Etiket arşivi: YAPILMASI

AYNI İLAMDAN DOĞAN ALACAKLAR İÇİN AYRI İCRA TAKİBİ YAPILMASI

“T.C.                                                  

YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2014/5221
KARAR NO. 2015/5534
KARAR TARİHİ. 9.3.2015

6100/m.297,323,326

> İCRA EMRİNİN İPTALİ İSTEMİ—- ALACAKLININ İKİ AYRI TAKİP BAŞLATMASI—-HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMAS—-DÜRÜSTLÜK KURALINA AYKIRILIK

ÖZET : Kötüniyetli olmasa da alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılarak sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Bu durum hukuk düzeni tarafından korunamaz. Hakim yukarıda belirtilen yasa maddeleri gereğince yasadaki boşluğu objektif iyi niyet kuralları içinde doldurmak zorundadır. İlam bir bütün olmasına rağmen yasal ve geçerli bir neden olmaksızın alacaklının 2 ayrı takip başlatmak suretiyle yasalarda belirtilen dürüstlük kuralına uymadığı, borçlunun zarara uğramasına neden olduğu anlaşılmıştır. Alacaklının bu davranışı hukuk düzeni tarafından korunamayacağı için mahkeme tarafından borçlunun bu yöndeki şikayetinin kabulü yerine reddi isabetli olmamıştır.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire’ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Borçlu vekili, müvekkili aleyhine ilama dayalı olarak başlatılan takibe karşı İcra Mahkemesi’ne yaptığı başvurusunda; alacaklı vekili tarafından aynı ilama dayanılarak lehe hükmedilen asıl alacak ve vekalet ücretinin ayrı ayrı takiplere konu edildiğini, bunun hakkın kötüye kullanılması anlamına geldiğini ileri sürerek icra emrinin iptalini istemiştir.
Mahkemece, aynı ilamda hüküm altına alınan alacak kalemleri için tek ve aynı dosya ile ilamlı icra takibinde bulunulmasını zorunlu kılan türden yasal düzenlemenin mevcut olmadığı, borçlunun yalnızca takip dosyalarının birleştirilmesini talep edebileceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nun Hükmün Kapsamı başlıklı 297. maddesinde; hükmün sonuç kısmında yargılama giderleri konusunda, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargılama Giderlerinin Kapsamı başlıklı 323. maddesinin ( ğ ) bendinde vekille takip edilen davalarda vekalet ücretini yargılama giderleri içinde saymıştır. Yargılama Giderlerinden Sorumluluk başlıklı 326. maddesinin 1. fıkrasında yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği belirtilmiştir. Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde ilam taraflara yüklenen borçlar, tanınan haklar, yargılama giderleri olmak üzere bir bütündür. Vekille temsil edilen davalarda hüküm altına alınan avukatlık ücreti de yargılama giderleri kapsamındadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu’nun Dürüst Davranma ve Doğru Söyleme Yükümlülüğü başlıklı 29. maddesinde “Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler.” Dürüstlük Kuralına Aykırılık Sebebiyle Yargılama Giderlerinden Sorumluluk başlıklı 327. maddesinin 1. fıkrasında “Gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebilir.” denilmiştir.
4721 sayılı TMK’nun Hukukun Uygulanması ve Kaynakları başlıklı 1. maddesinde “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” Dürüst Davranma başlıklı 2. maddesinde “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Hakimin Takdir Yetkisi Başlıklı 4. maddesinde “Kanun’un takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri gözönünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.” Hukukun Uygulanması başlıklı 33. maddesinde ise; “Hakim, Türk hukukunu resen uygular.” denilmiştir.
2709 sayılı 1982 Anayasası’nın Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 61. maddesini sadeleştiren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri başlıklı 77. maddesinde “ Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.” denilmiştir.

Somut olayda, alacaklı vekili tarafından borçlu hakkında Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/1245 Esas ve 2013/77 Karar sayılı ilamına dayanılarak asıl alacak ve işlemiş faiz açısından Alanya 3. İcra Müdürlüğü’ nün 2013/3366 sayılı dosyası ile; vekalet ücreti ve yargılama gideri açısından Alanya 3. İcra Müdürlüğü’nün 2013/3362 sayılı dosyası ile iki ayrı takip başlatıldığı ve her takip dosyasında takip vekalet ücreti talep edilmiş olduğu görülmüştür.
Mahkemece, aynı ilamda hüküm altına alınan alacak kalemleri için tek ve aynı dosya ile ilamlı icra takibinde bulunulmasını zorunlu kılan türden yasal düzenlemenin mevcut olmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Ancak, yasalarda bir ilamla hüküm altına alınan haklarla ilgili olarak ayrı ayrı takip yapılabileceğine ilişkin hiçbir düzenleme de mevcut değildir. Bu durumda TMK’nun 1, 2, 4. ve 33. maddelerinin, Anayasa’nın 36. maddesinin, Borçlar Kanunu’nun 61 ve Yeni Türk Borçlar Kanunu’nun 77. maddesinin, HMK’nun 29. maddesinin gözönüne alınarak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir.

