Etiket arşivi: Y8HD

Y8HD 21.1.2010 E.2009/4538 – K.2010/177


 Y8HD 21.1.2010 E.2009/4538 – K.2010/177

– Zilyetlikle İktisap (20 Yıllık Sürenin Hesabı – Yol – Bilirkişilerin Niteliği)

– Olağanüstü Zamanaşımı Yoluyla Taşınmaz Kazanımı (20 Yıllık Sürenin Hesabı – Yol – Bilirkişilerin Niteliği)

– Yol (Zilyetlikle İktisap)

– Bilirkişilerin Niteliği Ve Çelişik Beyanların Giderilmesi (Zilyetlikle İktisap)

– Tespit Dışı Bırakılma (Zilyetlikle İktisap) –

HUMK.265 – TMK.713/1-4 – 3402 Sa.Ka.14

1. Tespit dışı bırakılma işleminin kesinleştiği tarihten sonraki kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanılması halinde, kural olarak taşınmaz üzerinde zilyetliğin kurulduğu tarihten itibaren kazanma süresi ve koşullarının başlatılması ve diğer şartların varlığı halinde davanın kabul edilebilmesi için tespit dışı bırakılma tarihinden dava tarihine dek en az 20 yıl geçmiş olması gerekir.
Kural bu olmakla beraber Daire uygulaması gereğince, tespit dışı bırakılma tarihinden itibaren makul süre içerisinde açılan davalarda, tespit dışı bırakılma tarihinden önceki zilyetliğin kazanma bakımından nazara alınacağı kabul edilmiştir.

2. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yollar kural olarak olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilemezler. Davacı, nizalı taşınmaz bölümünün yol olmadığını, adına tespit edilen taşınmazla birlikte tasarrufunda bulunduğunu açıklayarak tescil isteğinde bulunmuştur.

3. Mahkemece yapılacak iş, yöntemine uygun şekilde belirlenecek yerel bilirkişi ve davacı tanıklarının yapılacak keşfe çağrılarak, uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümünün yol olup olmadığı; yol olmadığının belirlenmesi halinde nizalı taşınmaz üzerinde zilyetliğin kim tarafından ve ne şekilde sürdürüldüğünün sorulup belirlenmesi;

Beyanlar arasında çelişki olduğu takdirde HUMK.`un 265. maddesine göre giderilmeye çalışılması; uyuşmazlığın niteliğine göre TMK.`nun 713/4. maddesinde belirtilen ilanların yapılması ve üç aylık sürenin beklenilmesi;

3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince davacı adına senetsizden tespit edilen taşınmaz bulunup bulunmadığının Tapu Sicil, Kadastro ve Adliye Yazı İşleri Müdürlüklerinden sorularak belirlenmesi;

Ondan sonra toplanan tüm deliller ve dosya kapsamı gözönünde tutularak bir karar verilmesi gerekir.

DAVA ve KARAR:

M. H. ile Hazine ve Çavuşlu Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Sorgun Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 15.4.2009 gün ve 477/195 sayılı hükmün Yargıtay`ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı vekili, kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle paftasında yol olarak gösterilen taşınmaz bölümünün vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, teknik bilirkişinin 17.3.2009 tarihli rapor ve krokisinde A harfi ile gösterilen 224,64 m2 taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesi üzerine;

Hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kadastro çalışmaları sırasında paftasında yol olarak gösterilen taşınmazın TMK.`nun 713/1. ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince tescil isteğine ilişkindir.
Tespit dışı bırakılma işleminin kesinleştiği tarihten sonraki kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanılması halinde, kural olarak taşınmaz üzerinde zilyetliğin kurulduğu tarihten itibaren kazanma süresi ve koşullarının başlatılması ve diğer şartların varlığı halinde davanın kabul edilebilmesi için tespit dışı bırakılma tarihinden dava tarihine tek en az 20 yıl geçmiş olması gerekir.
Kural bu olmakla beraber Daire uygulaması gereğince, tespit dışı bırakılma tarihinden itibaren makul süre içerisinde açılan davalarda, tespit dışı bırakılma tarihinden önceki zilyetliğin kazanma bakımından nazara alınacağı kabul edilmiştir.

Dava konusu taşınmaz bölümü, davacı adına tespit edildiği dosyada bulunan tapu kayıt örneğinden anlaşılan 104 ada 209 parselin bitişiğinde yer almakta olup, tespitler 2.12.2005 tarihinde yapılmış; davacının aynı neden ve taleple komşu parsel malikine yönelttiği davanın Sorgun Kadastro Mahkemesinin 2006/14 Esas – 96 Karar sayılı hükmü ile husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin akabinde eldeki dava açılmıştır.

Daire uygulamasına göre davanın makul sayılabilecek süre içerisinde açıldığının kabulü gerekir.
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yollar kural olarak olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilemezler. Davacı, nizalı taşınmaz bölümünün yol olmadığını, adına tespit edilen taşınmazla birlikte tasarrufunda bulunduğunu açıklayarak tescil isteğinde bulunmuştur. Dava konusu taşınmazın yol olmadığının yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından bildirilmesi üzerine davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemeye hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.

Öncelikle davacının tanık listesinde yer alan D.Ş.`nın yerel bilirkişi olarak beyanının hükme esas alınması doğru değildir.

Bundan ayrı yine yerel bilirkişi C.Ü., yukarıda esas ve karar numarası yazılı Sorgun Kadastro Mahkemesinde mahallinde yapılan keşifte, nizalı taşınmazın yol vasfı ile komşu parsel malikleri tarafından kullanıldığını bildirdiği halde, temyiz incelemesine konu dosyada yapılan keşifte nizalı taşınmazın hiç yol olarak kullanılmadığını ifade etmiş; beyanları arasındaki çelişki giderilmemiştir.

Mahkemece yapılacak iş, yöntemine uygun şekilde belirlenecek yerel bilirkişi ve davacı tanıklarının yapılacak keşfe çağrılarak, uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümünün yol olup olmadığı, yol olmadığının belirlenmesi halinde nizalı taşınmaz üzerinde zilyetliğin kim tarafından ve ne şekilde sürdürüldüğünün sorulup belirlenmesi; beyanlar arasında çelişki olduğu takdirde HUMK.`un 265. maddesine göre giderilmeye çalışılması, uyuşmazlığın niteliğine göre TMK.`nun 713/4. maddesinde belirtilen ilanların yapılması ve üç aylık sürenin beklenilmesi, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince davacı adına senetsizden tespit edilen taşınmaz bulunup bulunmadığının Tapu Sicil, Kadastro ve Adliye Yazı İşleri Müdürlüklerinden sorularak belirlenmesi, ondan sonra toplanan tüm deliller ve dosya kapsamı gözönünde tutularak bir karar verilmesi gerekir. Eksik inceleme ile hüküm verilemez.

