Etiket arşivi: YARGITAYHukuk

YARGITAYHukuk Genel Kurulu E:2008/4-127 K:2008/130 *KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI * MANEVİ TAZMİNAT * YETKİLİ MAHKEME

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

E: 2008/4-127

K:2008/130

T:13.02.2008  

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yar-gılama sonunda; (Ankara Asliye Dokuzuncu Hukuk Mahkemesi)'nce yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine dair verilen 22.11.2006 gün ve 20CJ6/392-450 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzejrtne, Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi'nin 29.03.2007 gün ve 2007/3113-4145 sayılı ilamı ile; (…Dava, basın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğramasından doğan manevi tazminat istemine ilişkindir.

 

Davalı, süresi içinde verdiği cevap dilekçesi ile, yetki itirazında bulunmuş, mahkemece dava yetki yönünden reddedilmiştir.Dava konusu yayının yapıldığı "Ç… B… Gazetesi" B… il merkezinde yayınlanmakta olup, davalıların ikametgah adresleri de B… Hindedir. Davacı ise, Ankara ilinde ikamet etmektedir.

 

Davacı, davayı açtığı il sınırları içinde oturmaktadır. Dava konusu edilen yayının bölgesel olup Ankara iline ulaşmadığı kabul edilmiş olsa dahi, Medeni Kanun'un 3444 sayılı Yasa ile değişik 24/a-IV. (22.11.2001 tarihinde yürürlüğe güren 4721 sayılı Medeni Kanun'un 25/son) maddesinde ifade edildiği üzere, kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yerde de dava açabileceği hükme bağlanmıştır. Böylece anılan madde île HUMK'nın 9. maddesindeki genel kurala ve yine haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili bulunan aynı Yasa'nın 21. maddesine bir ayrıcalık getirilmiş bulunmaktadır.

 

Şu durumda, dava konusu olayda, kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddia edildiğinden zarar gören, davayı kendisinin veya davalının oturduğu yer mahkemesinde veya haksız eylemin meydana geldiği yer mahkemesinde açabilir. Bu seçeneklerden herhangi birini kullanmak, bu tür davalarda, davacıya tanınmış bir haktır.

 

Somut olayda davacı, bu seçimlik hakkını oturduğu yer mahkemesinde kullanmıştır. Bu hakkını kullanmanın yasal dayanağı da yukarıda belirtilmiştir.

 

Bu bakımdan işin esası incelenerek karar vermek gerekirken, yasa hükümlerine aykırı olarak yetkisizlik kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Temyiz Eden: Davacı vekili

 

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.

 

Davacı vekili, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ibraz ettiği dava dilekçesinde; davalılardan Mustafa'nın B… Ç… Gazetesi'nin 20.09.2006 tarihli nüshasında yayımlanan URTE ve Y. arasında geçen konuşma" başlıklı köşe yazısında, müvekkili ile Org. Y. arasında geçtiği iddia edilen gerçek dışı ve hayal mahsulü diyalogda Org. Y.'nin ağzından müvekkilinin kişilik haklarına tecavüz niteliğinde gerçek dışı ithamlara ve fevkalade ağır hakaretlere yer verdiğini; dava konusu yayında yer alan, Rockfeller'in başbakanı, savaş lordları'nın başbakanı, Siyonistlere güvenen korkak, yalaka ve ihanet içinde olduğu yönündeki tamamen gerçek dışı, hayal mahsulü ve hukuka aykırı isnat ve ithamlar ile müvekkilinin toplum önünde küçük düşürülmesine, kişilik haklarının ağır surette ihlal edilmesine sebebiyet verildiğini ileri sürerek, 10.000 YTL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılardan Mustafa süresinde ibraz ettiği cevap dilekçesinde; dava konusu yayının yer aldığı gazetenin B…'de yayımlanan yerel bir gazete olduğunu ve kendisinin de B… ilinde ikamet ettiğini savunarak, davanın Burdur Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde görülmesi gerektiğini cevaben bildirmiş; diğer davalı Y… Ç… Basın Medya Ajans İletişim Eğitim Dağıtım Hiz. Tic. Ltd. Şti. adına Mustafa S. ise, esasa ilişkin nedenlerle davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.Mahkemenin, "davalıların ikametgahlarının B… ilinde bulunduğu ve dava konusu yayının yapıldığı gazetenin B… il sınırları içerisinde yayımlandığı anlatıldığından, HUMK'nm 9. ve 21. maddeleri uyarınca yer yönünden Burdur Asliye Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğu" gerekçesiyle "dava dilekçesinin yetH'ı yönünden reddine" dair verdiği karar, Özel Daire'ce yukarıda yazılı nedfenle bozulmuş; yerel mahkemece "HUMK'nm 9. ve 21. maddelerindeki yetki kurallarına ayrıcalık getiren 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesinin 5. bendindeki, 'davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat talejp etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde açabileceği' hükmünün, dava tarihinden önce yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kariunu'nun 25. maddesi ile değiştirilerek kaldırıldığı, 25. maddede yer alan yerfı düzenlemeye göre, kişilik haklarının korunması dışındaki taleplerin ve bu bağlamda müstakil olarak açılan manevi tazminat davasının, davacının ikametgahı mahkemesinde açılması olanağının bulunmadığı" gereksiyle direnme kaıfarı verilmiştir.