Genel olarak icra hukukuna ilişkin itiraz ve şikayetlerde TMK’nun 2. maddesinin uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak, yukarıda belirtilen diğer yasa maddeleri gözönüne alındığında bu tip olaylarla sınırlı kalmak üzere objektif iyi niyet kurallarının gözardı edilmemesi gerekir.
Hakkın kötüye kullanılmasını; hukuken var olan bir hakkın sınırlarını aşarak ya da o hakkı gerekçe göstererek hukuka aykırı eylemler yapma durumu olarak veya bir hakkın yasaların tanıdığı yetkilerin sınırları içinde olmakla birlikte, amacından saptırarak kullanılması olarak da açıklayabiliriz. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Yani bir hak sahibi hakkını kullanırken ve borçlu borcunu öderken objektif iyi niyet kurallarına uymak, hak sahibi başkasına zarar vermek amacını taşımasa bile hareketi açıkça iyi niyet kurallarına aykırı ise ve başkasını zarara uğratıyorsa veya hak sahibine sağladığı yarar ile başkasına verdiği zarar arasında aşırı dengesizlik varsa bu durumu hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirebiliriz. Anayasa başta olmak üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hak sahibinin hakkını kullanırken objektif iyi niyet kuralları içinde hareket etmesini emretmiş aksi davranışın hukuk düzeni tarafından korunamayacağını belirtmiştir.

Kötü niyetli olmasa da alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılarak sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Bu durum hukuk düzeni tarafından korunamaz. Hakim yukarıda belirtilen yasa maddeleri gereğince yasadaki boşluğu objektif iyi niyet kuralları içinde doldurmak zorundadır. İlam bir bütün olmasına rağmen yasal ve geçerli bir neden olmaksızın alacaklının 2 ayrı takip başlatmak suretiyle yasalarda belirtilen dürüstlük kuralına uymadığı, borçlunun zarara uğramasına neden olduğu anlaşılmıştır.Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında alacaklının bu davranışı hukuk düzeni tarafından korunamayacağı için mahkeme tarafından borçlunun bu yöndeki şikayetinin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetli olmamıştır.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 09.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

 

(ictihatlar.net, 06.02.2017)

Paylaş

YARGITAY H G K E. 2015/18-1302 K. 2015/1344* HAKİMİN HUKUKİ SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI * ÖN İNCELEME DURUŞMASI YAPILMASI GEREKTİĞİ