Kabule göre de; tescil davalarında Hazine ve ilgili kamu tüzel kişiliği yasal hasım konumunda olduklarından, davanın kabulü halinde dahi yargılama giderleri, harç ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulmaları mümkün olmadığı halde, harç ve yargılama giderlerinin davalılardan tahsiline karar verilmesi ile vekalet ücreti yüklenmesi de doğru olmamıştır.

SONUÇ: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile usul ve yasa hükümlerine aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.8.H.D. 21.1.2010 E.2009/4538 – K.2010/177   

PicLensButton Y8HD 21.1.2010 E.2009/4538 – K.2010/177

Y8HD 26.1.2010 E.2009/5695 – K.2010/267


 Y8HD 26.1.2010 E.2009/5695 – K.2010/267

– Zilyetlikle İktisap (Tapunun Hukuki Kıymetini Kaybetmesi)

– Tapunun Hukuki Kıymetini Kaybetmesi (Zilyetlikle İktisap)

– Malikin Ölümü (Zilyetlikle İktisap)

– Tapulu Yerin Zilyetlikle İktisabı (Malikin Ölümü) –

TMK.713/2

Dava konusu 673 parsel dört kişi adına paylı mülkiyet hükümleri uyarınca tapuda kayıtlı olup, tapu kayıt maliklerinden Süleyman ve İdris halen sağ durumda bulunduğuna göre; bu kişilerin paylarına ilişkin tapu kaydının TMK.`nun 713/2. maddesi karşısında hukuki değerini yitirdiğinden söz edilemez.
Bu nedenle davalılar Süleyman ve İdris`e ait paylara yönelik olarak açılan davanın reddine karar verilmesi doğrudur.

Ne var ki; dosya arasında bulunan veraset belgelerine göre diger kayıt maliklerinden Emine 1951, Muttalip ise 1974 yılında ölmüştür.

Dava konusu taşınmazın davacıların miras bırakanı Kerim tarafından 1971 yılından ölüm tarihi olan 1993 yılına kadar, Kerim`in ölümünden sonra mirasçıları olan davacılar tarafından dava tarihine kadar davasız, aralıksız malik sıfatıyla en az 30 yıl süre ile ve tarla niteliği ile tasarruf edildiği, yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından ifade edildiğine, kültür arazisi niteliğinde olduğu ziraatçi uzman bilirkişi tarafından gerekçeli olarak açıklandığına göre;
Muttalip ve Emine`ye ait paylara yönelik davanın kabulüne karar vermek gerekirken reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.

DAVA ve KARAR:

Kerim mirasçıları; Hanım ve müşterekleri ile Süleyman ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Antalya 8. Asliye Hukuk Hakimliği`nden verilen 18.2.2009 gün ve 374/40 sayılı hükmün,

Yargıtay`ca incelenmesi davacılar vekili ve davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacılar vekili, davalılar Süleyman, İdris ile onların ve diğer davalıların miras bırakanları olan Muttalip ve Emine adına tapuda kayıtlı bulunan 673 parselin sınırında yer alan 669 parselle birlikte 1971 yılından dava tarihine kadar 20 yıldan daha fazla süre ile vekil edenlerinin miras bırakanı Kerim ve vekil edenleri tarafından koşullarına uygun şekilde tasarruf edildiğini ileri sürerek 673 parsel sayılı taşınmaza ait tapu kaydının iptali ile Kerim mirasçıları olan vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili ise; dava konusu taşınmazın tapuda kayıtlı bulunduğunu, tapulu yerlerin zilyetlik yolu ile edinilemeyeceğini, kaldı ki koşullarına uygun bir zilyetliğinde bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece TMK.`nun 713/2. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmediği görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili ve katılma yolu ile de davalılar vekili tarafından davanın reddine karar verilmesi doğru ise de gerekçesinin isabetsiz olduğu ileri sürülerek temyiz edilmiştir.

Dosya arasında bulunan kayıt ve belgelere göre; uyuşmazlık konusu 673 parselin 31.7.1956 tarihinde yapılan tapulama çalışmaları sırasında Muttalip, Emine, Süleyman ve İdris adlarına paylı mülkiyet hükümleri uyarınca tespit edildiği ve bu tespitin 15.11.1956 tarihinde kesinleşmesi ile de eldeki davaya konu olan sicilin oluştuğu anlaşılmaktadır.

Davacılar vekili tapulu taşınmaz üzerinizde 1971 yılında başlayan ve dava tarihine kadar sürdürülen zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.

Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, Kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşullan oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir.
Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK.`nun 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir.
Anılan maddede “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.

Dava konusu 673 parsel yukarıda da açıklandığı üzere dört kişi adına paylı mülkiyet hükümleri uyarınca tapuda kayıtlı olup, tapu kayıt maliklerinden Süleyman ve İdris halen sağ durumda bulunduğuna göre; bu kişilerin paylarına ilişkin tapu kaydının TMK.`nun 713/2. maddesi karşısında hukuki değerini yitirdiğinden söz edilemez. Bu nedenle davalılar Süleyman ve İdris`e ait paylara yönelik olarak açılan davanın reddine karar verilmesi doğru olduğundan davalılar vekilinin tüm, davacılar vekilinin ise bu yöne ilişen temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
Ne var ki; dosya arasında bulunan veraset belgelerine göre kayıt maliklerinden Emine 1951, Muttalip ise 1974 yılında ölmüştür.

Dava konusu taşınmazın davacıların miras bırakanı Kerim tarafından 1971 yılından ölüm tarihi olan 1993 yılına kadar Kerim`in ölümünden sonra mirasçıları olan davacılar tarafından dava tarihine kadar davasız, aralıksız malik sıfatıyla en az 30 yıl süre ile ve tarla niteliği ile tasarruf edildiği, yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından ifade edildiğine, kültür arazisi niteliğinde olduğu ziraatçi uzman bilirkişi tarafından gerekçeli olarak açıklandığına göre Muttalip ve Emine`ye ait paylara yönelik davanın kabulüne karar vermek gerekirken reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen Yerel Mahkeme hükmünün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.8.H.D. 26.1.2010 E.2009/5695 – K.2010/267

PicLensButton Y8HD 26.1.2010 E.2009/5695 – K.2010/267

Y8HD 30.3.2010 E.2009/6961 – K.2010/1449


 Y8HD 30.3.2010 E.2009/6961 – K.2010/1449

– Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesinde Malların Geri Alınması

– Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesinde Üstün Yarar Sahibi Eş

– Üstün Yarar (Mal Rejiminin Tasfiyesi – Kanuni Şuf`A Hakkı)

– Mal Rejiminin Tasfiyesi (Üstün Yararlı Eş – Fedakarlığın Denkleştirilmesi)

