Etiket arşivi: YASA

6552 sayılı (torba) yasa kapsamında alacakların yapılandırılması tebliği

http://www.gib.gov.tr/fileadmin/user_upload/Tebligler/Taslaklar/6552/6552_sayilikanun_1_seri_no_tebligtaslak.pdf

BAZI ALACAKLARIN 6552 SAYILI KANUN KAPSAMINDA YENİDEN YAPILANDIRILMASINA DAİR GENEL TEBLİĞ
(SERİ NO: 1)
6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı  Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun 11/9/2014 tarihli ve Mükerrer 29116 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. 6552 sayılı Kanunun 73 ve 74 üncü maddeleri Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla yürürlüğe girmiştir.
Bu Tebliğ ile 6552 sayılı Kanunun 73 ve 74 üncü maddelerinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden bu madde hükümlerinin uygulamasına dair usul ve esaslar belirlenmiştir.
I- KANUNUN 73 ÜNCÜ MADDESİNE İLİŞKİN AÇIKLAMALAR
Tebliğin bu bölümünde 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesine yönelik açıklamalara yer verilmiĢtir.
A- MADDE KAPSAMINDAKĠ ALACAKLI İDARELER VE ALACAKLAR İLE TANIMLAR
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinde, Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilen bazı
amme alacakları ile büyükĢehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerinin ve belediyelerin bazı alacaklarının yeniden
yapılandırılması ile Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilen bazı amme alacaklarının terkinine iliĢkin
düzenlemeler yer almaktadır.
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci, ikinci ve on altıncı fıkralarında “(1) Maliye Bakanlığına bağlı
tahsil dairelerince tahsil edilen;
a) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren;
1) 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dâhil) önceki dönemlere, beyana dayanan vergilerde bu tarihe kadar
verilmesi gereken beyannamelere ilişkin vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamlarından
(2013 takvim yılına ilişkin gelir vergisi ikinci taksiti hariç),
2) 2014 yılına ilişkin olarak 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dâhil) önce tahakkuk eden vergi ve bunlara bağlı
vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamlarından (2014 yılı için tahakkuk eden motorlu taşıtlar vergisi ikinci
taksiti hariç),
3) 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dâhil) önce yapılan tespitlere ilişkin olarak vergi aslına bağlı olmayan vergi
cezalarından,
b) 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dâhil) önce, 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanunu, mülga
11/2/1950 tarihli ve 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, 10/6/1983
tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu,
18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında
Kanun, 23/5/1987 tarihli ve 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, 10/7/2003
tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu, mülga
13/4/1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, 15/2/2011 tarihli ve
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun ve 25/6/2010 tarihli ve 6001 sayılı
Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun gereğince verilen idari para cezalarından,
c) Yukarıdaki bentler dışında kalan ve Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince 21/7/1953 tarihli ve 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında takip edilen; adli ve idari para cezaları ile
mülga 7/3/1954 tarihli ve 6326 sayılı Petrol Kanununa istinaden alınan Devlet hissesi ve Devlet hakkı, 30/5/2013
tarihli ve 6491 sayılı Türk Petrol Kanununa istinaden alınan Devlet hissesi, mülga 22/6/1956 tarihli ve 6747 sayılı
Şeker Kanununa istinaden alınan şeker fiyat farkı, mülga 10/9/1960 tarihli ve 79 sayılı Milli Korunma Suçlarının
Affına, Milli Korunma Teşkilat, Sermaye ve Fon Hesaplarının Tasfiyesine ve Bazı Hükümler İhdasına Dair Kanuna
istinaden alınan akaryakıt fiyat istikrar payı ve akaryakıt fiyat farkı, 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununa
istinaden alınan Devlet hakkı ve özel idare payı ile madencilik fonu, mülga 10/8/1993 tarihli ve 491 sayılı Denizcilik
Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ve 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye
istinaden alınan kılavuzluk ve römorkörcülük hizmet payları hariç olmak üzere, asli ve ferî amme alacaklarından
(28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında
olup tahsil dairesine takip için intikal etmiş olan amme alacakları dâhil),2
kesinleşmiş olup bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla vadesi geldiği hâlde ödenmemiş olan ya da ödeme
süresi henüz geçmemiş bulunan alacakların ödenmemiş kısmının tamamı ile bunlara bağlı faiz, cezai faiz, gecikme
faizi, gecikme zammı gibi ferî amme alacakları yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim
oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; ödenmemiş alacağın sadece ferî alacaktan ibaret olması hâlinde ferî
alacak yerine Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, bu maddede belirtilen süre ve şekilde
tamamen ödenmesi şartıyla alacaklara bağlı faiz, cezai faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi ferî amme
alacaklarının tahsilinden vazgeçilir.
(2) Birinci fıkra kapsamına giren ve bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla vadesi geldiği hâlde ödenmemiş
olan ya da ödeme süresi henüz geçmemiş bulunan ve bir vergi aslına bağlı olmaksızın kesilmiş olan vergi cezalarının
%50’sinin, bu maddede belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla cezaların kalan %50’sinin tahsilinden
vazgeçilir.
(16) a) Emlak vergisi ile çevre temizlik vergisi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme
zamları ve emlak vergisi üzerinden hesaplanan taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payı ile buna bağlı
gecikme zammından,
b) 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamındaki belediyelerin su abonelerinden olan su
kullanımından kaynaklanan alacakları ile bunlara bağlı ferî (sözleşmelerde düzenlenen her türlü ceza ve zamlar dâhil)
alacaklarından,
c) 20/11/1981 tarihli ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun kapsamındaki büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerinin su ve atık su bedeli
alacakları ile bu alacaklara bağlı faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi ferî (sözleşmelerde düzenlenen her türlü
ceza ve zamlar dâhil) alacaklarından,
vadesi 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dâhil) önce olduğu hâlde kesinleşmiş olup bu Kanunun yayımlandığı
tarih itibarıyla ödenmemiş bulunan alacaklar hakkında bu madde hükmü uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
Bu madde hükümlerine göre, bir alacağın yapılandırılarak ödenebilmesi için bu alacağın;
– maddede belirtilen tür ve dönemden kaynaklı bir alacak olması,
– “kesinleĢmiĢ alacak” olması,
– Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiĢ ya da ödeme süresi henüz geçmemiĢ
olması (Maddenin on altıncı fıkrası kapsamında olan alacaklar için vadesi 30/4/2014 tarihi ve öncesi olan),
Ģarttır.
Buna göre, bir alacağın 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında yapılandırılarak
ödenebilmesi için bu üç Ģartın bir arada bulunması gerekmektedir.
Madde kapsamında yapılandırılarak ödenebilecek alacakların sahip olması gereken Ģartlardan “kesinleĢmiĢ
alacak” Ģartı aĢağıda açıklanmıĢ olup, diğer Ģartlara iliĢkin açıklamalar, alacaklı idareler itibarıyla izleyen bölümlerde
yer almaktadır.
KesinleĢmiĢ Alacak;
Yapılan düzenlemeye göre, madde kapsamında yapılandırılacak alacakların Kanunun yayımlandığı tarih
itibarıyla (bu tarih hariç) kesinleĢmiĢ olması gerekmektedir.
Bir alacağın kesinleĢmesi, alacağın varlığının hukuk düzeninde ihtilaflı olmaması veya ihtilaflı hale
gelme olasılığının kalmamasıdır.
Alacakların kesinleĢmesi, düzenlendikleri veya iliĢkili oldukları kanunlardaki hükümler nedeniyle
farklı Ģekilde gerçekleĢebilmektedir.
Buna göre, bazı alacakların kesinleĢme süreçleri aĢağıdaki gibidir.
a) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergiler ve vergi cezalarının
kesinleĢmesi;3
i) Beyanname ile beyan edilen vergiler beyan edildiği tarihte (ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine
tahakkuk eden vergilerin dava konusu yapılması halinde bu vergiler kesinleĢmemiĢ alacak olduğu halde, anılan
maddenin dördüncü fıkrasına istinaden bu durumdaki vergilerin de madde hükmüne göre yapılandırılması mümkün
bulunmaktadır.),
ii) Ġkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergiler ile kesilen vergi cezalarına iliĢkin düzenlenen vergi/ceza
ihbarnamesinin tebliği üzerine,
– Süresi içerisinde dava açılmamıĢ olması veya dava açılmıĢ olmakla birlikte yargılama aĢamalarının son
bulması,
– UzlaĢma hükümlerinden yararlanılarak uzlaĢılması,
hallerinde söz konusu olacaktır.
213 sayılı Kanunun “Tahakkuk” baĢlıklı 22 nci maddesinde “Verginin tahakkuku, tarh ve tebliğ edilen bir
verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.” hükmü yer almaktadır. Bu hükme göre, “verginin ödenebilir hale
gelmesi” verginin tahakkuku olarak tanımlanmıĢtır.
“Tahakkuk” vergi hukukunun bir kavramı olduğu halde, “kesinleĢme” yargılama hukukunun kavramıdır.
Vergi alacağının tahakkuku ile kesinleĢmesi genellikle aynı zamanlarda gerçekleĢmekle birlikte farklı olan
durumlar da mevcuttur.
Örneğin, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergi ve kesilen cezalar vergi/ceza ihbarnamesiyle
mükelleflere tebliğ edilmekte, mükelleflerce ilk derece mahkemesi olan vergi mahkemesinde dava konusu
yapılabilmekte ve vergi mahkemesince de bu cezalı tarhiyatların onanması (davayı reddetmesi) halinde bir üst yargı
merciine itirazen veya temyizen baĢvurulabilmektedir.
Ġtiraz/temyiz incelemesi Bölge Ġdare Mahkemesi/DanıĢtay’da devam eden vergi ve cezalara iliĢkin
tarhiyatlar, vergi mahkemesi kararının vergi dairesine tebliği üzerine tebliğ tarihi itibarıyla 213 sayılı Kanunun 112 nci
maddesine göre gecikme faizi hesaplanarak “tahakkuk” ettirildiği halde, bir üst yargı merciinde yargılamanın devam
etmesi nedeniyle bu alacakların “kesinleĢmiĢ alacak” olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla, ilk derece yargı kararı üzerine tahakkuk ettiği
halde yargılaması devam etmesi nedeniyle kesinleĢmemiĢ olan alacaklar madde kapsamına girmemektedir.
b) Ġdari para cezalarının kesinleĢmiĢ alacak olabilmesi için idari yaptırım kararlarına karĢı süresi içerisinde
dava açılmaması veya dava açılmıĢ olmakla birlikte yargılama aĢamalarının son bulması gerekmektedir.
Ancak, 10/6/1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli
Ġdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve Ġhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ve 23/5/1987 tarihli ve 3376 sayılı
Anayasa DeğiĢikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun gereğince verilen idari para cezaları hakkında dava
yolu bulunmadığından, bu idari para cezaları verildikleri tarih itibarıyla kesinleĢmektedir.
c) Ecrimisillerin kesinleĢmiĢ alacak olarak değerlendirilebilmesi için ecrimisil ihbarnamesi/ecrimisil
düzeltme ihbarnamesinin tebliği üzerine süresi içerisinde dava açılmamıĢ olması veya dava açılmıĢ olmakla birlikte
yargılama aĢamalarının son bulması gerekmektedir.
ç) Yukarıda yer verilen alacakların dıĢında kalan ancak madde kapsamına giren diğer alacakların kesinleĢmiĢ
alacak olarak değerlendirilebilmesi için söz konusu alacakların varlığının hukuk düzeninde ihtilaflı olmaması veya
ihtilaflı hale gelme olasılığının kalmaması gerekmektedir.
Diğer taraftan, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı Ġdari Yargılama Usulü Kanununda feragat hakkında özel bir
düzenleme yapılmadığı halde Kanunun 31 inci maddesinde, feragat konusunda 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiĢtir. Ancak, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girmesi ile 1086 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıĢ ve 6100 sayılı Kanunun
447 nci maddesinde, 1086 sayılı Kanuna yapılan atıfların 6100 sayılı Kanuna yapılmıĢ sayılacağı düzenlenmiĢtir.
6100 sayılı Kanunun 307 nci maddesinde feragat, “davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen
vazgeçmesi” Ģeklinde tanımlanmıĢtır. Anılan Kanunun, 309 uncu maddesinde feragat beyanının dilekçe ile veya
yargılama sırasında sözlü olarak yapılabileceği; 311 inci maddesinde ise feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç
doğuracağı hüküm altına alınmıĢtır. Ayrıca, yargılamanın her aĢamasında davacının feragatte bulunması mümkündür. 4
Buna göre, açılmıĢ bulunan davadan davacının feragati ile davacı dava dilekçesindeki talep sonucunun
tamamından vazgeçmiĢ sayılmakta olup, davadan feragat, davacının tek taraflı bir irade beyanı ile yapılıp
tamamlandığından, feragatin geçerliliği için, feragatin davalı tarafından kabul edilmesine gerek bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu uyuĢmazlığın feragat nedeniyle son bulduğunu tespit etme görevi mahkemeye aittir.
Mahkemenin, davacının beyanının gerçekten feragat olduğunu ve kanunun öngördüğü Ģekilde yapıldığını tespit etmesi
durumunda, davadan feragat nedeniyle uyuĢmazlığın son bulduğuna karar vermesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklandığı gibi feragat, davacının talep sonucundan vazgeçmesi olup, feragat ile davacı, dava
dilekçesinde belirttiği talepten tamamen veya kısmen vazgeçmiĢ olmaktadır. Davadan feragat ile davacı, sadece
davasından feragat etmiĢ olmaz, aynı zamanda o dava ile istemiĢ olduğu haktan da tamamen vazgeçmiĢ olacaktır.
Feragat eden davacı artık bu konuda yeniden dava açamayacağı gibi, feragatin her türlü sonucuna da katlanmak
zorunda olup, davadan feragat edilmekle dava sona ermekte ve kesin hükmün sonuçları doğmaktadır.
Bu itibarla, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamına tür ve dönem olarak girdiği halde varlığına
iliĢkin dava açılmıĢ olan alacaklardan; anılan Kanunun yayımlandığı tarihten önce davadan tamamen feragat edilmesi
ve feragata iliĢkin mahkeme kararının tebliğ edilmiĢ olması üzerine kesinleĢmiĢ olanlar, 6552 sayılı Kanunun
yayımlandığı tarih itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiĢ ya da ödeme süresi henüz geçmemiĢ alacak olması
Ģartıyla, madde hükmünden yararlanabilecektir.
Bu durumda, feragat edilen davaya konu alacakların tamamı esas alınarak madde hükümlerinin tatbiki
gerekecektir.
Diğer taraftan, idari para cezaları için genel usul kanunu olan 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler
Kanununun “Vazgeçme ve kabul” baĢlıklı 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında “(1) Kanun yoluna başvuran kişi, bu
konuda karar verilinceye kadar başvurusundan vazgeçebilir. Vazgeçme halinde bir daha aynı konuda başvuruda
bulunulamaz.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre, madde kapsamına giren idari para cezalarından, dava konusu yapılmıĢ olanlar hakkında,
davacıların davalarından vazgeçmeleri halinde de “feragate” iliĢkin olarak yukarıda yapılan açıklamalara göre iĢlem
yapılacaktır.
1. MALĠYE BAKANLIĞINA BAĞLI TAHSĠL DAĠRELERĠNCE TAKĠP EDĠLEN AMME
ALACAKLARI
Bakanlığımıza bağlı tahsil dairelerince takip edilen alacaklardan hangilerinin 6552 sayılı Kanunun 73 üncü
maddesi kapsamında yapılandırılacağı maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde düzenlenmiĢtir.
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamına giren kesinleĢmiĢ alacaklar, tür ve dönemler itibarıyla
aĢağıda açıklanmıĢtır.
1.1. Alacağın Türü ve Dönemi;
1.1.1. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu Açısından;
1.1.1.1. Alacağın türü;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamına, 213 sayılı Kanun kapsamına giren vergiler ve vergi
cezaları ile bunlara bağlı gecikme faizleri, gecikme zamları gibi fer’i alacaklar girmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasında vergi tabirinin, 213 sayılı Kanun kapsamına giren vergi, resim, harç ve fon payı
ile eğitime katkı payını ifade ettiği hükme bağlanmıĢtır. Bu nedenle madde kapsamına vergi tabirine dahil olan tüm
alacaklar girmekte olup, bu Tebliğde de kapsama giren bu alacaklar vergi tabiri ile ifade edilmiĢtir.
1.1.1.2. Alacağın dönemleri;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamına giren vergiler, vergilendirme dönemleri itibarıyla aĢağıda
açıklanmıĢtır.
1.1.1.2.1. 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önceki dönemlere, beyana dayanan vergilerde bu tarihe
kadar verilmesi gereken beyannamelere iliĢkin vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme
zamları madde kapsamındadır.
Konuya iliĢkin açıklamalar aĢağıda yer almaktadır.5
– Vergilendirme dönemi 15 gün olan mükellefiyetler;
Vergilendirme döneminin bitim tarihi ve beyanname/bildirim verme süresinin son günü Nisan/2014 ayı ve
öncesine rastlayan dönemler kapsama girmekte, dönemin bitim tarihi Nisan/2014 ayına rastlamakla beraber
beyanname/bildirim verme süresinin son günü Mayıs/2014 ayına sirayet edenler kapsama girmemektedir.
Örneğin, 1-15 Nisan 2014 vergilendirme dönemine ait petrol ve doğalgaz ürünlerine iliĢkin özel tüketim
vergisinin vergilendirme döneminin bitim tarihi ile beyanname verme süresinin son günü Nisan/2014 ayına
rastladığından kapsama girmekte, aynı vergiye iliĢkin 16-30 Nisan 2014 vergilendirme dönemi ise dönemin bitim
tarihi Nisan/2014 ayında olmakla birlikte beyanname verme süresi Mayıs/2014 ayına sirayet ettiğinden kapsama
girmemektedir.
Aynı Ģekilde, 1-15 Nisan 2014 tarihleri arasında noterler tarafından tahsil edilen ve dönemi izleyen 7 nci iĢ
günü mesai saati bitimine kadar ilgili vergi dairesine yatırılması gereken noter harçları kapsama girmekte, buna
karĢılık 16-30 Nisan 2014 dönemine iliĢkin olanlar ise kapsama girmemektedir.
– Vergilendirme dönemi aylık olarak belirlenen mükellefiyetler;
Mart/2014 vergilendirme dönemi ve önceki dönemler kapsama girmekte, Nisan/2014 vergilendirme dönemi
ise kapsama girmemektedir.
– Vergilendirme dönemi 3 aylık olarak belirlenen mükellefiyetler;
Vergilendirme döneminin bitim tarihi ve beyanname verme süresinin son günü Nisan/2014 ayı ve öncesine
rastlayan dönemler kapsama girmekte, Nisan/2014 ayından sonraya rastlayanlar kapsama girmemektedir.
Örneğin; 2014 takvim yılına iliĢkin gelir ve kurumlar vergisine mahsuben ödenmesi gereken geçici vergiler
kapsama girmemektedir.
Özel hesap dönemi tayin edilen mükelleflere iliĢkin geçici vergilerde ise geçici vergi dönemi ve beyanname
verme süresi 30/4/2014 tarihi ve bu tarihten önce olan dönemler kapsama girmektedir.
1-2-3/2014 dönemi (3 aylık) gelir (stopaj) vergisi ve katma değer vergisi kapsama girmekte, 4-5-6/2014
dönemine (3 aylık) iliĢkin gelir (stopaj) vergisi ve katma değer vergisinin dönemi içinde Nisan/2014 ayı bulunmakla
birlikte beyanname verme süreleri 30 Nisan 2014 tarihinden sonra olduğundan kapsama girmemektedir.
– Yıllık beyanname ile beyan edilen gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyetleri;
Vergilendirme dönemi yıllık olan vergilerde, 2013 takvim yılı ve önceki yıllara iliĢkin vergilendirme
dönemleri kapsama girmekte, 2014 takvim yılına iliĢkin vergilendirme dönemi ise kapsama girmemektedir.
Özel hesap dönemine tabi olan mükellefler bakımından, özel hesap döneminin kapandığı tarih ve beyanname
verme süresinin son günü 30/4/2014 tarihi ve bu tarihten önce olanlar kapsama girmekte, bu tarihten sonra olanlar ise
kapsama girmemektedir.
Ancak, maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendi hükmü nedeniyle 2013 takvim yılına
iliĢkin olarak yıllık beyanname ile beyan edilen gelir vergisinin ikinci taksiti madde kapsamına girmemektedir.
2014 yılı kıst dönemlerine iliĢkin olup vergi mevzuatı gereği 2014 yılı içerisinde verilmesi gereken yıllık
gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinden, beyanname verme süresinin son günü 30/4/2014 tarihi ve bu tarihten
önce olanlar kapsama girmektedir. Aynı Ģekilde, tasfiye dönemine iliĢkin olarak verilmesi gereken beyannamelerden
kanuni beyanname verme süresi 30/4/2014 tarihi ve bu tarihten önce olanlar kapsama girmektedir.
– Veraset ve intikal vergisi mükellefiyetleri;
Bu vergi türünde, beyanname verme süresinin son günü 30/4/2014 tarihi ve bu tarihten önce olanlar kapsama
girmektedir.
– Harç mükellefiyetleri;
2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa göre alınan harçlar genel olarak iĢlem anında beyanname
alınmaksızın tahakkuk ettirilerek tahsil edilmektedir. Bununla birlikte, harçlar da 213 sayılı Kanun hükümlerine göre
tarhiyata konu olabilmektedir.6
492 sayılı Kanuna göre genellikle gayrimenkullerin devir ve iktisap iĢlemleri nedeniyle ödenmesi gereken
harç tutarı ile ilgili olarak devir ve iktisap tarihinden sonra tarhiyat yapılabilmektedir. Bu çerçevede, 30/4/2014 tarihi
ve bu tarihten önce gerçekleĢtirilen devir ve iktisap iĢlemleri nedeniyle, tarh edilip 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı
tarih itibarıyla (bu tarih hariç) kesinleĢmiĢ bulunan harçlar madde kapsamına girmektedir.
492 sayılı Kanunun 28 inci maddesi uyarınca tahsili gereken karar ve ilam harçları ile aynı Kanunun (8) sayılı
tarifesi uyarınca tahsil edilen yıllık harçlardan, Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiĢ
olan ya da ödeme süresi henüz geçmemiĢ bulunanlar kapsama girmektedir.
1.1.1.2.2. 2014 yılına iliĢkin olarak 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce tahakkuk eden vergi ve
bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları madde kapsamındadır.
2014 yılına iliĢkin olarak 30/4/2014 tarihinden önce tahakkuk eden motorlu taĢıtlar vergisi, yıllık harçlar gibi
alacaklar Kanun kapsamına girmektedir.
18/2/1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu TaĢıtlar Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin altıncı fıkrası
gereğince, yıl içinde ilk defa kayıt ve tescil edilen taĢıtlara iliĢkin olup, kayıt ve tescilin yapıldığı tarih 30/4/2014 tarihi
veya bu tarihten önce olanlar Kanun kapsamına girmekte, bu tarihten sonra olanlar ise girmemektedir.
2014 yılına iliĢkin olarak yıllık tahakkuk etmesi gereken motorlu taĢıtlar vergisi için yapılan tarhiyatlardan
30/4/2014 tarihi itibarıyla (bu tarih dahil) tahakkuk eden ve 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla (bu tarih
hariç) kesinleĢmiĢ olup, anılan Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiĢ olan ya da
ödeme süresi henüz geçmemiĢ bulunanlar kapsama girmektedir.
Ancak, maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi gereğince, 2014 yılına iliĢkin olarak
tahakkuk eden motorlu taĢıtlar vergisinin Temmuz/2014 ayında ödenmesi gereken ikinci taksitinin madde kapsamında
yapılandırılması mümkün bulunmamaktadır.
1.1.1.2.3. 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce yapılan tespitlere iliĢkin olarak vergi aslına bağlı
olmayan vergi cezaları madde kapsamındadır.
Vergi aslına bağlı olmayan vergi cezalarında 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce yapılan tespitlere
iliĢkin olarak kesilen ve Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla (bu tarih hariç) kesinleĢmiĢ olup, vadesi geldiği halde
ödenmemiĢ ya da ödeme süresi henüz geçmemiĢ olanlar kapsamdadır.
Örneğin; Mart/2014 dönemine ait olup 30/4/2014 tarihi saat 00:00’a kadar elektronik ortamda verilmesi
gereken mal ve hizmet alımlarına iliĢkin bildirim formu (Form Ba) ile mal ve hizmet satıĢlarına iliĢkin bildirim
formunun (Form Bs) bu tarihte verilmemesine iliĢkin tespitler en erken bu tarihin bittiği 00:00 saatinden sonra
dolayısıyla 1/5/2014 tarihinde yapılabileceğinden, bu tespitlere iliĢkin vergi aslına bağlı olmayan vergi cezaları madde
kapsamına girmemektedir. Mart/2014 döneminden önceki dönemlere ait söz konusu bildirimler nedeniyle kesilen
cezalar ise Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla (bu tarih hariç) kesinleĢmiĢ olması Ģartıyla Kanun kapsamına
girmektedir.
1.1.2. Kapsama Giren Ġdari Para Cezaları;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi hükmü gereğince madde kapsamına;
– 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanunu,
– Mülga 11/2/1950 tarihli ve 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü KuruluĢ ve Görevleri Hakkında
Kanun,
– 10/6/1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu,
– 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu,
– 18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli Ġdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve Ġhtiyar Heyetleri Seçimi
Hakkında Kanun,
– 23/5/1987 tarihli ve 3376 sayılı Anayasa DeğiĢikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun,
– Mülga 13/4/1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların KuruluĢ ve Yayınları Hakkında Kanun,7
– 10/7/2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu TaĢıma Kanunu,
– 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu,
– 25/6/2010 tarihli ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün TeĢkilat ve Görevleri Hakkında Kanun,
– 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların KuruluĢ ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun,
hükümlerine göre 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce verilen idari para cezaları girmektedir.
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi hükmüne göre, söz konusu idari para cezalarından, idari yaptırım karar
tutanağının düzenlenme tarihi 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce olan ve Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla
(bu tarih hariç) kesinleĢmiĢ olup vadesi geldiği halde ödenmemiĢ veya ödeme süresi henüz geçmemiĢ olanlar kapsam
dahilindedir.
Ancak, 30/4/2014 tarihinden önce verilmekle birlikte 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla (bu
tarih hariç) kesinleĢmemiĢ olan idari para cezaları madde kapsamına girmemektedir.
1.1.3. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun Kapsamında Takip Edilen
Alacaklar;
Bu Tebliğin I/A-1.1.1. ve I/A-1.1.2. bölümlerinde yer alan alacakların dıĢında olup 21/7/1953 tarihli ve 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında takip edilen ve vadesi 6552 sayılı Kanunun
yayımlandığı tarihten (bu tarih dahil) önce olduğu halde bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla (bu tarih hariç)
kesinleĢmiĢ bulunan diğer asli ve fer’i amme alacakları da (28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç
Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında olup tahsil dairesine takip için intikal etmiĢ olan amme
alacakları dahil) madde kapsamındadır.
Ancak, Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen;
– Adli ve idari para cezaları (6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan
idari para cezaları hariç),
– Mülga 7/3/1954 tarihli ve 6326 sayılı Petrol Kanununa istinaden alınan Devlet hissesi ve Devlet hakkı,
– Mülga 22/6/1956 tarihli ve 6747 sayılı ġeker Kanununa istinaden alınan Ģeker fiyat farkı,
– Mülga 10/9/1960 tarihli ve 79 sayılı Milli Korunma Suçlarının Affına, Milli Korunma TeĢkilat, Sermaye ve
Fon Hesaplarının Tasfiyesine ve Bazı Hükümler Ġhdasına Dair Kanuna istinaden alınan akaryakıt fiyat istikrar payı ve
akaryakıt fiyat farkı,
– 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununa istinaden alınan Devlet hakkı ve özel idare payı ile
madencilik fonu,
– Mülga 10/8/1993 tarihli ve 491 sayılı Denizcilik MüsteĢarlığının KuruluĢ ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnameye ve 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı UlaĢtırma, Denizcilik ve HaberleĢme Bakanlığının TeĢkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye istinaden alınan kılavuzluk ve römorkörcülük hizmet payları,
– 30/5/2013 tarihli ve 6491 sayılı Türk Petrol Kanununa istinaden alınan Devlet hissesi,
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamı dıĢında tutulmuĢtur.
2. BELEDĠYELERCE TAKĠP EDĠLEN ALACAKLAR
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin on altıncı fıkrasında, belediyelerin ve büyükĢehir belediyeleri su ve
kanalizasyon idarelerinin madde kapsamında yapılandırılarak ödenecek alacakları sayılmıĢtır. Fıkrada yer almayan
alacakların madde kapsamında yapılandırılması mümkün bulunmamaktadır.
Fıkra kapsamında olup madde çerçevesinde yapılandırılacak alacaklara iliĢkin açıklamalar aĢağıda yer
almaktadır. 8
2.1. Emlak ve çevre temizlik vergisi ile emlak vergisi üzerinden hesaplanan taĢınmaz kültür
varlıklarının korunmasına katkı payı;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin on altıncı fıkrasının (a) bendine göre, emlak vergisi ile çevre
temizlik vergisi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları ve emlak vergisi üzerinden
hesaplanan taĢınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payı ile bunlara bağlı gecikme zamlarının madde
kapsamında yapılandırılması mümkündür.
Bu kapsamda, söz konusu alacaklardan vadesi 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce olduğu halde,
kesinleĢmiĢ olup 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiĢ bulunanların madde kapsamında
yapılandırılması mümkün olacaktır.
Buna göre, 2014 yılına iliĢkin emlak vergisi, emlak vergisi üzerinden hesaplanan taĢınmaz kültür varlıklarının
korunmasına katkı payı ile su ihtiyacını belediyece tesis edilmiĢ su Ģebekesinden karĢılamayan konutlarla iĢ yeri ve
diğer Ģekilde kullanılan binalara iliĢkin çevre temizlik vergisinin birinci taksit ödemesinin son gününün 30/4/2014
tarihinden sonraya rastlaması nedeniyle bu taksite konu alacakların madde kapsamında yapılandırılması mümkün
bulunmamaktadır.
Ancak, su ihtiyacını belediyece tesis edilmiĢ su Ģebekesinden karĢılayan konutlara iliĢkin olup su tüketim
miktarı esas alınmak suretiyle hesaplanan çevre temizlik vergisinin iliĢkili olduğu su tüketim faturasının son ödeme
tarihinin 30/4/2014 tarihinden önceye (bu tarih dahil) rastlaması durumunda bu vergiler madde kapsamında
yapılandırılabilecektir.
2.2. Belediyelerin su alacakları;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin on altıncı fıkrasının (b) bendine göre, 3/7/2005 tarihli ve 5393
sayılı Belediye Kanunu kapsamındaki belediyelerin su abonelerinden olan su kullanımından kaynaklanan alacakları ile
bunlara bağlı fer’i (sözleĢmelerde düzenlenen her türlü ceza ve zamlar dahil) alacakların madde kapsamında
yapılandırılması mümkündür.
Bu kapsamda, söz konusu alacaklardan vadesi 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce olduğu halde,
kesinleĢmiĢ olup 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiĢ bulunanların madde kapsamında
yapılandırılması mümkün olacaktır.
Örneğin, su kullanım dönemi 15 Mart 2014 ila 15 Nisan 2014 olan su alacağının faturada yer alan son ödeme
tarihi Nisan/2014 ayı içerisine rastladığı takdirde bu alacak madde kapsamına girmekte, Mayıs/2014 ayına rastlaması
halinde madde kapsamına girmemektedir.
2.3. BüyükĢehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerinin su ve atık su bedeli alacakları;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin on altıncı fıkrasının (c) bendine göre, 20/11/1981 tarihli ve 2560
sayılı Ġstanbul Su ve Kanalizasyon Ġdaresi Genel Müdürlüğü KuruluĢ ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamındaki
büyükĢehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerinin abonelerinden olan su ve atık su bedeli alacakları ile bu
alacaklara bağlı faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer’i (sözleĢmelerde düzenlenen her türlü ceza ve zamlar
dahil) alacaklarının madde kapsamında yapılandırılması mümkündür.
Bu kapsamda, söz konusu alacaklardan vadesi 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce olduğu halde,
kesinleĢmiĢ olup 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiĢ bulunanların madde kapsamında
yapılandırılması mümkün olacaktır.
3. TANIMLAR
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında “(3) Bu maddede geçen, Yİ-ÜFE aylık değişim
oranları tabiri; Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği 31/12/2004 tarihine kadar toptan eşya fiyatları
endeksi (TEFE) aylık değişim oranlarını, 1/1/2005 tarihinden itibaren üretici fiyatları endeksi (ÜFE) aylık değişim
oranlarını, 1/1/2014 tarihinden itibaren yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) aylık değişim oranlarını, vergi tabiri;
213 sayılı Kanun kapsamına giren vergi, resim, harç ve fon payı ile eğitime katkı payını, beyanname tabiri; vergi