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO. 2015/18-1302
KARAR NO. 2015/1344
KARAR TARİHİ. 15.5.2015
DAVA : Taraflar arasındaki hakimin hukuki sorumluluğu nedenine dayalı tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 18. Hukuk Dairesince;
(… Davacı G.. S.. 02.01.2012 günlü dava dilekçesinde Muğla ili Ula ilçesi Akyaka beldesinde bulunan 3254 parsel sayılı taşınmazda yapılmış olan binadaki projeye aykırılıkların giderilmesi için Ula Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/126 Esas sayılı dosyasında açtığı davanın 01.12.2010 günlü duruşmasında Hakim A.. K..'nın duruşma gününü 20.02.2011 tarihine ertelemesine rağmen, daha sonra bu tarihi değiştirerek duruşmanın 20.01.2011 tarihinde yokluğunda yapılarak davanın açılmamış sayılmasına karar verdiğini, yapılan bu hukuk dışı eylemden olumsuz etkilenip sağlığının bozulduğunu ve zarar gördüğünü belirterek 20.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın hüküm kesinleştikten sonra bir yıl içinde açılmadığını, 6100 sayılı HMK'nun 46. maddesindeki şartların bulunmadığını bu nedenle yersiz açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine, HMK'nun 49. maddesine göre davacının disiplin para cezasına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 48. maddesi gereğince ihbar olunan Hakim A. K. (104…) 22.03.2012 günlü dilekçesinde davacının iddialarının yerinde olmadığını 20.02.2011 tarihli duruşma gününün tatil gününe denk gelmesi nedeniyle bu durumun fark edilerek davacı ve davalının huzurunda duruşma gününün 20.01.2011 olarak düzeltildiğini bu davanın yersiz olup, rahatsız etme kastı ile açıldığını, HMK'nun 46. maddedeki şartların oluşmadığını bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesini, davaya davalı yanında katılmasını ve lehine 5.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
Dava, 6100 sayılı HMK'nun 46. maddesi gereğince hakimin hukuki sorumluluğu nedeniyle Hazine aleyhine açılan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davanın açılış tarihi itibariyle 6100 sayılı HMK'nun yürürlük tarihinden sonra olması nedeniyle bu yasa doğrultusunda ön tensip ve ön inceleme tutanağı düzenlenerek gerekli araştırma ve inceleme yapılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına göre Ula Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/126 Esas, 2011/37 Karar sayılı dosyasında davacısı G. S. davalıların ise C. vd. olan davada 3254 parselde yapılan binadaki projeye aykırılıkların giderilmesinin istendiği, taşınmazda kat mülkiyetinin kurulu olduğu ve asıl davanın kat mülkiyeti yasası hükümlerinin uygulanmasına ilişkin bulunduğu, bu dosyada davanın 21.10.2009 ve 16.09.2010 tarihlerinde iki kez HUMK'nun 409/1 maddesi uyarınca işlemden kaldırılıp davacı tarafından yenilendiği, 01.12.2010 gününde yapılan duruşmanın 20.02.2011 gününe bırakıldığı ancak bu tarihin 20.01.2011 olarak değiştirilip paraf edildiği, 20.01.2011 günü duruşmaya gelmeyen davacının davasını üçüncü kez takipsiz bırakması sonucu HUMK'nun 409/5 ve 6. Maddelerine göre DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA karar verildiği, bu kararın temyiz edilmemesi nedeniyle 19.04.2011 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 93/A maddesine göre bir yıllık yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Hakimlerin hukuki sorumluluk sebepleri HMK'nun 46. maddesinde tahdidi olarak sayılmış ve devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği hükmü düzenlenmiştir. Aynı maddenin 1/d bendinde; duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması hali de bu sebepler arasında sayılmıştır.
Somut olayda; Ula Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/126 Esas sayılı dava dosyasının yargılaması sırasında bırakılan duruşma gününün tatil gününe denk gelmesi nedeniyle aynı anda değiştirilip paraf edildiği, bu durumun maddi hataya dayalı olduğu ve tahrifat olarak düşünülemeyeceği, davacının açılmamış sayılmasına ilişkin kararı temyiz etme imkanı varken bu hakkını kullanmayıp kesinleşmesini sağladığı, yine davacının bu maddi hatadan dönülerek yeniden duruşma günü verilmesine ilişkin talebinin mahkemece 03.03.2011 günlü EK KARAR ile dosyadan el çekilmesi ve bu talebin ancak kararın temyiz edilmesi halinde inceleneceği gerekçesi ile reddedildiği, davacının duruşmadaki beyanından asıl konuya ilişkin yeniden dava açıldığı anlaşılmıştır.
Dairemizce asıl dava yönünden yeniden dava açılması mümkün olup, herhangi bir hak kaybı söz konusu olmadığı, duruşma günündeki değişikliğin maddi hataya dayalı olduğunun, davacının da kabulünde bulunduğu, bunun düzeltilmesi için temyiz yolu açık olmasına rağmen bu yolun kullanılmadığı, bu nedenlerle HMK'nun 46. maddesindeki koşulların oluşmadığı gerekçeleriyle Hazine aleyhine açılan manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir.
Davacının temyizi üzerine, Hukuk Genel Kurulu'nun 03.04.2013 gün 2012/18-1355 E., 2013/413 K. sayılı kararı ile ön inceleme yapılmadan tahkikat aşamasına geçilip karar verilmesi usul ekonomisi bakımından (HMK 30) eleştiri konusu yapılıp esastan incelenerek, dosyadaki tutanak ve kayıtlara, bilgi ve belgelere daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 18.Hukuk Dairesi'nin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA karar verilmiştir.
Davacının süresinde karar düzeltme talebi üzerine, HGK'nun 02.04.2014 tarih 2014/18-431 E., 2014/423 K. sayılı kararı ile; dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra öncelikle dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazların incelenmesi, bu konularda yine dosya üzerinden olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi, dosya üzerinden karar verilemeyen dava şartları ile ilk itirazlar hakkında karar vermek ve diğer ön inceleme işlemlerini yapmak üzere tarafların ön inceleme duruşmasına davet edilmesi, 6100 Sayılı HMK'nun 137. ve 140. maddelerine göre ön inceleme duruşmasında gerekli usul işlemleri yapıldıktan sonra tahkikat duruşmasına geçilmesi gerekirken, ön inceleme işlemlerinin dosya üzerinden yapılarak tahkikat duruşmasına geçilmesi ve esas hakkında karar verilmesi doğru bulunmayarak, karar düzeltme talebi kabul edilmiş, onama kararı kaldırılarak Dairemiz kararı bozulmuştur.
Dairemizce bozmaya uyularak, ön inceleme duruşması yapılmış, davacı ön inceleme duruşmasına katılmadığından 6100 Sayılı HMK'nın 150/1 maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. Davacının verilen karar üzerine yenileme harcını tamamlayarak ön inceleme duruşması yapıldıktan sonra tahkikat duruşmasına geçilerek; Ula Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2009/126 Esas sayılı dava dosyasının yargılaması sırasında duruşma gününün değiştirilmesinin maddi hataya dayalı olduğu, verilen bu kararın davacı tarafından temyiz edilmediği, davacının duruşmadaki beyanından asıl konuya ilişkin yeniden dava açıldığı ve davacının herhangi bir hak kaybı olmadığı anlaşılmıştır.
Bu sebeplerle, HMK'nun 46. maddesindeki koşulların oluşmadığı anlaşılmakla Hazine aleyhine açılan manevi tazminat davasının reddine, HMK'nun 49. maddesi uyarınca davanın esastan reddedilmiş olması nedeniyle davacının disiplin para cezasına mahkum edilmesine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM:
Gerekçesi yukarda açıklandığı üzere;
1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. maddesi uyarınca hakim A.. K..'nın hukuki sorumluluğu kapsamında Hazine aleyhine açılan tazminat davasının REDDİNE,
2-Hukuk Muhakemeleri Kanununun 49. maddesi uyarınca davacı G.. S..'nun takdiren 650,00 TL disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına,
3-Kendisini vekille temsil ettirmiş bulunan davalı Hazine yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
4-21,15 TL red harcının peşin harçtan mahsubu ile 275,85 TL bakiye harcın istek halinde davacıya iadesine…),
Dair oybirliği ile verilen 25/11/2014 gün ve 2014/1-1 sayılı karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek kararın süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı G. S. 02.01.2012 harç tarihli dava dilekçesiyle; “ Muğla ili Ula ilçesi Akyaka beldesinde bulunan 3254 parsel sayılı taşınmazda yapılmış olan binadaki projeye aykırılıkların giderilmesi için Ula Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/126 Esas sayılı dosyasında dava açtığını, davanın 01.12.2010 günlü celsesinde duruşma gününün 20.02.2011 tarihine ertelemesine rağmen, daha sonra bu tarihi değiştirerek duruşmanın 20.01.2011 tarihinde yokluğunda yapılarak davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, yapılan bu hukuk dışı eylemden olumsuz etkilenip sağlığının bozulduğunu ve zarar gördüğünü, bu durumun HMK 46/d maddesi aykırı olduğunu iddia ederek 20.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınmasına karar verilmesini” talep ve dava etmiştir.
Davalı Maliye Bakanlığı vekili 14.03.2012 tarihli cevap dilekçesinde; “ davanın hüküm kesinleştikten sonra bir yıl içinde açılmadığını, 2802 sayılı Yasa'nın 93/A maddesinde belirtilen şartın oluşmadığını, 6100 sayılı H.M.K.'nun 46. maddesindeki sorumluluk sebeplerinin bulunmadığını bu nedenle yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini” savunmuştur
İhbar edilen A. K. 22.03.2012 günlü cevap dilekçesinde : “…davacının iddialarının yerinde olmadığını 20.02.2011 tarihli duruşma gününün tatil gününe denk gelmesi nedeniyle bu durumun fark edilerek davacı ve davalının huzurunda duruşma gününün 20.01.2011 olarak düzeltildiğini bu davanın yersiz olup, rahatsız etme kastı ile açıldığını, H.M.K.'nun 46. maddedeki şartların oluşmadığını bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesini, davaya davalı yanında katılmasını ve lehine 5.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini…” savunmuştur.
Mahkemece yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine kararı verilmiştir.
Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.
SONUÇ : Davacının temyiz itirazlarının reddi ile 18. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 15.05.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