– Fedakarlığın Denkleştirilmesi (Mal Rejiminin Tasfiyesi – Üstün Yararlı Eş) –

HUMK.13,94,416,417,423 – TMK.226/2,235/1,248,699,716

Dava, üstün bir yararı bulunduğu hukuki sebebine dayalı olarak 4721 sayılı TMK.`nun 226/2. fıkrası gereğince açılan paylı mülkiyete konu bir maldaki payın bedeli karşılığında iptal ve tescili isteğine ilişkindir.
Davacı Emel diş hekimi olup, dava konusu yapılan ve paylı olarak taraflar adına kayıtlı bulunan meskende diş hekimliği faaliyetini sürdürmekte ve bu iş için muayenehane olarak kullanmaktadır. Kural olarak; üstün yararın davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Davacı diş hekimi olduğuna ve bunu muayenehane olarak kullandığı anlaşıldığına göre üstün hakkının varlığının kabulü gerekir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü doğrudur.
Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi aşamasında ve eşler arasındaki her türlü paylı mülkiyet ilişkilerinde TMK.`nun 226/2. fıkrası uygulama alanı bulabilmektedir. Madde metninde sadece istekte bulunan eşin payın değerinin ödenmesi öngörülmüş ise de, paylı mülkiyette bulunan ve payını devredecek olan tarafın uğramış olduğu bütün zararların karşılanması gerekeceğinin de kabulü gerekir. Bu nedenle sözü edilen madde uygulanırken “fedakarlığın (özverinin) denkleştirilmesi” kuralı çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle bir ödeme yapılması öngörülmüştür. Görevli Mahkeme Aile Mahkemesidir. Taşınmazlar bakımından Yetkili Mahkeme ise, taşınmazların bulunduğu Yer Mahkemesidir.
Hakim kanuni olguların gerçekleştiğini belirledikten ve hüküm tarihine yakın bir tarihte devredilecek payın değerini de saptadıktan sonra; davacı tarafından değeri belirlenen paylı mülkiyete tabi pay bedelinin, payın iktisabı (edinilmesi) sonrasında payı devredecek kişiye ödenmek üzere üstün hak sahibi eş (davacı) tarafından depo edilmesi konusunda davacı tarafa süre ve imkan tanınmalı, belirlenen bedelin depo edildiğine ilişkin makbuz dosyaya sunulduktan sonra kararını vermelidir.

DAVA ve KARAR:

Emel ile Özgür aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Kartal İkinci Aile Mahkemesi`nden verilen 2.6.2009 gün ve 502/557 sayılı hükmün, Yargıtay`ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili taraflarından istenilmiştir. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı Emel vekili dava dilekçesinde; 2841 ada 66 sayılı parsel üzerinde kurulu binada 7 nolu bağımsız bölümde davalı Özgür adına kayıtlı 1/2 payın TMK.`nun 226. maddesi gereğince vekil edeninin üstün yararı bulunması ne¬deniyle iptali ile vekil edeni adına bedeli karşılığında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili 30.3.2006 tarihli cevap dilekçesiyle, sunduğu diğer di¬lekçelerde ve yaptığı beyanlarda kısaca; TMK.`nun 226. maddesinin edinilmiş mallar için öngörülen bir madde olduğunu, mal ayrılığı rejimine tabi bir mal için üstün yarar olduğu gerekçesiyle TMK.`nun 226. maddesinin uygula¬namayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, “…2841 ada 66 parselde, 100/1000 arsa paylı 7 nolu meskenin davalı adına olan 1/2 payına isabet eden 80.000.- TL. tutarındaki bedelin TMK.`nun 226/2. maddesi gereğince davacı tarafça dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıya ait D… Bank K… Şubesinde bulunan 3822389 nolu hesaba yatırılmasına, 80.000.- TL. tutarındaki bedelin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacı tarafça davalıya ait hesaba yatırıldığı tarihte tapuda davalı adına olan 1/2 payın iptaliyle bu payın davacı adına tesciline…” karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından esastan, davalı vekili tarafından ise yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.

Dava, üstün bir yararı bulunduğu hukuki sebebine dayalı olarak 4721 sayılı TMK.`nun 226/2. fıkrası gereğince açılan paylı mülkiyete konu bir maldaki payın bedeli karşılığında iptal ve tescili isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.

Davacı tarafın da¬yandığı TMK.`nun 226/2. fıkrasında, “tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararla¬nabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir ” de¬nilmektedir. Maddenin bu fıkrasıyla eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan bir malın belli koşullar altında paylaşım yapılmadan eşlerden birine verilmesi öngörülmüştür. Buna göre daha üstün bir yarar sahibi olduğunu kanıtlayan ve diğer eşin payını ödeyen eş, paylaşımı önleyebilecek, paylı mülkün kendisine verilmesini sağlayabilecektir.

TMK.`nun 226/2. fıkrası, hem mülkiyet hakkına getiren bir yasal sınırlama ve hem de, paylı mülkiyetin sona erme yollarından birisini öngörmektedir. Bu hükme dayanan eş; yasadan doğan bir hakkını kullanmaktadır. Bu hükmün emredici nitelikte olmadığı doktrinde hakim görüş tarafından ifade edilmektedir.

Anılan maddede tanımlanan hakkın hukuki niteliği doktrinde oldukça tartışmalı olmakla beraber “kurucu yenilik doğuran hak niteliğindeki bir yasal önalım hakkı” (kanuni şuf`a hakkı) olduğu söy¬lenebilir.
Davacı Emel diş hekimi olup, dava konusu yapılan ve paylı olarak taraflar adına kayıtlı bulunan meskende diş hekimliği faaliyetini sürdürmekte ve bu iş için muayenehane olarak kullanmaktadır. Kural olarak; üstün yararın davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Davacı diş hekimi olduğuna ve bunu muayenehane olarak kullandığı anlaşıldığına göre üstün hakkının varlığının kabulü gerekir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü de doğrudur.

Eşler arasındaki mal rejimi 4721 sayılı TMK.`nun öngördüğü biçimde hangi nedenle olursa olsun son bulduğunda, mal rejiminin tasfiyesine gidilir.

Amaç, ilkönce eşlerin mal varlıklarını birbirinden ayırmaktır.

TMK.`nun 226/2. fıkrasının öngördüğü çözüm biçimi konusunda eşler anlaşamadıkları takdirde diğer eşin üstün yararı bulunduğu hukuki sebebine dayanarak bu tür davaları açma hakkına sahiptir. Üstün hukuki yararın kanıtlanamaması halinde ise, bu takdirde eşlerin başvuracağı yöntem TMK.`nun 699. maddesinde öngörülen paylaşma biçimi olacaktır.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi aşamasında ve eşler arasındaki her türlü paylı mülkiyet ilişkilerinde TMK.`nun 226/2. fıkrası uygulama alanı bulabilmektedir. Madde metninde sadece istekte bulunan eşin payın değerinin ödenmesi öngörülmüş ise de, paylı mülkiyette bulunan ve payını devredecek olan tarafın uğramış olduğu bütün zararların karşılanması gerekeceğinin de kabulü gerekir. Bu nedenle sözü edilen madde uygulanırken “fedakarlığın (özverinin) denkleştirilmesi” kuralı çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle bir ödeme yapılması öngörülmüştür. Biçimsel olarak bu tür davalar kanuni şufa hakkıyla ilgili davalara ben¬zemektedir. Görevli Mahkeme Aile Mahkemesidir. Taşınmazlar bakımından yetkili mahkeme ise, taşınmazların bulunduğu yer mahkemesidir (HUMK.m.13).