 

Davaya konu olan eylem, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğjradığı nedenine dayanmaktadır. Yayının yapıldığı Ç… B… Gazetesi'nin B… il sıhırları içerisinde yayımlandığı, davalıların ikamet adreslerinin B… ilinde olduğu ve davacının da Ankara ilinde ikamet ettiği uyuşmazlık konusu değildir.

 

Uyuşmazlık, yer yönünden yetkiye ilişkin olup; HUMK'nm 9. maddesindeki genel yetki kuralına ve haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili bulunan aynı Kanun'un 21. maddesine ayrıcalık getiren, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesindeki kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yer mahkemesinde de manevi tazminat davası açabileceğine ilişkin düzenleme içeriğinin, dava tarihinden öbce yürürlüğe giren ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'ni yürürlükten kaldıran 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinde de korunup korunmadığı; buna bağlı olarak, görülmekte olan davanın genel yetki ve Haksız eylemden kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili özel yetki kuralları gereğince Burdur Asliye Hukuk Mahkemesi'nde mi, yoksa 4721 sayılı Türk Medeni fenunu'nun 25/son maddesi uyarınca Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nde mi görülüp sonuçlandırılması gerektiğine ilişkindir.

 

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 9/1. maddesinde açıkça ifade edildiği gibi genel yetki, davalının dava açıldığı tarihteki ikametgahına göre belirlenir. Bundan ayrı bazı davalar için davalının ikametgahı inahkemesinin yanında, başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır.

 

Öğretide ve uygulamada özel yetki kuralları olarak adlandırılan ve bazı dava çeşitleri için kabul edilen bu istisnai nitelikteki yetki kuralları, ilke olarak kamu düzenine ilişkin değildir.

 

Böylece, kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları, genel mahkemenin (m. 9) yetkisini kaldırmadığından, eş söyleyişle onunla birlikte uygulandığından, davacı davasını genel veya özel yetkili mahkemede açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir.

 

Bu noktada, haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili düzenlemeyi içeren ve kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralı niteliğinde bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 21. maddesinde, haksız eylemden kaynaklanan davaların haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde açılabileceği öngörülmüştür.Şu durumda, haksız fiilden zarar gören davacı, dilerse davalının ikametgahı mahkemesinde, dilerse haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde dava açabilecektir.

 

Burada önemle vurgulanmalıdır ki, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanu-nu'nda yer alan genel ve özel yetki kurallarından başka, bazı kanunlarda konuları ile ilgili dava ve işler için özel yetki hükümlerine yer verilmiş ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 24. maddesinde bu yetki hükümleri saklı tutulmuştur.

 

İşte bu noktada, uyuşmazlığın üzerinde toplandığı yön itibariyle, az yukarıda açıklanan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan genel ve özel yetki kurallarına ayrıcalık getiren, özel yetki kuralı niteliğindeki 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesindeki düzenleme ile, bu maddeyi değiştiren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesi kapsamının irdelenmesinde yarar vardır.