Tebligatın Vekile Yapılması Zorunluluğu

T.C YARGITAY
12.Hukuk Dairesi
Esas: 2013 / 27562
Karar: 2013 / 37619
Karar Tarihi: 27.11.2013

ÖZET: Olayda derdest boşanma davası nedeni ile alacaklı, borçlunun bir vekil ile kendini temsil ettirdiğini öğrenmiş olup tebligatın vekile yapılması için icra dosyasında borçlu vekiline ait vekaletnamenin bulunmaması sonuca etkili değildir. Kaldı ki vekaletnamenin icra dosyasına ibraz edilmemesi, tebligatın vekile yapılması hususundaki yasal zorunluluğun artık ortadan kalktığı şeklinde yorumlanamaz. O halde mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken icra dosyasına borçlu vekilinin vekaletnamesinin verilmediğinden bahisle sonuca gidilmesi ve şikayetin reddine yönelik hüküm tesisi isabetsizdir.(7201 S. K. m. 11) (1136 S. K. m. 41) (6100 S. K. m. 73, 74, 81, 82, 83)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Alacaklının genel haciz yolu ile başlattığı ilamsız icra takibine karşı, borçlu vekilinin ödeme emrinin vekil yerine asile tebliğ edildiğini ileri sürerek usulsüz tebligat şikayeti ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11, Avukatlık Kanunu’nun 41 ve HMK. nun 73, 81, 82, 83. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

Somut olayda, icra takibinin dayanağının İzmir 6. Aile Mahkemesi’nce boşanma davasının yargılaması sırasında davalı eş ve müşterek çocuklar yararına ara kararı ile tedbir niteliğinde hüküm altına alınan nafaka alacağı olduğu, 18.06.2013 tarihli söz konusu ara kararının borçlu (davalı) vekili Av…. ve alacaklı (davacı) vekili Av… huzuru ile verildiği ve bu hususun duruşma tutanağında belirtildiği görülmektedir.

HMK’nun 73. maddesinde, davaya vekaletin, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına ve hükmün yerine getirilmesine ilişkin yetkiyi kapsayacağının düzenlendiği, aynı Kanunun 74. maddesine göre vekile tebligat yapılabilmesi için vekalette özel yetki verilmesinin gerekmediği, borçlu vekilinin azil ve istifası da söz konusu olmadığına göre yukarıda belirtilen emredici nitelikteki tebligat ve usul hükümleri uyarınca tebligatın borçlu vekili Av. Berrin Aydın’a yapılması gerekmektedir. Bu durumda, derdest boşanma davası nedeni ile alacaklı, borçlunun bir vekil ile kendini temsil ettirdiğini öğrenmiş olup tebligatın vekile yapılması için icra dosyasında borçlu vekiline ait vekaletnamenin bulunmaması sonuca etkili değildir. Kaldı ki vekaletnamenin icra dosyasına ibraz edilmemesi, tebligatın vekile yapılması hususundaki yasal zorunluluğun artık ortadan kalktığı şeklinde yorumlanamaz.

O halde mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken icra dosyasına borçlu vekilinin vekaletnamesinin verilmediğinden bahisle sonuca gidilmesi ve şikayetin reddine yönelik yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.11.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay kararı: Tebligatın Vekile Yapılması Zorunluluğu .

