böyle olunca; davalılardan Mustafa A. dışındaki davalılar aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi yönde davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi;
davalılardan Mustafa A. aleyhindeki davanın atiye terk edildiği gözetilerek, bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesisi yerine, kesin hükmün hukuki neticelerini doğuracak şekilde ret kararı verilmiş olması da isabetsizdir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kayden maliki oldukları 144 ada 2 parsel sayılı taşınmazla ilgili dava dışı yüklenici Latif ile 13.1.1998 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlediklerini ve bu sözleşme gereğince yükleniciye düşen bağımsız bölümleri yüklenicinin talimatı ile davalılara temlik ettiklerini ancak ruhsata aykırılık nedeniyle belediye encümeni tarafından yıkım kararı verildiğini ve inşaatın büyük kısmının yıkıldığını, yüklenici tarafından açılan tazminat davasının da reddedildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, ikinci el konumundaki davalı Mustafa A`nın da  iyi niyetli olmadığını, yüklenicinin herhangi bir hak talebinde bulunması mümkün olmadığından ondan pay satın alanların da tapuya hak kazanamayacaklarını ileri sürüp, davalılar adına kayıtlı bağımsız bölümler bakımından tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuşlar, bilahare davalılardan Mustafa A. hakkındaki davayı atiye bıraktıklarını bildirmişlerdir.

Davalı Mustafa U., davaya yanıt verememiş; diğer davalılar davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından  temyiz edilmiş olmakla,  süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi S.T. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı.  Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların maliki olduğu 144 ada  2 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak dava dışı yüklenici Latif ile  Borçlar Kanunu`nun 355 ve takip eden maddeleri uyarınca kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptıkları ve yapılacak olan binadaki bir kısım bağımsız bölümlerin yükleniciye ait olacağının kararlaştırıldığı ve buna göre yüklenicinin talimatı ile arsa maliklerinin yükleniciye isabet edecek bağımsız bölümleri davalılara temlik ettikleri anlaşılmaktadır.

Davacılar, dava dışı yüklenicinin sözleşmeden kaynaklanan edimlerini sözleşme koşulları dairesinde yerine getirmediğini, inşa edilen yapıların sözleşmeye uygun düşmediğini ve yüklenicinin kendileri aleyhine edimini yerine getirdiğinden bahisle açmış olduğu tazminat davasının da sözleşme koşullarının tam olarak ifa edilmediği gerekçesiyle reddedildiğini ileri sürerek eldeki  davayı açmışlardır.

Gerçekten de, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca davalılara  temlik edilen bağımsız bölümlerin yükleniciye düştüğü ve arsa maliklerince davalılara temlik edildiği; öte yandan, yüklenici tarafından inşa edilen yapıların imar mevzuatına aykırılık teşkil ettiği, esasen 3194 sayılı İmar Yasası`nın 32 ve 42. maddeleri uyarınca Manavgat Belediye Encümenince 21.5.2003 tarih ve 123 sayılı yıkım ve para cezası kararı tesis edildiği ve bir kısım yapıların da yıkıldığı dosya kapsamı ile sabittir.

Hemen belirtilmelidir ki; davalıların çekişmeli bağımsız bölümleri edinme sebepleri yüklenicinin edimini tam olarak ifa etmesine bağlı olduğu, başka bir ifadeyle davalıların yüklenicinin halefi durumunda bulundukları açıktır.

Oysa yüklenicinin kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan borcunu yasalara ve sözleşmeye uygun şekilde gerçekleştirmediği gözetildiğinde; onun edimine bağlantılı olarak bağımsız bölümleri satın alanların edimlerinin korunmasına yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. Kaldı ki, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshedilmeyip ayakta durması eldeki davanın çözümüne hukuken mani bir sebep teşkil etmez.

Öyle ise; ayın isteme hakkı gerçekleşmeyen yüklenicinin halefi olan davalılar üzerindeki sicil kayıtlarının korunmasına da yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. Pek tabiidir ki, davalıların taşınmazları satın almaktan kaynaklanan ödedikleri bedel konusunda kendi bayileri olan yükleniciye yönelik hak aramaları da olanaklıdır.

Hal böyle olunca; davalılardan Mustafa A. dışındaki davalılar aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi yönde davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi; davalılardan Mustafa A. aleyhindeki davanın atiye terk edildiği gözetilerek, bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesisi yerine kesin hükmün hukuki neticelerini doğuracak şekilde ret kararı verilmiş olması da isabetsizdir.

SONUÇ: Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 15.6.2010 E.2010/3851 – K.2010/7019

PicLensButton Y1HD 15.6.2010 E.2010/3851 – K.2010/7019