 

Gerek 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24/1 hükümlerine göre, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

 

Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimsenin saldırıda bulunanlara karşı korunmasını hangi yollardan isteyebileceği, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesi hükmü ile "Dava hakları" kenar başlığı altında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesi hükmü ile "Davalar" kendir başlığı altında gösterilmiştir.743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesi;

 

"Şahsiyet hakkı hukuka aykırı olarak tecavüze uğrayan veya bir tecavüz tehlikesi karşısında bulunan kişi, tecavüze son verilmesini veya tecavüz tehlikesinin önlenmesini talep edebileceği gibi, sona ermesine rağmen etkisi devbm eden tecavüzün hukuka aykırılığının tespitini ve gerekiyorsa kararın yayınlanmasını ya da üçüncü kişilere bildirilmesini talep edebilir.Maddi ve manevi tazminat davaları açma hakkı ile birlikte bu tecavüzden elde edilen kazançları vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca talep etniıe hakkı saklıdır.

 

Manevi tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez, antek miras yoluyla intikal eder.

 

Davacı, şahsiyet haklarının himayesi için kendi ikametgahı veya davalının ikametgahı mahkemesinde de dava açabilir.

 

Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini bitlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de akabilir." hükmünü öngörmekte iken; 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren ve ariılan Kanunu yürürlükten kaldıran 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. miaddesinde;

 

"Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

 

Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.Davacının, maddi ve manevi tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekaletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.

 

Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.

 

Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir." hükmüne yer verilmiş, anılan madde gerekçesinde ise "Yürürlükteki Yasa'nın 24/a maddesini karşılamaktadır" ifadeleri ile, yeni 25. maddenin eski 24/a maddesi yerine konulduğuna işaret edilmiştir.

 

Görüldüğü üzere; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesinde gösterilen, kişiliğin korunmasına ilişkin önleme, durdurma ve tespit davası ile, bu davalarla birlikte düzeltmenin ve kararın üçüncü kişilere bildirimi ve yayımlanması istekleri ve yine bu nedenle açılabilecek maddi, manevi tazminat davaları ile saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın geri verilmesi davası, anılan maddeyi karşıladığı açıkça gerekçede vurgulanan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinde aynen muhafaza edilmiş; yeni 25. maddenin son fıkrasında, eski 24/a maddesinin 4. fıkrası ile paralel bir düzenlemeye gidilerek, sayılan tüm bu dava türlerini kapsar şekilde davacının kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabileceği öngörülmüştür.

 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun genel gerekçesinde de belirtildiği gibi "kavram, deyim ve terimlerin olanak bulunduğu ölçüde arılaştırıldığı", eski Kanundan aynen aktarılan hükümlere yeni Kanunda tekrardan kaçınılarak ve sadeleştirilmiş şekliyle yer verildiği gözönüne alındığında kanun koyucunun; direnmede sözü edilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesinin son bendindeki "Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini birlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de açabilir" hükmüne; kişiliğe saldırı nedeniyle tazminat davalarının da 25. maddenin son fıkrasındaki özel yetki kuralına dahil olduğu, bu itibarla tekrardan kaçınılması düşüncesiyle yer vermediği kuşkusuzdur. "Kişilik haklarının korunması" kavramının içerisinde maddi ve manevi tazminat talebinin de yer aldığı izahtan varestedir.

 

Kısaca, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesindeki kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yerde de manevi tazminat davacı açabileceğine ilişkin düzenleme içeriğinin, dava tarihinden önce yürüflüğe giren ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'ni yürürlükten kaldıran 4721( sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinde de aynen korunduğu açıktır.

 

Sonuç olarak; haksız eylem niteliğindeki kişilik haklarına saldırıdan kayhaklanan manevi tazminat davasının, genel yetkili mahkemeyi düzenleyen Hukiık Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 9/1. maddesi uyarınca davalının ikametgahı mahkemesinde açılabileceği gibi, aynı Kanun'un 21. maddesi uyahnca haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinde de açılabileceği; kişilik hakkı ihlaliyle ilgili özel yetki kuralı getiren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25/^on maddesine göre davacının, kendi yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabileceği, bu bağlamda kişilik hakları saldırıya uğrayan kimseye, yetki korjusunda geniş bir seçimlik hakkının tanındığı her türlü duraksamadan uzaktır.