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • ELEKTRİK KESME İHTARI 7201 TEBLİGAT KANUNUNA GÖRE YAPILMASI

EPDK Mevzuatı ve satış sözleşmeleri gereğince, müşteriye tahakkuk ettirilen fatura bedeli, faturada belirtilen son ödeme tarihine kadar ödenmediği taktirde, son ödeme tarihini izleyen beş iş günü (dahil) içerisinde müşteriye elektrik borcunun ödenmesi için bir kez daha bildirimde bulunulur. Fatura bedeli, bildirimi takip eden beş iş günü (dahil) içerisinde ödenmezse müşterinin elektriği kesilir. Müşterinin kullanım yeri adresine gönderilen fatura veya bildirim müşteriye tebliğ edilmiş sayılır.

Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği’ nin 50. maddesi :
“Madde 50 : a- Abonenin kullanım yerine bırakılan veya posta ile gönderilen faturanın veya bildirimin,üzerinde yazılı son ödeme tarihine kadar ödenmesi esastır.Ancak,bu fatura bedeli son ödeme tarihine kadar ödenmediği taktirde,20(yirmi)gün(dahil) içinde aboneye, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebligat yapılır. Bu tebligattan sonra fatura bedeli 10 (on) gün içinde ödenmediği taktirde Abonenin elektriği kesilir. Teşekkül veya şirket tarafından fiilen elektriği kesilmeyen aboneden açma, kapama bedeli talep edilmez.

b- Bütün bunlara rağmen o güne kadar borcunu zamanında aksatmadan ödediği anlaşılan abonenin Ödeme İhbarnamesi’nin eline geçmemiş olabileceği düşünülerek ödenmemiş faturaları varsa elektriği kesilmemiş ise, eski borca ait ihbarname bir sonraki dönemde düzenlenen fatura ile birlikte aboneye bildirilmesi şarttır. Eski borç gecikme cezası dahil yeni faturada belirtilen son ödeme tarihinde ve yeni borç ile birlikte ödenir. Bu süre içinde fatura bedeli ödenmediği taktirde (a) fıkrası hükmü uygulanır.”

Madde 24 – Zamanında ödenmeyen borçların tahsiline ilişkin hususlar; perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşmalar kapsamında düzenlenir.

Müşterinin perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşmalar kapsamında öngörülen ödemeleri zamanında yapmaması halinde dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından elektriği kesilebilir.

Perakende satış sözleşmesinde belirlenen gecikme faizi, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen gecikme zammını aşamaz.

Aynı kullanım yerine ait başka müşterilerin önceki dönemlere ilişkin tüketimlerinden kaynaklanan borçları, yeni müşterinin üstlenmesi talep edilemez.

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2002/13819
KARAR NO. 2003/2267
KARAR T. 4.3.2003

> İTİRAZIN İPTALİ– ELEKTRİK BEDELİ– İCRA İNKAR TAZMİNATI — İCRA İNKAR TAZMİNATININ YAPTIRIM ÖZELLİĞİ– KÖTÜNİYET — LİKİT ALACAK — BELGE

2004/m.67

ÖZET : Yönetmeliğin açık hükümlerine göre ödenmeyen ilk faturayı takip eden dönemdeki 2. faturanın son ödeme tarihine kadar işleyecek olan gecikme faizinden ve bu tarihe kadar ki elektrik bedellerinden davalı sorumludur. Son ödeme tarihinden sonraki gecikme faizinden ve fatura bedellerinden ise davalının sorumlu tutulamayacağı yönetmelik hükümleri gereğidir. Mahkemece bu yönetmelik hükümleri gözetilerek son ödeme tarihinden önceki gecikme faizi ve ana para birlikte hesaplattırılarak bu miktara yönelik itirazın iptaline, son ödeme tarihinden sonraki gecikme faizine yönelik itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerekir. Ayrıca ;

İİK. 67 maddesinin 2. fıkrası hükmünce icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının icra hakimliğine başvurmadan alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır.İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Borçlunun itirazının kötü niyetli olması ise yasal koşul değildir. Bunlardan başlıca alacağın likit ve belli olması da gerekir.Alacağın mutlaka bir belgeye bağlı olması da şart değildir.

Açıklanın yasal kurallar içinde takip konusu asıl alacağın kabul edilen kısmı üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü :

KARAR : Davacı, davalının 24.6.1993 tarihli abone sözleşmesi ile elektrik abonesi olduğunu, 25.6.1996 tarihinden 12.12.1998 tarihine kadar toplam 11 adet elektrik faturasının ödemediğinden bahisle fatura bedellerinin gecikme zammı ve KDV ile beraber ödetilmesi için yapılan icra takibine yöneltilen itirazın iptalini ve %40 inkar tazminatına hükmolunmasını talep etmiştir.

Davalı, abone sözleşmesini halen feshetmediğini ancak taşınmazı 21.9.1993 tarihinde 3. kişiye tapudan sattığını fiilen kullanan kişi olmadığından sorumlu tutulamayacağını ayrıca Elektrik tarifeleri yönetmeliği 50. maddesine göre 25.6.1996 tarihli ilk fatura ödenmediği halde davacının elektriği kesmeyerek iki yıl boyunca gecikme zammı işletilmesine sebep olduğunu gecikme zammından da sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, aboneliği halen devam eden davalının icra takibine konu tüm borçtan sorumlu olduğu gerekçesi ile itirazın iptaline, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacı, 24.6.1993 günlü abone sözleşmesine göre ödenmeyen 11 adet fatura bedelinin gecikme zammı ve KDV ile birlikte tahsiline yönelik takibe yöneltilen itirazın iptalini istemiş, davalı ise taşınmazı 21.9.1993 tarihinde 3. bir kişiye sattığını fiilen kullanıcı olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Elektrik Tarifeleri yöneltmeliğinin 50/a,b,c bentlerinde sırasıyla şu hükümler düzenlenmiştir.