tarhına esas olan beyanname ve bildirimleri ifade eder. Bu madde hükümlerine göre ödenecek alacaklara bu Kanunun
yayımlandığı ay için uygulanması gereken Yİ-ÜFE aylık değişim oranı olarak, bu Kanunun yayımlandığı tarihten bir
önceki ay için belirlenen Yİ-ÜFE aylık değişim oranı esas alınır.” hükmü yer almaktadır.
Bu Tebliğde yer alan tabirler, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinde geçen tanımlarıyla kullanılmıĢtır.9
B- ALACAKLARIN YAPILANDIRILMASINA ĠLĠġKĠN AÇIKLAMALAR
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi ile Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilen
kesinleĢmiĢ amme alacakları ile belediyelere ve büyükĢehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerine ait kesinleĢmiĢ
bazı alacakların yapılandırılarak ödenmesine iliĢkin düzenlemeler yapılmıĢtır.
1. BAġVURU SÜRESĠ VE ġEKLĠ
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında “(8) Bu madde hükümlerinden yararlanmak
isteyen borçluların maddede öngörülen şartların yanı sıra bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna
kadar başvuruda bulunmaları ve madde kapsamında ödenecek tutarları, ilk taksiti bu Kanunun yayımlandığı tarihi
izleyen üçüncü aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler hâlinde azami on sekiz eşit taksitte ödemeleri şarttır. Bu
Kanuna göre ödenecek taksitlerin ödeme süresinin son gününün resmî tatile rastlaması hâlinde süre tatili izleyen ilk iş
günü mesai saati sonunda biter.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre, maddeden yararlanmak isteyen borçluların 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen
ikinci ayın sonuna kadar baĢvuruda bulunmaları gerekmektedir.
Bu itibarla, Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine, belediyelere, büyükĢehir belediyeleri su ve
kanalizasyon idarelerine olan ve Kanunun 73 üncü maddesi kapsamına giren borçlarını bu madde kapsamında
yapılandırarak ödemek isteyen borçluların (Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın son günü 30 Kasım 2014
olduğu halde bu günün tatile rastlaması nedeniyle bu tarihi izleyen ilk iĢ günü olan) 1 Aralık 2014 tarihi mesai saati
bitimine kadar borçlu bulundukları idarelere (tahsil dairelerine) yazılı olarak baĢvurmaları gerekmektedir.
Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine olan borçları için madde hükümlerinden yararlanmak isteyen
borçlular bağlı bulundukları vergi dairesine doğrudan baĢvurabilecekleri gibi posta yoluyla veya BaĢkanlığımız
internet adresi (www.gib.gov.tr) üzerinden baĢvuru yapmaları mümkündür.
Ayrıca, borçlular motorlu taĢıtlar vergisi ve/veya taĢıtla iliĢkili idari para cezaları için bulundukları
ildeki/ilçedeki motorlu taĢıtlar vergisini tahsile yetkili vergi dairelerine de baĢvuru yapabileceklerdir. Bu takdirde,
ödeme planları mükelleflerin bağlı oldukları vergi daireleri tarafından tanzim edilecek ve mükelleflere ödeme
planları müracaat ettikleri vergi dairesinde imza karĢılığında elden, gerekli Ģartların bulunması koĢuluyla
(www.gib.gov.tr) internet adresi üzerinden doğrudan, e-posta yoluyla veya taahhütlü posta yolu ile verilebilecektir.
Bu Tebliğ ekinde yer alan baĢvuru dilekçesi (EK: 1/A, 1/B, 1/C) Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerince
takip edilen kesinleĢmiĢ alacaklar için madde hükmünden yararlanmak isteyen borçlularca kullanılmak üzere
düzenlenmiĢ olup, alacaklı diğer idarelerce örneğe uygun baĢvuru dilekçelerinin hazırlanarak borçluların kullanımına
sunulması icap etmektedir.
Borçluların birden fazla vergi dairesine olan borçları için maddeden yararlanma talebinde bulunmaları
halinde, her bir vergi dairesine ayrı ayrı baĢvurmaları gerekmektedir.
Borçlular, madde kapsamına giren toplam borçları için madde hükmünden yararlanabilecekleri gibi sadece
talep ettikleri dönem ve türler açısından da maddeden yararlanabileceklerdir. Ancak, motorlu taĢıtlar vergisi
mükelleflerinin, her bir taĢıt itibarıyla hesaplanacak toplam borç tutarı için baĢvuruda bulunmaları zorunludur.
Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamında vergi dairelerince Gümrük ve Ticaret
Bakanlığına bağlı tahsil daireleri adına niyabeten takip edilen alacaklar için maddeden yararlanmak amacıyla vergi
dairelerine baĢvurulması mümkün bulunmamaktadır.
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin altıncı fıkrası gereğince, madde hükmünden yararlanmanın
Ģartlarından birisi de dava açılmaması, açılmıĢ davalardan vazgeçilmesi ve kanun yollarına baĢvurulmaması
olduğundan, bu madde hükümlerinden yararlanmak üzere baĢvuran borçluların, tahsilat iĢlemlerinden dolayı açtıkları
davalardan da (ihtirazi kayıtla verilen beyannameye konu alacaklar için maddeden yararlanmak isteyenlerin alacağa
iliĢkin olarak açmıĢ oldukları davalar dahil) vazgeçmeleri gerekmektedir.
Diğer taraftan, BaĢkanlığımız internet adresi (www.gib.gov.tr) üzerinden maddeden yararlanmak için
baĢvuruda bulunan borçluların, yararlanmak istedikleri borçlarıyla ilgili davalar bulunması halinde ilgili vergi
dairesine ayrıca yazılı olarak da baĢvurmaları Ģarttır.
2. ALACAK TUTARININ TESPĠTĠ 10
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesine göre yapılandırılarak ödenecek alacakların tespitinde aĢağıda
yapılan açıklamaların dikkate alınması gerekmektedir.
2.1. YĠ-ÜFE tutarının hesaplanması;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinde, alacakların yapılandırılmasında bu alacaklara iliĢkin faiz, cezai
faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı gibi fer’i amme alacakları yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar YĠ-
ÜFE aylık değiĢim oranlarının esas alınacağı düzenlenmiĢtir.
Bu itibarla, YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları esas alınarak hesaplanacak YĠ-ÜFE tutarı, fer’i alacaklar için esas
alınan hesaplama yöntemleri kullanılarak tespit edilecektir.
YĠ-ÜFE tutarının hesaplanmasında, 213 sayılı Kanuna göre hesaplanan gecikme faizi ve 6183 sayılı Kanuna
göre hesaplanan gecikme zammının hesaplama yöntemi ve hesaplama süreleri değiĢtirilmeyecek, sadece aylık gecikme
zammı/gecikme faizi oranı yerine YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları kullanılacaktır.
YĠ-ÜFE tutarı, gecikme faizi veya gecikme zammı dıĢında madde kapsamına giren diğer fer’i alacaklar
yerine de hesaplanabilmektedir. Bu durumda da ilgili fer’i alacağın hesaplama yöntemi kullanılarak ödenecek YĠ-ÜFE
tutarı bulunacaktır.
YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları olarak, Türkiye Ġstatistik Kurumunun her ay için belirlediği 31/12/2004
tarihine kadar toptan eĢya fiyatları endeksi (TEFE) aylık değiĢim oranları, 1/1/2005 tarihinden itibaren üretici fiyatları
endeksi (ÜFE) aylık değiĢim oranları, 1/1/2014 tarihinden itibaren yurtiçi üretici fiyat endeksi (YĠ-ÜFE) aylık değiĢim
oranları esas alınacaktır.
Bu hesaplamalarda ilk aya iliĢkin esas alınacak YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı, alacağın vadesinin rastladığı ay
için açıklanmıĢ olan oran olacaktır. Alacağın vade tarihinin ayın son günü olması halinde de hesaplamalarda baĢlangıç
oranı olarak kullanılacak YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı, vade tarihinin rastladığı ay için belirlenmiĢ olan orandır.
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hüküm gereğince, YĠ-ÜFE tutarının
hesaplanmasında, Kanunun yayımlandığı Eylül/2014 ayı için esas alınması gereken oran, bir önceki ay olan
Ağustos/2014 ayına ait YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı olacaktır.
Türkiye Ġstatistik Kurumunca Ocak/1980 ayından Kanunun yayımlandığı tarihten bir önceki aya ait YĠ-ÜFE
aylık değiĢim oranı dahil açıklanan YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları ekli tabloda (EK:2) yer almaktadır. YĠ-ÜFE
tutarlarının tespitinde kullanılacak olan YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranlarının eksi değer çıkması durumunda bu oranlar da
hesaplamada eksi değer olarak dikkate alınacaktır. Hesaplamaya konu döneme iliĢkin olarak YĠ-ÜFE aylık değiĢim
oranlarının toplamı eksi değer olduğu takdirde alacak asılları üzerinden hesaplanan fer’iler yerine alınması gereken YĠ-
ÜFE tutarı sıfır kabul edilecektir.
ÖRNEK 1- 26/6/2013 vadeli bir verginin Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiĢ olması halinde
bu vergiye % 20,3005 oranında hesaplanması gereken gecikme zammı yerine YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları toplamı
aĢağıdaki Ģekilde hesaplanacaktır.
YĠ-ÜFE Oranı Hesaplanacak Süre
SÜRE ESAS ALINACAK ORAN (%)
27/6/2013 – 26/7/2013 için Haziran 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 1,46
27/7/2013 – 26/8/2013 için Temmuz 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,99
27/8/2013 – 26/9/2013 için Ağustos 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,04
27/9/2013 – 26/10/2013 için Eylül 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,88
27/10/2013 – 26/11/2013 için Ekim 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,69
27/11/2013 – 26/12/203 için Kasım 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,62
27/12/2013 – 26/1/2014 için Aralık 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 1,11
27/1/2014 – 26/2/2014 için Ocak 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 3,32
27/2/2014 – 26/3/2014 için ġubat 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 1,38
27/3/2014 – 26/4/2014 için Mart 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,74
27/4/2014 – 26/5/2014 için Nisan 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,09
27/5/2014 – 26/6/2014 için Mayıs 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı -0,52
27/6/2014 – 26/7/2014 için Haziran 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,06
27/7/2014 – 26/8/2014 için Temmuz 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,73
27/8/2014 – 10/9/2014 için Ağustos 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,2111
*Gecikme zammının ay kesrine isabet eden günleri için YĠ-ÜFE tutarı hesaplanmasında, ilgili ay YĠ-ÜFE
aylık değiĢim oranı 30’a bölünmek suretiyle bulunacak günlük oran kullanılacaktır. Bulunacak rakamın virgülden
sonraki 6 hanesi hesaplamalarda kullanılacak olup, 7 nci ve devam eden hanelerde bir sayı bulunması halinde 6 ncı
hane bir üst sayıya tamamlanarak günlük YĠ-ÜFE oranı bulunacaktır. Bulunan günlük oran geçen gün sayısı ile
çarpılarak ay kesrine isabet eden toplam YĠ-ÜFE oranı bulunacaktır.
Toplam YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı ile vergi aslı çarpılmak suretiyle gecikme zammı yerine ödenmesi
gereken YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
Bu tutar, vergi aslı ile toplanarak madde hükmüne göre yapılandırılan alacak tutarı bulunacaktır.
Örnek 2- 16/9/2013 vadeli vergi aslına bağlı ceza olan vergi ziyaı cezasının Kanunun yayımlandığı tarih
itibarıyla ödenmemiĢ olması halinde bu vergi ziyaı cezasına % 16,5675 oranında hesaplanması gereken gecikme
zammı yerine toplam YĠ-ÜFE oranı aĢağıdaki Ģekilde hesaplanacaktır.
YĠ-ÜFE Oranı Hesaplanacak Süre
Toplam YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı ile vergi ziyaı cezası çarpılmak suretiyle gecikme zammı yerine
ödenmesi gereken YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
Bu tutar, vergi ziyaı cezası ile toplanarak madde hükmüne göre yapılandırılan alacak tutarı bulunacaktır.
2.1.1. YĠ-ÜFE tutarının hesaplanmasında esas alınacak diğer hususlar;
Gecikme zammının günlük olarak hesaplanması gerektiği hallerde, bu sürelere uygulanması gereken YĠ-ÜFE
aylık değiĢim oranı da Seri:A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliğinde yapılan düzenlemeler çerçevesinde günlük olarak
bulunacaktır.
6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde yer alan asgari gecikme zammı tutarı, gecikme zammı yerine
alınacak YĠ-ÜFE tutarı için de uygulanacaktır.
6183 sayılı Kanunun 52 nci maddesine göre gecikme zammı tatbik süresini durduran iflas ve aciz halleri söz
konusu ise gecikme zammı uygulanmayan süreye YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı da uygulanmayacak, bu hallerin varlığı
YĠ-ÜFE uygulanan süreyi de durduracaktır.
6183 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi uyarınca, belediye sınırları dıĢındaki köylerde tahsildarlar tarafından
tahsil edilen ve tahsildarın ilk uğradığı zaman ödeme yapılmadığı takdirde %10 oranında uygulanan gecikme zammı
yerine, tahsildarın ilk uğradığı aydaki YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı uygulanacaktır.
2.2. 6552 sayılı Kanunun Yayımlandığı 11/9/2014 Tarihi Ġtibarıyla (Bu Tarih Hariç) KesinleĢmiĢ ve Bu
Tarihe Kadar (Bu Tarih Dahil) Vadesi Geldiği Halde ÖdenmemiĢ Vergiler ile Vergi Aslına Bağlı Vergi
Cezaları;
[(0,42/30)x15]*
TOPLAM YĠ-ÜFE ORANI 11,80
SÜRE ESAS ALINACAK ORAN (%)
17/9/2013 – 16/10/2013 için Eylül 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,88
17/10/2013 – 16/11/2013 için Ekim 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,69
17/11/2013 – 16/12/2013 için Kasım 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,62
17/12/2013 – 16/1/2014 için Aralık 2013 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 1,11
17/1/2014 – 16/2/2014 için Ocak 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 3,32
17/2/2014 – 16/3/2014 için ġubat 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 1,38
17/3/2014 – 16/4/2014 için Mart 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,74
17/4/2014 – 16/5/2014 için Nisan 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,09
17/5/2014 – 16/6/2014 için Mayıs 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı -0,52
17/6/2014 – 16/7/2014 için Haziran 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,06
17/7/2014 – 16/8/2014 için Temmuz 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı 0,73
17/8/2014 – 10/9/2014 için Ağustos 2014 ayına ait YĠ-ÜFE oranı
[(0,42/30)x25] 0,35
TOPLAM YĠ-ÜFE ORANI 9,4512
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde
göre, madde kapsamında yapılandırılacak alacaklar, vergiler ile vergi aslına bağlı vergi cezalarıdır. 6552 sayılı
Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla (bu tarih hariç) kesinleĢmiĢ olup, bu tarih itibarıyla vadesi geldiği halde
ödenmemiĢ olan vergiler ve vergi aslına bağlı vergi cezalarının madde kapsamında yapılandırılması aĢağıdaki Ģekilde
olacaktır.
Madde kapsamında ödenecek alacak tutarının tespiti için vergi asıllarına;
– vade tarihinden, Kanunun yayımlandığı tarihe kadar geçen süre için gecikme zammı yerine,
– daha önce hesaplanmıĢ gecikme faizi olması halinde, bu faizin hesaplandığı süre dikkate alınarak, gecikme
faizi yerine,
YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları esas alınarak YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
Bu tutar, vergi aslı ile toplanarak madde hükmüne göre yapılandırılan alacak tutarı bulunacaktır.
Yapılandırılan alacak tutarının, maddede öngörülen süre ve Ģekilde tamamen ödenmesi halinde, vergi aslına
iliĢkin gecikme zammı ve gecikme faizinin tamamının tahsilinden vazgeçilecektir.
Diğer taraftan, Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla (bu tarih hariç) kesinleĢmiĢ ve bu tarihe kadar (bu tarih
dahil) vadesi geldiği halde ödenmemiĢ vergi aslına bağlı vergi cezaları ve bu cezalara iliĢkin gecikme zamları
hakkında da yukarıda yapılan açıklamalara göre iĢlem yapılacaktır.
Örnek 3- 26/1/2011 vadeli 3.500,00 TL gelir (stopaj) vergisi süresinde ödenmemiĢtir. Bu Kanunun
yayımlandığı tarihe kadar 2.131,52 TL gecikme zammı hesaplanmıĢtır. Kanunun yayımı tarihi itibarıyla toplam borç
tutarı 5.631,52 TL’dir.
Bu maddeden yararlanmak üzere baĢvuruda bulunulması halinde, vergi aslına uygulanan gecikme zammı
yerine YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları kullanılarak YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
Buna göre, gecikme zammının hesaplandığı süre, gecikme zammı tutarı, gecikme zammı yerine uygulanacak
toplam YĠ-ÜFE oranı ve YĠ-ÜFE tutarı aĢağıdaki gibi olacaktır.
Gecikme Zammı
Hesaplanan Süre
Alacak
Aslı
Tutarı
(TL)
Toplam Gecikme
Zammı Oranı
Gecikme
Zammı Tutarı
(TL)
Toplam YĠ-
ÜFE Oranı
YĠ-ÜFE Tutarı
(TL)
27/1/2011-10/9/2014 3.500,00 %60,9005 2.131,52 %27,85 974,75
Buna göre, ödenecek tutar ile tahsilinden vazgeçilen alacak tutarı aĢağıdaki gibi olacaktır.
Ödenecek Tutar
Gelir (stopaj) Vergisi : 3.500,00 TL
YĠ-ÜFE Tutarı (Vergi Aslına Uygulanan Gecikme Zammı Yerine) : 974,75 TL
TOPLAM : 4.474,75 TL
Tahsilinden Vazgeçilen Alacaklar
Vergi Aslına Uygulanan Gecikme Zammı : 2.131,52 TL
Yukarıda belirtilen Ģekilde hesaplanan toplam 4.474,75 TL tutarın maddede öngörülen süre ve Ģekilde
ödenmesi halinde, toplam 2.131,52 TL tutarındaki alacağın tahsilinden vazgeçilecektir.
Örnek 4- 2009 vergilendirme dönemine iliĢkin 25/3/2010 tarihine kadar elektronik ortamda verilmesi
gereken yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmemiĢtir. Yapılan inceleme sonucunda, 2009 dönemi için 20.000,00 TL
gelir vergisi tarh edilmesi ve bir kat vergi ziyaı cezası ile 1.000,00 TL özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerektiği tespit
edilmiĢtir. Vergi/ceza ihbarnamesi 6/4/2011 tarihinde mükellefe tebliğ edilmiĢtir. Ġnceleme sonucu yapılan bu tarhiyata
konu alacaklar için uzlaĢma talep edilmediği gibi dava da açılmadığından, söz konusu alacaklar kesinleĢerek 6/5/2011
tarihinde tahakkuk etmiĢ ve Kanunun yayımlandığı tarihe kadar herhangi bir ödemede bulunulmamıĢtır. Bu tarhiyata
göre tahakkuk eden vergi, vergi ziyaı cezası, özel usulsüzlük cezası, gecikme faizi ve gecikme zamları Ģu Ģekildedir.13
Gelir Vergisi : 20.000,00 TL
Vergi Ziyaı Cezası : 20.000,00 TL
Özel Usulsüzlük Cezası : 1.000,00 TL
Gecikme Faizi : 3.630,00 TL
Vergi Aslına Uygulanan Gecikme Zammı : 10.957,36 TL
Vergi Ziyaı Cezasına Uygulanan Gecikme Zammı : 10.957,36 TL
TOPLAM : 66.544,72 TL
Bu maddeden yararlanmak üzere baĢvuruda bulunulması halinde, ödenecek tutar ile tahsilinden vazgeçilen
alacak tutarları aĢağıdaki gibi olacaktır.
Vergi aslına bağlı olmaksızın kesilmiĢ olan ve madde kapsamına giren vergi cezalarının maddeden
yararlanılarak ödenmek istenmesi halinde, maddenin ikinci fıkrası gereğince bu cezaların %50’si ödenmesi
durumunda, cezanın geri kalan %50’sinin tahsilinden vazgeçilecektir.
Vergi aslına uygulanan gecikme faizi ve gecikme zammı ile vergi ziyaı cezasına uygulanan gecikme zammı
yerine YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları kullanılarak, YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
Buna göre, örnek olayda gecikme faizinin hesaplandığı süre, gecikme faizi tutarı, bu sürelere iliĢkin toplam
YĠ-ÜFE oranları ve YĠ-ÜFE tutarları aĢağıda gösterilmiĢtir.
Gecikme
Faizi
Hesaplanan
Süre
Alacak
Aslı
Tutarı
(TL)
Toplam
Gecikme
Faizi
Oranı
Gecikme
Faizi
Tutarı
(TL)
Toplam
YĠ-ÜFE
Oranı
YĠ-ÜFE
Tutarı
(TL)
I. Taksit 1/4/2010-
6/5/2011 10.000,00 %22,05 2.205,00 %11,65 1.165,00
II. Taksit 1/8/2010-
6/5/2011 10.000,00 %14,25 1.425,00 %9,01 901,00
TOPLAM 20.000,00 3.630,00 2.066,00
Gecikme zammının hesaplandığı süre, gecikme zammı tutarı, gecikme zammı yerine uygulanacak toplam YĠ-
ÜFE oranı ve YĠ-ÜFE tutarı aĢağıdaki Ģekildedir.
Gecikme
Zammı
Hesaplanan
Süre
Alacak Aslı
Tutarı
(TL)
Toplam
Gecikme
Zammı
Oranı
Gecikme
Zammı
Tutarı
(TL)
Toplam
YĠ-ÜFE
Oranı
YĠ-ÜFE
Tutarı
(TL)
7/6/2011-
10/9/2014
20.000,00
(Gelir V.) %54,7868 10.957,36 %22,056 4.411,20
7/6/2011-
10/9/2014
20.000,00
(Vergi Ziyaı
Cezası)
%54,7868 10.957,36 %22,056 4.411,20
TOPLAM 40.000,00 21.914,72 8.822,40
Ödenecek Tutar
Gelir Vergisi : 20.000,00 TL
Vergi Ziyaı Cezası : 20.000,00 TL
Özel Usulsüzlük Cezası (1.000,00 x % 50=) : 500,00 TL
YĠ-ÜFE Tutarı (Gecikme Faizi Yerine) : 2.066,00 TL
YĠ-ÜFE Tutarı (Vergi Aslına Uygulanan Gecikme Zammı Yerine) : 4.411,20 TL
YĠ-ÜFE Tutarı (Vergi Ziyaı Cezasına Uygulanan Gecikme Zammı
Yerine) : 4.411,20 TL
TOPLAM : 51.388,40 TL
Tahsilinden Vazgeçilen Alacaklar
Özel Usulsüzlük Cezası : 500,00 TL
Gecikme Faizi : 3.630,00 TL
Vergi Aslına Uygulanan Gecikme Zammı : 10.957,36 TL
Vergi Ziyaı Cezasına Uygulanan Gecikme Zammı : 10.957,36 TL
TOPLAM : 26.044,72 TL14
Yukarıda belirtilen Ģekilde hesaplanan toplam 51.388,40 TL’nin maddede öngörülen süre ve Ģekilde
ödenmesi durumunda, toplam 26.044,72 TL tutarındaki alacağın tahsilinden vazgeçilecektir.
2.3. 6552 sayılı Kanunun Yayımlandığı 11/9/2014 Tarihi Ġtibarıyla (Bu Tarih Hariç) KesinleĢtiği Halde
Henüz Ödeme Süresi GeçmemiĢ Vergi ve Vergi Aslına Bağlı Vergi Cezaları;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine
göre, madde kapsamında yapılandırılacak alacak olarak vergiler ile vergi aslına bağlı vergi cezaları girmektedir.
Bu alacaklardan 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla (bu tarih hariç) kesinleĢmiĢ olup, bu tarih
itibarıyla ödeme süresi henüz geçmemiĢ olan vergiler ve vergi aslına bağlı vergi cezalarının madde kapsamında
yapılandırılması mümkündür.
Bu itibarla, muhtelif Ģekillerde kesinleĢen ve Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla henüz ödeme süresi
geçmemiĢ olan alacaklar hakkında, aĢağıda açıklanan hususlar ve bu Tebliğin önceki bölümlerinde yer alan
açıklamalar dikkate alınarak iĢlem tesis edilecektir.
2.3.1. 213 sayılı Kanunun uzlaĢma hükümlerine göre kesinleĢen alacaklar;
6552 sayılı Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihinden önce 213 sayılı Kanunun gerek uzlaĢma gerekse
tarhiyat öncesi uzlaĢma hükümlerinden yararlanılarak uzlaĢma sağlanmıĢ ancak Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla
ödeme süresi henüz geçmemiĢ borcu olan mükellefler, uzlaĢma sonucu kesinleĢerek tahakkuk eden vergi ve ceza
tutarları ile hesaplanan gecikme faizleri dikkate alınarak madde hükümlerinden yararlanabileceklerdir.
Örnek 5- 24/6/2013 tarihinde verilmesi gereken katma değer vergisi beyannamesi süresinde verilmemiĢtir.
Mükellefin defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda 50.000,00 TL katma değer vergisi tarh edilerek bir
kat vergi ziyaı cezası ile 1.200,00 TL özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerektiği tespit edilmiĢtir. Buna iliĢkin
vergi/ceza ihbarnamesi 21/6/2014 tarihinde mükellefe tebliğ edilmiĢtir.
Mükellef, 10/7/2014 tarihinde uzlaĢma talebinde bulunmuĢ, 24/8/2014 tarihi uzlaĢma günü olarak verilmiĢ ve
aynı gün varılan uzlaĢma sonucuna göre, vergi dairesince aĢağıda yazılı tutarlar tahakkuk ettirilmiĢtir.
Katma Değer Vergisi : 40.000,00 TL
Vergi Ziyaı Cezası : 5.000,00 TL
Özel Usulsüzlük Cezası : 1.200,00 TL
Gecikme Faizi : 7.280,00 TL
TOPLAM : 53.480,00 TL
Mükellefin maddeden yararlanmak üzere baĢvuruda bulunması halinde, ödenecek tutar ile tahsilinden
vazgeçilen alacak tutarı aĢağıdaki Ģekilde olacaktır.
Gecikme Faizi
Hesaplanan
Süre
Alacak Aslı
Tutarı
(TL)
Toplam
Gecikme
Faizi
Oranı
Gecikme
Faizi Tutarı
(TL)
Toplam YĠ-
ÜFE Oranı
YĠ-ÜFE Tutarı
(TL)
27/6/2013-
24/8/2014 40.000,00 %18,20 7.280,00 % 10,86 4.344,00
Ödenecek Tutar
Katma Değer Vergisi : 40.000,00 TL
Vergi Ziyaı Cezası : 5.000,00 TL
Özel Usulsüzlük Cezası (1.200,00 x %50=) : 600,00 TL
YĠ-ÜFE Tutarı (Gecikme Faizi Yerine) : 4.344,00 TL
TOPLAM : 49.944,00 TL
Tahsilinden Vazgeçilen Alacaklar
Gecikme Faizi : 7.280,00 TL
Özel Usulsüzlük Cezası : 600,00 TL
TOPLAM : 7.880,00 TL
Yukarıda belirtilen Ģekilde hesaplanan toplam 49.944,00 TL’nin maddede öngörülen süre ve Ģekilde
ödenmesi durumunda, toplam 7.880,00 TL tutarındaki alacağın tahsilinden vazgeçilecektir. 15
2.3.2. 213 sayılı Kanunun 376 ncı maddesinden yararlanılarak ödenecek vergi aslına bağlı vergi
cezaları;
213 sayılı Kanun uyarınca kesilmiĢ olan vergi aslına bağlı vergi cezaları için anılan Kanunun 376 ncı
maddesi hükmü uyarınca indirim talebinde bulunulan ancak, 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi
itibarıyla dava açma süresi geçmiĢ dolayısıyla kesinleĢtiği halde henüz ödeme süresi geçmemiĢ bulunan alacaklar için
indirimli ceza tutarları dikkate alınarak madde hükümlerinden yararlanılabilecektir.
2.3.3. 213 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde yer alan piĢmanlık hükümlerine göre beyan edilen
matrahlar üzerinden tahakkuk eden alacaklar;
6552 sayılı Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi itibarıyla (bu tarih hariç) piĢmanlık hükümlerine göre
tahakkuk eden ve bu tarih itibarıyla henüz 15 günlük ödeme süresi geçmemiĢ olan alacaklar için madde hükümlerinden
yararlanılabilecektir. Bu takdirde, piĢmanlık zammı yerine Kanunun yayımlandığı tarihe kadar YĠ-ÜFE aylık değiĢim
oranları kullanılarak YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
Ancak, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi hükmüne göre ödeme yapılmamıĢ olması halinde piĢmanlık
hükümlerinin ihlal edilmiĢ sayılacağı tabiidir. Dolayısıyla, kısmen piĢmanlık ihlali olamayacağından borçlular
ödedikleri tutar kadar 73 üncü madde hükmünden yararlanamayacaklardır. Bu takdirde, yapılan ödemeler ödeme
tarihleri esas alınarak beyan edilen alacaklara mahsup edilecektir.
213 sayılı Kanunun piĢmanlık hükümlerine göre tahakkuk eden ve Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi
itibarıyla (bu tarih hariç) 213 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde öngörülen 15 günlük ödeme süresinde ödenmemiĢ
olan vergiler için piĢmanlık hükümleri ihlal edilmiĢ olacak ve bu alacaklar 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi
kapsamında yapılandırılabilecektir.
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin kapsadığı dönemlere iliĢkin olarak bu Kanunun yayımlandığı
tarihten önce piĢmanlık talebi ile verilip, ödeme yönünden Ģartların ihlal edildiği beyannameler ile kendiliğinden
verilen beyannameler için kesilen ve bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla tebliğ edilmemiĢ veya tebliğ edildiği
halde dava açma süresi geçmemiĢ olan vergi aslına bağlı vergi cezalarının madde kapsamında yapılandırılması
mümkün bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, Kanunun geçici 2 nci maddesinin beĢinci fıkrasında, “(5) Bu madde kapsamındaki alacaklar ile
bu Kanunun bazı alacakların yeniden yapılandırılmasına ilişkin hükümleri kapsamındaki alacaklarla ilgili olarak
mevzuatlarında yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla taksit ödeme süresince zamanaşımı süreleri işlemez.”
hükmü yer almaktadır.
Buna göre, 213 sayılı Kanunun piĢmanlık hükümlerine göre beyan edilen ve madde kapsamında
yapılandırılan vergilere, ödeme yönünden Ģartların ihlali halinde, kesilmesi gereken vergi cezaları için 213 sayılı
Kanunun 374 üncü maddesinde yer alan zamanaĢımı süreleri, Kanunun geçici 2 nci maddesinin beĢinci fıkrası
gereğince taksit ödeme süresince iĢlemeyeceğinden, piĢmanlık hükümlerinin ihlali üzerine kesilecek cezalarda
zamanaĢımı süresi bu hüküm dikkate alınarak tayin edilecektir.
Örnek 6- Ekim/2013 vergilendirme dönemine iliĢkin elektronik ortamda verilmesi gereken gelir (stopaj)
vergisi beyannamesi 4/9/2014 tarihinde piĢmanlıkla verilmiĢ ve bunun üzerine 10.000,00 TL vergi tahakkuk etmiĢ ve
alacağın vadesi 19/9/2014 tarihi olarak oluĢmuĢtur. Ayrıca, beyannamenin süresinde verilmemesi nedeniyle 1.200,00
TL tutarında özel usulsüzlük cezası kesilerek aynı gün mükellefe tebliğ edilmiĢtir.
Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödeme süresi henüz geçmemiĢ olan bu alacağa iliĢkin maddeden
yararlanmak üzere baĢvuruda bulunulması halinde, madde hükmüne göre ödenecek tutar ile tahsilinden vazgeçilen
alacak tutarı aĢağıdaki gibi olacaktır.
PiĢmanlık
Zammı
Hesaplanan
Süre*
Alacak
Aslı
Tutarı
(TL)
PiĢmanlık
Zammı
Oranı
PiĢmanlık
Zammı
Tutarı
(TL)
YĠ-ÜFE
Hesaplanacak
Süre
Toplam
YĠ-ÜFE
Oranı
YĠ-ÜFE
Tutarı
(TL)
27/11/2013-
10/9/2014 10.000,00 %14,00 1.400,00 27/11/2013-
10/9/2014 %7,95 795,00
* PiĢmanlık zammının hesabında Kanunun yayımı tarihi esas alınmıĢtır.16
Ödenecek Tutar
Gelir (stopaj) Vergisi : 10.000,00 TL
Damga Vergisi : 27,20 TL
YĠ-ÜFE Tutarı (PiĢmanlık Zammı Yerine) : 795,00 TL
TOPLAM : 10.822,20 TL
Tahsilinden Vazgeçilen Alacaklar
PiĢmanlık Zammı (Gelir (stopaj) Vergisi için) : 1.400,00 TL
Yukarıda belirtilen 10.822,20 TL’nin maddede öngörülen süre ve Ģekilde ödenmesi halinde, 1.400,00 TL’nin
tahsilinden vazgeçilecektir.
Mükellefe kesilmiĢ olan 1.200,00 TL tutarındaki özel usulsüzlük cezasına iliĢkin vergi/ceza ihbarnamesinin
4/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiĢ olması ve 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi itibarıyla 30 günlük
dava açma süresinin geçmemiĢ olması nedeniyle bu alacak kesinleĢmemiĢ olduğundan mükellef bu ceza için madde
hükmünden yararlanamayacaktır.
2.3.4. 213 sayılı Kanun uyarınca ikmalen, re’sen ya da idarece yapılan tarhiyata iliĢkin olarak dava
açılmaksızın kesinleĢen alacaklar;
Ġkmalen, re’sen ya da idarece tarh edilmiĢ ve Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi itibarıyla dava
açılmaksızın kesinleĢmiĢ olan ve ödeme süresi henüz geçmemiĢ bulunan alacaklar için, tarhiyata iliĢkin vergi/ceza
ihbarnamelerinde belirlenen tutar ve hesaplanan gecikme faizi dikkate alınarak 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi
hükmünden yararlanılabilecektir.
2.4. Kanunun Yayımlandığı 11/9/2014 Tarihi Ġtibarıyla Asılları Kısmen ya da Tamamen ÖdenmiĢ Olan
Vergi ve Vergi Aslına Bağlı Vergi Cezaları
6552 sayılı Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi itibarıyla asılları kısmen ya da tamamen ödenmiĢ olan
alacaklar da Kanunun 73 üncü maddesi hükmüne göre yapılandırılacaktır.
Buna göre, Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi itibarıyla, asılları kısmen ya da tamamen ödenmiĢ olan
vergilerle ilgili olarak aĢağıdaki Ģekilde iĢlem yapılacaktır.
2.4.1. Asılları kısmen ödenmiĢ olan vergi ve vergi aslına bağlı vergi cezaları;
Asılları kısmen ödenmiĢ olan vergilerin ödenmemiĢ kısmına,
– vade tarihinden Kanunun yayımlandığı tarihe kadar hesaplanacak gecikme zammı yerine,
– daha önce hesaplanmıĢ gecikme faizi olması halinde, gecikme faizinin hesaplandığı süre dikkate alınarak
gecikme faizi yerine,
YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı esas alınarak YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
Bu tutar, ödenmemiĢ vergi aslı ile toplanarak madde hükmüne göre yapılandırılan alacak tutarı bulunacaktır.
Yapılandırılan alacak tutarının, maddede öngörülen süre ve Ģekilde ödenmesi halinde vergi aslına uygulanan
gecikme faizi ve gecikme zammının tamamının tahsilinden vazgeçilecektir.
Diğer taraftan, asılları kısmen ödenmiĢ vergi aslına bağlı vergi cezaları ile buna bağlı gecikme zamları
hakkında da yukarıda yapılan açıklamalara göre iĢlem yapılacaktır.
2.4.2. Asılları tamamen ödenmiĢ vergiler ile vergi aslına bağlı vergi cezalarına iliĢkin fer’i alacaklar;
6552 sayılı Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi itibarıyla asılları tamamen ödenmiĢ vergiler üzerinden
hesaplanmıĢ gecikme zammı ve gecikme faizleri;
– verginin vade tarihinden ödendiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanan gecikme zammı yerine,
– vergiye gecikme faizinin hesaplandığı süre dikkate alınarak, gecikme faizi yerine,
YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı esas alınarak YĠ-ÜFE tutarı hesaplanarak yapılandırılacaktır. 17
YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı esas alınarak yapılandırılan tutarın, maddede öngörülen süre ve Ģekilde ödenmesi
halinde vergi aslına uygulanan gecikme faizi ve gecikme zammının tamamının tahsilinden vazgeçilecektir.
Diğer taraftan, asılları ödenmiĢ olan vergi aslına bağlı vergi cezalarına iliĢkin gecikme zamları hakkında da
yukarıda yapılan açıklamalara göre iĢlem yapılacaktır.
2.4.3. Asılları tamamen ödenmiĢ vergiler ile vergi aslına bağlı vergi cezalarına iliĢkin fer’i alacaklardan
Kanunun yayımlandığı tarihten önce kısmen tahsil edilenler;
Asılları tamamen ödenmiĢ vergilere iliĢkin gecikme faizi ve gecikme zamlarından, Kanunun yayımlandığı
tarihten önce kısmen tahsilat yapılmıĢsa,
– verginin vade tarihinden ödendiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanan gecikme zammı yerine,
– vergiye gecikme faizinin hesaplandığı süre dikkate alınarak, gecikme faizi yerine,
YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı esas alınarak YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
ÖdenmiĢ gecikme zammı/gecikme faizi tutarının, hesaplanan YĠ-ÜFE tutarından fazla olması halinde
herhangi bir tahsilat yapılmayacak, kalan gecikme zammı/gecikme faizinin tahsilinden vazgeçilecektir. Bununla