Mahkemece, bilirkişilerin 15.10.2006 günlü raporunda belirtilen 140.000.- TL.`lik değer ile bilirkişilerin 20.2.2009 tarihli raporunda açıklanan “çalıştırılan yerin dişçi muayenehanesi olması nedeniyle ve ticari bir ayrıcalık gözetilerek belirlenen 20.000.- TL. ek değerin” toplamı olan 160.000.- TL.`nın 1/2`si üzerinden 80.000.- TL. gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, tespit tarihi bakımından 140.000.- TL.`lık değerin doğru olmadığı görülmektedir. Paylı mülkiyetteki payın iptal ve tescili için TMK.`nun 226. maddesinde değer tespiti açısından herhangi bir tarih ve zaman öngörülmemiştir.

TMK.`nun paylaşmalı mal ayrılığı rejimi için düzenleme yaptığı 248. maddesinde; “paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler yanında, (eşine payının ödeme günündeki karşılığını) vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir” hükmüne yer verilmiştir. Edinilmiş mallar için öngörülen aynı Kanun`un 235/1. fıkrasında ise, “…edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.” denil¬miştir.

248. madde ödeme günündeki karşılığını, 235. madde ise, tasfiye anındaki değerini öngörmüştür.

O halde bütünlük sağlamak açısından TMK.`nun 226/2. fıkrasında ön¬görülen paylı mülkiyetteki payı için, “tasfiye anındaki ve ödeme günündeki” kavramlar da gözetilerek, bu tarihin karar tarihine yakın bir tarih olarak kabul edilmesi uygun olacaktır.

Böyle bir durumda payını devredecek tarafın da hukuki yararı ve maddi yönden zarara uğratılması önlenmiş ya da en azından doğabilecek zararın asgaride tutulması sağlanmış olacaktır.

Dava tarihi 16.3.2006 olup, karar tarihinin ise, 2.6.2009 olduğu anlaşılmıştır. Karar tarihine en yakın bilirkişi raporu, 21.1.2009 tarihlidir.

Bu tarihte yapılan keşifte değer tespit edilmiştir. Bilirkişiler İnşaat Mühendisi S. Sami, diş hekimi Mehmet ve emlakçı Mustafa tarafından dosyaya sunulan 21.1.2009 günlü ortak raporlarında, keşif tarihi itibariyle taşınmazın değerini 170.000.- TL. olarak belirlemişlerdir.

Karar tarihi ile keşif tarihi birbirine çok yakın olup, aralarındaki süre farkı 4 ay 11 gündür. Oldukça kısa bir süre olup, karar tarihine yakın ve makul bir süre olduğunun kabulü mümkündür. Karar tarihine yakın olarak tespit edilen 170.000.- TL.`nın 1/2`si 85.000.- TL. olup, açıklanan ilkeler uyarınca davalının payı için bu bedelin ödenmesi gerekir.

Mahkemece az yukarıda açıklandığı üzere iki değerin toplamı olan 160.000.- TL. üzerinden 1/2 paya isabet eden 80.000.- TL. hüküm altına alınmıştır.

Görüldüğü gibi bu miktar bedeli ödeyecek olan davacının lehinedir. Davalı tarafından da bedelin azlığına yönelik bir temyizi söz konusu olmadığından hükmü bu yönde temyiz eden davacının sıfatına ve aleyhe bozma yasağı kuralına göre bu husus, bu nedenle bozma sebebi yapılmamıştır. Bilirkişilerin dişçi muayenehanesi olarak ticari bir ayrıcalık tanınması gerektiği görüşüyle belirlenen 20.000.- TL.`lık ek değer ise TMK.`nun sistematiğine ve somut olayda dayanılan 226/2. fıkrasına uygun düşmemektedir. Bu nedenle kabul edilebilir nitelikte değildir. Yapılan açıklama karşısında davacının bir kaybı da söz konusu değildir. Davalı tarafın başka bir zararının olduğu veya doğduğu da kanıtlanamamıştır.

Somut olgular içerisinde çözümlenmesi gereken bir sorun da dev¬redilecek payın bedelinin ne şekilde ödeneceği konusunun açıklığa kavuş¬turulmasıdır.

Mahkemece, koşullu olarak bedelin ödenmesi ile iptal ve tescile karar verilmiştir.

Her şeyden önce bu biçimde kurulan hüküm usul ve kanuna aykırıdır.

Hukuki nitelik itibariyle ve doktrinde de ağırlıklı olarak kabul ediliş biçimine göre bu dava türü, bir yasal onalım hakkı (kanuni şuf`a hakkı) davasına benzetilmektedir. Nitelendirme böyle olunca paranın ödenmesinin de yasal önalım davalarında öngörülen yönteme göre yapılması gerekmektedir.

Şu halde hakim kanuni olguların gerçekleştiğini belirledikten ve hüküm ta¬rihine yakın bir tarihte devredilecek payın değerini de saptadıktan sonra davacı tarafından değeri belirlenen paylı mülkiyete tabi pay bedelinin, payın iktisabı (edinilmesi) sonrasında payı devredecek kişiye ödenmek üzere üstün hak sahibi eş (davacı) tarafından depo edilmesi konusunda mahkemece da¬vacı tarafa süre ve imkan tanınması, 80.000.- TL.`nın depo edildiğine ilişkin makbuz dosyaya sunulduktan sonra kararın verilmesi düşünülmelidir.

Mah¬kemenin bu kararı nitelik itibariyle eşler arasındaki devir borcu doğuran bir borç sözleşmesi niteliğindedir. TMK.`nun 226/2. maddesine dayalı olarak açılan dava, TMK.`nun 716. maddesi anlamında bir “mülkiyetin tanınması (mülkiyetin hükmen geçirilmesi) davası” niteliğinde olmaktadır. Erişilen bu sonuç karşı¬sında, her halde faize hükmedilmemelidir.

Davalı vekilinin yargılama giderleri ile vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava nitelik itibariyle kanuni şuf`a hakkına benzer bir dava türü olduğu kabul edildiğinden HUMK.`nun 416., 417. ve 423. maddeleri gereğince davalı taraf yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile sorumlu tu¬tulmaktadır.

Üstün yararı olduğunu kanıtlayan eşe, pay sahibi eşin payını devretmeye yanaşmaması durumunda TMK.`nun 216/2. maddesi gereğince üstün yarar sahibi eş dava açmak zorunda kalacaktır. Böylece pay sahibi davalının dava açılmasına sebebiyet verdiğinin kabulü söz konusu olmaktadır. Bu durum karşısında HUMK.`nun 94/2. fıkrasına göre, davalı tarafın yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması için maddede öngörülen iki koşulun birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Davalı taraf “hem dava açılmasına sebebiyet vermemiş olacak, hem de ilk yargılama oturumunda davayı kabul etmiş olacaktır.”

Somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi`nin 6. maddesinde öngörülen koşullar da gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerle davalı vekilinin yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunmadığından REDDİNE, davacı vekilinin temyiz itirazları ise yerinde bulunduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.8.H.D. 30.3.2010 E.2009/6961 – K.2010/1449

PicLensButton Y8HD 30.3.2010 E.2009/6961 – K.2010/1449

Y8HD 25.1.2010 E.2009/3513 – K.2010/238


 Y8HD 25.1.2010 E.2009/3513 – K.2010/238

– Edinilmiş Mallara Katılma Alacağı
– Banka Kredisi İle Alınan Taşınmaz (Edinilmiş Mallara Katılma Alacağı)
– Boşanma Davasının Açıldığı Tarih (Edinilmiş Mallara Katılma Alacağı)
– Taşınmazın Karar Tarihine En Yakın Belirlenen Değeri (Edinilmiş Mallara Katılma Alacağı) –

TMK.218,232,235/1,241

Dava, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde alınan taşınmazla ilgili mal rejiminin tasfiyesi gereği tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde katılma alacağı isteğine ilişkindir.
1. Katılma alacağı sebebiyle aynı isteme imkanı bulunmadığı ancak alacak talep edilebileceği dikkate alınarak tapu iptali ve tescil isteğinin kabulünün mümkün olmadığına ilişkin mahkeme gerekçesi yerindedir.
2. Banka kredisi ile edinilen taşınmaza ilişkin davada:
Davalının çektiği kredinin çekildiği tarihten itibaren, ödendiği tarihe kadar tüm ödemeleri gösteren belgeleri getirtilmeli, taşınmazın alındığı 4.4.2003 tarihi ile taraflar arasında boşanma davasının açıldığı 18.2.2004 tarihi arasındaki ödemeleri edinilmiş mal, 18.2.2004 tarihinden sonraki ödemeleri ise davalının kişisel malı olarak değerlendirmeli, taşınmazın karar tarihine en yakın belirlenen değeri dikkate alınarak,
Davacının katılma alacağı, uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan taraf, yargıç ve Yargıtay denetimine elverişli, bilimsel esaslara dayalı rapor alınarak belirlemeli, tarafların kazanılmış hakları da gözetilmelidir.

DAVA ve KARAR:

M. Ö. ile E. S. aralarındaki katılma alacağı davasının kabulüne dair Mersin 2. Aile Mahkemesi`nden verilen 9.1.2009 gün ve 806/2 sayılı hükmün Yargıtay`ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı M. Ö. vekili tarafından davalı E. S. aleyhine açılan davanın kabulüne, tarafların evlilik birliği içinde edinilmiş mal olarak davalı adına kayıtlı olan 117 ada 1 parsel üzerindeki A blok 25 nolu bağımsız bölümün katılma alacağı olarak 50.000.- TL.`nin boşanma tarihi olan 18.12.2006 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin hakkının saklı tutulmasına karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 26.2.1998 tarihinde evlenmişler, 18.2.2004 tarihinde davacı tarafından açılan dava sonunda boşanmışlar ve boşanma kararı 18.12.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Taraflar arasında 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, 1.1.2002 tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejiminin (TMK.m.218-241) geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu 25 nolu bağımsız bölüm 4.4.2003 tarihinde davalı adına edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde alınmıştır.

Dava, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde alınan taşınmazla ilgili mal rejiminin tasfiyesi gereği tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Katılma alacağı sebebiyle ayın isteme imkanı bulunmadığı ancak alacak talep edilebileceği dikkate alınarak tapu iptali ve tescil isteğinin kabulünün mümkün olmadığına ilişkin mahkeme gerekçesi yerindedir.

Katılma alacağına gelince; dosya kapsamı ve toplanan delillere, davalının evin alımında kullanıldığını iddia ettiği kredinin 27.3.2003 tarihinde evin alım tarihinden kısa süre önce çekilmiş olması karşısında davalı tarafından çekilen kredinin dava konusu 25 nolu bağımsız bölümün alımında kullanıldığının kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davalının çektiği kredinin çekildiği tarihten itibaren ödendiği tarihe kadar tüm ödemeleri gösteren belgeleri getirtmek, taşınmazın alındığı 4.4.2003 tarihi ile taraflar arasında boşanma davasının açıldığı 18.2.2004 tarihi arasındaki ödemeleri edinilmiş mal, 18.2.2004 tarihinden sonraki ödemeleri ise davalının kişisel malı olarak değerlendirmek, taşınmazın karar tarihine en yakın belirlenen değeri dikkate alınarak davacının katılma alacağını uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan taraf, yargıç ve Yargıtay denetimine elverişli, bilimsel esaslara dayalı rapor alınarak belirlemek, tarafların kazanılmış haklarını da gözetmek olmalıdır.

Mahkemece davalının çektiği kredi dikkate alınmaksızın bağımsız bölümün tamamının edinilmiş mal olarak kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.

Kabule göre de; katılma alacağı hesabında tasfiye tarihi boşanma veya mal rejiminin sona erdiği tarih olmayıp, tasfiye veya değer artış payına yönelik açılmış bulunan davanın karar tarihidir. (TMK.`nun 232, 235/1. m.) Mahkemece katılma alacağına boşanma tarihi olan 18.12.2006 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi de doğru değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.8.H.D. 25.1.2010 E.2009/3513 – K.2010/238  

PicLensButton Y8HD 25.1.2010 E.2009/3513 – K.2010/238

Y8HD 1.6.2010 E.2010/1695 K.2010/2923


 Y8HD 1.6.2010 E.2010/1695 K.2010/2923

– Ölüm Sebebiyle Sona Eren Mal Rejimlerinde Sağ Eşin Hakları
– Edinilmiş Mallara Katılma (Zamanaşımı – Mülkiyet Talebi)
– Katılma Payı Alacağı (Ölüm Sebebiyle Sona Eren Mal Rejiminde Zamanaşımı – Mülkiyet Talebi)
– Mal Rejiminin Ölüm Sebebiyle Sona Ermesi (Katılma Alacağı Davasında Zamanaşımı – Mülkiyet Talebi)
– Zamanaşımı (Ölüm Sebebiyle Sona Eren Mal Rejiminde)
– Aile Konutu (Sağ Kalan Eşin Mülkiyet Hakkı Talebi)
– Eşin Miras Hakkı Karşılığında Mülkiyet Hakkı Talebi (Mal Rejimleri Mukayesesi)
– Miras Hakkı Karşılığında Eşin Mülkiyet Hakkı Talebi (Mal Rejimleri Mukayesesi)