:arrow: 50. madde ( a ) bendinde" abonenin kendisine bildirilen faturayı son ödeme tarihine kadar ödenmezse 20 gün içinde 7201 sayılı kanuna göre tebligat yapılır, tebliğden itibaren 10 gün içinde ödenmezse, abonenin elektriği kesilir. Fiilen elektriği kesilmeyen aboneden açma-kapama bedeli talep edilmez"

50. madde ( b ) bendinde "kendisine yapılan tebligatlara rağmen borcunu zamanında aksatmadan ödediği anlaşılan abonenin ödeme ihbarnamesinin eline geçmemiş olabileceği düşünülerek ödenmemiş faturaları varsa ve elektriğinde kesilmemiş ise eski borca ait ihbarname bir sonraki dönemde düzenlenen fatura ile birlikte aboneye bildirilmesi şarttır. Eski borç gecikme cezası dahil yeni faturada belirtilen son ödemede düzenlenen fatura ile birlikte aboneye bildirilmesi şarttır. Eski borç gecikme cezası dahil yeni faturada belirtilen son ödeme tarihinde ve yeni borç ile birlikte ödenir. Bu süre içinde fatura bedelleri ödenmediği takdirde ( a ) fıkrası hükümleri uygulanır.

50 madde ( c )bendine " Alacağın tahsili talebi ve elektrik kesilmesi bu işlemlerin yapılması teşekkül veya şirketin görevidir. İlk ihbarda belirtilen son ödeme tarihinde borç ödenmemiş ise bu tarihten itibaren gecikme faizi uygulanır. 2. ihbarda belirtilen son ödeme tarihinde borç ödenmemiş ise elektrik kesme işlemi yapılır. Her halükarda abonenin ödenmeyen faturaları takip eden 2. fatura dönemindeki son ödeme tarihinden sonra gecikme faizi alınmaz. Ancak gecikme faizi alınmamasına ilişkin hüküm mahkemeye intikal etmiş alacaklar ve resmi daireleri kapsamaz" hükümlerini getirmiştir. Yönetmeliğin bu açık hükümlerine göre ödenmeyen ilk faturayı takip eden dönemdeki 2. faturanın son ödeme tarihine kadar işleyecek olan gecikme faizinden ve bu tarihe kadar ki elektrik bedellerinden davalı sorumludur. Son ödeme tarihinden sonraki gecikme faizinden ve fatura bedellerinden ise davalının sorumlu tutulamayacağı yönetmelik hükümleri gereğidir. Mahkemece bu yönetmelik hükümleri gözetilerek son ödeme tarihinden önceki gecikme faizi ve ana para birlikte hesaplattırılarak bu miktara yönelik itirazın iptaline, son ödeme tarihinden sonraki gecikme faizine yönelik itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

3-İİK. 67 maddesinin 2. fıkrası hükmünce icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının icra hakimliğine başvurmadan alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Borçlunun itirazının kötü niyetli olması ise yasal koşul değildir. Bunlardan başlıca alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte yada bilmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Alacağın mutlaka bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanın yasal kurallar içinde takip konusu asıl alacağın kabul edilen kısmı üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan gerekçelerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan gerekçelerle kararın davalı lehine 3. bentte açıklanan gerekçelerle kararın davacı lehine BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 4.3.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
Y A R G I T A Y
19. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:1993/8464
KARAR NO:1994/9186
KARAR TARİHİ:10.10.1994

Y A R G I T A Y İ L A M I

ÖZET : Elektrik dağıtım müesseselerince, satış tarifesinin 12. maddesi
hükmünce düzenlenip tebliği gereken faturaların, muhatap tüketiciye, Tebligat
Kanununu hükümlerine uygun olarak tebliğ edildiklerini gösterir belge
bulunmadıkça, tüketici aleyhine sözleşme hükümleri uyarınca fatura
bedellerine gecikme zammı uygulanması olanaksızdır.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması
sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak
verilen hükmün süresi içinde davalı şirket vekilince temyiz edilmesi üzerine
dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

K A R A R

1-7201 Sayılı Tebligat Kanununun 45. ve Tebligat Nizannamesinin 68.
maddesi idari tebligatı tarif ve düzenlemiş olup, kazai ve mali tebligatın
dışında kalan tebligat, idari tebligattır. Yine nizannamenin 68/2.
maddesinde, idari tebligatta, maddenin içinde bulunduğu fasıl hükümleri ile
birinci babın bu fasıla muhalif olmayan hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş
olmakla, Tebligat Kanununun 1. maddesinde sayılan idarelerden olan davacı
idarece yapılacak tebligatların bu hükümlere uygun olması gerekir.
Elektrik dağıtım müesseselerince, satış tarifesinin 12. maddesi
hükmünce düzenlenip tebliği gereken faturaların, muhatap tüketiciye, Tebligat
Kanununu hükümlerine uygun olarak tebliğ edildiklerini gösterir belge
bulunmadıkça, tüketici aleyhine sözleşme hükümleri uyarınca fatura
bedellerine gecikme zammı uygulanması olanaksızdır.