birlikte, tahsil edilmiĢ olan gecikme zammı ve gecikme faizinden herhangi bir red ve iade yapılmayacaktır.
ÖdenmiĢ gecikme zammı/gecikme faizi tutarının, hesaplanan YĠ-ÜFE tutarından az olması halinde ise
ödenecek tutar, YĠ-ÜFE tutarından ödenmiĢ olan gecikme zammı/gecikme faizi tutarı çıkarılmak suretiyle tespit
edilecektir. Bu Ģekilde belirlenen YĠ-ÜFE tutarının maddede öngörülen süre ve Ģekilde ödenmesi halinde, kalan
gecikme zammı/gecikme faizinin tahsilinden vazgeçilecektir.
Diğer taraftan, asılları tamamen ödenmiĢ vergi aslına bağlı vergi cezalarına iliĢkin gecikme zamlarından
kısmen tahsil edilenler hakkında da yukarıda yapılan açıklamalara göre iĢlem yapılacaktır.
Örnek 7- Ocak, ġubat, Mart/2012 geçici vergilendirme dönemine iliĢkin 8.000,00 TL kurum geçici vergi
tahakkuk etmiĢtir. Ancak, mükellef 17/5/2012 vadeli kurum geçici vergi borcunu ödememiĢtir. Söz konusu kurum
geçici vergi borcu mükellefin kurumlar vergisi beyannamesini, beyanname verme süresi içerisinde vermesi nedeniyle,
1/4/2013 tarihinde terkin edilmiĢ ve 1.176,04 TL gecikme zammı hesaplanmıĢtır.
Mükellefin gecikme zammı borcuna karĢılık vergi dairesince 10/8/2013 tarihinde 100,00 TL cebren tahsilat
yapılmıĢtır.
Mükellefin, 6552 sayılı Kanundan yararlanmak için baĢvuruda bulunması halinde kurum geçici vergisinin
vade tarihinden terkin edildiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanan gecikme zammı tutarı yerine YĠ-ÜFE tutarı
hesaplanacaktır.
Bu durumda uygulanacak toplam YĠ-ÜFE oranı %1,825’dir.
Toplam YĠ-ÜFE tutarı ise (8.000 x %1,825=)146,00 TL olacaktır.
Mükellefin gecikme zammına karĢılık hiç ödeme yapmamıĢ olması halinde, madde hükmünden yararlanmak
için ödemesi gereken tutar 146,00 TL’dir.
Ancak, mükelleften Kanunun yayımlandığı tarihten önce gecikme zammına karĢılık 100,00 TL tahsilat
yapıldığından; 6552 sayılı Kanuna göre ödenmesi gereken YĠ-ÜFE tutarından, daha önce tahsil edilmiĢ olan 100,00 TL
çıkarılarak tahsili gereken YĠ-ÜFE tutarı bulunacaktır.
Buna göre, ödenecek YĠ-ÜFE tutarı; (146,00 – 100,00=)46,00 TL’dir.
Mükellefin bu tutarı maddede öngörülen süre ve Ģekilde ödemesi halinde gecikme zammından kalan
(1.176,04-100,00=)1.076,04 TL’nin tahsilinden vazgeçilecektir.
Diğer taraftan, mükelleften cebren tahsil edilen tutarın 200,00 TL olması durumunda, geçici vergiye ait
gecikme zammı yerine hesaplanan 146,00 TL YĠ-ÜFE tutarı, cebren tahsil edilen tutarın altında olmasına karĢın
herhangi bir red ve iade yapılmayacaktır. 18
2.5. Bir Vergi Aslına Bağlı Olmaksızın KesilmiĢ Olan Vergi Cezaları
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendi gereğince,
30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce yapılan tespitlere iliĢkin olarak kesilmiĢ olan vergi aslına bağlı olmayan
vergi cezaları da Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi itibarıyla kesinleĢmiĢ ve vadesi geldiği halde ödenmemiĢ ya
da ödeme süresi geçmemiĢ olması halinde anılan maddenin ikinci fıkrası kapsamında yapılandırılabilecektir.
Bu durumda, vergi aslına bağlı olmayan vergi cezalarının (I. ve II. derece usulsüzlük cezaları ile özel
usulsüzlük cezaları) %50’sinin maddede belirtilen süre ve Ģekilde tamamen ödenmesi Ģartıyla cezaların kalan
%50’sinin tahsilinden vazgeçilecektir.
Kanunun yayımlandığı tarihten önce bu cezalara karĢılık kısmi ödeme yapılmıĢ olması halinde ödenmemiĢ
kısım için bu maddeden yararlanılabilecektir.
Örnek 8- Mükellefe, yaptığı satıĢa iliĢkin fatura vermemesinden dolayı 500,00 TL özel usulsüzlük cezası
kesilmiĢ ve vergi/ceza ihbarnamesi 13/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiĢtir. Kesilen ceza itirazsız 13/7/2013 tarihinde
kesinleĢmiĢtir.
Mükellefin, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinden yararlanmak için baĢvuruda bulunması halinde
500,00 TL özel usulsüzlük cezasının %50’sine isabet eden (500,00 x %50=)250,00 TL ödemesi gerekecektir. Söz
konusu tutarın maddede öngörülen süre ve Ģekilde ödenmesi halinde kalan 250,00 TL özel usulsüzlük cezasının
tahsilinden vazgeçilecektir.
Öte yandan, 213 sayılı Kanunun 376 ncı maddesine göre indirimli olarak tahakkuk ettirilen cezanın vergi
aslına bağlı olmayan vergi cezası olması halinde, bu cezanın 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası
hükmüne göre yapılandırılmasında indirilmiĢ tutar esas alınacaktır.
Örnek 9- 2013 yılına iliĢkin belge basım görevi ile ilgili bildirim ödevini yerine getirmeyen matbaa
iĢletmecisine 700,00 TL’lik özel usulsüzlük cezası kesilmiĢ ve vergi/ceza ihbarnamesi 23/7/2014 tarihinde tebliğ
edilmiĢtir. Mükellef söz konusu vergi cezası için 213 sayılı Kanunun 376 ncı maddesi hükmünden yararlanmak üzere
dava açma süresinin son günü olan 22/8/2014 tarihinde vergi dairesine müracaat etmiĢtir.
Vergi dairesince mükellefin talebi üzerine cezanın 1/3’ü indirilerek, kalan 466,67 TL özel usulsüzlük cezası
tahakkuk ettirilmiĢ ve mükellefe cezayı 22/9/2014 tarihine kadar ödemesi gerektiği bildirilmiĢtir.
Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödeme süresi henüz geçmemiĢ olan bu alacağa iliĢkin Kanundan
yararlanmak üzere baĢvuruda bulunulması halinde, 213 sayılı Kanunun 376 ncı maddesi çerçevesinde hesaplanan
466,67 TL özel usulsüzlük cezası maddenin ikinci fıkrası hükmüne göre %50 oranında indirilerek tahsil edilecektir.
Söz konusu cezanın %50’sine isabet eden (466,67 x %50=)233,34 TL’nin maddede öngörülen süre ve Ģekilde
ödenmesi halinde, özel usulsüzlük cezasından kalan 233,33 TL’nin tahsilinden vazgeçilecektir.
2.6. Ġhtirazi Kayıtla Beyan Edilen Vergiler
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında “(4) İhtirazi kayıtla verilen beyannameler
üzerine tahakkuk etmiş olan vergiler hakkında bu maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm uyarınca, madde kapsamına giren alacak türü ve dönemine iliĢkin olarak ihtirazi kayıtla beyan
edilmiĢ ancak bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiĢ olan ya da ödeme süresi
henüz geçmemiĢ bulunan alacaklar da Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında yapılandırılabilecektir. Ancak, alacağın
varlığına iliĢkin dava açılmıĢ olması durumunda açılmıĢ davalardan vazgeçilmesi gerektiği tabiidir.
Bu takdirde, ihtilafa iliĢkin yargı mercilerince verilmiĢ kararlar dikkate alınmadan mükelleflerin beyanı
üzerine tahakkuk eden tutar esas alınarak madde hükmünden yararlanılacaktır.
2.7. Geçici Vergiler;
6552 sayılı Kanun kapsamına, vergilendirme döneminin bitim tarihi ve beyanname verme süresinin son günü
Nisan/2014 ayı ve öncesine rastlayan dönemler girdiğinden, 2014 takvim yılına iliĢkin gelir ve kurumlar vergisine
mahsuben ödenmesi gereken geçici vergiler madde kapsamına girmemektedir.
Ancak, özel hesap dönemi tayin edilen mükelleflere iliĢkin geçici vergilerde ise geçici vergi dönemi ve
beyanname verme süresi 30/4/2014 tarihi ve bu tarihten önce olanlardan Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla
kesinleĢmiĢ ve vadesi geldiği halde ödenmemiĢ ya da ödeme süresi geçmemiĢ olanlar Kanunun 73 üncü maddesi 19
kapsamına girdiğinden, geçici verginin özel hesap dönemine iliĢkin mahsup döneminden önce Kanun hükmünden
yararlanmak üzere baĢvuruda bulunulması halinde, bu borçların yapılandırılması mümkün bulunmaktadır.
Geçici vergilerin yıllık gelir ve kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesi için mahsup tarihi itibarıyla
ödenmiĢ olması gerektiğinden, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesine göre geçici vergilerin yapılandırılmıĢ olması
bu vergilerin ödendiği anlamına gelmeyeceğinden, yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi sırasında
madde kapsamında yapılandırılmıĢ ancak ödenmemiĢ geçici vergi asıllarının yıllık gelir veya kurumlar vergisine
mahsubu edilmesi mümkün olmayacaktır. Ancak, yapılandırılmıĢ ve yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin
verilmesinden önce ödenmiĢ olan geçici vergilerin yıllık gelir veya kurumlar vergisinden mahsup edileceği,
ödenmemiĢ geçici vergi asıllarının ise terkin edileceği tabiidir.
Ayrıca, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi verildikten sonra ödenmemiĢ geçici vergiler terkin
edileceğinden, madde kapsamına girmesine rağmen söz konusu beyannamelerin verilmesinden sonra bu vergilerin
yapılandırılması mümkün bulunmamaktadır.
2.8. Kanunun 73 üncü Maddesi Kapsamındaki Ġdari Para Cezaları;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce verilen
ve Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla kesinleĢmiĢ olup vadesi geldiği halde ödenmemiĢ olan ya da ödeme süresi
henüz geçmemiĢ bulunan ve maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında olan idari para cezalarının
yapılandırılmasına imkan sağlanmıĢtır.
Buna göre, madde kapsamında yapılandırılması mümkün olan askerlik, seçim, trafik, nüfus, karayolu taĢıma,
otoyollar ve köprülerden ihlalli geçiĢ idari para cezaları ile Radyo ve Televizyon Kurumu tarafından verilmiĢ olan idari
para cezalarından, 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce verilmiĢ olan ve 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı
11/9/2014 tarihi itibarıyla (bu tarih hariç) kesinleĢmiĢ olup vadesi geldiği halde ödenmemiĢ olan ya da ödeme süresi
henüz geçmemiĢ bulunanların asıllarının tamamı ile bunlara bağlı faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer’i amme
alacakları yerine, Kanunun yayımlandığı tarihe kadar YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları esas alınarak hesaplanacak
tutarın; ödenmemiĢ alacağın sadece fer’i alacaktan ibaret olması halinde fer’i alacak yerine YĠ-ÜFE aylık değiĢim
oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, maddede belirtilen süre ve Ģekilde tamamen ödenmesi Ģartıyla cezaya bağlı
fer’ilerin tamamının tahsilinden vazgeçilecektir.
Madde kapsamında yapılandırılması mümkün olan idari para cezalarından;
– 2918 sayılı Kanuna göre verilen ve süresinde ödenmeyen idari para cezalarına, vade tarihinden ödendiği
tarihe kadar;
– 4925 sayılı Kanuna göre verilen ve süresinde ödenmemiĢ olan idari para cezalarından, anılan Kanunda
değiĢiklik yapan 5728 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 8/2/2008 tarihinden önce (bu tarih hariç) verilmiĢ olanlara
vade tarihinden 8/2/2008 tarihine kadar (bu tarih hariç),
geçen her ay ve kesri için aylık %5 oranında faiz hesaplanması ve hesaplanan faiz tutarının da cezanın iki
katını geçmemesi gerekmektedir.
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında trafik ve karayolu taĢıma idari para cezalarının
yapılandırılmasında aylık %5 oranında hesaplanacak faiz yerine Kanunun yayımlandığı tarihe kadar YĠ-ÜFE aylık
değiĢim oranları esas alınarak YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır. Ancak, hesaplanan YĠ-ÜFE tutarı da ilgili Kanun
gereğince idari para cezasının iki katını geçemeyecektir.
2918 sayılı Kanunun 31/7/2004 tarihinde yürürlüğe giren 5228 sayılı Kanunla değiĢmeden önceki 115 inci
maddesi hükmüne göre, ilgilisine tebliğ tarihinden itibaren on gün içerisinde ödenmeyen trafik idari para cezaları iki
katına çıkarak ödeme süresi on gün daha uzamakta ve bu süre içerisinde de ödenmeyen trafik idari para cezaları üç
katına çıkmaktaydı. 5228 sayılı Kanunun yürürlüğünden önce verildiği halde 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarihe
kadar ödenmemiĢ olan trafik idari para cezalarının yapılandırılmasında herhangi bir fer’i alacak bulunmadığından, bu
alacak üzerinden YĠ-ÜFE tutarı hesaplanmayacak ve yapılandırmaya üç katına çıkmıĢ tutar esas alınacaktır. Aynı
Ģekilde 4925 sayılı Kanunun 5228 sayılı Kanunla değiĢmeden önceki 29 uncu maddesi hükmüne göre üç katına çıkmıĢ
karayolu taĢıma idari para cezaları da üç katına çıkan tutar üzerinden borçlular maddeden yararlanabilecektir.
Madde kapsamına 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dahil) önce verilen ve Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla
(bu tarih hariç) kesinleĢerek vadesi geldiği halde ödenmemiĢ olan ya da ödeme süresi henüz geçmemiĢ bulunan idari
para cezaları girmekte olup, idari para cezası kesinleĢtiği halde bu cezaya iliĢkin tutanakların ilgili vergi dairelerine
intikal etmemiĢ olması halinde, borçlular vergi dairelerine idari yaptırım karar tutanaklarını ibraz ederek baĢvuruda
bulunabilecek ve bu baĢvurular üzerine söz konusu idari para cezaları madde kapsamında yapılandırılacaktır. 20
Örnek 10- 27/3/2013 vadeli ve 639,00 TL tutarlı trafik idari para cezasının, maddeden yararlanılarak
ödenmek istenmesi halinde, ödenmesi gereken alacak tutarı ile tahsilinden vazgeçilen alacak tutarı Ģu Ģekilde olacaktır.
Faiz Hesaplanan
Süre
Ġdari Para Cezası
Tutarı
(TL)
Faiz
Oranı
Faiz Tutarı
(TL)
Toplam YĠ-
ÜFE Oranı
YĠ-ÜFE
Tutarı
(TL)
28/3/2013-
10/9/2014 639,00 %90 575,10 %13,31 85,05
Ödenecek Tutar
Ġdari Para Cezası : 639,00 TL
YĠ-ÜFE Tutarı (%90 Faiz Yerine) : 85,05 TL
TOPLAM : 724,05 TL
Tahsilinden Vazgeçilen Alacak
%90 Faiz : 575,10 TL
Yukarıda belirtilen Ģekilde hesaplanan toplam 724,05 TL’nin maddede öngörülen süre ve Ģekilde ödenmesi
durumunda, 575,10 TL tutarındaki faizin tahsilinden vazgeçilecektir.
2.9. 6183 sayılı Kanun Kapsamında Takip Edilen Diğer Alacaklar;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen ve bu Tebliğin (I/A-1.1.3.)
bölümünde yer verilen diğer amme alacaklarının yapılandırılmasına iliĢkin açıklamalar bu bölümde yer almaktadır.
Maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olan ve Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla (bu tarih
hariç) kesinleĢmiĢ olup vadesi geldiği halde ödenmemiĢ ya da ödeme süresi henüz geçmemiĢ bulunan asli alacakların
ödenmemiĢ kısmının tamamı ile bu alacaklara bağlı faiz, cezai faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi adlarla
uygulanan fer’i amme alacakları yerine Kanunun yayımlandığı tarihe kadar YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları esas
alınarak hesaplanacak tutarın, maddede öngörülen süre ve Ģekilde ödenmesi Ģartıyla bu alacaklara uygulanan faiz,
cezai faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer’i amme alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilecektir.
Kanunun yayımlandığı tarihten önce ödenmemiĢ olan alacağın sadece fer’i alacaktan ibaret olması halinde ise
fer’i alacak yerine YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın maddede öngörülen süre ve
Ģekilde ödenmesi Ģartıyla madde hükmünden yararlanılacak ve faiz, cezai faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer’i
amme alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilecektir.
Söz konusu bent kapsamına giren alacak asıllarının Kanunun yayımlandığı tarihten önce kısmen veya
tamamen ödenmiĢ olması halinde yapılandırılacak tutar bu Tebliğin (I/B-2.4.) bölümüne göre tespit edilecektir.
Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına;
– Ecrimisiller,
– Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) alacakları,
– Destekleme ve Fiyat Ġstikrar Fonu (DFĠF) alacakları,
– Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından verilen ve süresinde ödenmemesi nedeniyle vergi
dairelerine takip için intikal ettirilen öğrenim ve katkı kredisi alacakları,
– Doğrudan gelir desteği ödemelerinden geri alınması gereken alacaklar,
– 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları ĠnĢası KarĢılığı Olarak Alınacak Harçlar
ve Mahkümlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanuna göre doğan yiyecek bedelleri,
gibi alacaklar girmektedir.
Ayrıca, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında olup
vergi dairelerine takip için intikal etmiĢ olan amme alacakları da 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında
yapılandırılacaktır.21
6183 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin beĢinci fıkrası uyarınca hesaplanan %10 oranındaki zam, 68 inci
maddesinin üçüncü fıkrası ile 79 uncu maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hesaplanan %10 oranındaki tazminatlar
asli alacak olarak dikkate alınmak suretiyle madde kapsamında yapılandırılacaktır.
Örnek 11- YurtdıĢından 10 ay vadeli ihracatın finansmanı için 1/2/2010 tarihinde kredi kullanan mükelleften
teĢvik mevzuatı gereğince kaynak kullanımını destekleme fonu kesintisi yapılmamıĢtır.
Ġhracat taahhüdünü süresi içinde kapatan mükellefin taahhüt kapatılmasında kullanılan gümrük
beyannamelerinin gerçeğe uygun olmadığının anlaĢılması üzerine ilgili banka tarafından 7.500,00 TL kaynak
kullanımını destekleme fonu kesintisi takip ve tahsil edilmek üzere mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine 30/6/2011
tarihinde bildirilmiĢtir. Vergi dairesince yapılan tebliğ üzerine vadesi 15/8/2011 tarihi olan kaynak kullanımını
destekleme fonu kesintisi ile kredi kullanım tarihinden vade tarihine kadar hesaplanan cezai faiz için Kanunun
yayımlandığı tarihe kadar herhangi bir ödemede bulunulmamıĢtır.
Mükellefin, Kanundan yararlanmak üzere bağlı olduğu vergi dairesine baĢvurması halinde, kaynak
kullanımını destekleme fonu kesintisi aslına;
– Kredi kullanım (1/2/2010) tarihinden vade tarihine kadar geçen süre için hesaplanan cezai faiz yerine,
– Vade tarihinden Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihine kadar (bu tarih hariç) geçen süre için hesaplanan
gecikme zammı yerine,
YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları kullanılarak YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
Buna göre, kaynak kullanımını destekleme fonu kesintisi ile cezai faiz ve gecikme zammı yerine uygulanacak
YĠ-ÜFE tutarları aĢağıdaki Ģekilde olacaktır.
Cezai Faizin Hesaplandığı
Süre
KKDF
Tutarı
(TL)
Cezai Faiz Toplam YĠ-ÜFE
Oranı
YĠ-ÜFE
Tutarı
(TL)
1/2/2010 – 14/8/2011 7.500,00 2.071,23 % 14,8713 1.115,35
Örnek olayın meydana geldiği dönemde yıllık cezai faiz oranı; 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı
Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ĠliĢkin Kanunun 1 inci maddesinde yer alan kanuni faiz oranlarının 2
katıdır. Hesaplamalarda, kredi kullanım tarihinden alacağın vade tarihine kadar yürürlükte olan kanuni
faiz oranlarının 2 katı esas alınarak geçen gün sayıları üzerinden basit faiz hesaplama metodu
kullanılmaktadır. 1/2/2010 tarihinden 14/8/2011 tarihine kadar geçen süre için faiz tutarı [7.500 x 560 x
(9 x 2)]/36500 = 2.071,23 TL’dir.
Ö
Ödenecek tutar ile tahsilinden vazgeçilen alacak tutarı:
Ödenecek Tutar
Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu Kesintisi : 7.500,00 TL
YĠ-ÜFE Tutarı (Cezai Faiz Yerine) : 1.115,35 TL
YĠ-ÜFE Tutarı (Gecikme Zammı Yerine) : 1.647,30 TL
TOPLAM : 10.262,65 TL
Tahsilinden Vazgeçilen Alacaklar
Cezai Faiz : 2.071,23 TL
Gecikme Zammı : 3.871,07 TL
TOPLAM : 5.942,30 TL
Yukarıda belirtilen Ģekilde hesaplanan toplam 10.262,65 TL tutarın maddede öngörülen süre ve Ģekilde
ödenmesi halinde, toplam 5.942,30 TL tutarındaki alacağın tahsilinden vazgeçilecektir.
Gecikme
Zammının
Hesaplandığı
Süre
KKDF
Tutarı
(TL)
Toplam
Gecikme
Zammı
Oranı
Gecikme
Zammı Tutarı
(TL)
Toplam
YĠ-ÜFE
Oranı
YĠ-ÜFE
Tutarı
(TL)
16/8/2011-
10/9/2014 7.500,00 %51,6142 3.871,07 %21,964 1.647,3022
2.10. Tecilli Alacaklar
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin on üçüncü fıkrasının (a) bendinde “a) 13/2/2011 tarihli ve 6111
sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun hükümlerine göre bu maddenin
yayımlandığı tarih itibarıyla taksit ödemeleri devam eden alacaklar hariç olmak üzere, bu madde kapsamına giren
alacakların, bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce 6183 sayılı Kanun ve diğer kanunlar uyarınca tecil edilip de tecil
şartlarına uygun olarak ödenmekte olanlarından, kalan taksit tutarları için borçlular, talep etmeleri hâlinde bu madde
hükümlerinden yararlanabilirler. Bu takdirde tecil şartlarına uygun olarak ödenen taksit tutarları için tecil hükümleri
geçerli sayılır. Bu şekilde ödenmiş taksit tutarlarına tecil tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süre için sadece ilgili
kanunun öngördüğü faiz uygulanır. Kalan taksit tutarları vadesinde ödenmemiş alacak kabul edilir ve bu alacaklar
hakkında bu madde hükümleri uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm uyarınca, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamına giren kesinleĢmiĢ alacakların,
Kanunun yayımlandığı tarihten önce 6183 sayılı Kanun ve diğer kanunlar (4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda DeğiĢiklik Yapılması Hakkında Kanunun geçici 2
nci maddesi gibi) uyarınca tecil edilmiĢ ve tecil Ģartlarına uygun ödeniyor olması halinde borçlular, Kanunun
yayımlandığı tarih itibarıyla ödeme süresi geçmemiĢ olan taksit tutarları için madde hükümlerinden
yararlanabileceklerdir.
Bu takdirde tecil Ģartlarına uygun olarak ödenen taksit tutarları için tecil hükümleri geçerli sayılacaktır. Bu
Ģekilde ödenmiĢ taksit tutarlarına tecil tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süre için ilgili kanunun öngördüğü faiz
uygulanmıĢ ve tahsil edilmiĢ olduğundan, ödenmiĢ kısım ile ilgili herhangi bir iĢlem yapılmayacaktır. Kalan taksit
tutarları vadesinde ödenmemiĢ alacak kabul edilerek 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi hükümleri uygulanacaktır.
Ġlgili kanunlara göre tecil edilmesine rağmen alacağın varlığına iliĢkin mahkemelerde ihtilafın devam ediyor
olması, dolayısıyla alacağın kesinleĢmemiĢ bulunması durumunda bu alacağın Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında
yapılandırılması mümkün olmayacaktır.
Ayrıca, Kanunun 73 üncü maddesinin on beĢinci fıkrasında, bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce tahsil
edilmiĢ olan tutarlar ile bu maddenin on üçüncü fıkrasının (a) bendi kapsamında yapılan tecile iliĢkin olarak 6183
sayılı Kanun veya diğer kanunlar uyarınca ödenen faizlerin bu madde hükümlerine dayanılarak red ve iadesinin
yapılmayacağı hüküm altına alınmıĢtır.
Bu nedenle, madde hükümlerinden yararlanılarak ödeme yapılmak istenmesi halinde, Kanunun yayım tarihi
olan 11/9/2014 tarihinden önce taksit tutarları ile birlikte ödenen tecil faizleri red ve iade edilmeyecektir.
Bu durumdaki alacaklar için madde hükmünden yararlanmak istenilmesi halinde ödenmemiĢ alacak aslına
uygulanmıĢ olan fer’i alacaklar yerine YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır. Alacak aslı ile YĠ-ÜFE tutarı toplanarak
yapılandırılan alacak tutarının maddede öngörülen süre ve Ģekilde ödenmesi halinde alacak asıllarıyla ilgili fer’i
alacakların tahsilinden vazgeçilecektir.
Örnek 12- Mükellef tarafından 26/2/2013 tarihinde ödenmesi gereken 57.000,00 TL gelir (stopaj) vergisi
zamanında ödenmemiĢtir. 8/12/2013 tarihinde vergi dairesine baĢvurularak toplam borç için tecil talebinde
bulunulmuĢtur.
Vergi dairesi, mükellefin gecikme zammı dahil 64.474,81 TL borcu olduğunu tespit etmiĢ ve bu tutarın, ilk
taksit Aralık/2013 ayından baĢlamak ve 15 ayda 15 eĢit taksitte ödenmek üzere tecilini uygun görmüĢtür.
Aylık Taksit Tutarı: 64.474,81 / 15 = 4.298,32 TL’dir.
Mükellef ilk dokuz taksitini zamanında ödemiĢ, 20/9/2014 tarihinde Kanundan yararlanmak için bağlı olduğu
vergi dairesine baĢvuruda bulunmuĢtur. Ġlk dokuz taksit ile birlikte toplam 1.866,9 TL tecil faizi ödenmiĢtir.
Bu örnekte, vergi dairesi öncelikle kalan borç tutarından ne kadarının vergi aslı, ne kadarının da gecikme
zammı olduğunu tespit edecektir.
Örnek olayda;
Ödenen Borç Tutarı = Aylık Taksit Tutarı x Ay Sayısı
= 4.298,32 x 9
= 38.684,88 TL’dir23
Ödenen tutardan vergi aslına isabet eden tutar, aĢağıdaki formüle göre tespit edilecektir.
Vergi aslına isabet eden tutar = Ödenen Tutar x Vergi Aslı Tutarı
Toplam Borç Tutarı
Vergi aslına isabet eden tutar = 38.684,88 x 57.000,00 = 34.199,99 TL’dir.
64.474,81
Kalan vergi aslı tutarı = 57.000,00 – 34.199,99 = 22.800,01 TL’dir.
Bu durumda, tecil Ģartlarına uygun olarak ödenen taksit tutarları için tecil hükümleri geçerli sayılacaktır.
Kalan 6 taksit tutarının toplamı 25.789,92 TL olup bunun 22.800,01 TL’si vergi aslı, 2.989,91 TL’si gecikme
zammıdır. Vergi aslından kalan tutara, gecikme zammı yerine vade tarihinden Kanunun yayımlandığı tarihe kadar
hesaplanacak 2.957,16 TL YĠ-ÜFE tutarı ile vergi aslı toplanarak ödenecek toplam tutar bulunacaktır.
Madde hükmüne göre ödenmesi gereken vergi aslı ve YĠ-ÜFE tutarının, Kanunda öngörülen süre ve Ģekilde
ödenmesi halinde 22.800,01 TL vergi aslına Kanunun yayımlandığı tarihe kadar hesaplanan 5.905,31 TL gecikme
zammının tahsilinden vazgeçilecektir. Bununla birlikte, tecil kapsamında ilk dokuz taksit tutarı ile birlikte Kanunun
yayımı tarihinden önce tahsil edilen 1.866,91 TL tecil faizi red ve iade edilmeyecektir.
3. ÖDEME SÜRESĠ VE ġEKLĠ
3.1. Ödeme Süresi;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında “(8) Bu madde hükümlerinden yararlanmak
isteyen borçluların maddede öngörülen şartların yanı sıra bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna
kadar başvuruda bulunmaları ve madde kapsamında ödenecek tutarları, ilk taksiti bu Kanunun yayımlandığı tarihi
izleyen üçüncü aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler hâlinde azami on sekiz eşit taksitte ödemeleri şarttır. Bu
Kanuna göre ödenecek taksitlerin ödeme süresinin son gününün resmî tatile rastlaması hâlinde süre tatili izleyen ilk iş
günü mesai saati sonunda biter.” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm çerçevesinde; Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine, belediyelere ve büyükĢehir belediyeleri
su ve kanalizasyon idarelerine borçlu bulunanların Kanunun 73 üncü maddesi hükmünden yararlanmak istemeleri
halinde, 1 Aralık 2014 tarihi mesai saati bitimine kadar borçlu bulundukları idarelere (tahsil dairelerine) baĢvurmaları
gerekmektedir. Madde kapsamında yapılandırılan borçların ilk taksit ödeme süresi içerisinde tamamen ya da ikiĢer
aylık dönemler halinde azami on sekiz eĢit taksitte ödenmesi mümkün olup ilk taksit ödeme süresi 31/12/2014 tarihi
mesai saati bitiminde sona ermektedir.
Maddenin sekizinci fıkrası hükmü ile azami taksit süresi 18 eĢit taksit olarak belirlenmiĢ olmakla birlikte
maddenin dokuzuncu fıkrası ile 6, 9 ve 12 eĢit taksitte ödeme seçenekleri getirilmiĢtir.
Maddenin sekizinci fıkrası hükmüne göre, ödenecek taksitlerin ödeme süresinin son gününün resmi tatile
rastlaması halinde süre tatili izleyen ilk iĢ günü mesai saati sonuna kadar uzayacaktır.
3.2. Taksitle Ödeme ve Katsayı Uygulaması;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasında “(9) Bu madde hükümlerine göre hesaplanan
tutarın;
a) İlk taksit ödeme süresi içinde tamamen ödenmesi hâlinde, bu tutara bu Kanunun yayımlandığı tarihten
ödeme tarihine kadar geçen süre için herhangi bir faiz uygulanmaz.
b) Taksitle ödenmek istenmesi hâlinde borçluların başvuru sırasında altı, dokuz, on iki veya on sekiz eşit
taksitte ödeme seçeneklerinden birini tercih etmeleri şarttır. Tercih edilen taksit süresinden daha uzun bir sürede
ödeme yapılamaz.
c) Taksitle yapılacak ödemelerinde ilgili fıkralara göre belirlenen tutar;
1) Altı eşit taksit için (1,05),
2) Dokuz eşit taksit için (1,07),24
3) On iki eşit taksit için (1,10),
4) On sekiz eşit taksit için (1,15),
katsayısı ile çarpılır ve bulunan tutar taksit sayısına bölünmek suretiyle ikişer aylık dönemler hâlinde ödenecek
taksit tutarı hesaplanır. Bu madde hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunan borçlulara tercih ettikleri
taksit süresine uygun ödeme planı verilir. Ancak, tercih edilen süreden daha kısa sürede ödeme yapılması hâlinde
ödenecek tutar ilgili katsayıya göre düzeltilir.
ç) Bu madde kapsamında ödenmesi gereken tutarlar; il özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı müstakil
bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlarca ikişer aylık dönemler hâlinde azami otuz altı eşit taksitte ödenebilir.
Bu takdirde bu bent hükmüne göre hesaplanacak katsayı yirmi dört eşit taksit için (1,20), otuz eşit taksit için (1,25),
otuz altı eşit taksit için (1,30) olarak uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm ile yapılandırılan alacak tutarının taksitler halinde ödenebileceği ve ödeme süresine bağlı olarak
katsayı uygulanacağı düzenlenmiĢtir.
Bu fıkranın uygulamasında aĢağıda yapılan açıklamaların dikkate alınması gerekmektedir.
3.2.1. Fıkra hükmüne göre, yapılandırılan alacak tutarının ilk taksit ödeme süresi içerisinde tamamen
ödenmesi halinde, bu tutara Kanunun yayımlandığı tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için herhangi bir faiz,
gecikme zammı, gecikme cezası gibi fer’i amme alacağı ya da katsayı uygulanmayacaktır.
Söz konusu ödeme defaten yapılabileceği gibi ilk taksit ödeme süresi içerisinde farklı zamanlarda borcun
tamamının ödenmesi halinde de bu hükümden yararlanılacaktır.
3.2.2. Yapılandırılan alacak tutarının taksitle ödenmek istenmesi halinde borçlularca baĢvuru sırasında; 6, 9,
12 veya 18 eĢit taksitte ödeme seçeneklerinden biri tercih edilecektir. Borçlu tarafından taksit sayısına iliĢkin bir
tercihte bulunulmaması halinde, idarece fıkrada öngörülen en uzun taksit sayısı olan 18 taksite iliĢkin ödeme planı
verilecektir.
Maddenin dokuzuncu fıkrasının (b) bendindeki açık hüküm sebebiyle borçlular tercih ettikleri taksit
süresinden daha uzun bir sürede ödeme yapamayacaktır.
3.2.3. Taksitle yapılacak ödemeler için fıkranın öngördüğü ilgili katsayı, yapılandırılan alacak tutarı ile
çarpılacak ve bulunacak tutar borçlu tarafından seçilen taksit sayısına bölünerek ikiĢer aylık dönemler halinde
ödenecek taksit tutarı bulunacaktır.
Örneğin; borçlu tarafından madde kapsamında yapılandırılan alacağın 6 eĢit taksitte ödenmesi yönünde tercih
kullanıldığı takdirde yapılandırılan alacak tutarı 6 eĢit taksit için öngörülen (1,05) katsayısı ile çarpılacak ve bulunan
tutar taksit sayısı olan 6 sayısına bölünecektir. Aynı Ģekilde borçlunun 18 eĢit taksiti seçmesi halinde, taksitle ödenecek
alacak tutarı (1,15) katsayısı kullanılarak tespit edilecektir.
3.2.4. Maddenin dokuzuncu fıkrası ile borçlulara seçtikleri taksit süresinden daha kısa sürede ödeme yapma
imkanı verilmekte ve daha kısa sürede yapılan ödemelerde fıkra hükmüne göre hesaplanan katsayının düzeltilmesi
öngörülmektedir.
Örneğin; borçlu tarafından madde kapsamında yapılandırılan alacak tutarının 18 eĢit taksitte ödenmesi
yönünde tercih kullanıldığı halde, borcun 6 eĢit taksit için öngörülen sürede tamamen ödenmesi halinde, (1,15)
katsayısı esas alınarak hesaplanan tutar 6 eĢit taksit için öngörülen (1,05) katsayısına göre düzeltilecektir.
Fıkrada 6, 9, 12 ve 18 eĢit taksit süresi olmak üzere dört ayrı taksit süresi ve bu süreler için dört farklı katsayı
belirlenmiĢtir. Erken yapılan ödemeler nedeniyle katsayı düzeltmesinin yapılabilmesi için borçlu tarafından seçilen
taksit süresine uygulanacak katsayı ile alacağın tamamının ödendiği tarihin denk geldiği taksit süresi için belirlenmiĢ
katsayının birbirinden farklı olması gerekmektedir.
Örnek 13- Madde hükümlerinden yararlanmak üzere vergi dairesine baĢvuruda bulunan mükellef, borcunu
18 eĢit taksitte ödemeyi talep etmiĢtir.
Vergi dairesi madde kapsamında yapılandırılan alacak tutarını 3.600,00 TL olarak hesaplamıĢtır.25
Mükellef, yapılandırılan alacak tutarını 18 eĢit taksitte ödemeyi talep ettiğinden, 3.600,00 TL alacak tutarı
(1,15) katsayısı ile çarpılacaktır.
Bu Ģekilde bulunan tutar, 18’e bölünmek suretiyle taksit tutarı hesaplanacaktır.
18 eĢit taksit için taksitlendirmeye esas tutar: 3.600,00 x 1,15= 4.140,00 TL’dir.
Taksit tutarı: 4.140/18= 230,00 TL’dir.
Taksitlendirmeye esas olan 4.140,00 TL’nin (4.140,00 – 3.600,00=)540,00 TL’si toplam katsayı tutarıdır.
Mükellef, Aralık/2014, ġubat/2015, Nisan/2015, Haziran/2015 aylarında ödemesi gereken taksit tutarları
toplamı olan (230,00 x 4 =) 920,00 TL’yi süresinde ödemiĢtir.
Temmuz/2015 ayında mükellef vergi dairesine baĢvurarak kalan taksit tutarlarını defaten ödemek istediğini
bildirmiĢtir.
BaĢvuru sırasında 18 eĢit taksitte ödeme seçeneği tercih edilmiĢ olmakla birlikte, daha sonra 6 eĢit taksit
ödeme seçeneğinin ödeme süresi içerisinde, borcun tamamı ödenmek istendiğinden, öncelikle yapılandırılan alacak
tutarına (1,15) katsayısı yerine 6 eĢit taksit için öngörülmüĢ olan (1,05) katsayısı uygulanarak taksitle ödenecek alacak
tutarının yeniden hesaplanması gerekmektedir.
Yapılan hesaplamaya göre, (1,05) katsayısı esas alınarak ödenmesi gereken tutardan daha önce ödenen taksit
tutarları çıkartılacak ve tahsil edilmesi gereken tutar bulunacaktır.
Buna göre;