TMK.5,6,178,218,222/son-222/1,225/1,231,236/1,240/1-3, 255,279,652 – BK.125

Dava, (ölüm sebebiyle sona eren evlilik nedeniyle) TMK.`nın 218, 231 ve 236/1. maddeleri gereğince edinilmiş mallara katılma rejimi nedeniyle doğan edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında aynı Kanun`un 240/3. fıkrası gereğince murise ait 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölüme ilişkin 1/2 pay için mülkiyet hakkının tanınması ve bakiye edinilmiş mallara katılma alacağının tahsili isteğine ilişkindir.
1. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.
2. Ölüm sebebiyle sona eren evliliklerde, edinilmiş mallara katılma alacağına yönelik davalara, Borçlar Kanunun 125 inci maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.
3. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.
Maddenin metninden de anlaşıldığı gibi haklı sebeplerin varlığının olup olmadığı mahkemece araştırılıp belirlenmesi gerekmektedir. Mal rejimi ölümle son bulduğundan sağ kalan eşe bu yönde yükletilebilecek bir kusur da söz konusu olamaz.
4. TMK.`nun 652. maddesine göre, sağ kalan eşin aile konutu üzerinde, her halûkârda, miras hakkı karşılığında mülkiyet hakkının tanınmasını talep etme hakkı vardır.

DAVA ve KARAR:

Emine ile Ufuk aralarındaki katılma alacağı davasının reddine, ayni hak tanınmasına ilişkin istek bakımından ise mahkemenin görevsizliğine dair (Ankara İkinci Aile Mahkemesi)`nden verilen 23.12.2009 gün ve 1396/1602 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay`ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı Emine vekili, vekil edeninin eşi Ö. Haluk`un 29.9.2008 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak davacı eşi ile annesi Cavidan ve kardeşi Ufuk`u mirasçı bıraktığını, muris Ö. Haluk`un ölümünden sonra annesi Cavidan`ın da öldüğünü, muris Ö. Haluk adına kayıtlı bulunan 27527 ada 2 parselde 52/2974 arsa paylı 39 nolu bağımsız bölüm ile 06 … 3815 plakalı 2006 model Volksvvagen Polo marka araç (değeri 18.000.- TL.) ve F… Bank M… Şubesi 15234559 nolu hesaptaki 35.254 Amerikan Doları üzerinde vekil edeninin 1/2`şer oranında edinilmiş mallara katılma alacağı hakkının bulunduğunu, hepsinin toplam değerinin 130.000.- TL. olduğunu, 1/2`ye isabet eden miktar 65.000.- TL. olup, bu edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında (60.000.- TL.) TMK.`nın 240. maddesi gereğince 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölümün murise ait 1/2 payının mülkiyet hakkının vekil edenine tanınmasını, 65.000.- TL. edinilmiş mallara katılma alacağından 1/2 mülkiyete ilişkin payın bedeli düşürüldükten sonra kalan bakiye 5.000.- TL. edinilmiş mallara katılma alacağının 29.9.2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Ufuk vekili, 3.11.2009 günlü cevap dilekçesinde; murisin ölüm tarihinin 29.9.2008 olduğunu, davanın 14.10.2009 tarihinde açıldığını, talepler için bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, özgüleme taleplerini incelemekle görevli mahkemenin Sulh Mahkemeleri olduğunu, TMK.`nun 240/1. fıkrasında mülkiyet hakkından söz edilmediğini, ancak, sağ kalan eş; şartları varsa intifa ya da oturma hakkının tanınmasını isteyebileceğini, mülkiyet hakkının devrinin yasaya aykırı olduğunu, takas ve mahsubun söz konusu olamayacağını belirterek davanın zamanaşımı ve görevsizlik nedenleriyle, aksi takdirde yasal dayanağı olmayan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece: Katılma payı alacağına ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine; 27527 ada 2 nolu parselde kayıtlı 39 nolu bağımsız konutun murise ait 1/2 payı üzerinde mülkiyet hakkı tanınması ve özgülenmesine dair istek bakımından mahkemenin görevsizliğine; davanın ayrılarak görevli Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi`ne gönderilmesine; karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK.`nın 218, 231 ve 236/1. maddeleri gereğince edinilmiş mallara katılma rejimi nedeniyle doğan edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında aynı Kanun`un 240/3. fıkrası gereğince murise ait 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölüme ilişkin 1/2 pay için mülkiyet hakkının tanınması ve bakiye edinilmiş mallara katılma alacağının tahsili isteğine ilişkindir.
Mahkemece; TMK.`nın 178. maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma alacağının bir yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle reddine,
39 nolu bağımsız bölümde murise ait 1/2 pay üzerinde mülkiyet hakkının tanınması ve davacıya özgülenmesi isteği, TMK.`nın 652. maddesi kapsamında kalan aile konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesine yönelik olup, Sulh Hukuk Mahkemesinin görevi kapsamında kaldığı gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş ise de;

Mahkemenin bu gerekçelerine katılma olanağı bulunmamaktadır.
Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir (TMK. m. 222/son). Herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (TMK. m. 6, 222/1).
Dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosuna göre, taraflar 12.11.1988 tarihinde evlenmişler ve muris Ö. Haluk`un 29.9.2008 tarihinde ölümü ile TMK.`nın 225/1. maddesi gereğince eşler arasındaki mal rejimi sona ermiştir.
27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölüm, 4.4.2005 tarihli dilekçede sözü edilen Polo marka araç ise 14.4.2005 tarihinde edinilmiştir. Bankada bulunan paranın da edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Davacı vekili, edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında 39 nolu bağımsız bölümde murise ait 1/2 pay üzerinde mülkiyet hakkının tanınmasını ve kalan edinilmiş mallara katılma alacağının tahsilini istemiştir.
TMK.`nın 178. maddesinde “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” denilmektedir.
Görüldüğü gibi, madde metninde ölüm sebebiyle mal rejiminin sona ermesinden söz edilmemektedir. TMK.`nun 225/1. fıkrasında; “mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ereceğini” öngörmüştür. TMK.`nın 178. maddesinde ölümden söz edilmediğine göre, TMK.`nun 5. maddesi yoluyla somut olayda BK.’nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinin kabulü gerekir. Yani mal rejiminin ölüm sebebiyle sona ermesinde 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi bu nedenle yerinde bulunmamaktadır.
Öte yandan, davacı vekili dava dilekçesinde, açıkça edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında 39 nolu bağımsız bölümde murise ait 1/2 pay bakımından mülkiyet hakkının tanınmasını istediği halde mahkemece, TMK.`nın 652. maddesi gözetilerek görevsizlik kararı vermesi doğru değildir.
TMK.`nın aile konutu ve ev eşyası başlığını taşıyan 240/1. fıkrasında, “sağ kalan eş eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde “… kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir…” aynı maddenin 3. fıkrasında ise, “…haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir” denilmektedir.
Maddenin metninden de anlaşıldığı gibi haklı sebeplerin varlığının olup olmadığı mahkemece araştırılıp belirlenmesi gerekmektedir. Mal rejimi ölümle son bulduğundan sağ kalan eşe bu yönde yükletilebilecek bir kusur da söz konusu olamaz.
Uygulama açısından TMK.`nun 240 ile aynı Kanun`un 652. maddesi arasında ortak bir yön bulunduğu ve ortak bir konuyu düzenledikleri görülmekle birlikte, aralarında bazı farklar da bulunmaktadır.
TMK.`nın 240. maddesine göre: Mal rejimi ölüm nedeniyle sona erdiğinde, sağ kalan eşin bu rejimden kaynaklanan ayni hakkını düzenlemektedir. Yani edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında mülkiyet hakkının tanınmasını öngörmektedir.
TMK.`nın 652. maddesinde ise: Eşler arasındaki mal rejimi ne olursa olsun, sağ kalan eşin, tereke malları arasında yer alan konut veya konut eşyası üzerinde mirastan kaynaklanan ayni hakkını düzenlemektedir.