2-Davalı duruşmada, tüketim ile ilgili borcunun ….A.Ş. tarafından ödendiğini savunmuştur. Konu ile ilgili olarak mahkemece yazılan teskereye,davacı kurumun verdiği cevapta, kısmen ödeme yapıldığı bildirilmiş, fakat yapılan ödeme miktarı hususunda bir açıklamada bulunulmamıştır. Dosyaya ibraz edilen, kurumun …….A.Ş.den tahsil ettiği makbuzların, davada konu edilen borç dönemine ait olup olmadığı hususu da araştırılmamıştır. Diğer taraftan, davalı hakkında …….A.Ş.nin açtığı rücu davası ile kurum aleyhine açılan davaların da bu davanın sonucuna etkili olup olmadığı yönü üzerinde de durulmamıştır. Mahkemenin, açıklanan bu hususları inceleyerek, ilgili abone
dosyasını da celbedip, gerektiğinde tahsil makbuzları üzerinde uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırması ve sonucuna uygun bir karar vermesi gerekmektedir.

SONUÇ:Yukarıda 2 bent halinde açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 10.10.1994 gününde
oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 12 Şub 2015, 08:05


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • MESKENİYET İDDİASININ HANGİ SÜREDE YAPILMASI GEREKTİĞİ

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/9800
KARAR: 2013/20258

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

1)Satış kararının iptali istemi hakkında mahkemece verilen karara yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

İcra mahkemesi kararlarından hangilerinin temyiz olunabileceği özel hükümlerle ve genel olarak da İİK.nun 363. maddesinde birer birer açıklanıp gösterilmiştir. Bunların dışında kalan mahkeme kararları kesindir. Yargıtay’ca incelenmesi istenen karar bu maddelerle tespit edilen kararlar arasına girmeyip kesin nitelikte bulunduğundan temyiz dilekçesinin (REDDİNE),

2)Meskeniyet şikayetine ilişkin mahkeme kararına yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Borçluların, takip dosyalarında haczedilen taşınmazın, İİK’nun 82/12. maddesi kapsamında haline münasip evleri olduğunu ileri sürerek haczin kaldırılması istemiyle şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurdukları, mahkemece şikayetin kabulüne karar verildiği görülmektedir.

İİK.nun 82/12. maddesinde yer alan haczedilmezlik şikayeti, İİK.nun 16/1.maddesi uyarınca (7) günlük süreye tabidir. Bu süre haczi öğrenme tarihinden başlar.

Somut olayda, borçluların meskeniyet şikayetinde bulundukları taşınmazın tapu kaydına takip dosyalarından haciz konulduktan sonra, borçluların 31.10.2008 tarihinde Ankara Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine verdikleri menfi tespit ve senet iptaline ilişkin dava dilekçesinde, oturdukları evin haczedildiğini ve hacizlerin yapıldığı şikayete konu takip dosyalarını bildirdikleri, bu suretle borçluların haczi öğrendikleri, meskeniyet şikayetinin ise bu tarihten itibaren (7) günlük yasal süre geçirildikten sonra 23.12.2009 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

O halde mahkemece şikayetin süre aşımından reddi gerekirken, işin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 11 Şub 2015, 01:06


Yargıtay Ceza Daireleri Kararları • CİNSEL TACİZ,TELEFON KAYITLARINDAN TESPİT YAPILMASI

T.C
YARGITAY
14. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2012/1413
KARAR NO:2012/6722
KARAR TARİHİ:13.06.2012

Arama kayıtlarının tespiti ile celp telefonunu gerçekte kullanan kişinin tespiti,

“…Sanığın soruşturma aşamasında eşinin adına kayıtlı olan ancak kendisinin kullanmakta olduğunu; kovuşturma aşamasında ise eşinin kullanmakta olduğunu belirttiği müştekinin telefonunun arandığı 0536 ….. ……. numaralı hattı Temmuz 2007 tarihinde kaybettiğini savunduğu, müştekinin ise 2007 Haziran ayından, telefon hattını kapattırdığı Aralık ayına kadar bu telefondan sanık tarafından aranarak taciz edildiğini beyan ettiği halde müştekinin rahatsız edildiği telefon hattına ilişkin arama-aranma kayıtları celp edilerek, bu numaranın kimin tarafından kullanıldığı araştırılıp, saptanmadan sanığın salt savunmasına itibar edilerek eksik soruşturma ile beraat karan verilmesi, Kanuna aykırı, …”

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 20 Ara 2014, 20:47


Yargıtay, bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün değildir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/4178 esas sayılı ve 2014/11148 karar sayılı, 11.06.2014 karar tarihli

Bankacılık işleminden kaynaklanan alacak istemi
Bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün değildir
Maaşın ancak dörtte birinini haczi hukuken mümkündür
2004k/82, 83. madde
1086k/84. madde
6100k/177. madde