6 eĢit taksit için taksitlendirmeye esas tutar: 3.600,00 x 1,05 = 3.780,00 TL
Ödenen toplam taksit tutarı: 230,00 x 4 = 920,00 TL
Tahsil edilecek toplam tutar: (3.780,00 – 920,00=)2.860,00 TL olacaktır.
Bu durumda, mükellefin madde kapsamında yapılandırılan 3.600,00 TL borcu için (3.780,00 –
3.600,00=)180,00 TL katsayı tutarı tahsil edilecektir.
Yapılacak erken ödeme mükellefe (540,00 – 180,00=)360,00 TL daha az ödeme imkanı sağlayacaktır.
Örnek 14- Madde hükümlerinden yararlanmak üzere vergi dairesine baĢvuruda bulunan mükellef, borcunu
12 eĢit taksitte ödemeyi talep etmiĢtir.
Vergi dairesi madde kapsamında yapılandırılan alacak tutarını 12.000,00 TL olarak hesaplamıĢtır.
Mükellef, yapılandırılan alacak tutarını 12 eĢit taksitte ödemeyi talep ettiğinden, 12.000,00 TL alacak tutarı
(1,10) katsayısı ile çarpılacaktır.
Bu Ģekilde bulunan tutar, 12’ye bölünmek suretiyle taksit tutarı hesaplanacaktır.
12 eĢit taksit için taksitlendirmeye esas tutar: 12.000,00 x 1,10= 13.200,00 TL’dir.
Taksit tutarı: 13.200,00 / 12= 1.100,00 TL’dir.
Taksitlendirmeye esas olan 13.200,00 TL’nin (13.200,00 – 12.000,00=)1.200,00 TL’si toplam katsayı
tutarıdır.
Mükellef, ilk 9 taksiti süresinde ödemiĢtir. Bu sürede yapılan toplam tahsilat (1.100,00 x 9=)9.900,00 TL’dir.
Mayıs/2016 ayında mükellef vergi dairesine baĢvurarak kalan taksit tutarlarını defaten ödemek istediğini
bildirmiĢtir.
Mükellef tarafından borcun tamamı 12 eĢit taksit için öngörülmüĢ ödeme süresi (Aralık/2014 ila Ekim/2016)
içinde erken ödenmiĢ olmakla birlikte, ödemenin yapıldığı Mayıs/2016 ayı fıkrada belirlenen ve farklı katsayı
uygulanmasını gerektiren 9 eĢit taksit için öngörülmüĢ süreden (Aralık/2014 ila Nisan/2016) sonraya rastlamaktadır.26
Fıkrada 9 eĢit taksit ila 12 eĢit taksit arasındaki süreler için farklı bir katsayı belirlenmemiĢtir. Bu nedenle,
mükellefçe yapılan ödemeye 12 eĢit taksit için belirlenmiĢ katsayı dıĢında bir katsayı uygulanması imkanı
bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Mayıs/2016 ayında mükellef kalan üç taksit tutarını defaten ödemesi halinde herhangi
bir katsayı düzeltmesi yapılmayacaktır.
Örnek 15- 14 üncü örnekte belirtilen mükellefin taksitlendirilen borcunun ilk 4 taksitini süresinde ödedikten
sonra kalan kısmın tamamını Temmuz/2015 ayında ödediği kabul edildiğinde madde kapsamında ödenecek tutar
aĢağıdaki Ģekilde hesaplanacaktır.
Madde kapsamında yapılandırılan alacak tutarı 12.000,00 TL’dir. Katsayı uygulanmak suretiyle
taksitlendirilen tutar olan 13.200,00 TL’ye karĢılık dört taksit toplam tutarı olan 4.400,00 TL tahsil edilmiĢtir.
BaĢvuru sırasında 12 eĢit taksitte ödeme seçeneği tercih edilmiĢ olmakla birlikte, daha sonra 6 eĢit taksit
ödeme seçeneğinin ödeme süresi içerisinde borcun tamamı ödenmek istendiğinden, öncelikle yapılandırılan alacak
tutarına (1,10) katsayısı yerine 6 eĢit taksit için öngörülmüĢ olan (1,05) katsayısı uygulanarak taksitle ödenecek alacak
tutarının yeniden hesaplanması gerekmektedir.
Yapılan hesaplamaya göre, (1,05) katsayısı esas alınarak ödenmesi gereken tutardan daha önce ödenen taksit
tutarları çıkartılacak ve tahsil edilmesi gereken tutar bulunacaktır.
Buna göre;
6 eĢit taksit için taksitlendirmeye esas tutar: 12.000,00 x 1,05= 12.600,00 TL
Ödenen toplam taksit tutarı: 1.100,00 x 4= 4.400,00 TL
Tahsil edilecek toplam tutar: 12.600,00 – 4.400,00= 8.200,00 TL olacaktır.
Bu durumda, mükellefin madde kapsamında yapılandırılan 12.000,00 TL borcu için (12.600,00 –
12.000,00=)600,00 TL katsayı tutarı tahsil edilecektir.
Yapılacak erken ödeme mükellefe (13.200,00 – 12.600,00=)600,00 TL daha az ödeme imkanı sağlayacaktır.
3.3. Kredi kartı ile ödeme;
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin on birinci fıkrasında “(11) Bu madde kapsamında ödenecek olan
alacakların 6183 sayılı Kanunun 41 inci maddesine göre kredi kartı kullanılmak suretiyle ödenmesi uygun görüldüğü
takdirde, ödemeye aracılık yapan bankalarca, kart kullanıcılarına kredi kartı işlemine konu borç tutarının, taksitler
hâlinde yansıtılması ve taksit ödeme aylarında hesaplarına borç kaydedilmesi koşuluyla, bu ödemeler için ödeme
tarihi olarak kredi kartının kullanıldığı gün esas alınır ve borçluya tahsilatın yapıldığını gösterir makbuz verilir. Bu
şekilde tahsil edilen tutarların bankalarca Hazine hesaplarına aktarılmasına ilişkin 6183 sayılı Kanunun 41 inci
maddesinde belirlenen süre, taksit aylarının son gününü izleyen günden itibaren hesaplanır. Taksitlerin kredi kartı
kullanılmak suretiyle ödenmesi bu madde hükmüne göre katsayı uygulanmasına engel teşkil etmez.” hükmü yer
almaktadır.
Bu hüküm, madde kapsamında yapılandırılan alacak tutarının kredi kartı kullanılmak suretiyle de ödenmesine
imkan vermektedir. Fıkra hükmüne göre kredi kartı kullanılarak ödeme yapılabilmesi için aracılık yapan bankalarla
anlaĢma yapılması gerekmektedir.
Bu Tebliğin yayımlandığı tarih itibarıyla Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine ödenecek alacakların
tahsilatı amacıyla ödemeye aracılık yapacak bankalarla gerekli anlaĢma sağlanmıĢ olup kredi kartı kullanılmak
suretiyle yapılacak ödemeler Gelir Ġdaresi BaĢkanlığının internet sitesi (www.gib.gov.tr) üzerinden yapılabilecektir.
Ancak, bankaların uygulama geliĢtirmeleri halinde, internet siteleri veya Ģubeleri üzerinden de kredi kartıyla tahsilat
iĢlemleri yapılması mümkündür.
Kredi kartı ile yapılacak ödemeler, tüm taksitlerin veya bir ya da birden fazla taksitin defaten ödenmesi ya da
bir veya birden fazla taksitin ilgili taksit aylarına yansıtılmak suretiyle ödenmesi Ģeklinde yapılabilecektir.
Borçluların kredi kartına taksit Ģeklinde ödeme yapmak istemeleri halinde, madde kapsamında yapılandırılan
alacak tutarı banka tarafından borçlunun hesaplarına maddenin dokuzuncu fıkrasının öngördüğü taksit aylarında
yansıtılacaktır. Bununla birlikte, borçlu tarafından yapılan ödeme tutarını gösterir alındı, kredi kartı ile ödeme
iĢleminin yapıldığı tarih itibarıyla verilecek ve borç ödenmiĢ kabul edilecektir.27
Maddenin on birinci fıkrası gereğince kredi kartı kullanılmak ve borçlunun bankadaki kredi hesaplarına taksit
aylarında borç olarak yansıtılmak suretiyle yapılan ödemeler ilgili taksit ayının son gününü izleyen günden itibaren
6183 sayılı Kanunun 41 inci maddesine göre belirlenen sürede Hazine hesaplarına aktarılacaktır.
Örneğin, borçlu tarafından madde kapsamında taksitlendirilmiĢ alacağın ilk üç taksit tutarının kredi kartı ile
aynı gün ödendiği varsayıldığında, banka tarafından taksitler ilgili taksit ayları olan Aralık/2014 ve ġubat-Nisan/2015
aylarında borçlunun hesap ekstrelerine yansıtılacak ve bu suretle yapılan tahsilat tutarları taksit aylarının son gününü
izleyen 20 gün içerisinde Hazine hesaplarına aktarılacaktır.
Kredi kartıyla yapılan taksitli ödemenin maddenin öngördüğü taksitli ödeme Ģekli olduğu dikkate alındığında,
bu Ģekilde yapılan ödemelerde de katsayı uygulanacaktır.
3.4. Mahsuben ödeme
Maddenin on ikinci fıkrasında, “(12) Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine ödenmesi gereken amme
alacaklarına uygulanmak üzere, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak için başvuruda bulunan ve ödenecek tutarları
ilgili vergi mevzuatı gereği iade alacağından kendi borçlarına mahsuben ödemek isteyen borçluların, bu taleplerinin
yerine getirilebilmesi için başvuru ve/veya taksit süresi içinde ilgili mevzuatın öngördüğü bilgi ve belgeleri tam ve
eksiksiz olarak ibraz etmeleri şarttır. Bu takdirde, ilgili mevzuatın borçlunun mahsup talebine esas aldığı tarih
itibarıyla bu Kanuna göre ödenecek tutara mahsup işlemleri yapılır, mahsup talebine konu tutardan daha az tutarda
mahsubun yapılması hâlinde, mahsuben ödeme suretiyle tahsil edilemeyen tutar için borçluya bildirimde bulunularak
eksik ödenen bu tutarın bir ay içinde ödenmesi istenilir. Bu süre içinde eksik ödenen tutarın, ödenmesi gerektiği
tarihten ödendiği tarihe kadar gecikilen her ay ve kesri için 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen
gecikme zammı oranında hesaplanacak geç ödeme zammı ile birlikte ödenmesi hâlinde eksik ödenen tutar için bu
Kanun hükümleri ihlal edilmiş sayılmaz.” hükmü yer almaktadır.
Bu fıkrada, madde hükümlerinden yararlanarak borçlarını yapılandıran mükelleflerin vergi dairelerinden olan
alacaklarıyla yapılandırılan borçlarını ne Ģekilde ödeyebilecekleri hususu düzenlenmiĢtir.
Bu hükme göre, Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine ödenmesi gereken amme alacaklarına
uygulanmak üzere, madde hükümlerinden yararlanmak için baĢvuruda bulunan ve ödenecek tutarları ilgili vergi
mevzuatı gereği iade alacağından kendi borçlarına mahsuben ödemek isteyen borçluların, bu taleplerinin yerine
getirilebilmesi için baĢvuru ve/veya taksit süresi içinde ilgili mevzuatın öngördüğü bilgi ve belgeleri tam ve eksiksiz
olarak ibraz etmeleri Ģarttır. Belgelere ek olarak mahsuben iadenin gerçekleĢtirilebilmesi için teminat, yeminli mali
müĢavir raporu veya vergi inceleme raporu da aranan durumlarda, bunların da aynı süre içinde vergi dairesine intikal
etmiĢ olması gerekmektedir.
Bu takdirde, ilgili mevzuatın borçlunun mahsup talebine esas aldığı tarih itibarıyla maddeye göre ödenecek
tutara mahsup iĢlemleri yapılacaktır. Mahsup talebine konu tutardan daha az tutarda mahsubun yapılması halinde,
mahsuben ödeme suretiyle tahsil edilemeyen taksit tutarının bir ay içerisinde ödenmesi hususunda borçluya bildirimde
bulunulması gerekmektedir.
Bir aylık süre içerisinde eksik ödenen taksit tutarının, ödenmesi gerektiği tarihten ödendiği tarihe kadar
gecikilen her ay ve kesri için 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen gecikme zammı oranında
hesaplanacak geç ödeme zammı ile birlikte ödenmesi halinde eksik ödenen tutar için madde hükümleri ihlal edilmiĢ
sayılmayacaktır.
Mükelleflerin bu hükümden yararlanmaları için baĢvurularını bu Tebliğe ekli (EK:3) dilekçe ile yapmaları
gerekmektedir.
Diğer taraftan, mükellefin mahsup talebi üzerine mahsup iĢlemleri yapıldıktan sonra, fazla veya yersiz
mahsup yapıldığının tespiti halinde, haksız alınan iade tutarı için vergi mevzuatı gereği gerekli tarhiyatın yapılacağı
tabiidir. Bu durumda, madde kapsamında mahsup yoluyla yapılmıĢ olan tahsilatlar için herhangi bir düzeltme iĢlemi
yapılmayacaktır.
4. MADDE HÜKMÜNDEN YARARLANMANIN DĠĞER ġARTLARI
4.1. 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin yedinci fıkrasında “(7) Maliye Bakanlığına bağlı tahsil
dairelerince takip edilmekte olan amme alacaklarından yıllık gelir veya kurumlar vergilerini, gelir (stopaj) vergisi,
kurumlar (stopaj) vergisi, katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi için bu madde hükmünden yararlanmak üzere
başvuruda bulunan mükellefler, taksit ödeme süresince bu vergi türleri ile ilgili verilen beyannameler üzerine
tahakkuk eden bu vergileri çok zor durum olmaksızın her bir vergi türü itibarıyla bir takvim yılında ikiden fazla
vadesinde ödememeleri ya da eksik ödemeleri hâlinde belirtilen madde hükümlerine göre yapılandırılan borçlarına 28
ilişkin kalan taksitlerini ödeme haklarını kaybederler. İl özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı müstakil bütçeli ve
kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlar hakkında bu hüküm uygulanmaz.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre, madde hükmünden yararlanmak üzere yıllık gelir veya kurumlar vergileri, gelir (stopaj)
vergisi, kurumlar (stopaj) vergisi, katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi için baĢvuruda bulunan mükelleflerin
maddede öngörülen diğer Ģartların yanı sıra; fıkrada belirtilen bu vergi türlerinden, taksit ödeme süresince beyan
üzerine ilk taksit ödeme süresinin baĢlangıç tarihinden mükellef tarafından seçilen son taksit ödeme süresinin sonuna
kadar, erken ödeme halinde borcun tamamen ödendiği tarihe kadar, tahakkuk edenleri vadesinde ödemeleri Ģarttır.
Dolayısıyla bu hüküm, maddeye göre ödenecek taksitlerin süresinde ödenmemesi halinde uygulanacak
hükümler ile iliĢkili olmayıp taksit ödeme süresince mükelleflerin beyanı üzerine tahakkuk edecek vergilerin
zamanında ödenmesi ile ilgilidir.
Örneğin, gelir vergisi mükellefi olan bir borçlu, maddeden bu vergi türü için 18 eĢit taksitte ödeme seçeneği
ile yararlanması durumunda, ilk taksit ödeme süresinin baĢladığı 1/12/2014 tarihinden 18 eĢit taksitin sona erdiği
31/10/2017 tarihine kadar beyanı üzerine tahakkuk eden, gelir vergisini, katma değer vergisini, gelir (stopaj) vergisini
ve mükellefiyeti bulunması halinde özel tüketim vergisini ödemesi gerekmektedir. Ancak, bu vergilerle birlikte
tahakkuk eden damga vergisinin vadesinde ödenmemesi halinde yapılandırma ihlal edilmiĢ sayılmayacaktır.
Taksit ödeme süresince beyan üzerine tahakkuk eden vergilerin vadesinde ödenmesi Ģartı, bir takvim yılında
her bir vergi türü için en fazla iki defa ihlal edilebilecektir. Böyle bir durumda borçlular madde hükümlerinden
yararlanma haklarını kaybetmeyecektir.
Ancak, bir vergi türünün bir takvim yılında ikiden fazla vadesinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde
mükellefler üçüncü ihlale konu verginin vadesinin rastladığı ayın sonuna kadar (bu tarih dahil) ödedikleri taksitler için
madde hükmünden yararlanacak, bu tarihten sonra ise madde kapsamında ödeme haklarını kaybedeceklerdir.
Diğer taraftan, mükelleflerin çok zor durumda bulunmaları nedeniyle borçlarını vadesinde ödeyememeleri
hali maddenin ihlal nedeni sayılmamıĢtır.
Çok zor durum hali, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde geçen “çok zor durum” halini ifade etmektedir.
Bu itibarla, 6183 sayılı Kanuna göre vadesinde ya da vadesinden önce yapılan müracaatlara istinaden borçları
tecil edilen mükelleflerin çok zor durumda bulundukları kabul edilecektir. Tecil talebi çok zor durum hali dıĢındaki
nedenlerle (Örneğin, katma değer vergisi gibi taksitlendirilmesi uygun görülmeyen vergiler veya diğer nedenler)
uygun görülmeyen mükellefler için tecil yapılmamakla birlikte, çok zor durum halinin varlığı tespit edilmiĢse madde
hükmü ihlal edilmiĢ sayılmayacaktır.
4.2. Maddenin onuncu fıkrasının (b) bendinde “b) Bu maddenin yedinci fıkrasında vadesinde ödenmesi
öngörülen alacakların veya taksit tutarının %10’unu aşmamak şartıyla 5 Türk lirasına (bu tutar dâhil) kadar yapılmış
eksik ödemeler için bu madde hükümleri ihlal edilmiş sayılmaz.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre, madde kapsamında ödenecek taksitler ile taksit ödeme süresince beyan üzerine tahakkuk
eden ve maddenin yedinci fıkrasında belirtilen vergilerin (her bir vergi türü itibarıyla) vadesinde yapılan ödemelerinde
5 liraya kadar eksik ödemeler ihlal sebebi sayılmayacaktır. Bununla birlikte, tahakkuk eden alacağın %10’u 5 liranın
altında ise yüzde %10 tutarına isabet eden tutar kadar eksik ödeme hali ihlal sebebi sayılmamıĢtır. Ancak, bu tutarları
aĢan eksik ödemelerin ihlal sebebi olarak değerlendirileceği tabiidir.
Örneğin, madde hükmünden gelir vergisi için yararlanmıĢ bir mükellefin Aralık/2014 dönemine iliĢkin
beyanı üzerine tahakkuk eden katma değer vergisi 2.855,00 TL olmasına rağmen bankaya 2.850,00 TL olarak ödeme
yapılmıĢtır. Eksik ödenen tutar 5 lirayı aĢmadığından madde hükümleri ihlal edilmiĢ sayılmayacaktır. Diğer taraftan,
tahakkuk eden verginin %10’u olan (2.855,00 x %10=)285,50 TL ise 5 liradan daha fazla olduğundan tutarın oranla
mukayese edilmesine gerek olmadığı tabiidir.
4.3. Maddenin altıncı fıkrasında, “(6) Bu madde hükmünden yararlanmak isteyen borçluların maddede
belirtilen şartların yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları
şarttır. Davadan vazgeçme dilekçeleri ilgili tahsil dairesine verilir ve bu dilekçelerin tahsil dairelerine verildiği tarih,
ilgili yargı merciine verildiği tarih sayılarak dilekçeler ilgili yargı merciine gönderilir. Maliye Bakanlığına bağlı tahsil
dairelerince tahsili gerektiği hâlde tahakkuku diğer kamu idarelerince yapılan alacaklara ilişkin ilgili kamu idaresi
aleyhine açılmış davalardan vazgeçme dilekçelerinin verileceği idari mercii belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.
Bu madde hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunan ve açtıkları davalardan vazgeçen borçluların bu
ihtilaflarıyla ilgili olarak bu Kanunun yayımlandığı tarihten sonra tebliğ edilen kararlar uyarınca işlem yapılmaz ve
bu kararlar ile hükmedilmiş yargılama giderleri ve vekâlet ücreti bulunması hâlinde bunlar talep edilemez.” hükmü
yer almaktadır.29
Bu fıkrada, madde hükmünden yararlanmak isteyen borçluların, maddede belirtilen Ģartların yanı sıra dava
açmamaları, açılmıĢ davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına baĢvurmamalarının Ģart olduğu belirtilmiĢtir.
Madde kapsamına alacağın varlığı hususunda ihtilaf olan alacaklar girmemekte olup, münhasıran kesinleĢmiĢ
alacaklar girdiğinden, bu maddeden yararlanmak isteyen borçluların bu kesinleĢmiĢ alacaklara iliĢkin dava
açmamaları, açılmıĢ davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına baĢvurmamaları gerekmektedir.
Diğer taraftan, maddenin dördüncü fıkrası hükmüne göre, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine
tahakkuk etmiĢ olan vergiler için de maddeden yararlanılabileceği düzenlendiğinden, bu alacaklar için maddeden
yararlanmak istendiğinde bu alacağa iliĢkin açılmıĢ davalardan da vazgeçilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, madde hükmünden yararlanmak isteyen borçluların bu yöndeki iradelerini baĢvuruları sırasında
belirtmeleri Ģarttır.
C- TAKSĠTLERĠN SÜRESĠNDE ÖDENMEMESĠ HALĠNDE YAPILACAK ĠġLEMLER
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin onuncu fıkrasının (a) bendinde, maddeye göre yapılandırılan alacak
tutarının taksit süresinde ödenmemesi halinde, madde hükümlerinden yararlanabilme koĢullarına yönelik düzenlemeler
yer almaktadır.
1. SÜRESĠNDE ÖDENMEYEN TAKSĠTLER
Maddenin onuncu fıkrasının (a) bendinde “a) Bu maddeye göre ödenmesi gereken taksitlerden; bir takvim
yılında iki veya daha az (2014 takvim yılı için bir) taksitin, süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi hâlinde,
ödenmeyen veya eksik ödenen taksit tutarlarının son taksiti izleyen ayın sonuna kadar, gecikilen her ay ve kesri için
6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen gecikme zammı oranında hesaplanacak geç ödeme zammı ile
birlikte ödenmesi şartıyla bu madde hükümlerinden yararlanılır. Süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen taksitlerin
belirtilen şekilde de ödenmemesi veya bir takvim yılında ikiden fazla (2014 takvim yılı için birden fazla) taksitin
süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi hâlinde bu madde hükümlerinden yararlanma hakkı kaybedilir. Bu hüküm
alacaklı tahsil daireleri açısından taksitlendirilen alacaklar için ayrı ayrı uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre, madde kapsamında ödenmesi gereken taksitlerin; 2014 takvim yılında en fazla bir tanesinin
ödenmemesi veya eksik ödenmesi, müteakip takvim yıllarında ise en fazla iki defa ödenmemesi veya eksik ödenmesi
halinde, ödenmeyen veya eksik ödenen taksit tutarlarının borçlunun baĢvuru sırasında tercih ettiği taksitlendirme
süresinin son taksitini izleyen ayın sonuna kadar, gecikilen her ay ve kesri için 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine
göre belirlenen gecikme zammı oranında hesaplanacak geç ödeme zammı ile birlikte ödenmesi Ģartıyla madde
hükümlerinden yararlanılacaktır.
Diğer taraftan;
– Süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen taksitlerin geç ödeme zammıyla birlikte son taksiti izleyen ayın
sonuna kadar da ödenmemesi,
– 2014 takvim yılında birden, müteakip takvim yıllarında ise ikiden fazla taksitin süresinde ödenmemesi veya
eksik ödenmesi,
halinde madde hükmünden yararlanma hakkı kaybedilecektir.
Bu hüküm alacaklı tahsil daireleri açısından taksitlendirilen alacaklar için ayrı ayrı uygulanır.
2. ĠHLAL NEDENĠ OLMAYAN EKSĠK ÖDEMELER
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin onuncu fıkrasının (b) bendi hükmüne göre, taksitler için yapılan
ödemelerde her bir taksite yönelik 5 liraya kadar eksik ödemeler ihlal sebebi sayılmamıĢtır. Bununla birlikte, taksit
tutarının %10’u 5 liranın altında ise yüzde %10 tutarına isabet eden tutar kadar eksik ödeme ihlal sebebi
sayılmayacaktır.
3. ĠHLAL HALĠNDE MADDE HÜKÜMLERĠNDEN YARARLANMA
3.1. 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin onuncu fıkrasının (c) bendinde, “c) Bu madde kapsamına giren
alacakların maddede belirtilen şekilde tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu maddenin yedinci fıkrası hükümleri 30
saklı kalmak kaydıyla borçlular ödedikleri tutarlar kadar bu madde hükümlerinden yararlanırlar.” hükmü yer
almaktadır.
Bu hükme göre, madde kapsamında taksitlendirilen alacakların maddede öngörülen süre ve Ģekilde tamamen
ödenmemesi halinde, bu Tebliğin (I/B-2.3.3.) bölümünde yer alan açıklamalar saklı kalmak kaydıyla borçlular
yaptıkları ödemeler nispetinde madde hükümlerinden yararlandırılacaktır.
Örnek 16- Mükellef, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında olan kesinleĢmiĢ borçları için
maddeden yararlanma talebinde bulunmuĢtur.
Mükellefin Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla kapsama giren borçları Ģu Ģekildedir:
2012 Yılına Ait Gelir Vergisi : 3.000,00 TL
Gelir Vergisine ĠliĢkin Gecikme Zammı : 644,02 TL
26/5/2013 Vadeli Gelir (stopaj) Vergisi : 800,00 TL
Gelir (stopaj) Vergisine ĠliĢkin Gecikme Zammı : 173,60 TL
TOPLAM : 4.617,62 TL
Vergi asıllarına vade tarihleri ile Kanunun yayımlandığı tarihe kadar gecikme zammı yerine hesaplanacak
toplam YĠ-ÜFE oranı ve tutarları aĢağıdaki gibidir:
Gelir Vergisi I. Taksit Tutarı Ġçin : 1.500 x %13,03 = 195,45 TL
Gelir Vergisi II. Taksit Tutarı Ġçin : 1.500 x %10,27 = 154,05 TL
Gelir (stopaj) Vergisi Ġçin : 800 x %12,80 = 102,40 TL
TOPLAM : (3.800,00 + 451,90=)4.251,90 TL
Mükellef, vergi asılları ile hesaplanan YĠ-ÜFE tutarları toplamını madde kapsamında 6 eĢit taksitte ödemeyi
tercih etmiĢtir.
Ödenecek Taksit Tutarları = [(Vergi Asılları + Toplam YĠ-ÜFE Tutarı) x 1,05] /6
= [(3.800 + 451,90) x 1,05 ] / 6
= 744,08 TL
Mükellef madde hükmüne göre 5 taksiti süresinde ödemiĢ ancak, son taksit için herhangi bir ödeme
yapmamıĢtır.
Bu durumda, mükellefin yaptığı ödemeler, vadesi ve dönemi önce gelen borçlardan baĢlanarak her bir dönem
itibarıyla mahsup edilecektir. Yapılan ödemeler belirtilen Ģekilde mahsup edildikten sonra alacağın tamamen tahsil
edilemediği dönemlerde madde hükmü ihlal edilmiĢ sayılacaktır. Bu takdirde kısmi ödeme olan döneme iliĢkin
vergiler için yapılmıĢ ödemeler kadar madde hükmünden yararlanılacaktır.
Mükellefin madde hükmünden yararlanacağı tutar bulunurken yapılandırılan borcun katsayı tatbik edilmemiĢ
kısmı dikkate alınacaktır.
Buna göre, madde kapsamında yapılandırılan toplam alacak tutarı 4.251,90 TL olup bu tutara karĢılık 5 taksit
içerisinde ödenen tutar [(4.251,90 / 6=) 708,65 x 5=]3.543,25 TL’dir.
Mükellefin vadesi önce gelen borcu gelir vergisi olduğundan, 3.543,25 TL yapılan ödeme tutarı, ilk önce
yıllık gelir vergisi ile buna isabet eden YĠ-ÜFE tutarı toplamına (3.000,00 + 349,50=)3.349,50 TL mahsup edilecektir.
Bu Ģekilde yapılan mahsup sonucunda mükellef, 31/3/2013 ve 31/7/2013 vadeli gelir vergisi ve buna iliĢkin gecikme
zammı için maddeden yararlanmıĢ olacaktır.
Mahsuptan sonra kalan (3.543,25 – 3.349,50 =)193,75 TL tutar, gelir (stopaj) vergisi ve bu vergiye iliĢkin YĠ-
ÜFE tutarı toplamı olan 902,40 TL’yi karĢılayamadığından bu dönem borcu için madde hükümleri ihlal edilmiĢ
sayılacaktır.31
Bu durumda, yapılan ödeme tutarı kadar maddeden yararlanılacaktır. Ödeme tutarından vergi aslına isabet
eden tutar;
Vergi aslına isabet eden tutar =
(Vergi Aslı) x (Yapılan Ödemeden Kalan Tutar)
(Vergi Aslı + YĠ-ÜFE Tutarı)
formülü ile bulunacaktır. Buna göre;
Vergi aslına isabet eden tutar =
800 x 193,75
= 171,76 TL’dir.
902,40
Bu tutar, madde hükümlerine göre YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı uygulanarak bulunan (171,76 x
%12,80=)21,99 TL ile birlikte (171,76 + 21,99=)193,75 TL olarak alacak aslı ve gecikme zammına mahsup
edileceğinden, gelir (stopaj) vergisinin kalan (800 – 171,76=)628,24 TL’si vade tarihinden itibaren uygulanacak
gecikme zammı ile birlikte tahsil edilecektir.
Örnek 17- Nisan, Mayıs, Haziran/2013 geçici vergilendirme dönemine iliĢkin 10.000,00 TL kurum geçici
vergi tahakkuk etmiĢtir. Ancak, mükellef 17/8/2013 vadeli kurum geçici vergi borcunu ödememiĢtir. Söz konusu vergi
borcu, mükellefin kurumlar vergisi beyannamesini süresi içerisinde vermesi nedeniyle, 1/4/2014 tarihinde terkin
edilmiĢ ve 1.050,05 TL gecikme zammı hesaplanmıĢtır.
Mükellefin, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinden yararlanmak için baĢvuruda bulunması halinde
kurum geçici vergisinin vade tarihinden terkin edildiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanan gecikme zammı tutarı
yerine YĠ-ÜFE tutarı hesaplanacaktır.
Bu durumda uygulanacak toplam YĠ-ÜFE oranı %8,41’dir.
Toplam YĠ-ÜFE tutarı ise (10.000,00 x %8,41=)841,00 TL olacaktır.
Mükellefin söz konusu tutarı 6 eĢit taksitte ödemek istemesi durumunda madde kapsamında toplam ödenecek
tutar (841,00 x 1,05=)883,05 TL olarak bulunacaktır. Dolayısıyla, bir taksit tutarı (883,05 / 6=)147,18 TL olacaktır.
Mükellefin madde kapsamında ilk 3 taksitini süresinde ödediği, diğer taksitlerini ise ödemediği
varsayıldığında, mükellef ödediği tutar kadar madde hükmünden yararlanabilecektir. Bu durumda mükellefin madde
hükmünden yararlanacağı tutar bulunurken yapılandırılan borcun katsayı tatbik edilmemiĢ kısmı dikkate alınacaktır.
Toplam Gecikme Zammı Tutarı x Ödediği Taksit Tutarları Toplamı (Katsayı Tutarı Hariç)
Hesaplanan YĠ-ÜFE Tutarı
=
1.050,05 x 420,50
= 525,03 TL
841,00
formülü kullanılacak ve gecikme zammının tahsilinden vazgeçilecektir
Kalan (1.050,05 -525,03=)525,02 TL gecikme zammının ise takip ve tahsiline devam edilecektir.
Örnek 18- Bu Tebliğin I/B-2.2. bölümündeki 4 numaralı örnekte yer alan mükellefin maddeye göre
belirlenen tutarı 12 taksitte ödemek istediğini, ancak 5 taksiti süresinde ödediğini, kalan 7 taksiti ödemediğini
varsaydığımızda, bu mükellefin madde kapsamında yararlanacağı tutar Ģu Ģekilde hesaplanacaktır.
Ödenecek Toplam Tutar: [(40.500,00 + 10.888,40) x 1,10=]56.527,24 TL olup (56.527,24/12=)4.710,60 TL,
bir taksitte ödenecek tutardır. Buna göre, mükellef 5 taksitte toplam (4.710,60 x 5=)23.553,00 TL ödeme yapmıĢtır.
Ancak, mükellefin madde hükmünden yararlanacağı tutar bulunurken yapılandırılan borcun katsayı tatbik
edilmemiĢ kısmı dikkate alınacaktır.
Buna göre, katsayı hariç olmak üzere yapılandırılan alacağa yönelik olarak taksitler içerisinde ödenmiĢ olan
tutar, katsayının tatbik edildiği tutarın taksit sayısına bölünmesi ve ödenen taksit sayısı ile çarpılması sonucunda
bulunacaktır.32
Taksitler içerisinde katsayı hariç ödenen tutar [(51.388,40 / 12=)4.282,37 x 5=] 21.411,85 TL’dir.
Mükellefin maddeden yararlanacağı tutarın yapılandırılan borçlarına mahsubunda Seri:A Sıra No:1 Tahsilat
Genel Tebliğinde yapılanan açıklamaların dikkate alınması gerekmektedir.
Mükellefin, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi gereğince vergi aslından yararlanacağı tutarın “K” olduğu
varsayılmıĢtır.
K =
Alacak Aslı (Vergi) x Ödenen Taksit Tutarı (Katsayı Tutarı Hariç)
Toplam Taksit Tutarı (Katsayı Tutarı Hariç)
K =
20.000,00 x 21.411,85
51.388,40
K = 8.333,34 TL olarak hesaplanacaktır.
Bu tutar, madde hükümlerine göre YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı uygulanarak bulunan (8.333,34 x
%22,056=)1.838,00 TL ile birlikte (8.333,34 + 1.838,00=)10.171,34 TL olarak alacak aslı ve gecikme zammına
mahsup edileceğinden, yıllık gelir vergisinin kalan (20.000,00-8.333,34=)11.666,66 TL’si vade tarihinden itibaren
uygulanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edilecektir.
Diğer taraftan, 20.000,00 TL vergi aslı için hesaplanan gecikme faizi yerine YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı
uygulanarak hesaplanan 2.066,00 TL YĠ-ÜFE tutarına karĢılık kısmi ödeme nedeniyle mahsup edilecek tutar ile takip
edilecek gecikme faizi aĢağıdaki gibi hesaplanacaktır.
Yıllık gelir vergisi kanuni süresinde beyan edildiğinde iki eĢit taksitte ödenmektedir. Kanuni süresinden sonra
tahakkuk ettirilen yıllık gelir vergisi için gecikme faizi, taksitlerin kanuni ödeme süreleri dikkate alınarak
hesaplanmaktadır. Bu çerçevede örnek olayda gecikme faizi ve gecikme faizi yerine tahsil edilecek YĠ-ÜFE tutarının
hesabında da yıllık gelir vergisi taksitlerinin kanuni ödeme süreleri esas alınmıĢtır.
Mükellefin, madde gereğince gecikme faizinden yararlanacağı tutar (R=R1+R2);
R1= Yıllık Gelir Vergisi 1. Taksit Tutarına Ġsabet Eden Gecikme Faizinin Maddeden Yararlanacağı Tutar:
(8.333,34 / 2=)4.166,67 x %11,65 = 485,42 TL’dir.
R2= Yıllık Gelir Vergisi 2. Taksit Tutarına Ġsabet Eden Gecikme Faizinin Maddeden Yararlanacağı Tutar:
(8.333,34 / 2=)4.166,67 x %9,01 = 375,42 TL’dir.
R= 485,42+375,42=860,84 TL olacağından, (3.630,00 – 860,84=)2.769,16 TL gecikme faizinin takibine
devam edilmesi gerekmektedir.
Mükellefin, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi gereğince vergi ziyaı cezasından yararlanacağı tutarın “X”
olduğu varsayılmıĢtır.
X =
Alacak Aslı (Vergi Ziyaı Cezası) x Ödenen Taksit Tutarı (Katsayı Tutarı Hariç)
Toplam Taksit Tutarı (Katsayı Tutarı Hariç)
X =
20.000,00 x 21.411,85
51.388,40
X = 8.333,34 TL olarak hesaplanacaktır.
Bu tutar, madde hükümlerine göre YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranı uygulanarak bulunan (8.333,34 x
%22,056=)1.838,00 TL ile birlikte (8.333,34 + 1.838,00=)10.171,34 TL olarak vergi ziyaı cezası ve gecikme zammına
mahsup edileceğinden, vergi ziyaı cezasının kalan (20.000,00-8.333,34=)11.666,66 TL’si vade tarihinden itibaren
uygulanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edilecektir.
Mükellefin, 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi gereğince özel usulsüzlük cezasından yararlanacağı tutarın
“Y” olduğu varsayılmıĢtır. 33
Y =
Alacak Aslı (Özel Usulsüzlük Cezası) x Ödenen Taksit Tutarı (Katsayı Tutarı Hariç)
Toplam Taksit Tutarı (Katsayı Tutarı Hariç)
Y =
500,00 x 21.411,85
51.388,40
Y = 208,33 TL olarak hesaplanacaktır.
Yapılandırılan 500,00 TL özel usulsüzlük cezasına karĢılık 208,33 TL ödeyen mükellefin maddeden ödediği
tutar kadar yararlandırılmasında yapılandırma öncesi tutarında dikkate alınması gerektiğinden, yapılandırma öncesi
1.000,00 TL tutarındaki özel usulsüzlük cezasına karĢılık Kanundan yararlanılacak tutar (M) aĢağıdaki Ģekilde
hesaplanacaktır.
M =
Yapılandırma Öncesi Alacak Aslı x Özel Usulsüzlük Cezasına KarĢılık Ödenen Tutar
YapılandırılmıĢ Tutar
M = 416,66 TL Kanundan yararlanılacaktır.
Borçludan özel usulsüzlük cezası olarak (1.000,00 – 416,66=) 583,34 TL tutar takip edilecektir.
Örnek 19- Mükellef, madde kapsamında yapılandırılan katma değer vergisi borcuna iliĢkin Aralık/2014 ve
ġubat, Nisan, Haziran/2015 aylarında ödemesi gereken taksitlerini vadelerinde ödemiĢ olmakla birlikte; madde
kapsamında yapılandırılmasını talep ettiği katma değer vergisi ile ilgili olarak Ocak, ġubat ve Mart/2015 aylarında
beyanı üzerine tahakkuk eden vergilerini ödeme süresi içerisinde ödememiĢtir.
Bu durumda, mükellef taksitlendirme süresince bir takvim yılında tahakkuk eden katma değer vergisini üç
defa ödemeyerek maddeden yararlanma Ģartını ihlal ettiğinden, ihlalin gerçekleĢtiği Mart/2015 ayı sonuna kadar
ödediği Aralık/2014 ve ġubat/2015 taksit tutarları için 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi hükümlerinden
yararlanacak, Nisan ve Haziran/2015 taksit tutarları için ise anılan madde hükümlerinden yararlanamayacaktır.
Ancak, mükellefin Aralık/2014 ve ġubat, Nisan, Haziran/2015 taksitlerini 31/3/2015 tarihinden önce ödemiĢ
olması halinde, bu taksit tutarlarının tamamı için anılan madde hükümlerinden yararlanabileceği tabiidir.
Ç- TAHSĠLĠNDEN VAZGEÇĠLEN ALACAKLAR
6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin on dördüncü fıkrasının (a) bendinde, belli tutarın altında kalan idari
para cezalarının, (b) bendinde ise belli tutarın altında kalan amme alacaklarının tahsilinden vazgeçilmesi
düzenlenmiĢtir.
1. TAHSĠLĠNDEN VAZGEÇĠLEN 120 TL’NĠN ALTINDAKĠ ĠDARĠ PARA CEZALARI