TMK.`nın 240. maddesi gereğince sağ kalan eşin, konut ve ev eşyası üzerinde ayni hak isteğinde bulunabilmesi için bazı koşulların varlığı aranmaktadır. Örneğin, eşler arasında katılma rejiminin bulunması, katılma rejiminin ölüm nedeniyle son bulması, sağ kalan eşin olması, sağ kalan eşin katılma alacağının doğması ve sağ kalan eşin ayni hak talep etmesi gibi koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir.

TMK.`nın 652. maddesi gereğince, sağ kalan eşin konut ve konut eşyası üzerinde ayni hak istemesinin koşulları ise, şu şekilde açıklanabilir, ölüm olması, sağ kalan eşin varlığı ve mirasçı olması, tereke malları arasında eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya konut eşyasının bulunması ve sağ kalan eşin konut veya konut eşyasında ayni hak talep etmesi gibi koşullar öngörülmektedir.
Görüldüğü gibi, TMK.`nın 240 ve 652. maddeleri görünürde ortak yönleri bulunduğu halde uygulama alanları ve aranan koşullar açıklandığı gibi farklıdır.

Katılma alacağı yok ise, mülkiyet hakkının tanınması TMK.`nın 240. maddesi gereğince istenemez.

TMK.`nun 652. maddesine dayanan ölüm halinde ise, mal rejimi türü ne olursa olsun, konut ve konut eşyası üzerinde sağ kalan eşin ayni hakkı tanınmıştır. TMK.`nun 240. maddesinde yer alan benzer hüküm TMK.`nun 255 (paylaşmalı mal ayrılığı rejimi) ve 279. (mal ortaklığı rejimi) maddelerinde öngörülen mal rejimlerinde de yer almıştır.

Diğer bir deyişle, sağ kalan eşin TMK.`nun 240. maddesi gereğince mülkiyet hakkını talep edebilmesi için bu rejimin tasfiyesi sonucunda ölen eşten alacaklı olması koşuluna bağlıdır. Aksi halde bu hakkı talep etmeyecektir. TMK.`nun 652. maddesinde, az önce değinildiği gibi böyle bir koşul söz konusu değildir. Miras hakkı karşılığında mülkiyet hakkının tanınması istenilmektedir.

Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında TMK.`nın 240. maddesi çerçevesinde iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak edinilmiş mallara katılma alacağının olup olmadığının belirlenmesi, bunun sonucu olarak mülkiyet hakkının tanınıp tanınmaması konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı ve görevsizlik nedeniyle istekler yönünden davanın reddine karar verilmesi açıklanan nedenlerle usul ve kanuna aykırıdır. Öte yandan dava, doğru görevli ve yetkili mahkemede açılmıştır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan, kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.8.H.D. 1.6.2010 E.2010/1695 K.2010/2923

PicLensButton Y8HD 1.6.2010 E.2010/1695 K.2010/2923

Y8HD 29.3.2010 E.2010/948 K.2010/1424


 Y8HD 29.3.2010 E.2010/948 K.2010/1424

– Katkı Alacağı (Zamanaşımı- Evlilik Birliği İçinde Alınan Taşınmaz)
– Boşanma Davası
– Zamanaşımı (Katkı Payına Talebi) –

818 Sa.Ka.125 – 4721 Sa.Ka.5,178 – 4722 Sa.Ka.1,10

4721 sayılı TMK.’nun yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihinden sonra evlilik birliği içinde edinilen mallarla ilgili açılan değer atış payı ve katılma alacağına ilişkin talepler bakımından TMK.’nun 178. maddesinde yazılı 1 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması doğru ise de,
1.1.2002 tarihinden önce 743 sayılı TKM.’nin yürürlükte olduğu dönemde evlilik birliği içinde edinilen mallarla ilgili eşlerden birinin açtığı katkı payı alacağına ilişkin davalarda 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanma Şekli Hakkında Kanunun 1 ve10. maddeleri de dikkate alındığında 1 yıllık zamanaşımı süresi uygulanamaz.

Eldeki dava, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen iki parça taşınmazla ilgili katkı payı alacağına ilişkindir. Borçlar Kanunu 125. maddesindeki “bu konuda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir” hükmündeki (her dava) sözcüklerini “bütün alacaklar” tarzında anlamak gerekir. Türk Medeni Kanununun genel nitelikli hükümler kenar başlığını taşıyan 5. maddesi uyarınca Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin bölümleri uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerinde uygulanır. Açıklanan nedenle davanın niteliği itibarıyla olayda 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.

DAVA ve KARAR:

A.O. ile H.G.E. aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair Ankara 10. Aile Mahkemesinden verilen 18.1.2010 gün ve 15153/31 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı A.O. vekili, evlilik birliği içinde edinilerek davalı kadın adına kaydedilen Ankara Çankaya’daki iki ev nedeniyle davalı aleyhine açtığı katkı payı alacağı davasında, mahkemece talep ettiği miktarla sınırlı olarak lehine hükmün kurulduğunu, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğunu açıklayarak daha önce açılıp kabul edilen miktar dışında kalan 231.137.- TL. katkı payı alacağının 29.11.2004 tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, dava tarihinden itibaren 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini, önceki asıl dava kesinleşmeden ek davanın açılamayacağını, faizin ise ancak dava tarihinden itibaren uygulanabileceğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, mal rejiminden kaynaklanan davaların bir yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerektiği, bir yıllık sürenin taraflar arasındaki evliliğin sona erdiği 27.5.2005 tarihinde başladığı, bu davanın ise bir yıllık sürenin geçmesinden sonra 9.11.2009 tarihinde açıldığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi üzerine, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar, 15.11.1990 tarihinde evlenmiş, 8.11.2004 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün kesinleşmesi üzerine 27.7.2005 tarihinde boşanmışlardır.
Dava konusu 2687 ada 15 parseldeki 5 numaralı daire 23.8.1996, 26568 ada 3 parseldeki 4 numaralı dubleks ev ise 30.12.1999 tarihinde satın alınarak davalı kadın adına tapuya tescil edilmiştir. Her iki taşınmaz da taraflar arasında mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde edinilmiştir.