ÖZETİ: Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine davacı tarafın temyizi üzerine karar Dairemizce davacı yararına bozulmuş, bozma sonrasında da davacı vekilince ıslah dilekçesiyle; toplam 14.779,00 TL”nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istenmiştir. Kural olarak, ıslahın 1086 Sayılı HUMK uyarınca yargılama bitinceye kadar yapılması, 6100 Sayılı HMK gereğince de tahkikatın sona ermesine kadar yapılması mümkün olup, Yargıtay’ın İçtihadı Birleştirme kararına göre bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün değildir. Buna göre, mahkemece dava dilekçesinde yer alan talep nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekirken davacı vekili tarafından bozma sonrası yargılama aşamasında yapılan ve davalı tarafça da muvafakat edilmeyen ıslah işlemine dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün temyiz eden davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 24/10/2013 tarih ve 2013/270-2013/457 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili katılma yolu ile davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Fatma Serap İmamgiller tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin maaşını davalı banka nezdindeki hesabından aldığını, aynı şubeden kullandığı tüketici kredisinin ödeme gecikmeleri nedeniyle maaşının tamamına ve fazla çalışma ücretine el konulduğunu, bankanın yasal yollara başvurmadan direk maaşın tamamına el koymasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu ileri sürerek, Şubat ve Mart ayına ait maaş ve sair ödemeleri olan 3.379,12 TL’nin temerrüt faiziyle birlikte iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiş; Dairemiz bozma ilamı sorasında verdiği ıslah dilekçesiyle dava değerini 14.779,00 TL ye yükseltmiştir.

Davalı vekili, davacının, imzaladığı tüketici kredi sözleşmesi ile bankanın hesapları üzerindeki rehin hakkını kabul ettiğini ve hesaplarına yatan paraları borcuna karşılık bankaya temlik ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacının kullanmış olduğu tüketici kredisinin ödenmeyen taksidinden sonra maaş hesabına bloke koyularak kesinti yapıldığı, davalı banka tarafından İİK’nın 82 ve 83 maddeleri gereğince maaşın ancak 1/4 ünün kesilebileceği, bu düzenlemenin aksine olan sözleşmenin 11. maddesinin geçerli olmadığı, dolayısı ile bankanın davacının maaşının tamamından kesinti yapmasının hukuken mümkün bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, toplam 8.280,50 TL kesintinin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının davalı vekilinin ise aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, bankacılık işleminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine davacı tarafın temyizi üzerine karar Dairemizce davacı yararına bozulmuş, bozma sonrasında da davacı vekilince ıslah dilekçesiyle; toplam 14.779,00 TL”nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istenmiştir. Kural olarak, ıslahın 1086 Sayılı HUMK’un 84′ncü maddesi uyarınca yargılama bitinceye kadar yapılması, 6100 Sayılı HMK’nın 177. maddesi gereğince de tahkikatın sona ermesine kadar yapılması mümkün olup, Yargıtay’ın 04/02/1948 tarihli 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme (Resmi Gazete’nin 17/06/1948 sayılı 6934) kararına göre bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün değildir. Buna göre, mahkemece dava dilekçesinde yer alan talep nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekirken davacı vekili tarafından bozma sonrası yargılama aşamasında yapılan ve davalı tarafça da muvafakat edilmeyen ıslah işlemine dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün temyiz eden davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının davalı vekilinin ise sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, temyiz harcı davacıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine,11/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Facebook şifresi ele geçirip, değiştirip hesap sahibi gibi yazışma yapılması 244/2 madde kapsamındadır

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, başkasına ait Facebook hesabına girerek, şifreyi değiştirip yazışma yapan sanığa yerel mahkemece verilen beraat kararını bozdu. Daire, sanığın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ‘bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişinin 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanmasını öngören 244/2. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğine hükmetti.

İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla sosyal paylaşım sitelerine olan ilgi de arttı. Hemen herkesin kullandığı sosyal paylaşım sitelerinde yaşanılan hukuksuzluklar ise yargıdan dönüyor. Konya’nın Seydişehir ilçesinde 2010 yılında gerçekleşen olayda, polise müracaat eden bir kişi, aile şirketine ait telefona bağlı internet hesabından girilerek, şifrenin değiştirildiği ve kendi adına yazışma yapıldığını söyledi.

Cumhuriyet savcısının hazırladığı iddianame sonrası, sanık hakkında Seydişehir Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘Bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma’ iddiasıyla dava açıldı. Mahkeme, sanık hakkında beraata hükmetti. Mağdur vatandaş, avukatı vasıtasıyla bu kez dosyayı Yargıtay’a temyize gönderdi. Dosyayı ele alan Yargıtay 8. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin beraat kararını bozdu. Yargıtay’ın bozma kararıyla dava, Seydişehir Asliye Ceza Mahkemesi’nde önümüzdeki günlerde yeniden görülecek.

“6 AYDAN 3 YILA KADAR HAPİS CEZASIYLA YARGILANMALI”

Bozma gerekçelerini açıklayan Yargıtay 8. Ceza Dairesi, sanığın; çalıştığı aile şirketine ait telefona bağlı internet hesabından, müştekiye ait elektronik posta hesabına girildiğine ilişkin Microsoft şirketinden gelen yazı yanıtları ve kolluk araştırmalarını inceledi. Daire kararında şu ifadelere yer verdi: “Müştekinin dilekçesinin ekinde ibraz ettiği fotoğraflara ve tüm dosya kapsamına göre; kendisine ait elektronik posta ve facebook hesaplarının şifresini ele geçirerek bu adreslere giren, facebook hesabında yazışmalar yapan ve şifreyi değiştirmek suretiyle anılan hesaplara erişimini engelleyen sanığın eylemi Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ilgili maddesine uymaktadır. Sanığın, TCK’nın ‘bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişinin 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanmasını öngören 244/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle beraat hükmü kurulması yasaya aykırıdır. Müşteki vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.”

YASA MADDESİ NE DİYOR

Bilişim suçlarını düzenleyen TCK’nın 244’üncü maddesinde ise şu ifadeler yer alıyor: “Madde 244-(1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.