Maddenin on dördüncü fıkrasının (a) bendinde “a) 7/11/1996 tarihli ve 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin
Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 30/3/2005 tarihli ve 5326
sayılı Kabahatler Kanununun 39 uncu maddesine göre verilen idari para cezaları hariç olmak üzere, 31/12/2013
tarihinden (bu tarih dâhil) önce idari yaptırım kararı verildiği hâlde bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla
ilgilisine tebliğ edilmemiş olan ve genel bütçeye gelir kaydı gereken ve her bir kabahat için 120 Türk lirasının (bu
tutar dâhil) altında kalan idari para cezaları tebliğ edilmez, tebliğ edilmiş olanların ve bunlara bağlı ferî alacakların
tahsilinden vazgeçilir. Bu bent kapsamına giren ve mülga 5539 sayılı Kanun ile 6001 sayılı Kanun gereğince verilen
idari para cezası ile birlikte ilgilisine tebliği gereken ve tutarı 12 Türk lirası ve altında kalan geçiş ücretleri için de bu
bent hükmü uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
Anılan bent kapsamına; idari yaptırım kararı 31/12/2013 tarihinden (bu tarih dâhil) önce verilmiĢ olan ve tür
olarak 4207 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 5326 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine göre
verilenler hariç olmak üzere vergi dairesi tarafından takip edilen ve genel bütçeye gelir kaydı gereken idari para
cezalarının tamamı ile tutarı 12,00 TL ve altında kalan geçiĢ ücretleri girmektedir. Bu nedenle, bent kapsamına
girmeyen alacakların terkin edilmemesine özellikle dikkat edilecektir.
M =
1.000,00 x 208,33
50034
Diğer taraftan, tür olarak bent kapsamına girdiği halde ilgili kabahate iliĢkin olarak verilen idari para
cezasının tutar olarak 120,00 TL’nin üzerinde olması halinde bu idari para cezaları terkin edilmeyecektir.
Ayrıca, verildiği tarih itibarıyla 120,00 TL’nin üzerinde olan idari para cezalarına karĢılık yapılan tahsilatlar
nedeniyle Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla bakiye tutarı 120,00 TL’nin altında kalanlar da terkin edilmeyecektir.
Anılan bentte, kapsama giren idari para cezaları ile geçiĢ ücretlerinden Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla;
– Tebliğ edilmemiĢ olanların ilgilisine tebliğ edilmemesi,
– Tebliğ edilmiĢ olanların ve bunlara bağlı fer’i alacakların tahsilinden vazgeçilmesi,
esası getirilmiĢtir.
Buna göre, bent kapsamına giren alacaklar için ilgili kamu kurum ve kuruluĢlarınca; 6552 sayılı Kanunun
yayımlandığı 11/9/2014 tarihine kadar tebliğ edilmemiĢ olan idari yaptırım kararları bu tarihten sonra tebliğ
edilmeyecek, bu tarihten önce tebliğ edilmesine rağmen tahsil edilmemiĢ olanlar ise tahsil edilmeyecek ve tahsil için
ilgili vergi dairesine gönderilmeyecektir.
Bent kapsamında olan alacaklardan, Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla vergi dairesine intikal ettirildiği
halde henüz tahsil edilememiĢ olanların tahsilinden vazgeçilecektir. Ancak, Kanunun yayımlandığı tarihten önce bu
alacaklara yönelik yapılmıĢ olan tahsilatlar red ve iade edilmeyecektir.
2. TAHSĠLĠNDEN VAZGEÇĠLEN 50 TL’YĠ AġMAYAN AMME ALACAKLARI
Maddenin on dördüncü fıkrasının (b) bendinde “b) Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip
edilmekte olan ve vadesi 31/12/2007 tarihinden (bu tarih dâhil) önce olduğu hâlde bu Kanunun yayımlandığı tarih
itibarıyla ödenmemiş olan ve 6183 sayılı Kanun kapsamına giren her bir alacağın türü, dönemi, asılları ayrı ayrı
dikkate alınmak suretiyle tutarı 50 Türk lirasını aşmayan asli alacakların ve tutarına bakılmaksızın bu asıllara bağlı
ferî alacakların, aslı ödenmiş ferî alacaklardan tutarı 100 Türk lirasını aşmayanların tahsilinden vazgeçilir.” hükmü
yer almaktadır.
Bu bentte, Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilmekte olan belli tutarın altındaki alacakların
tahsilinden vazgeçilmesine yönelik hükümlere yer verilmiĢtir.
Anılan bent kapsamına;
– Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilmekte olan,
– Vadesi 31/12/2007 tarihinden (bu tarih dahil) önce olan,
– Her bir alacak türü ve dönemi itibarıyla aslı 50,00 TL’yi aĢmayan (tutarına bakılmaksızın bu asıllara bağlı
fer’iler dahil),
– Aslı ödenmiĢ fer’i alacaklardan tutarı 100,00 TL’yi aĢmayan,
– Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiĢ olan,
alacaklar girmektedir.
Buna göre, vergiler, vergi cezaları, kaynak kullanımını destekleme fonu alacakları, ecrimisiller, adli para
cezaları, idari para cezaları, yiyecek bedelleri gibi amme alacakları bu bent kapsamında terkin edilecektir.
Diğer taraftan, bent kapsamına alacağın gelir kaydedileceği bütçe ayrımı yapılmaksızın Maliye Bakanlığına
bağlı tahsil dairelerince 6183 sayılı Kanuna göre takip edilmekte olan alacakların tamamı girdiğinden, bu alacaklar
bentte belirtilen diğer Ģartlara sahip olmaları kaydıyla terkin edilecektir.
Örneğin; 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (II) sayılı cetvelde
yer alan ve dolayısıyla özel bütçeli olan Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun (YURTKUR) 16/8/1961 tarihli
ve 351 sayılı Kanun kapsamında verdiği öğrenim kredilerinin süresinde ödenmemesi halinde 6183 sayılı Kanun
kapsamında takip ve tahsili için ilgili vergi dairesine gönderilmesi üzerine yapılan tahsilatlar YURTKUR’a
aktarılmaktadır. Bu alacaklar vergi dairelerince takip edilmekle birlikte bent hükmü ile YURTKUR’un; vadesi
31/12/2007 tarihinden önce olan ve vergi dairesine takip için aktarıldığı halde 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarih
itibarıyla tahsil edilememiĢ olan her bir alacak türü ve dönemi itibarıyla alacak aslı 50,00 TL’yi aĢmayan ve tutarına 35
bakılmaksızın bu asıllara bağlı fer’i alacaklar ile aslı ödenmiĢ fer’i alacaklardan tutarı 100,00 TL’yi aĢmayan
alacaklarının da tahsilinden vazgeçilecektir. Bu alacak türüyle ilgili yapılacak terkinde kredinin son taksite iliĢkin
vadesinin 31/12/2007 tarihinden önce olması ve ödenmemiĢ kredi tutarının toplamının 50,00 TL’yi aĢmaması
gerekmektedir.
Öte yandan, bentte aranan diğer Ģartların yanında alacak aslının 50,00 TL’yi aĢmaması halinde bu alacak aslı
ile tutarına bakılmaksızın bu asla tatbik edilen fer’ilerin tamamı terkin edilecektir. Ayrıca, alacak aslı ödenmiĢ olan
fer’i alacaklardan tutarı 100,00 TL’yi aĢmayan alacak tutarları da terkin edilecektir.
Örneğin; 2005 takvim yılının 2. gelir geçici vergi dönemine iliĢkin beyanname, süresinde verilmiĢ olmasına
rağmen vergi ödenmemiĢtir. 2005 yılına iliĢkin yıllık gelir vergisi beyannamesi Mart/2006 ayında süresinde
verilmiĢtir. Ödenmeyen geçici vergi, yıllık beyanname verilmesi nedeniyle terkin edildiğinden, geçici verginin vade
tarihinden terkin edildiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanan 85,00 TL tutarındaki gecikme zammı 6552 sayılı
Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiĢtir. Söz konusu gecikme zammının aslı bulunmadığından ve tutarı
100,00 TL’yi aĢmadığından bu bent kapsamında tahsilinden vazgeçilecektir.
D- DĠĞER HUSUSLAR
1. Madde hükümlerine göre yazılı olarak yapılması gereken baĢvuruların taahhütlü posta veya APS ile
gönderilmesi halinde postaya verildiği tarih, adi posta ile gönderilmesi halinde ise tahsil dairesinin kayıtlarına intikal
ettiği tarih baĢvuru tarihi olarak dikkate alınacaktır.
Diğer taraftan, baĢvuruların Gelir Ġdaresi BaĢkanlığının internet adresi (www.gib.gov.tr) üzerinden internet
vergi dairesine eriĢmek suretiyle yapılması halinde, baĢvuru tarihi elektronik ortamda baĢvurunun yapıldığı tarih
olacaktır.
2. Bu Tebliğin ekleri, mükelleflerce çoğaltılmak suretiyle kullanılabilir.
3. Tüzel kiĢiler ya da tüzel kiĢiliği haiz olmayan teĢekküller için madde hükümlerinden yararlanma
baĢvuruları bunların kanuni temsilcileri tarafından yapılacaktır.
4. 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı 11/9/2014 tarihi itibarıyla haklarında 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı Ġcra
ve Ġflas Kanunu hükümlerine göre iflasının açılmasına karar verilen gerçek ve tüzel kiĢilerin madde hükümlerinden
yararlanabilmeleri için iflas iĢlemlerini yürüten iflas idaresinin ilgili vergi dairesine yazılı olarak müracaat etmesi
zorunludur.
Bununla birlikte, iflas halindeki tüzel kiĢiliklerin ortaklarının ve kanuni temsilcilerinin 213 sayılı Kanun ve
6183 sayılı Kanun uyarınca sorumlu oldukları borçlar için madde hükümlerinden yararlanabilmeleri mümkün
bulunmaktadır.
2004 sayılı Kanunun 179 ve devamı maddelerinde düzenlenen iflas ertelemesine iliĢkin hükümler
çerçevesinde iflas ertelemesine karar verilen Ģirkete veya kooperatife mahkemece erteleme kararıyla birlikte kayyım
atanmaktadır. Mahkeme, yönetim organının yetkilerini tümüyle elinden alıp kayyıma verebileceği gibi yönetim
organının karar ve iĢlemlerinin geçerliliğini kayyımın onayına bağlı kılmakla da yetinebilir. Haklarında iflas ertelemesi
kararı bulunan Ģirketler ve kooperatifler 6552 sayılı Kanuna göre yapacakları baĢvurularını haklarında verilmiĢ
mahkeme kararına göre temsile yetkili kiĢiler vasıtasıyla yapacaklardır.
5. 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi hükmünden, 213 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Kanunda yer alan
sorumluluk düzenlemeleri nedeniyle mirasçılar, kefiller, Ģirket ortakları ve kanuni temsilciler gibi amme borçlusu
sayılan kiĢiler sorumlu oldukları tutar dikkate alınarak yararlanabileceklerdir.
1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali MüĢavirlik ve Yeminli Mali MüĢavirlik Kanunu
uyarınca mükellefle birlikte borcun ödenmesinden müĢtereken ve müteselsilen sorumluluğu bulunanların da madde
hükümlerinden yararlanmaları mümkündür.
Asıl amme borçlusu ile birlikte borcun ödenmesinden birden fazla kiĢinin sorumlu olması halinde bu kiĢilerce
madde hükümlerinden farklı taksit seçenekleri seçilmek suretiyle yararlanılması mümkün bulunmaktadır.
6. Adi ve kollektif Ģirketlerde ortak olanlar Ģirketin borçlarının tamamı üzerinden müĢtereken ve müteselsilen
sorumlu olduklarından, bu ortaklar da sorumlu oldukları bu borçlar için madde hükmünden yararlanabileceklerdir.
7. Maddenin on üçüncü fıkrasının (a) bendi gereğince, 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı Alacakların
Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde DeğiĢiklik Yapılması Hakkında Kanun hükümlerine göre alacakları yapılandırılan ve 6552 36
sayılı Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla taksit ödemeleri devam eden alacakların madde kapsamında
yapılandırılması mümkün bulunmamaktadır.
Bilindiği gibi, 6111 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (ç) bendi ile il özel idareleri,
belediyeler ve bunlara bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kiĢiliğini haiz kuruluĢlara, anılan Kanun kapsamında
yapılandırılan alacak tutarlarını genel taksit süresinden daha uzun sürede ikiĢer aylık dönemler halinde azami otuz altı
eĢit taksitte; Gençlik ve Spor Bakanlığına, Türkiye Futbol Federasyonu ve özerk spor federasyonlarına tescil edilmiĢ
olan ve Türkiye’de sportif alanda faaliyette bulanan spor kulüplerine ise azami kırk iki eĢit taksitte ödenmesi imkanı
verilmiĢtir. Dolayısıyla, bu borçluların anılan Kanun kapsamında yapılandırılan borçları ilgisine göre, altı, dokuz, on
iki, on sekiz, yirmi dört, otuz, otuz altı ve kırk iki eĢit taksit halinde ödemeleri mümkün bulunmaktadır.
Bu itibarla, 6111 sayılı Kanun kapsamında borçlarını yapılandırarak yirmi dört, otuz, otuz altı ve kırk iki eĢit
taksit seçeneklerini tercih eden mükelleflerden taksit ödemesi 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla devam
edenlerin bu borçları için madde hükmünden yararlanmaları mümkün bulunmamaktadır.
8. Maddenin on üçüncü fıkrasının (ç) bendinde “ç) 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun geçici
5 inci maddesi ile 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun geçici 3 üncü maddesi
kapsamında uzlaşılan alacaklar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.” hükmü yer almakta olup, anılan
Kanunlar uyarınca uzlaĢma hükümlerinden yararlanan kuruluĢlardan aranılan amme alacaklarının madde kapsamında
yapılandırılmamasına özellikle dikkat edilecektir.
9. Kanunun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On
Dört Ġlde BüyükĢehir Belediyesi ve Yirmi Yedi Ġlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
DeğiĢiklik Yapılmasına Dair Kanuna istinaden tüzel kiĢiliği sona eren mahallî idareler ve bunlara bağlı kuruluĢlar ile
mahallî idare birliklerinin; büyükĢehir belediyesine ve büyükĢehir ilçe belediyesine dönüĢen belediyelerin ve bağlı
kuruluĢlarının, birleĢme/dönüĢme/katılma veya devir yoluyla ilçe belediyelerine, büyükĢehir belediyelerine ve/veya
bağlı kuruluĢlarına veya köye dönüĢen belediyelerin il özel idaresine geçen ve kamu kuruluĢları ile Ġller Bankası
Anonim ġirketi’ne olan kamu ve özel hukuka tabi borçlarının bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla iĢlemiĢ olan
ferîleri yerine YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları esas alınarak hesaplanacak tutar ile devrolan borcun asli unsurunun
toplamı herhangi bir faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi ferî alacak uygulanmaksızın bu idarelerin genel
bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamı üzerinden ayrılan paylarından, 2/7/2008 tarihli ve 5779 sayılı Ġl Özel Ġdarelerine
ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunun 7 nci maddesindeki esaslar
dâhilinde ve 6360 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinin dördüncü fıkrası da dikkate alınmak suretiyle tahsil
edileceğinden, bu borçların 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında yapılandırılmaması gerekmektedir.
Ancak, aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde, tüzel kiĢiliği sona eren mahallî idareler ve bunlara
bağlı kuruluĢlar ile mahallî idare birliklerinin; büyükĢehir belediyesine ve büyükĢehir ilçe belediyesine dönüĢen
belediyelerin ve bağlı kuruluĢlarının, birleĢme/dönüĢme/katılma veya devir yoluyla (a) bendinde belirtilen idarelere
devredilen borçları dıĢında kalan ve 6360 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde belirtilen diğer kamu idarelerine
devredilen ve kamu kuruluĢları ile Ġller Bankası Anonim ġirketi’ne olan kamu ve özel hukuka tabi borçları da (a)
bendinde belirtilen esaslar çerçevesinde yeniden hesaplanarak ilgili kamu idaresinden tahsil edileceği düzenlenmiĢtir.
Buna göre, 6360 sayılı Kanun kapsamında kendisine borç devredilen ve 5779 sayılı Kanun kapsamında genel
bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamı üzerinden pay ayrılmayan kamu idarelerinin, devraldıkları ve 6552 sayılı Kanunun
73 üncü maddesi kapsamında olan bu borçları için bu maddeden yararlanmaları mümkün bulunmaktadır.
10. Madde hükümlerinden yalnızca kesinleĢmiĢ alacaklar için yararlanılması mümkün olduğundan, bu
alacakların takibiyle ilgili olarak dava açmamaları, açılan davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına baĢvurmamaları
gereken borçluların, madde hükümlerinden yararlanabilmeleri için baĢvuru süresinde, yazılı olarak bu iradelerini
belirtmeleri Ģarttır.
Davadan vazgeçme dilekçeleri ilgili tahsil dairelerine verilecek ve dilekçelerin bu dairelere verildiği tarih,
yargı merciine verildiği tarih sayılacak ve tahsil dairelerince bu dilekçelerin bir örneği ilgili yargı merciine
gönderilecektir.
Maddeden yararlanmak için elektronik ortamda baĢvuruda bulunan borçluların, madde hükmünden
yararlanabilmeleri için ıslak imzalı dilekçelerini ilgili tahsil dairesine Tebliğin (I/B-1.) bölümünde belirtilen Ģekilde
göndermeleri Ģarttır.
Diğer taraftan, maddenin altıncı fıkrası hükmüne göre, madde hükümlerinden yararlanmak üzere baĢvuruda
bulunan ve açtıkları davalardan vazgeçen borçluların bu ihtilaflarıyla ilgili olarak Kanunun yayımlandığı tarihten sonra
tebliğ edilen kararlar uyarınca iĢlem yapılmayacak ve bu kararlar ile hükmedilmiĢ yargılama giderleri ve vekâlet ücreti
bulunması halinde bunlar karĢılıklı olarak talep edilemeyecektir. 37
11. 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasının (ç) bendinde, “ç) Bu madde kapsamında
ödenmesi gereken tutarlar; il özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz
kuruluşlarca ikişer aylık dönemler hâlinde azami otuz altı eşit taksitte ödenebilir. Bu takdirde bu bent hükmüne göre
hesaplanacak katsayı yirmi dört eşit taksit için (1,20), otuz eşit taksit için (1,25), otuz altı eşit taksit için (1,30) olarak
uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre, il özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kiĢiliğini haiz
kuruluĢlara, madde kapsamında yapılandırılan alacak tutarlarını genel taksit süresinden daha uzun sürede ikiĢer aylık
dönemler halinde azami 36 eĢit taksitte ödenmesi imkanı verilmiĢtir.
Bu kuruluĢların kendilerine verilen imkanı kullanarak ödeme yapmak istemeleri halinde, yapılandırılan
alacak tutarına; yirmidört eĢit taksit için (1,20), otuz eĢit taksit için (1,25) ve otuzaltı eĢit taksit için (1,30) katsayısı
uygulanacaktır. Katsayı uygulaması bu Tebliğin “I/B-3.2. Taksitle Ödeme ve Katsayı Uygulaması” bölümüne göre
yapılacaktır.
Diğer taraftan, il özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kiĢiliğini haiz
kuruluĢlar dıĢında kalan il özel idareleri ve belediyelere ait tüzel kiĢiler maddenin dokuzuncu fıkrasının (ç) bendinin
tanıdığı imkandan yararlanamayacaklardır.
12. 6552 sayılı Kanunun 81 inci maddesi ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununa eklenen geçici 60 ıncı maddenin onaltıncı fıkrasında, “(16)…, bu madde ile bu maddeyi
ihdas eden Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında ödenmesi gereken tutarlar, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye
Futbol Federasyonu ve özerk spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye’de sportif alanda faaliyette bulunan
spor kulüplerince ikişer aylık dönemler hâlinde azami kırk iki eşit taksitte ödenebilir. Bu takdirde bu bent hükmüne
göre hesaplanacak katsayı yirmi dört eşit taksit için (1,20), otuz eşit taksit için (1,25), otuz altı eşit taksit için (1,30) ve
kırk iki eşit taksit için (1,35) olarak uygulanır.” hükmüne yer verilmiĢtir.
Bu hükme göre, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu ve özerk spor federasyonlarına
tescil edilmiĢ olan ve Türkiye’de sportif alanda faaliyette bulunan spor kulüplerine, madde kapsamında yapılandırılan
alacak tutarlarını ikiĢer aylık dönemler halinde azami 42 eĢit taksitte ödeme imkanı tanınmıĢtır. Spor kulüplerinin bu
imkandan yararlanabilmeleri için baĢvuru sırasında Gençlik ve Spor Bakanlığına ya da Türkiye Futbol Federasyonuna
veya özerk spor federasyonlarına tescil edilmiĢ spor kulübü olduklarını belirten belgeyi ibraz etmeleri gerekmektedir.
Bu kulüplerin dernek veya Ģirket Ģeklinde örgütlenmiĢ olması madde ile verilen imkandan yararlanmalarına
engel teĢkil etmemektedir. Spor kulüplerinden aranılan amme alacaklarıyla ilgili olarak ikincil sorumluluğu bulunan
kiĢiler de bu hükümden yararlanabilecektir.
Madde hükmüne göre, bu kulüplerin kendilerine verilen imkanı kullanarak ödeme yapmak istemeleri halinde,
yapılandırılan alacak tutarına; yirmidört eĢit taksit için (1,20), otuz eĢit taksit için (1,25), otuzaltı eĢit taksit için (1,30)
ve kırkiki eĢit taksit için (1,35) katsayısı uygulanacaktır. Katsayı uygulaması bu Tebliğin “I/B-3.2. Taksitle Ödeme ve
Katsayı Uygulaması” bölümüne göre yapılacaktır.
13. Maddenin on üçüncü fıkrasının (b) bendine göre, maddeden yararlanılarak süresinde ödenen alacaklara,
Kanunun yayımlandığı tarihten sonraki süreler için faiz, gecikme zammı, gecikme cezası gibi herhangi bir fer’i alacak
tatbik edilmeyecektir.
14. 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin onbeĢinci fıkrası gereğince, madde kapsamına giren alacaklara
karĢılık;
– Kanunun yayımlandığı tarihten önce tahsil edilmiĢ olan tutarlar,
– Madde kapsamında tahsil edilen tutarlar,
– Maddenin onüçüncü fıkrasının (a) bendi kapsamında maddeden yararlanmak istenen ve 6183 sayılı Kanun
veya diğer kanunlar uyarınca yapılan tecile iliĢkin olarak tahsil edilen faizler,
red ve iade edilmeyecektir.
15. Borçlu tarafından madde kapsamında yapılan ödemelerin kredi kartı kullanılmak suretiyle yapılması
durumunda, borç kredi kartı ile ödeme iĢleminin gerçekleĢtiği anda ödenmiĢ olacağından, bu Ģekilde yapılmıĢ olan
ödemeler yönünden de varsa ödenen alacaklara iliĢkin tatbik edilmiĢ hacizler ödeme nispetinde kaldırılacak ve alınmıĢ
teminatlar iade edilecektir.38
Kredi kartıyla son taksiti de içerecek Ģekilde ödeme yapılması halinde;
– Kredi kartıyla yapılan ödemelerin iliĢkin olduğu motorlu taĢıtların satıĢ ve devrine ait iliĢik kesme belgesi
verilebileceği,
– Kredi kartı ile yapılan ödeme tarihinden itibaren maddenin yedinci fıkrasında yer alan taksit ödeme
süresince beyan üzerine tahakkuk eden vergilerin vadesinde ödenme Ģartı aranılmayacağı,
tabiidir.
16. 6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarihten önce, vergi mevzuatında yer alan düzenlemeler nedeniyle
mahsuben iade talebi bulunan mükellefler diledikleri takdirde mahsup talep ettikleri borçları için madde
hükümlerinden yararlanabilecektir. Bu takdirde, mahsuben iade talebinden vazgeçtiklerini bağlı bulundukları vergi
dairesine, birden fazla vergi dairesine mahsup talepli borçları olması halinde, her birine ayrı ayrı maddeden
yararlanmak için belirlenen baĢvuru süresi içerisinde ekte bir örneği yer alan (EK:4) dilekçeyle bildirmeleri
gerekmektedir.
Mükellefin kendi borcu dıĢında, ilgili mevzuat uyarınca üçüncü Ģahısların borçlarına mahsup talebi olması
halinde ise mahsup talebinden vazgeçebilmesi için borcuna mahsup istenen üçüncü Ģahsın da bu konuya yönelik irade
beyanı aranılacaktır. Bu takdirde, mükellefin üçüncü Ģahıs lehine yaptığı mahsup talebi hükümsüz kalacaktır. Lehine
mahsup talep edilen üçüncü Ģahsın ise mükellefin irade beyanı olmadan yapılandırılan borçlarına mahsubunu talep
edebileceği tabiidir.
Bununla birlikte, mahsup talebinden vazgeçen mükelleflerin, mahsup talebine konu iade alacaklarını madde
kapsamındaki taksitlerine maddenin on ikinci fıkrasına göre veya madde kapsamında yapılandırılmayan vergi
borçlarına ilgili mevzuat uyarınca mahsubunu talep etmeleri mümkündür. Bu durumda, mahsuba esas alınacak tarih,
Kanunun yayımlandığı tarihten sonra yaptıkları baĢvuru esas alınarak belirlenecektir.
Diğer taraftan, katma değer vergisi iade alacağının vergi borcuna mahsubunu talep eden ve vergi borcunu
madde hükmüne göre ödemek üzere bu mahsup talebinden vazgeçen mükelleflere anılan alacaklarının, mahsubundan
vazgeçilen borcun söz konusu madde kapsamında yapılandırılmasından sonra hesaplanan taksit tutarları toplamını aĢan
kısmı ilgili mevzuat hükümlerine göre ve 6183 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi de göz önünde bulundurularak nakden
iade edilebilecektir.
17. Madde kapsamında borçları yapılandırılan mükellefler tarafından, borcu olup olmadığına dair yazı
istenilmesi halinde taksitlendirme ihlal edilmediği sürece bu borçları için vadesi geçmiĢ borcun bulunmadığına dair
yazı verilecektir.
18. 6552 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin beĢinci fıkrası uyarınca madde kapsamında ödenecek olan
motorlu taĢıtlar vergisi ile bu vergiye bağlı kesilen vergi cezaları ve bunlara bağlı fer’i amme alacakları yerine
Kanunun yayımlandığı tarihe kadar YĠ-ÜFE aylık değiĢim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın ait olduğu taĢıt
için, madde hükümlerinin ihlal edilmemiĢ olması koĢuluyla 197 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin (d) fıkrası hükmü
uygulanmadan, taksit ödeme süresi sonuna kadar taĢıtlarının fenni muayenelerini yaptırmalarına ve uçuĢa elveriĢli
belgelerini almalarına imkan verilecektir.
Ancak, taĢıtın satıĢ ve devri halinde taksitlendirilen borcun tamamının ödenmesi Ģartının aranılacağı tabiidir.
19. Maddenin on üçüncü fıkrasının (c) bendinde, maddeye göre ödenecek alacaklarla ilgili olarak tatbik
edilen hacizlerin yapılan ödemeler nispetinde kaldırılacağı ve buna isabet eden teminatların iade edileceği hükme
bağlanmıĢtır.
Buna göre, madde kapsamındaki borçlarını ödemek üzere baĢvuran ve borçlarına karĢılık ödemede bulunan
mükelleflerin mal varlığına tatbik edilen hacizler, bu malların bölünebilir nitelikte olması ve haczin devam edeceği
malların amme alacağını karĢılayacak değerde olması halinde, ödemeler nispetinde kaldırılacaktır.
Bu hüküm çerçevesinde, borçları madde hükmüne göre taksitlendirilen mükelleflerin teminat değiĢikliği
talepleri de değerlendirilebilecektir.
20. Maddenin yedinci fıkrası hükmü gereğince, madde hükümlerinden yararlanan il özel idareleri, belediyeler
ve bunlara bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kiĢiliğini haiz kuruluĢlar hakkında maddenin bu fıkra hükmü
uygulanmayacaktır. Buna göre, anılan kuruluĢların yapılandırılan borçlarının ödeme süresince beyanları üzerine
tahakkuk eden vergilerini vadesinde ödememeleri yapılandırmanın ihlaline sebebiyet vermeyecektir. 39
21. Madde hükümlerinden yararlanmak için açılmıĢ davalardan vazgeçilmesi Ģart olduğundan, borçlular
tarafından maddeden yararlanmak için yapılan baĢvurular üzerine tahsilat iĢlemlerinden dolayı açılmıĢ davalar sulh
yoluyla sonuçlanacaktır. Bu nedenle, 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesi uyarınca alacağın takibi için düzenlenerek
tebliğ edilen ödeme emrine karĢı açılmıĢ olan davalara konu alacaklar için madde hükmünden yararlanmak üzere
baĢvuruda bulunulması halinde, ödeme emrine karĢı açılmıĢ davalardan da vazgeçildiğinden, 6183 sayılı Kanunun 58
inci maddesi gereğince %10 oranındaki haksız çıkma zammı talep edilmeyecektir.
22. 6552 Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında yapılandırılan alacaklara iliĢkin zamanaĢımı süreleri,
Kanunun geçici 2 nci maddesinin beĢinci fıkrası gereğince taksit ödeme süresince iĢlemeyeceğinden, zamanaĢımı
sürelerinin bu hüküm dikkate alınarak tayin edilmesi gerekmektedir.
23. Madde hükümlerinden yararlanmak üzere baĢvuruda bulunmayan ya da borçları madde kapsamına
girmeyen mükelleflerden aranılan amme alacaklarının takip ve tahsiline devam edilecektir.
II- KANUNUN 74 ÜNCÜ MADDESĠNE ĠLĠġKĠN AÇIKLAMALAR
A- KAYITLARDA YER ALDIĞI HALDE ĠġLETMEDE MEVCUT OLMAYAN KASA MEVCUDU
VE ORTAKLARDAN ALACAKLARIN BEYANI
6552 sayılı Kanunun 11/9/2014 tarihinde yürürlüğe giren 74 üncü maddesi hükmü ile bilanço esasına göre
defter tutan kurumlar vergisi mükelleflerine, 31/12/2013 tarihi itibarıyla düzenledikleri bilançolarında görülmekle
birlikte iĢletmelerinde bulunmayan kasa mevcutları ile iĢletmenin esas faaliyet konusu dıĢındaki iĢlemleri dolayısıyla
(ödünç verme ve benzer nedenlerle ortaya çıkan) ortaklarından alacaklı bulunduğu tutarlar ile ortaklara borçlu
bulunduğu tutarlar arasındaki net alacak tutarlarını bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar
vergi dairelerine beyan etmek suretiyle kayıtlarını düzeltmeleri ve böylece kayıtlarını fiili duruma uygun hale
getirmeleri imkanı verilmiĢtir.
1. Kapsam
Bu hüküm, sadece bilanço esasına göre defter tutan kurumlar vergisi mükelleflerini kapsamaktadır.
2. Bilanço Düzenleme ve Beyan
Bilanço esasına göre defter tutan kurumlar vergisi mükellefleri, 31/12/2013 tarihi itibarıyla düzenledikleri
bilançolarında görülmekle birlikte iĢletmelerinde bulunmayan
– Kasa mevcutlarını,
-ĠĢletmenin esas faaliyet konusu dıĢındaki iĢlemleri dolayısıyla (ödünç verme ve benzer nedenlerle ortaya
çıkan) ortaklarından alacaklı bulunduğu tutarlar ile ortaklara borçlu bulunduğu tutarlar arasındaki net alacak tutarlarını
6552 sayılı Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın son günü olan 31/12/2014 tarihine (bu tarih dahil) kadar
vergi dairelerine beyan etmek suretiyle kayıtlarını düzeltebileceklerdir. (Ek:5)
Kanunun 74 üncü maddesi hükmü uyarınca verilmesi gereken ve elektronik ortamda gönderilebilen
beyannamenin, kurumlar vergisi beyannamelerini elektronik ortamda göndermek zorunda olan mükellefler tarafından
340 ve 346 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda elektronik
ortamda gönderilmesi zorunludur. Elektronik ortamda beyanname ve bildirim verme zorunluluğu bulunmayanlarca,
söz konusu beyan kurumlar vergisi mükellefiyeti yönünden bağlı olunan vergi dairelerine kağıt ortamında
yapılabilecektir.
ĠĢletmenin esas faaliyet konusu dıĢındaki iĢlemleri dolayısıyla (ödünç verme ve benzer nedenlerle ortaya
çıkan) ortaklarından alacaklı bulunduğu tutarlar ile ortaklara borçlu bulunduğu tutarlar arasındaki net alacak
tutarlarının belirlenmesinde, tek düzen hesap planında yer alan “131. Ortaklardan Alacaklar” ve “231. Ortaklardan
Alacaklar” toplamından “331. Ortaklara Borçlar” ve “431. Ortaklara Borçlar” toplamının çıkarılması sonucunda kalan
net tutar dikkate alınacaktır.
Söz konusu beyan sonucunda aĢağıdaki esaslara göre kayıtlar düzeltilebilecektir.
3. Vergisel Yükümlülükler ve Muhasebe Kayıtları
Bilançolarında görülmekle birlikte iĢletmelerinde bulunmayan kasa mevcutları ve ortaklardan alacaklar
tutarlarını düzeltmek için beyanda bulunan mükellefler, beyan edilen tutarlar üzerinden % 3 oranında vergi
hesaplayacak ve hesaplanan vergiyi beyanname verme süresi içinde ödeyeceklerdir.40
Söz konusu tutarların beyanı üzerine, defter kayıtlarının düzeltilmesi gerekeceği tabiidir.
Örnek 1- (A) Anonim ġirketinin, 31/12/2013 tarihi itibarıyla düzenlediği bilançosunda kasa hesabında
300.000 TL görülmekle birlikte fiilen kasada bulunmayan tutar 290.000 TL’dir. ġirketin dönem içindeki faaliyetleri
sonucunda, beyan tarihi olan 24/10/2014 tarihi itibarıyla kasa hesabının mevcudu 400.000 TL olarak görülmektedir.
Anılan mükellef, her ne kadar beyan tarihi itibarıyla kasa mevcudu 400.000 TL olsa da, 31/12/2013 tarihli
bilançosunu baz almak suretiyle bu tarih itibarıyla var olan kasa mevcudu içinde fiilen kasada bulunmayan tutarları
esas alacak, bu tutarın 290.000 TL olması nedeniyle, bu tutarı beyan edecek ve beyan edilen tutar üzerinden
hesaplanan vergiyi beyanname verme süresi sonuna (31/12/2014 tarihine) kadar ödeyecektir.
Bu çerçevede;
Beyan tutarı : 290.000 TL
Hesaplanan vergi : (290.000 x %3=) 8.700 TL
– Bilançoda görülmekle birlikte iĢletmede bulunmayan kasa mevcudunun, kasa hesabından düĢülmesi:
___________________________24/10/2014__________________________
689 DĠĞER OLAĞANDIġI GĠDER VE 290.000 TL
ZARARLAR
(6552 sayılı Kanunun 74. maddesi)
(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)
100 KASA 290.000 TL
______________________________ / _______________________________
– Verginin hesaplanması:
___________________________24/10/2014__________________________
689 DĠĞER OLAĞANDIġI GĠDER VE 8.700 TL
ZARARLAR
(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)
360 ÖDENECEK VERGĠ VE FONLAR 8.700 TL
_____________________________ / ________________________________
– Bilançoda görülmekle birlikte iĢletmede bulunmayan kasa mevcudundan kaynaklanan giderlerin nazım
hesaplara (kanunen kabul edilmeyen gider olarak) kaydı:
___________________________24/10/2014__________________________
950 KANUNEN KABUL EDĠLMEYEN 298.700 TL
GĠDERLER
951 KANUNEN KABUL EDĠLMEYEN 298.700 TL
GĠDERLER ALACAKLI HESABI
_____________________________ / ________________________________
Örnek 2- (K) Anonim ġirketinin, 31/12/2013 tarihi itibarıyla düzenlediği bilançosunda kasa hesabında
400.000 TL görülmekte olup, dönem içindeki faaliyetleri sonucunda, beyan tarihi olan 28/10/2014 tarihi itibarıyla kasa
mevcudu 220.000 TL’dir.
Anılan mükellef, her ne kadar, 31/12/2013 tarihli bilançosunu baz almak suretiyle bu tarih itibarıyla var olan
kasa mevcudu 400.000 TL olsa da, beyan tarihi itibarıyla kasa mevcudu 220.000 TL olduğundan, fiilen kasada
bulunmayan kısım esas alınmak suretiyle en fazla bu tutar (220.000 TL) kadar beyanda bulunabilecektir.41
Bu tutarın 200.000 TL’lik kısmının kasada fiilen bulunmadığı varsayıldığında beyan edilecek tutar ve
üzerinden hesaplanacak vergi aĢağıdaki gibi olacaktır.
Beyan tutarı : 200.000 TL
Hesaplanan vergi : (200.000 x %3=) 6.000 TL
Beyanla ilgili muhasebe kayıtları da aĢağıdaki Ģekilde olacaktır.
– Bilançoda görülmekle birlikte iĢletmede bulunmayan kasa mevcudunun, kasa hesabından düĢülmesi:
___________________________28/10/2014__________________________
689 DĠĞER OLAĞANDIġI GĠDER VE 200.000 TL
ZARARLAR
(6552 sayılı Kanunun 74. maddesi)
(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)