 

Somut olaya gelince; kişilik haklarına saldırı iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunan davacı, dilerse davalıların ikametgahı mahkemesinde, dilerse haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde dava açabileceği gibi, 4721 sarılı Türk Medeni Kanunu'nun 25/son maddesi gereğince kendi yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabilir. Haksız eylemin işlendiği ve aynı zamanda damalıların ikametgah adreslerinin bulunduğu Burdur mahkemeleri ile kendi otjjrduğu Ankara mahkemelerinden birini seçmek ve o mahkemede dava acjmak hakkını haiz olan davacı, yetki konusunda seçimlik hakkını kendi yerleşim yeri mahkemesinde kullanmıştır. Bu durumda davanın, davacının ikömetgahı mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği son yapılan düzenleme ile de hüküm altına alınmıştır.

 

Hal böyle olunca; yerel mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk öenel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararma uyularak işin edasının incelenmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle Burdur mahkemelerinin yjetkili olduğunun kabulüyle, dava dilekçesinin yetki yönünden reddine dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

S o n u ç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.02.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 

KARŞI OY

 

Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.

 

Mahkemece davalıların ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, hüküm Yüksek Özel Daire'ce 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25/son maddesi uyarınca davacının ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.

 

Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önceki Medeni Kanun'un değişik 24/a maddesi kişilik haklarının korunması davalarında hem davacı hem davalının ikametgahı mahkemelerinin yetkili olduğu, son fıkrasında ise maddi ve manevi tazminat istemlerinin kişilik haklarının korunması davası ile birlikte açıldığında davacının ikametgahı mahkemesinde görülebileceğini öngördüğü halde, yeni Türk Medeni Kanunu'nun 25/son maddesinde sadece kişilik haklarının korunması davalarında davacının ikametgahı mahkemesinde yetkili olduğunu öngörmüştür.

 

TMK'nın 25. maddesinde kişilik haklarının korunması davaları BK'nın 49. maddesine dayanan kişilik haklarına tecavüz nedeniyle manevi tazminat davalarından ayrıca düzenlenmiş ve bu konuda sadece kişilik haklarının korunması davalarındaki yetki ile ilgili düzenleme yapılmıştır. Bu durumda, somut olayda sadece kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmiş olması karşısında, TMK'nın 25/son maddesinin bu davada uygulama yeri yoktur.

 

Bu nedenle, yerel mahkemenin sadece tazminat istemine ilişkin bu davada yetkisizlik kararı vermesinin yerinde olduğu ve direnme kararının onama görüşünde olduğumdan, Sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.

 

Ahmet Özgan Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi Üyesi

YARGITAYHukuk Genel Kurulu ESAS NO : 2012/6-494 KARAR NO : 2012/712 TAHLİYE DAVALARINDA VEKALET ÜCRETİ MAKTU DEĞİL NİSPİDİR

T.C.YARGITAYHukuk Genel Kurulu

 

ESAS NO : 2012/6-494 KARAR NO : 2012/712 Y A R G I T A Y İ L A M I

 

Taraflar arasındaki “tahliye” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5.Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 17.01.2011 gün ve 2010/2364-59 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 12.07.2011 gün ve 2011/3367-7887 sayılı ilamı ile,(…Dava, yeni iktisap ve ihtiyaç nedeniyle kiralananın tahliyesine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından vekalet ücretine hasren temyiz edilmiştir.Tahliye davalarında Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 9. maddesine göre bir yıllık kira bedeli üzerinden tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak nisbi vekalet ücreti takdiri gerekirken yazılı şekilde eksik vekalet ücreti hükmedilmesi hatalı olmuştur.Hüküm bu nedenle bozulmalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

 