Evlilik birliği içerisinde davacı tarafından satın alınıp davalı adına tescil edilen her iki taşınmaz için açılan katkı payı alacağına ilişkin önceki davada Ankara 10. Aile Mahkemesinin 2006/431 Esas – 2008/1013 sayılı Kararıyla Çankaya İlçesi Ayrancı Mahallesi 2687 Ada, 15 Parsel üzerinde bulunan 5 nolu bağımsız bölümde davacının katkı payının 100.935.- TL., Çankaya İlçesi 26568 Ada, 3 Parsel üzerinde bulunan 4 no’lu bağımsız bölümde de 170.202.- TL. olarak hesaplandığı, her bir taşınmaz için istenilen 20.000.-’er TL. katkı payı alacağının kabul edildiği, bu kararın davalı tarafça temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2009/286 Esas 2009/Alacağının kabul edildiği, bu kararın davalı tarafça temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2009/2861 Esas – 2009/4607 Karar sayılı ilamı ile onandığı, davalı tarafın bu defa saklı tuttuğu fazlaya dair haklarını 5 no’lu bağımsız bölüm için 80.925.- TL., 4 no’lu bağımsız bölüm için de 150.202.- TL. olmak üzere toplam 231.137.- TL. olarak katkı payı alacağı kapsamında istediği anlaşılmaktadır. Ne sebepten doğmuş olursa olsun “her türlü alacak” kural olarak zamanaşımına tabi olup mal rejimine yönelik katkı payı alacağı için de belirli bir süre sessiz kalınırsa bu hareketsizlik o alacağın artık dava edilmesine engel oluşturur. Başka bir anlatımla zamanaşımı söz konusu olur.

4721 sayılı TMK.’nun yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihinden sonra evlilik birliği içinde edinilen mallarla ilgili açılan değer atış payı ve katılma alacağına ilişkin talepler bakımından TMK.’nun 178. maddesinde yazılı 1 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması doğru ise de, 1.1.2002 tarihinden önce 743 sayılı TKM.’nin yürürlükte olduğu dönemde evlilik birliği içinde edinilen mallarla ilgili eşlerden birinin açtığı katkı payı alacağına ilişkin davalarda 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanma Şekli Hakkında Kanunun 1 ve 10. maddeleri de dikkate alındığında 1 yıllık zamanaşımı süresi uygulanamaz.
Eldeki dava, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen iki parça taşınmazla ilgili katkı payı alacağına ilişkindir.

Borçlar Kanunu 125. maddesindeki “bu konuda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir” hükmündeki (her dava) sözcüklerini “bütün alacaklar” tarzında anlamak gerekir. Türk Medeni Kanununun genel nitelikli hükümler kenar başlığını taşıyan 5. maddesi uyarınca Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin bölümleri uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerinde uygulanır.
Açıklanan nedenle davanın niteliği itibarıyla olayda 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Mahkemece boşanma kararının kesinleştiği tarihten eldeki davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği dikkate alınarak işin esasıyla ilgili deliller toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bir yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.8.H.D. 29.3.2010 E.2010/948 K.2010/1424

PicLensButton Y8HD 29.3.2010 E.2010/948 K.2010/1424

Y8HD 22.4.2010 E.2009/5620 – K.2010/1246


 Y8HD 22.4.2010 E.2009/5620 – K.2010/1246

– ZİLYETLİKLE İKTİSAP (Yargılama Giderleri ve Avukatlık Ücreti)

– OLAĞANÜSTÜ ZAMANAŞIMI (Yargılama Giderleri ve Avukatlık Ücreti)

– KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI (Yargılama Giderleri ve Avukatlık Ücreti)

– KANUNİ HASIM (Yargılama Giderleri ve Avukatlık Ücreti)

– KAYIT MALİKİNİN GAİP VEYA 20 YIL ÖNCE ÖLMÜŞ OLMASI –

TMK.713

Yasal hasım durumunda bulunan Hazine ve diğer kamu tüzel kişilere ve gerekse iptal ve tescil isteği nedeniyle davada taraf durumunu almış bulunan kayıt malikinin mirasçıları davalılar; harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar.

DAVA ve KARAR:

Bekir Balcı ile Mehmet Vedat Kalaycıoğlu ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Malatya 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 2.6.2009 gün ve 94230 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan Nilgün Kalaycıoğlu ve müşterekleri vekili ile diğer bir kısım davalılar tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı Bekir Balcı vekili tarafından davalılar Mehmet Vedat Kalaycıoğlu ve müşterekleri aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının reddine ilişkin hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 26.11.2009 tarihli ilamı ile davanın kabulü gerektiği gerekçesi ile bozma sevk edilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davacının davasının kabulüne, Dilek Köyü 879 parselde 18384 hisse maliki Süleyman kızı Ayşe Kalaycıoğlu, 64384 hisse maliki Hacı Bayramoğlu Azmi Kalaycıoğlu ve 18384 hisse maliki Hüseyin oğlu Recep Üçkardeşler adına tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, bir kısım davalılar vekili Avukat Erdoğan Gökbulut ile Avukat Faik Demez tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ: Dosya muhtevasına dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına mahkemece bozma gereklerine uygun biçimde hüküm verildiğine göre bir kısım davalılar vekillerinin aşağıda yazılı bulunan husus dışında yerinde olmayan diğer temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün esasının ONANMASINA,

Ancak; dava TMK.nun 713/2. maddesine dayanan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. TMK.nun 713/2. maddesindeki yollama nedeni ile bu tür davaların aynı maddenin diğer fıkralarında yazılı koşullara tabi olması gerektiği sonucuna ulaşılır. Aynı maddenin 3. fıkrasındaki “tescil davası” sözcüğünün 1. ve 2. fıkraya göre açılacak davaların amaçladığının kabulü gerekir. (Yargıtay HGK.’nun 17.2.2010 tarih 2010/8-58 E. – 2010/78 K. M. R. Karahan – İ. Özmen Zilyetlik – Tescil – Tapu İptali) gerek yasal hasım durumunda bulunan Hazine ve diğer kamu tüzel kişilere ve gerekse iptal ve tescil isteği nedeniyle davada taraf durumunu almış bulunan kayıt malikinin mirasçıları davalılar; harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece bu husus gözden kaçırılarak gerçek kişi davalılar aleyhine harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti yükletilmiş olması doğru değildir. Bu durum karşısında eksik harcın davacıdan alınmasına tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

Bir kısım davalılar vekili Avukat Erdoğan Gökbulut ve Avukat Faik Demez’in temyizin itirazları bu bakımdan yerinde bulunduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün harç ve yargılama gideri ve avukatlık ücretine ilişkin bölümünün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.8.H.D. 22.4.2010 E.2009/5620 – K.2010/1246

PicLensButton Y8HD 22.4.2010 E.2009/5620 – K.2010/1246