100 KASA 200.000 TL
_____________________________ / ________________________________
– Verginin hesaplanması:
___________________________28/10/2014__________________________
689 DĠĞER OLAĞANDIġI GĠDER VE 6.000 TL
ZARARLAR
(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)
360 ÖDENECEK VERGĠ VE FONLAR 6.000 TL
_____________________________ / ________________________________
– Bilançoda görülmekle birlikte iĢletmede bulunmayan kasa mevcudundan kaynaklanan giderlerin nazım
hesaplara (kanunen kabul edilmeyen gider olarak) kaydı:
___________________________28/10/2014__________________________
950 KANUNEN KABUL EDĠLMEYEN 206.000 TL
GĠDERLER
951 KANUNEN KABUL EDĠLMEYEN 206.000 TL
GĠDERLER ALACAKLI HESABI
_____________________________ / ________________________________
Örnek 3- (C) Anonim ġirketinin, 31/12/2013 tarihli bilançosunda ortaklardan alacak ve ortaklara borç
tutarları, bilanço hesapları itibarıyla aĢağıdaki gibi olup, beyan tarihi olan 21/10/2014 tarihi itibarıyla bu tutarların
değiĢmediği varsayılmıĢtır.
– 131. Ortaklardan Alacaklar hesabı 300.000 TL
– 231. Ortaklardan Alacaklar hesabı 150.000 TL
– 331. Ortaklara Borçlar hesabı (170.000) TL
– 431. Ortaklara Borçlar hesabı (120.000) TL
Bu çerçevede;
Beyan tutarı : [(300.000 + 150.000) – (170.000 + 120.000)] = 160.000 TL
Hesaplanan vergi : (160.000 x %3=) 4.800 TL
olacaktır.
Anılan mükellef, söz konusu tutarı beyan edecek ve beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan vergiyi
beyanname verme süresinde ödeyecektir.
Beyanla ilgili muhasebe kayıtları aĢağıdaki Ģekilde olacaktır.42
– Bilançoda görülmekle birlikte iĢletmede bulunmayan ortaklardan alacakların düĢülmesi:
___________________________21/10/2014__________________________
689 DĠĞER OLAĞANDIġI GĠDER VE 160.000 TL
ZARARLAR
(6552 sayılı Kanunun 74. maddesi)
(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)
131 ORTAKLARDAN ALACAKLAR 130.000 TL
231 ORTAKLARDAN ALACAKLAR 30.000 TL
_____________________________ / ________________________________
– Verginin hesaplanması:
___________________________21/10/2014__________________________
689 DĠĞER OLAĞANDIġI GĠDER VE 4.800 TL
ZARARLAR
(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)
360 ÖDENECEK VERGĠ VE FONLAR 4.800 TL
_____________________________ / ________________________________
– Bilançoda görülmekle birlikte iĢletmede bulunmayan ortaklardan alacaklardan kaynaklanan giderlerin
nazım hesaplara (kanunen kabul edilmeyen gider olarak) kaydı:
___________________________21/10/2014__________________________
950 KANUNEN KABUL EDĠLMEYEN 164.800 TL
GĠDERLER
951 KANUNEN KABUL EDĠLMEYEN 164.800 TL
GĠDERLER ALACAKLI HESABI
_____________________________ / ________________________________
Örnek 4- (Y) Limited ġirketinin, 31/12/2013 tarihli bilançosunda ortaklardan alacak ve borç tutarları bilanço
hesapları itibarıyla aĢağıdaki gibidir.
– 231. Ortaklardan Alacaklar hesabı 400.000 TL
– 431. Ortaklara Borçlar hesabı (160.000) TL
Beyan tarihi itibarıyla ise ortaklardan alacak ve borç tutarları Ģu Ģekildedir.
– 131. Ortaklardan Alacaklar hesabı 100.000 TL
– 231. Ortaklardan Alacaklar hesabı 360.000 TL
– 331. Ortaklara Borçlar hesabı (200.000) TL
Bu çerçevede, beyan tarihi itibarıyla ortaklardan (net) alacak tutarı;
[(100.000 + 360.000) – (200.000) = ] 260.000 TL olsa da
31/12/2013 tarihi itibarıyla ortaklardan (net) alacak tutarı;
(400.000 – 160.000 = ) 240.000 TL’dir.
Buna göre;
Beyan tutarı : (400.000 – 160.000 = ) 240.000 TL
Hesaplanan vergi : (240.000 x %3 = ) 7.200 TL
olacaktır.
Anılan mükellef, söz konusu tutarı beyan edecek ve beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan vergiyi
beyanname verme süresinde ödeyecektir.43
Öte yandan, (Y) Limited ġirketinin 31/12/2013 tarihli bilançosunda yer alan “231. Ortaklardan Alacaklar”
hesabının 100.000 TL’lik kısmı dönemsellik ilkesi uyarınca “131.Ortaklardan Alacaklar” hesabına aktarılmıĢtır.
Beyanla ilgili muhasebe kayıtları aĢağıdaki Ģekilde olacaktır.
– Bilançoda görülmekle birlikte iĢletmede bulunmayan ortaklardan alacakların düĢülmesi:
_____________________________ / ________________________________
689 DĠĞER OLAĞANDIġI GĠDER VE 240.000 TL
ZARARLAR
(6552 sayılı Kanunun 74. maddesi)
(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)
131 ORTAKLARDAN ALACAKLAR 100.000 TL
231 ORTAKLARDAN ALACAKLAR 140.000 TL
_____________________________ / ________________________________
– Verginin hesaplanması:
_____________________________ / ________________________________
689 DĠĞER OLAĞANDIġI GĠDER VE 7.200 TL
ZARARLAR
(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)
360 ÖDENECEK VERGĠ VE FONLAR 7.200 TL
_____________________________ / ________________________________
– Bilançoda görülmekle birlikte iĢletmede bulunmayan ortaklardan alacaklardan kaynaklanan giderlerin
nazım hesaplara (kanunen kabul edilmeyen gider olarak) kaydı:
_____________________________ / ________________________________
950 KANUNEN KABUL EDĠLMEYEN 247.200 TL
GĠDERLER
951 KANUNEN KABUL EDĠLMEYEN 247.200 TL
GĠDERLER ALACAKLI HESABI
_____________________________ / ________________________________
Öte yandan, mükelleflerce kâr dağıtımı yapılması halinde, ticari bilanço açısından dağıtılabilir ticari kâr
tutarı, 6552 sayılı Kanunun 74 üncü maddesi kapsamında beyan edilen ve “689 Diğer OlağandıĢı Gider ve Zararlar”
hesabı altında muhasebeleĢtirilen tutarlar dikkate alınmaksızın tespit olunacaktır.
4. Esas Alınacak Bilanço
Kasa ve ortaklardan net alacaklar hesabına iliĢkin olarak beyanda bulunacak mükelleflerin, kurumlar vergisi
beyannamesi ekinde vermiĢ oldukları 31/12/2013 tarihli bilançolarını dikkate almaları gerekmektedir.
Özel hesap dönemi kullanan mükellefler ise 2013 yılı içerisinde sona eren hesap dönemlerine iliĢkin olarak
vermiĢ oldukları kurumlar vergisi beyannamesi ekinde yer alan bilançolarını esas alacaklardır.
Dolayısıyla, mükelleflerin kanuni süresinden sonra verdikleri düzeltme beyannamelerinin ekinde yer alan
bilançoları dikkate alınmayacaktır.
5. Diğer Hususlar
5.1. 6552 sayılı Kanunun 74 üncü maddesi kapsamında ödenen vergiler, gelir veya kurumlar vergisinden
mahsup edilmeyecektir.
5.2. Bu kapsamda beyan edilen tutarlar ile ödenen vergiler, kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider
olarak kabul edilmeyecektir.44
5.3. Kurumlar vergisi mükelleflerince 6552 sayılı Kanunun 74 üncü maddesi hükmü uyarınca, yapılan
beyanla ilgili olarak, söz konusu tutarların ortaklara dağıtılıp dağıtılmadığına bakılmaksızın kar dağıtımına bağlı vergi
kesintisine yönelik ilave bir tarhiyat yapılmayacaktır.
5.4. 6552 sayılı Kanunun 74 üncü maddesi hükmü kapsamında beyanda bulunan kurumlar vergisi
mükelleflerinin bu beyanları nedeniyle 2014 yılı geçici vergi beyannamelerinde düzeltme gerektiği takdirde
beyanname verme süresi içinde gerekli düzeltme iĢlemlerinin yapılması mümkün bulunmaktadır.
Bu çerçevede, hesap dönemi olarak takvim yılını kullanan kurumlar vergisi mükelleflerinin anılan madde
kapsamında yapacakları beyanları nedeniyle, ilgili dönem matrahlarında bir düzeltme ihtiyacı doğması halinde, 2014
hesap döneminin beyan tarihi itibarıyla sona ermiĢ bulunan geçici vergilendirme dönemlerine ait geçici vergi
beyanlarını 31/12/2014 tarihine (bu tarih dahil) kadar düzeltebilmeleri mümkün bulunmaktadır. Özel hesap dönemi
kullanan mükelleflerin ise anılan madde kapsamında yapacakları beyanları nedeniyle düzeltme gerekmesi halinde, cari
hesap döneminin beyan tarihi itibarıyla sona ermiĢ bulunan geçici vergi beyanlarını aynı tarihe kadar düzeltebilmeleri
mümkündür.
Bu kapsama giren düzeltme iĢlemleri nedeniyle vergi dairelerince yapılacak e

YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2009/5-81 K. 2009/196 • YASA YOLUNA BAŞVURU ŞEKLİNİN GÖSTERİLMEMESİ

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2009/5-81

K. 2009/196

T. 7.7.2009

 

 

DAVA :

 

Hükümlü Ö…Y…’ın;  1- Kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCY’nın 86/2 ve 62. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis,  2- Reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan 5237 sayılı TCY’nın 104 ve 62. maddeleri uyarınca 8 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Ş…. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 11.03.2008 gün ve 35–96 sayılı karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.  Adalet Bakanlığınca 03.12.2008 gün ve 61763 sayı ile; “Kayden 23.04.1989 doğumlu olup, suçun işlendiği 05.12.2006 tarihinde 18 yaşını ikmal etmediği anlaşılan sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezalarının 5237 sayılı TCY’nın 50/3. maddesi uyarınca anılan maddenin 1. fıkrası bentlerindeki seçenek yaptırımlarından birine çevrilmesinin zorunlu olduğu” gerekçesiyle yasa yararına bozma yasayoluna başvurması üzerine, Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.02.2009 gün ve 848-736 sayı ile,  “… T.C. Anayasası’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nun 34/2, 231/3 ve 231/6. maddeleri ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun dairemizce de benimsenen 30.01.2007 gün ve 2007/9-18 sayılı kararına göre gerek yüze karşı verilen kararlarda, gerekse gıyapta verilen hükümlerde yasa yolunun, süresinin, merciin ve şeklinin belirtilmesi ve bu hususların karara yazılması zorunlu olduğu halde, yokluğunda verilen hükümde yasa yolu şeklinin gösterilmediği ve bu haliyle sanığa tebliğ edildiği, açıklanan noksanlık CMK’nun 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni olduğundan Yerel Mahkemenin bu eksikliği gidermeye yeterli meşruhatlı duyuru ile sanığı bilgilendirmesi üzerine eski hale getirme yoluyla temyiz isteğinde bulunması durumunda temyiz incelemesi yapma imkânın bulunduğu nazara alındığında hükmün henüz kesinleşmemiş olduğu ve bu aşamada kanun yararına bozma isteğinde bulunulamayacağı anlaşıldığından kanun yararına bozma istemin reddine…”,  Karar verilmiştir.  Yargıtay C. Başsavcılığı ise 10.04.2009 gün ve 270937 sayı ile; 

 

“… Yerel Mahkemenin kararında yasa yolunun türü, süresi ve mercii tereddüde yer vermeyecek bir biçimde gösterilmiştir. Yasa yolunun şeklinin gösterilmemesi; hakkın kullanılması konusunda tereddüt yaratan, hakkın kullanımını engelleyen bir noksanlık olarak görülemez, bu nedenle temyiz yasa yolunun işlemesini önlemez ve eski hale getirme nedeni oluşturmaz. Kararın kesinleştiğinin kabulü gerekir. Ayrıca, söz konusu noksanlığın, ilgilinin yasal başvuru hakkını kullanması konusunda bir tereddüde neden olduğu hususunda dosyaya yansıyan bir bilgi de bulunmamaktadır…”, 

 

Görüşüyle itiraz yasayoluna başvurarak, Özel Dairenin yasa yararına bozma isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılarak, istemin esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.  Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır: 

 

KARAR :

 

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kararda yasayoluna başvuru şeklinin gösterilmemiş olması halinde, yasayoluna ilişkin sürelerin işleyip işlemeyeceği, dolayısıyla da somut olayda hükmün kesinleşip kesinleşmediği noktasında toplanmaktadır.  İncelenen dosya içeriğine göre;  Sanığın yokluğunda verilen kararda, yasa yolu bildiriminin aynen; “sanık ve müştekinin yokluğunda kararın sanığa tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde ilgili Yargıtay Ceza Dairesine temyiz yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı” şeklinde olduğu ve hükmün sanığa 11.04.2008 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine karşın temyiz edilmemesi üzerine kesinleştirildiği görülmektedir.  2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2. fıkrasında: “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve merciilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” hükmüne yer verilmiş,  Bu düzenlemeye paralel olarak 5271 sayılı CYY’nın;  34/2. maddesinde: “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir”,  231/2. maddesinde; “Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir”,  232/6. maddesinde ise; “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” şeklinde emredici düzenlemeler yer almıştır. 

 

Gerek yüze karşı, gerekse yoklukta verilen hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasayolunun, süresinin, başvuru yapılacak mercii ile başvuru şeklinin hiçbir tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça belirtilmesi zorunludur.

 

  5271 sayılı CYY’nın 40. maddesinin 1. fıkrasında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getirme isteminde bulunabileceği, 2. fıkrasında ise, yasayoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi halinde, kişinin kusursuz sayılacağı açıkça belirtilmiştir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 30.01.2007 gün ve 9-18 sayılı kararında, yukarıda belirtilen hükümlerle birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkını” düzenleyen 6. maddesi ile bu hakkın kapsamına yeni bir yorum getiren Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokolün 2. maddesine de dayanılarak yasayoluna başvuru şeklinin gösterilmemiş olması açıkça eski hale getirme nedeni olarak kabul edilmiştir. 

 

Anılan hükümlerden, hak sahibi olanlar bakımından hüküm ve kararlarda yasayolu bildiriminin; yasayolu, mercii, şekli ve süresini de kapsayacak şekilde açıkça anlaşılabilir nitelikte olması, keza her türlü yanıltıcı ifadeden uzak bulunması gerektiği hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın ortaya çıkmaktadır. 

 

Diğer taraftan, öğretide “olağanüstü temyiz” olarak da adlandırılan yasa yararına bozma yasayolunun koşulları ve sonuçları 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş olup Yasanın 309. maddesinde Adalet Bakanlığına, 310. maddesinde ise Yargıtay C. Başsavcısına tanınan bu yetki, hâkim veya mahkemelerce verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları gidermeyi amaçlayan olağanüstü bir yasayoludur.  Bu açıklamalar ışığında tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde;  Yerel mahkeme kararındaki yasayolu bildiriminde, yasayolunun türü, süresi ve merciinin yazılmasına karşın başvuru şekli gösterilmemiştir.

 

Anılan hükümler, yerel mahkemenin bu eksikliği gidermek için yasayoluna başvuru şekline ilişkin eksikliği gidermeye yeterli açıklamalı tebligat ile hükümlüyü bilgilendirmesini zorunlu kılmaktadır. Böyle bir bilgilendirme yapılmadan, yapılan bildirimin ve tebliğin geçerliliğinden ve buna bağlı olarak verilen kararın kesinleştiğinden sözedilemez. 

 

Bu itibarla, kesinleşmeyen hüküm veya kararlar hakkında yasa yararına bozma yasayoluna başvurulamayacağından, Özel Dairece yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta olup, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. 

 

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul üyesi; “Yerel mahkeme kararında yasa yolunun türü, süresi ve merciinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça gösterildiği, sadece başvuru şeklinin gösterilmediği, hükümlünün süresi içinde herhangi bir biçimde temyiz başvurusunda bulunmadığı, yerel mahkeme kararındaki yasa yolu bildiriminde yasa yoluna başvurma hakkının kullanılması konusunda duraksama oluşturan ya da bu hakkın kullanılmasını engelleyen bir eksikliğin olmadığı, bu nedenle yasa yoluna başvuru şeklinin gösterilmemesinin temyiz süresinin işlemesini önlemeyeceği ve eski hale getirme nedeni oluşturmayacağı, dolayısıyla da kararın kesinleştiğinin kabul edilmesi gerektiği” görüşüyle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulü yönünde oy kullanmıştır. 

 

SONUÇ :

 

Açıklanan nedenlerle;  1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE,  2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.06.2009 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 07.07.2009 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

YARGITAY 17. Hukuk Dairesi E: 2013/6898 K: 2013/8269 -İHTİYATİ TEDBİR KARARLARI TEMYİZ YASA YOLUNA TABİ DEĞİLDİR

T.C. YARGITAY 17. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2013/6898

KARAR NO : 2013/8269

Y A R G I T A Y İ L A MI

 

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

 

-K A R A R-

 

Davacı vekili, davalıya ait aracın tam kusurlu olarak sebebiyet verdiği trafik kazası sonucunda, müvekkil şirkete kasko sigortalı araçta hasar oluştuğunu ve hasar bedelinin ödenmek zorunda kaldığını belirterek araç üzerine teminatsız olarak tedbir konulmasını talep etmiştir.Mahkemece, davacını tedbir konulmasını istediği aracın uyuşmazlık konusu olmadığı anlaşıldığından HMK’nun 389/1. maddesine göre talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ihtiyati tedbir” kenar başlıklı 391. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır” hükmüne yer verilmiştir.HMK’nin “İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz” başlıklı 394. maddesinin (5) numaralı fıkrası ise “İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz” şeklindedir.HMK’nin “Kanun Yolları” başlıklı sekizinci kısmının birinci bölümünde “istinaf” kanun yolu düzenlenmiş ve 341. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmünü içermektedir.

HMK’nin 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise HMK’nın 341/1. maddesinde “ilk derece mahkemelerinden verilen … ihtiyati tedbir … taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.HMK’nin geçici 3. maddesinde, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.Görüldüğü gibi geçici 3. maddeyle, 5235 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi gereğince Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar istinafa ilişkin hükümler ve dolayısıyla 341. madde de henüz yürürlüğe girmemiştir.Burada çözümü gereken sorun, HMK’nin 391. ve 394. maddelerindeki ihtiyati tedbire dair verilen ara kararı ve buna itiraz sonucu verilen karara karşı getirilen kanun yolunun, temyiz kanun yolu olarak anlaşılıp anlaşılmayacağıdır.HMK’nin geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istinaf mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar “1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı” vurgulandıktan sonra, (2) numaralı fıkrada “Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” denilerek HUMK’nın uygulanmasına devam edilecek hükümlerine açıklık getirilmiştir.

HUMK’nın uygulanmaya devam edilecek hükümleri, 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. maddelerdir. Buna göre, HUMK’nın 5236 sayılı Kanunla istinafa başvurma imkânı getiren 426/A ve devamı maddeleri, “1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki” ibaresi ile açıkça kapsam dışı bırakılmıştır. Burada uygulanacağı söylenen HUMK’nın anılan 427 ilâ 454. maddeleri, temyiz incelemesinin usulü ve temyize tâbi kararların kapsamını belirlemektedir ve bu kapsam içerisinde, ihtiyati tedbire ilişkin kararlar yoktur. Başka bir ifadeyle, yollama yapılan HUMK’de ihtiyati tedbir kararlarına yönelik temyiz yolu öngörülmemiştir.Ayrıca Geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmü gereğince ihtiyati tedbir kararına karşı kanun yolunu temyiz yolu olarak kabul etmekte her iki kanun yolunun mahiyetleri ve yaptıkları denetimin farklılığı nedeniyle mümkün değildir. İstinaf kanun yolunda, “yerindelik” ve “hukukilik” denetimi yapılırken; temyiz kanun yolunda ise sadece “hukukilik” denetimi yapılmaktadır. İstinafta yeniden inceleme yapıldığından, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden bir karar verilebilir; temyizde ise, hukukî denetim yapıldığından yeni bir karar verilmeyip, alt derece mahkemesinin kararı bozulur veya onanır. Bu bakımdan ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararına yapılan kanun yolu incelemesinde istinaf mahkemesi, başvuruyu yerinde görürse, sadece kanun yolu başvurusunun kabulüne karar vermeyecek, işin esası olan ihtiyati tedbir kararının kabulüne de karar verecektir. Oysa temyiz yolunda, başvuru yerinde ise yalnızca kararın bozulmasına karar verilebilecektir. Nitekim yukarıda belirtilen HMK’nin 341. maddesinin gerekçesinde de istinaf kanun yolu ile ihtiyati tedbir kararına yönelik yerindelik ve hukukilik denetiminin yapılmasını gerektiren nedenler belirtilmektedir.Diğer yandan, HUMK’nın temyize ilişkin hükümleri, HMK’deki ihtiyati tedbire dair öngörülen kanun yolunda istinaf mahkemelerine getirilen göreve uymadığı gibi, HMK’ye de aykırılık taşımaktadır.HMK’nin “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar başlıklı 362. maddesindeki, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: … f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar…” şeklindeki hükümde, ihtiyati tedbire ilişkin istinaf mahkemesine yapılacak kanun yolu başvurusunda verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.HMK’nin 362. maddesinin konuyla ilgili gerekçesinde, “Maddede dava konusu olayın iki dereceli yargılamadan geçmiş bulunduğu göz önüne alınarak, bölge adliye mahkemesinin bazı kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği öngörülmüş ve böylece Yargıtayın iş yükünün hafifletilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda … ve geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar bakımından da, iki dereceli yargılamanın yeterli güvence teşkil ettiği mülahazasıyla, bu işlerde verilen kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştır” denilmiştir.Belirtelim ki, HMK ile ihtiyati tedbir konusunda öngörülen kanun yolu, “iki dereceli yargılama”dır. Başka bir ifadeyle “ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinden oluşan iki dereceli yargılamadır. Bunun sonucu olarak, ihtiyati tedbirle ilgili getirilen kanun yolunun, temyiz olarak anlaşılması, işin mahiyetine, esasına ve amacına uymamaktadır.Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin ara kararına yönelik temyiz başvurusunun, söz konusu karara temyiz başvuru imkânı bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 3.6.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

kararda yasa yolunun ve süresinin yanılmaya yer vermeyecek şekilde belirtilmemiş olması

Yargıtay 2. Ceza Dairesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No : 2010/9338
Karar No : 2012/579
Tebliğname No : 2 – 2008/145292

İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ : Menderes Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 18/09/2007
NUMARASI : 2005/388 (E) ve 2007/482 (K)
SANIK : G.H
SUÇ : Elektrik Enerjisi Hırsızlığı
HÜKÜM : Beraat
TEMYİZ EDEN : Katılan Vekili
TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE : Bozma

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2.fıkrasında; “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve merciilerine başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” hükmüne yer verilmiş, bu düzenlemeye paralel olarak 5271 Sayılı CMK’nın 34/2. maddesinde; “Kararda başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir”,
232/6.maddesinde ise; “Hüküm fıkrasında 223.maddeye göre verilen kararın ne olduğunun uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” şeklinde emredici düzenleme yapılmış,
Aynı yasanın 40.maddesinin 1.fıkrasında kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getirme isteminde bulunabileceği, 2.fıkrasında ise yasa yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi halinde kişinin kusursuz sayılacağı belirtilmiştir.

Açıklanan tüm bu düzenlemeler karşısında;
Hak sahibi olanlar bakımından gerek yüze karşı gerekse yoklukta verilen hüküm ve kararlarda yasa yolu bildiriminin; başvurulacak yasa yolu, başvuru yapılacak mercii, başvurunun şekli, süresi ve bu sürenin ne şekilde başlayacağını kapsayacak ve hiçbir duraksamaya, yanıltıcı ifadeye yer vermeyecek biçimde yapılması zorunludur.

Sanık K.H müdafiinin yüzüne karşı verilen hükümde kararın tefhim tebliğden itibaren 7 gün içinde temyiz edilebileceği belirtilerek katılanların yanıltıldığı, dolayısıyla yasa yolu bildiriminin yönetimince yapılmadığı, bu durumun ön sorun olarak ele alınması gerektiği gözetilerek, gerekçeli kararın “hükmün tebliğinden itibaren bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye veya bulunan yer mahkemesine bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine bir beyanda bulunulması, bu beyanın tutanağa geçirilmesi ve tutanağın hakime onaylattırılması suretiyle, Yargıtay nezdinde temyiz yasa yoluna başvurulabileceğine” dair açıklamalı olarak sanık Kamuran Hepşen müdafiine tebliği ile tebligat ilmuhaberi (alındı belgesi) ile birlikte verilmesi halinde, temyiz dilekçesi de eklenerek incelenmek üzere iadesinin mahallince sağlanması için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE, 19.01.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TAZYİK HAPSİ / DİSİPLİN HAPSİ / YASA YOLU

T.C.