HUKUK GENEL KURULU KARARI

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:Davacı Semra vekili özetle; “…müvekkilinin taşınmazı önceki malik ile kontratsız olarak kira ilişkisi olan davalı yana kiralandığını, 2010 yılı Mart, Nisan, Mayıs ayına ait ödenmeyen kira bedellerinin olduğunu, kira bedellerinin ödenmesi ve tahliye için Ankara 28. noterliğinin 27.05.2010 tarih ve 07361 sayılı ihtarname gönderdiklerini, ihtarnamenin tebliğinden sonra ödenmeyen kira bedellerinin ödendiğini ancak tahliye etmediklerini belirterek davalının anılan yerden tahliyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı Ali vekili cevap dilekçesinde; “…6570 sayılı GKHK'nun 7. maddesinde belirtilen 6 aylık sürenin dolmadan açıldığını, müvekkilinin 1994 yılından bu yana kiracı olarak bulunduğunu, davacının ihtiyaç durumunun söz konusu olmadığını, tahliye nedeninin taşınmazın bulunduğu yerde bulunmak isteyen banka şubelerinin yüksek bedelle kira sözleşmesi yapmak istemelerinden kaynaklandığını ihtiyaç nedeninin samimi olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece “ihtarnamenin 27.05.2010 tarihinde tebliğ edilmiş olması halinde dahi 6570 Sayılı Kanunun 7/d maddesi uyarınca 6 ay sonra dava açılabileceği dava tarihi itibariyle henüz sürenin dolmadığı ve kira sözleşmesinin bitiminden 1 ay içinde de dava açılmamış olduğu, bu nedenle dava şartları oluşmadığından davanın reddine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri gereğince hesap edilen 550,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine ” karar verilmiştir.Davalı vekilinin temyiz istemi üzerine mahkeme kararı yukarıda başlık bölümünde belirtilen gerekçe ile bozulmuştur. Tahliye davası niteliğinde olan davada Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 9. Maddesi dikkate alınarak vekalet ücreti tayin edilmesinde hukuka ve usule aykırılık bulunmamaktadır. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’na ait 27.01.1993 gün ve 1992/6-684,18 sayılı kararda da kabul edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440/III-2. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere , 17.10.2012 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

 

 

KARŞI OY

 

Uyuşmazlık; dava ön şart yokluğu nedeni ile reddedildiğine göre davalı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin miktarı konusunda toplanmaktadır.Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 9. maddesi gereğince tahliye davalarında 1 yıllık kira bedeli üzerinden tarifenin üçüncü kısım gereğince hesaplanacak nispi vekalet ücretine hükmedilmelidir. Somut olayda, dava, 6570 sayılı Yasa'nın 7/d maddesi uyarınca satın almaya yönelik ön koşullar gerçekleşmeden açılmış olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ve hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/2. maddesi uyarınca ön koşullar gerçekleşmediğinden dolayı reddedildiği, buna göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmedilmesinin gerekli olduğu gerekçesiyle de vekalet ücreti buna göre hükmedilmiştir. Aynı tarifenin bozma ilamında dayanak gösterilen 9'ncu maddesi, davanın esasına ilişkin hüküm kurulması halinde uygulama alanı bulur. Davanın esasına girilmesini engelleyen bazı olguların gerçekleşmemesi halinde dava önkoşulu yokluğu gerekçesiyle davanın reddi kararı verilmeli ve tarifenin 7/2'nci maddesi gündeme gelmelidir. 6570 sayılı Kanun'un 7/a maddesinde öngörülen sürelerin de bu kapsamda dava ön koşulu olduğunun kabulü gerekir. Bu süreler, 6100 sayılı HMK'nun 114/2'nci maddesi kapsamında da dava şartı olup, bu sürelerin dava açma süresi olarak kabulü halinde de ön inceleme sırasında ancak tahkikata başlamadan önce hak düşürücü süreler HMK'nun 142'nci maddesi uyarınca incelenip karara bağlanması gerekeceğinden, esasa girilemeyecek, dava açma şartının gerçekleşmemesi ya da hak düşürücü sürenin geçirilmesi halinde davanın reddi kararının 01.10.2011 tarihinden sonra verilmesi durumunda Tarife'nin 7/2'nci maddesine göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerekecektir. Görüldüğü üzere HMK öncesi ve sonrası dönem bu yönden paralel sonuçlar içermektedir. Açıklanan bu nedenlerle, yerel mahkemenin direnme kararının onanması görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun bozma yönünde oluşan görüşüne katılamıyorum.