YARGITAY
Ceza Genel Kurulu
E: 2006/16 HD – 123
K: 2006/127
T: 25.04.2006
TAZYİK HAPSİ
DİSİPLİN HAPSİ
YASA YOLU
ÖZET: 5237 sayılı Yasa ile cürüm kabahat ayrımı ve buna bağlı hafif hapis, hapis, ağır hapis ayrımına son verilmiş, kabahatlerin bir kısmı idari yaptırım gerektiren eyleme, bir kısmı da suç haline getirilmiştir. Bu sistem ve yaptırım de­ğişikliğinin sonucu olarak yasalardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı Yasaya uyarlanması amacıyla 5252 sayılı Yasanın 7. maddesi ile yaptırımı hafif hapis veya hafif pa­ra cezası olan eylemler idari para cezasını gerektiren ka­bahatlere dönüştürülmüştür. Ancak 5358 sayılı Yasa ile, İcra ve iflas Yasasında yer alan yaptırımlar yeniden düzen­lenmiştir. Buna göre; tazyik hapsi, disiplin hapsi, hapis ce­zası veya adli para cezası biçiminde yaptırımlar belirlen­miştir. 2004 sayılı Yasanın değişik 346. maddesi ile de, di­siplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi tarafından karar verileceği, diğer ceza davaları ile birleştirilemeyeceği hük­me bağlanmış, 353. madde ile de icra mahkemelerince ve­rilen tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı itiraz yolu öngörülmüştür.
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [Madde 346]
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [Madde 353]
Ödeme şartını ihlal etmekten sanığın beraatına ilişkin (Beyoğlu Birinci İcra Ceza Mahkemesi)nce verilen 30.06.2005 gün ve 3106/450 sayılı karar, şikâyetçi vekilince 07.07.2005 tarihinde temyiz edilmekle, temyiz istemi ka­rar mahkemesince itiraz olarak, itiraz mercii olan Beyoğlu Üçüncü Ağır Ce­za Mahkemesince ise; verilen beraat kararının hüküm niteliğinde ve dolayı­sıyla temyize tabi olduğu gerekçesiyle temyiz incelemesi yapılmak üzere mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
Temyiz mercii olarak dosyayı inceleyen Yargıtay Onaltıncı Hukuk Daire­since de, 01.03.2006 gün ve 12557/1330 sayı ile; verilen kararın İİY.nın 366. maddesi uyarınca onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığınca 07.04.2006 gün ve 162977 sayı ile; “Beyoğlu Birinci İcra Ceza Mahkemesinin 30.06.2005 gün ve 2004/3106 Esas, 2005/450 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde, sanık aleyhine Beyoğlu Beşinci İcra Müdürlüğünün 2004/2754 esas sayılı dosyası ile icra takibinde bulunulduğu, borçlu sanığın 29.04.2004 tarihli haciz işlemi sırasında ödeme taahhüdünde bulunduğu ancak taahhüdüne uymadığı, bu nedenle cezalandırılması için süresinde dilekçe ile başvurulduğu, şirket yetkililerinin müşterek imza ile işlem yapabileceği, ancak taahhüdün tek yetkili tarafından yapılmış olması nedeniyle geçersiz olduğu gerekçesi ile sanığın beraatına karar veril­diği, müşteki vekili tarafından 07.07.2006 günü temyiz isteminde bulunuldu­ğu, söz konusu talep mahkemesince itiraz dilekçesi olarak kabul edilip dos­yanın ilgili Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği ancak Beyoğlu Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesince, temyize tabi kabul edilen hükmün mahkemesine iade edildiği ve mahkemesince gönderilen dosyada Yüksek Yargıtay Onaltıncı Hu­kuk Dairesince onama kararı verildiği anlaşılmıştır.
765 sayılı TCK.nun 1. maddesinin 2. fıkrasında, “suçlar cürüm ve kaba­hattir” denmesine rağmen, 5237 sayılı TCK.da bu ayrıma son verilerek tüm suçlar cürüm olarak kabul edilmiş ve aynı Kanunun 45. maddesinde, suç kar­şılığında uygulanacak yaptırımlar hapis ve adli para cezası olarak belirlenmiş­tir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5349 sayılı Yasanın 3. maddesi ile değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkın­daki Kanunun 7. maddesi ile Kanunlarda hafif hapis ve hafif para cezası ola­rak öngörülen yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüştür.
Aynı tarihte yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 2. madde­sinde “Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanma­sını öngördüğü haksızlık anlaşılır” denmek suretiyle kabahatlerin tanımı yapıl­mıştır.
Kanunun 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu belirtilmiş­tir.
Kanunun 29. maddesinde ise, mahkemece verilecek kabahatlere ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna gidilebileceğini düzenlemiştir.
01.06.2005 tarihinden önce işlenen ve bu tarih öncesinde müeyyidesi ha­fif hapis olarak düzenlenen, 2004 sayılı icra ve iflas Yasasının 340. madde­sinde düzenlenen ödeme şartını ihlal suçunun cezası idari para cezasını ge­rektirmekte ve verilen karar itiraz yasa yoluna tabi bulunmaktadır.
5358 sayılı Yasa ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 340. madde­si, 01.06.2005 tarihli mükerrer Resmi Gazetede yayımlanarak “111. madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde karşılaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra vezne­sine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tek­rar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez” şeklinde ve öncesinde hafif ha­pis olan müeyyidesi de tazyik hapsi olarak değiştirilerek düzenlenmiştir.
5252 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi uyarınca, 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasında 5358 sayılı Yasa ile yapılan ve 01.06.2005 tarihli mükerrer gazete­de yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunan değişiklik ile müeyyidesi hafif ha­pis ve hafif para cezası olan suçlar, disiplin hapsi-tazyik hapsi ve hapis ceza­sı olarak yeniden düzenlenmiştir.
5358 sayılı Kanunla değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 346. mad­desinde, “Bu Kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mah­kemesi karar verir. İcra Mahkemesinin görevine giren bu işler, diğer mahke­melerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.
Bu bapta yer alan suçlarla ilgili davalara, İcra Mahkemesinde bakılır.” denmek suretiyle müeyyidesi disiplin ve tazyik hapsi olarak belirlenen eylem­ler suç olarak nitelendirilmemiştir.
5358 sayılı Yasa ile değişiklik yapılmadan önce “Şikâyet süresi” başlıklı 347. madde “Tetkik merciince bakılan suçlardan dolayı şikâyet hakkı…” şek­linde düzenlenmiş olmasına karşın değişiklik sonrası, “Bu Bapta yer alan fiil­lerden dolayı şikâyet hakkı…” denilmek suretiyle disiplin ve tazyik hapsini içe­ren eylemleri de kapsayacak şekilde daha geniş bir düzenlemeye yer veril­miştir.
5358 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenen 348. madde “Bu Bapta yer alan fiillerden dolayı yetkili İcra Mahkemesi….” demek suretiyle, bu yasada düzen­lenen disiplin tazyik hapsi ve hapis ve adli para cezalarını kapsayacak ve disiplin-tazyik hapsi cezalarını suç nitelendirmesi dışında bırakacak yeni bir dü­zenleme getirmiştir.
5271 sayılı CMK.nun 2. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendinde disiplin hap­si tanımlanmış olup, İzzet özgenç TCK. Şerhinde “hapis cezasından farklı olarak, disiplin hapsinin kişi hakkında, belli bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılmasının dışında, hak yoksunluğu gibi başka herhangi bir huku­ki sonucu bulunmamaktadır.”demek suretiyle bu tür cezaların suç kavramı dışında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
5358 sayılı Yasanın 21. maddesi ile değiştirilen 2004 sayılı İcra ve İflas Ya­sasının başlığı “itiraz” olarak düzenlenen 353. maddesinde, bu yasa uyarınca verilen kararlara karşı gidebilecek kanun yolları düzenlenmiş olup, kanun tek­lifinde adı geçen madde,
“Madde 19- İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
İtiraz:
Madde 353-(1) İcra Mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı tefhim veya tebliğ tari­hinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
(2) İcra Mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği idari para cezası ile ilgili olarak 31.03.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanu­nu hükümleri uygulanır.
(3) İcra Mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümlerle ilgili olarak 04.12.2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Mahkemesi Kanununun Kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır.” şeklinde dü­zenlenmiş olup
Madde gerekçesinde de;
“Maddeyle İcra ve İflas Kanunun 353. maddesinde değişiklik yapılmakta­dır. Maddenin birinci fıkrasında tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz edilebileceği, ikinci fıkrasında idari para cezasıyla ilgili olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ve üçüncü fıkrasında suçlardan dolayı verilen hükümlerle ilgili olarak 5271 sayı­lı Ceza Muhakemesinin Kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı dü­zenlenmiştir. ” Denilmek suretiyle bu kanunda müeyyideye bağlanan eylem­leri, Kabahatler Kanunu kapsamında idari para cezası, disiplin ve tazyik hap­sini gerektiren eylemler ile suçlar olarak üçe ayırmış olup, disiplin ve tazyik hapsine bağlanan eylemleri suç olarak nitelendirmemiştir.
Madde, tasarı ve Adalet Komisyonu raporu gerekçeleri ile birlikte değer­lendirildiğinde, suç olarak nitelendirilen eylemler için temyiz; kabahat, yaptı­rımı disiplin ve tazyik hapsi olarak belirlenen eylemler için itiraz yasa yolunun benimsendiği anlaşılmaktadır.
Adalet Komisyonu tarafından, İcra ve İflas Kanunun 16. Bap kapsamında tanımlanan fiiller karşılığında idari para cezasının verilmesinin uygun olmaya­cağı düşüncesiyle ikinci fıkranın metinden çıkarılması suretiyle madde kabul edilmiştir.
Kabul edilen maddenin birinci fıkrasında “İcra Mahkemesinin bu Bap hü­kümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı… itiraz edilebilir” denmek suretiyle müeyyidesi tazyik ve disiplin hapsi olarak düzen­lenen eylemlerden dolayı verilecek tüm kararlara karşı (niteliğine bakılmaksı­zın) itiraz kanun yoluna gidileceği kabul edilmiştir. Aksi düşünce, disiplin hap­si ve tazyik hapsi ile cezalandırılma durumunda itiraz yasa yoluna gidilerek, kararın bağlı bulunulan Ağır Ceza Mahkemesine, beraat kararı verilmesi du­rumunda ise temyiz yasa yoluna gidilerek Yargıtay’a gönderilmesi anlamına gelecektir. Ayrıca; müeyyidesi disiplin veya tazyik hapsi olarak belirlenen eytemlerden dolayı yargılama sonucu mahkemece verilen “beraat” kararı da 5271 sayılı CMK.nun 223/2. fıkrası kapsamında bir beraat kararı niteliğinde olmayıp, eylemin sübut bulmaması halinde “disiplin-tazyik” hapsi verilmesi­ne yer olmadığı” veya “talebin reddi” niteliğindeki bir karardır. Çünkü beraat kararı suçlar nedeniyle yapılan yargılama sonucunda verilebilen bir hüküm­dür.
Maddenin ikinci fıkrasında, İcra Mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlar­dan dolayı verdiği hükümlerle ilgili olarak 5271 sayılı CMK.nun kanun yolları­na ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Ancak, 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 340. maddesi müeyyidesi itibariyle suç olarak düzenlenmedi­ği için bu fıkranın olayımızda uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Müeyyidesi disiplin ve tazyik hapsi olarak belirlenen ve yukarıdaki açıkla­malar ışığında suç olarak nitelendirilmeyen eylemlerden dolayı (01.06.2005 tarihinden sonra verilen kararların, “Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.01.2005 gün ve 2005/16 HD-146 Esas, 2005/139 Karar sayısı ilamında da belirtildiği üzere) yasa değişikliğinde geçici düzenlemeyle aksi belirtilmediği için 5358 sayılı Yasanın 353/1. fıkrası uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olması gerekmektedir.” gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak;
Özel Dairenin 01.03.2006 gün ve 12557/1330 sayılı kararının kaldırılarak, Beyoğlu Birinci İcra Ceza Mahkemesinin 30.06.2005 gün 3106-450 sayılı hükmü hakkında, itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesince bir karar veril­mesi için incelenmeksizin mahalline gönderilmesine karar verilmesi istemin­de bulunulmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle itiraz, Ceza Genel Ku­rulunca değerlendirildi, gereği konuşulup düşünüldü.
Sanık aleyhine Beyoğlu Beşinci İcra Müdürlüğünün 2004/2754 esas sa­yılı dosyasında yapılan icra takibinde, borçlu sanığın 29.04.2004 tarihli haciz sırasında ödeme taahhüdünde bulunup, ancak taahhüde uymaması nede­niyle, cezalandırılması istemiyle yapılan başvuru üzerine, Beyoğlu Birinci İc­ra Ceza Mahkemesince, taahhüdün geçersiz olduğu gerekçesiyle verilen beraat kararına karşı yasa yoluna başvurulması üzerine, istemin karar mah­kemesince itiraz, itiraz mercii olan Beyoğlu Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesince ise; verilen beraat kararının hüküm niteliğinde ve dolayısıyla temyize tabi olduğu, hükmü inceleyen Onaltıncı Hukuk Dairesince de, istemin temyiz ni­teliğinde olduğu kabul edilerek, temyiz incelemesi yapılan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, tazyik ve disip­lin hapsini gerektiren eylemler yönünden verilen kararların temyiz yasa yolu­na mı, yoksa itiraz yasa yoluna tabi olacağı noktasında toplanmaktadır.
5237 sayılı TCY’sında, cürüm-kabahat ayrımı ve buna bağlı olarak da yaptırım sisteminde yer alan ağır-hafif hapis ayrımına son verilmesi üzerine, yasada kabahat olarak öngörülen bir kısım eylemler 5326 sayılı Kabahatler Yasası ile idari yaptırımı gerektiren eylemler olarak düzenlenmiş, bir kısım eylemler ise suç haline getirilmiş, bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorun­lu sonucu olarak, özel Yasalardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı Yasa­ya uyarlanması amacıyla 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe konulan, 5252 sa­yılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 7. maddesi ile yasalarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngö­rülen eylemler ve buna bağlı olarak, İcra ve İflas Yasası’nda, yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezası gerektiren kabahatlere dö­nüştürülmüştür.
Ancak bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören yasa ko­yucu, 01.06.2005 gün ve 25832 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlana­rak aynı gün yürürlüğe giren, 31.05.2005 gün ve 5358 sayılı Yasa ile İcra İf­las Yasasında yer alan eylemler ve yaptırımları yeniden düzenlemiş, bu kap­samda bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezasını gerektiren İcra İflas Ya­sasının 340. maddesi de; “111. madde mucibince veya alacaklının muva­fakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatır­mak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borç­tan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.” şeklinde değiştirilmiş, ayrıca 337, 338/2, 339, 341, 343 ve 344. maddelerdeki eylemler kabahat olarak düzenlenip, disiplin hapsi veya tazyik hapsi şeklinde yaptırımlara bağlanmış, 331, 332, 333, 333/a, 334, 335, 336, 337/a, 338/1, 342, 345/a, 345/b, maddelerindeki eylemler ise suç olarak düzenlenip, hapis cezası ve­ya adli para cezası biçiminde yaptırımlara bağlanmıştır.
Anılan Yasanın 5358 sayılı Yasa ile değişik 346. maddesinde; “Bu Kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir.
İcra mahkemesinin görevine giren bu işler, diğer mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.
Bu Bapta yer alan suçlarla ilgili davalara, icra mahkemesinde bakılır.” hük­müne yer verilip, “İtiraz” başlıklı 353. maddesinde ise; “İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin karar­lara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
İcra mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hü­kümlerle ilgili olarak 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır.” hükmü getiril­miştir.
Anılan maddenin değişiklik gerekçesinde; “Maddenin birinci fıkrasında tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara ağır ceza mahkemesinde itiraz edi­lebileceği, ikinci fıkrasında idari para cezasıyla ilgili olarak 5326 sayılı Kaba­hatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ve üçüncü fıkrasında suçlardan dolayı verilen hükümlerle ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu­nun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.” şek­linde açıklamalara yer verilmiş, Adalet Komisyonunca, İcra ve İflas Yasası­nın 16. Bap kapsamında tanımlanan fiiller karşılığında idarî para cezasının verilmesinin uygun olmayacağı düşüncesiyle söz konusu maddenin ikinci fıkrası metinden çıkarılmıştır.
Görüldüğü gibi, İcra ve İflas Yasasının 16. bab kapsamındaki fiiller ikili bir ayrıma tabi tutularak, bir kısım eylemler suç olarak düzenlenip, hapis ve ad­lî para cezası şeklinde yaptırımlara bağlanmış, diğer bir kısım eylemler ise, kabahat olarak düzenlenmek suretiyle, yaptırımları disiplin veya tazyik hap­si şeklinde belirlenmiştir.
Suç olarak düzenlenen eylemler nedeniyle verilen hükümlerle ilgili olarak 5271 sayılı Yasanın yasa yollarına ilişkin hükümleri uygulanacağın­dan, bu suçlar nedeniyle 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde hüküm ola­rak belirtilen “beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararları ile adlî yargı dı­şındaki bir yargı mercine yönelik görevsizlik kararı” 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca temyize ilişkin hükümleri yürürlükte bulunan 1412 sayılı Yasanın 305 vd. maddelerindeki koşulların da bulunması halinde temyiz ya­sa yoluna tâbi olacaktır.
Kabahat olarak düzenlenen eylemler nedeniyle verilen kararlar ise, İcra ve İflas Yasası’nın 353/1. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tâbi olacaktır. Anılan fıkradaki “İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tari­hinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir.” şeklindeki düzenleme tek başına ele alındı­ğında, tazyik ve disiplin hapsine karar verilmesi halinde, bu kararlara karşı itiraz yasa yoluna başvurulabileceği yolunda yorumlara yol açabilmekte ise de, hükmün konuluş amacı, 5358 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikler ve ge­tirilen yeni sistem ve 353. maddenin 2. fıkrasındaki düzenleme birlikte de­ğerlendirildiğinde, vasa koyucunun yalnızca verilen tazyik veva disiplin hap­sine ilişkin kararları deâil. disiplin veya tazyik hapsini gerektiren fiiller nede­niyle verilen her türlü kararı itiraz vasa yoluna tâbi kılmayı amaçladığı açıkça anlaşılmaktadır. Aksi kabul aynı eylem nedeniyle, daha ağır sonuç doğuran “disiplin ve tazyik hapsi” kararlarının itiraz yasa yoluna, daha lehe sonuç do­ğuran kararların ise temyiz yasa yoluna tâbi kılınmasını sonuçlayacaktır. Böyle bir kabul ise yasanın dayandığı sisteme aykırı olacağı gibi hüküm so­nucuna bakılarak yasa yolunun saptanmasına yol açacak ve verilen hükme bağlı olarak başvurulacak yasa yolu değişeceğinden hukuki istikrarı zedele­yecektir.
Diğer yönden, Beyoğlu Birinci İcra Ceza Mahkemesince, taahhüdün ge­çersiz olduğu gerekçesiyle verilen beraat kararının da, 5271 sayılı CMY.nın 223. maddesi anlamında hüküm sayılmasına olanak bulunmamaktadır. Zira 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde anılan hükümler, ceza yasası veya özel ceza yasalarında ve bu bağlamda İcra ve İflas Yasasında suç olarak düzenlenen eylemler bakımından yapılan yargılama sonucu verilen kararları ifa­de etmektedir. Bu nedenle eylemin tazyik hapsini gerektirmediği yönündeki saptamayı ifade eden karar teknik anlamda beraat hükmü sayılmadığından, CMY’nın 223. maddesinde belirtilen hükümlere yasa yolu açısından bağla­nan sonuçların bu karara bağlanmasına yasal olanak bulunmamaktadır.
Somut olayda; itiraz yasa yoluna tabi bulunan karara yönelik başvuru­nun, Özel Dairece de, 5320 sayılı Ceza Yargılama Yasasının Yürürlük ve Uy­gulama Şekli Hakkındaki Yasa’nın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bu­lunan 1412 sayılı CYUY’nın 317. maddesi uyarınca reddi ile itiraz konusun­da karar verilmek üzere, dosyanın 5271 sayılı Yasanın 264 ve İcra ve İflas Yasası’nın 353/1. maddeleri uyarınca icra mahkemesinin yargı çevresi için­de bulunduğu ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gere­kirken onama kararı verilmesi isabetsizdir.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri, mahkemece verilen beraat kararının 5271 sayılı Yasanın 223 ve 1412 sayılı Yasanın 305. maddesi uya­rınca temyiz yasa yoluna tabi bulunduğu gerekçesiyle, Yargıtay C.Başsavcı­lığının itirazının reddi yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç:Açıklanan nedenlerle,
1-Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının (KABULÜNE),
2-Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesinin 01.03.2006 gün ve 12557-1330 sayılı onama kararının (KALDIRILMASINA),
3-Şikayetçi vekilinin temyiz inceleme isteminin CMUY.nın 317. maddele­ri uyarınca (REDDİNE),
4- Dosyanın, 5271 sayılı Yasanın 264 ve İcra ve İflas Yasasının 353/1. maddeleri uyarınca icra mahkemesinin yargı çevresi içinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 25.04.2006 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

DİSİPLİN HAPSİ / TAZYİK HAPSİ / İTİRAZ YASA YOLU / TAAHHÜDÜ İHLAL

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu
E: 2006/16-123
K: 2006/127
T: 25.4.2006
DİSİPLİN HAPSİ
TAZYİK HAPSİ
İTİRAZ YASA YOLU
TAAHHÜDÜ İHLAL
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [Madde 340]
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [Madde 346]
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [Madde 353]
5252 s. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HA… [Madde 7]
5271 s. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [Madde 223]
5320 s. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEK… [Madde 8]
Ödeme şartını ihlal etmekten sanığın beraatına ilişkin ( Beyoğlu Birinci İcra Ceza Mahkemesi )nce verilen 30.06.2005 gün ve 3106/450 sayılı karar, şikayetçi vekilince 07.07.2005 tarihinde temyiz edilmekle, temyiz istemi karar mahkemesince itiraz olarak, itiraz mercii olan Beyoğlu Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesince ise; verilen beraat kararının hüküm niteliğinde ve dolayısıyla temyize tabi olduğu gerekçesiyle temyiz incelemesi yapılmak üzere mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
Temyiz mercii olarak dosyayı inceleyen Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesince de, 01.03.2006 gün ve 12557/1330 sayı ile; verilen kararın İİY’nin 366. maddesi uyarınca onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığınca 07.04.2006 gün ve 162977 sayı ile; ( … Beyoğlu Birinci İcra Ceza Mahkemesinin 30.06.2005 gün ve 2004/3106 Esas, 2005/450 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde, sanık aleyhine Beyoğlu Beşinci İcra Müdürlüğünün 2004/2754 esas sayılı dosyası ile icra takibinde bulunulduğu, borçlu sanığın 29.04.2004 tarihli haciz işlemi sırasında ödeme taahhüdünde bulunduğu ancak taahhüdüne uymadığı, bu nedenle cezalandırılması için süresinde dilekçe ile başvurulduğu, şirket yetkililerinin müşterek imza ile işlem yapabileceği, ancak taahhüdün tek yetkili tarafından yapılmış olması nedeniyle geçersiz olduğu gerekçesi ile sanığın beraatına karar verildiği, müşteki vekili tarafından 07.07.2006 günü temyiz isteminde bulunulduğu, sözkonusu talep mahkemesince itiraz dilekçesi olarak kabul edilip dosyanın ilgili Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği ancak Beyoğlu Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesince, temyize tabi kabul edilen hükmün mahkemesine iade edildiği ve mahkemesince gönderilen dosyada Yüksek Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesince onama kararı verildiği anlaşılmıştır.
765 sayılı TCK’nın 1. maddesinin 2. fıkrasında, “suçlar cürüm ve kabahattir” denmesine rağmen, 5237 sayılı TCK’da bu ayrıma son verilerek tüm suçlar cürüm olarak kabul edilmiş ve aynı Kanunun 45. maddesinde, suç karşılığında uygulanacak yaptırımlar hapis ve adli para cezası olarak belirlenmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5349 sayılı Yasanın 3. maddesi ile değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 7. maddesi ile Kanunlarda hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüştür.
Aynı tarihte yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 2. maddesinde “Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır”denmek suretiyle kabahatlerin tanımı yapılmıştır.
Kanunun 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu belirtilmiştir.
Kanunun 29. maddesinde ise, mahkemece verilecek kabahatlere ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna gidilebileceğini düzenlemiştir.
01.06.2005 tarihinden önce işlenen ve bu tarih öncesinde müeyyidesi hafif hapis olarak düzenlenen, 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 340. maddesinde düzenlenen ödeme şartını ihlal suçunun cezası idari para cezasını gerektirmekte ve verilen karar itiraz yasa yoluna tabi bulunmaktadır.
5358 sayılı Yasa ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 340. maddesi, 01.06.2005 tarihli mükerrer Resmi Gazetede yayımlanarak “111. madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde karşılaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez”şeklinde ve öncesinde hafif hapis olan müeyyidesi de tazyik hapsi olarak değiştirilerek düzenlenmiştir.
5252 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi uyarınca, 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasında 5358 sayılı Yasa ile yapılan ve 01.06.2005 tarihli mükerrer gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunan değişiklik ile müeyyidesi hafif hapis ve hafif para cezası olan suçlar, disiplin hapsi-tazyik hapsi ve hapis cezası olarak yeniden düzenlenmiştir.
5358 sayılı Kanunla değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 346. maddesinde, “Bu Kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir. İcra Mahkemesinin görevine giren bu işler, diğer mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.
Bu bapta yer alan suçlarla ilgili davalara, İcra Mahkemesinde bakılır.” denmek suretiyle müeyyidesi disiplin ve tazyik hapsi olarak belirlenen eylemler suç olarak nitelendirilmemiştir.
5358 sayılı Yasa ile değişiklik yapılmadan önce “Şikayet süresi” başlıklı 347. madde “Tetkik merciince bakılan suçlardan dolayı şikayet hakkı…” şeklinde düzenlenmiş olmasına karşın değişiklik sonrası, “Bu bapta yer alan fiillerden dolayı şikayet hakkı…” denilmek suretiyle disiplin ve tazyik hapsini içeren eylemleri de kapsayacak şekilde daha geniş bir düzenlemeye yer verilmiştir.
5358 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenen 348. madde “Bu bapta yer alan fiillerden dolayı yetkili İcra Mahkemesi….”demek suretiyle, bu yasada düzenlenen disiplin tazyik hapsi ve hapis ve adli para cezalarını kapsayacak ve disiplin-tazyik hapsi cezalarını suç nitelendirmesi dışında bırakacak yeni bir düzenleme getirmiştir.
5271 sayılı CMK’nın 2. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendinde disiplin hapsi tanımlanmış olup, İzzet Özgenç TCK. Şerhinde “hapis cezasından farklı olarak, disiplin hapsinin kişi hakkında, belli bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılmasının dışında, hak yoksunluğu gibi başka herhangi bir hukuki sonucu bulunmamaktadır.” demek suretiyle bu tür cezaların suç kavramı dışında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
5358 sayılı Yasanın 21. maddesi ile değiştirilen 2004 sayılı icra ve İflas Yasasının başlığı “itiraz” olarak düzenlenen 353. maddesinde, bu yasa uyarınca verilen kararlara karşı gidebilecek kanun yolları düzenlenmiş olup, kanun teklifinde adı geçen madde,
“Madde 19- İcra ve İflas Kanununun 353. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
İtiraz:
Madde 353- ( 1 )İcra Mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
( 2 )İcra Mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği idari para cezası ile ilgili olarak 31.03.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.
( 3 )İcra Mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümlerle ilgili olarak 04.12.2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Mahkemesi Kanununun Kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiş olup,
Madde gerekçesinde de;
“Maddeyle İcra ve İflas Kanunun 353. maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz edilebileceği, ikinci fıkrasında idari para cezasıyla ilgili olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ve üçüncü fıkrasında suçlardan dolayı verilen hükümlerle ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesinin Kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. ” Denilmek suretiyle bu kanunda müeyyideye bağlanan eylemleri, Kabahatler Kanunu kapsamında idari para cezası, disiplin ve tazyik hapsini gerektiren eylemler ile suçlar olarak üçe ayırmış olup, disiplin ve tazyik hapsine bağlanan eylemleri suç olarak nitelendirmemiştir.
Madde, tasarı ve Adalet Komisyonu raporu gerekçeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, suç olarak nitelendirilen eylemler için temyiz; kabahat, yaptırımı disiplin ve tazyik hapsi olarak belirlenen eylemler için itiraz yasa yolunun benimsendiği anlaşılmaktadır.
Adalet Komisyonu tarafından, İcra ve İflas Kanunun 16. Bap kapsamında tanımlanan fiiller karşılığında idari para cezasının verilmesinin uygun olmayacağı düşüncesiyle ikinci fıkranın metinden çıkarılması suretiyle madde kabul edilmiştir.
Kabul edilen maddenin birinci fıkrasında “İcra Mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı… itiraz edilebilir” denmek suretiyle müeyyidesi tazyik ve disiplin hapsi olarak düzenlenen eylemlerden dolayı verilecek tüm kararlara karşı ( niteliğine bakılmaksızın )itiraz kanun yoluna gidileceği kabul edilmiştir. Aksi düşünce, disiplin hapsi ve tazyik hapsi ile cezalandırılma durumunda itiraz yasa yoluna gidilerek, kararın bağlı bulunulan Ağır Ceza Mahkemesine, beraat kararı verilmesi durumunda ise temyiz yasa yoluna gidilerek Yargıtay’a gönderilmesi anlamına gelecektir. Ayrıca; müeyyidesi disiplin veya tazyik hapsi olarak belirlenen eylemlerden dolayı yargılama sonucu mahkemece verilen “beraat” kararı da 5271 sayılı CMK’nın 223/2. fıkrası kapsamında bir beraat kararı niteliğinde olmayıp, eylemin sübut bulmaması halinde “disiplin-tazyik” hapsi verilmesine yer olmadığı” veya “talebin reddi” niteliğindeki bir karardır. Çünkü beraat kararı suçlar nedeniyle yapılan yargılama sonucunda verilebilen bir hükümdür.
Maddenin ikinci fıkrasında, İcra Mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümlerle ilgili olarak 5271 sayılı CMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Ancak, 2004 sayılı icra ve İflas Yasasının 340. maddesi müeyyidesi itibariyle suç olarak düzenlenmediği için bu fıkranın olayımızda uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Müeyyidesi disiplin ve tazyik hapsi olarak belirlenen ve yukarıdaki açıklamalar ışığında suç olarak nitelendirilmeyen eylemlerden dolayı ( 01.06.2005 tarihinden sonra verilen kararların, “Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.01.2005 gün ve 2005/16 HD-746 Esas, 2005/139 Karar sayısı ilamında da belirtildiği üzere )yasa değişikliğinde geçici düzenlemeyle aksi belirtilmediği için 5358 sayılı Yasanın 353/1. fıkrası uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olması gerekmektedir… )gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak;
Özel Dairenin 01.03.2006 gün ve 12557/1330 sayılı kararının kaldırılarak, Beyoğlu Birinci İcra Ceza Mahkemesinin 30.06.2005 gün 3106-450 sayılı hükmü hakkında, itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi için incelenmeksizin mahalline gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle itiraz, Ceza Genel Kurulunca değerlendirildi, gereği konuşulup düşünüldü:
Sanık aleyhine Beyoğlu Beşinci İcra Müdürlüğünün 2004/2754 esas sayılı dosyasında yapılan icra takibinde, borçlu sanığın 29.04.2004 tarihli haciz sırasında ödeme taahhüdünde bulunup, ancak taahhüde uymaması nedeniyle, cezalandırılması istemiyle yapılan başvuru üzerine, Beyoğlu Birinci İcra Ceza Mahkemesince, taahhüdün geçersiz olduğu gerekçesiyle verilen beraat kararına karşı yasa yoluna başvurulması üzerine, istemin karar mahkemesince itiraz, itiraz mercii olan Beyoğlu Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesince ise; verilen beraat kararının hüküm niteliğinde ve dolayısıyla temyize tabi olduğu, hükmü inceleyen Onaltıncı Hukuk Dairesince de, istemin temyiz niteliğinde olduğu kabul edilerek, temyiz incelemesi yapılan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, tazyik ve disiplin hapsini gerektiren eylemler yönünden verilen kararların temyiz yasa yoluna mı, yoksa itiraz yasa yoluna tabi olacağı noktasında toplanmaktadır.
5237 sayılı TCY’de, cürüm-kabahat ayrımı ve buna bağlı olarak da yaptırım sisteminde yer alan ağır-hafif hapis ayrımına son verilmesi üzerine, yasada kabahat olarak öngörülen bir kısım eylemler 5326 sayılı Kabahatler Yasası ile idari yaptırımı gerektiren eylemler olarak düzenlenmiş, bir kısım eylemler ise suç haline getirilmiş, bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorunlu sonucu olarak, özel Yasalardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı Yasaya uyarlanması amacıyla 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe konulan, 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 7. maddesi ile yasalarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen eylemler ve buna bağlı olarak, İcra ve İflas Yasası’nda, yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezası gerektiren kabahatlere dönüştürülmüştür.
Ancak bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören yasa koyucu, 01.06.2005 gün ve 25832 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren, 31.05.2005 gün ve 5358 sayılı Yasa ile İcra İflas Yasasında yer alan eylemler ve yaptırımları yeniden düzenlemiş, bu kapsamda bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezasını gerektiren İcra İflas Yasasının 340. maddesi de; “111. madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.” şeklinde değiştirilmiş, ayrıca 337, 338/2, 339, 341, 343 ve 344. maddelerdeki eylemler kabahat olarak düzenlenip, disiplin hapsi veya tazyik hapsi şeklinde yaptırımlara bağlanmış, 331, 332, 333, 333/a, 334, 335, 336, 337/a, 338/1, 342, 345/a, 345/b, maddelerindeki eylemler ise suç olarak düzenlenip, hapis cezası veya adli para cezası biçiminde yaptırımlara bağlanmıştır.
Anılan Yasanın 5358 sayılı Yasa ile değişik 346. maddesinde; “Bu Kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir.
İcra mahkemesinin görevine giren bu işler, diğer mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.
Bu Bapta yer alan suçlarla ilgili davalara, icra mahkemesinde bakılır.” hükmüne yer verilip, “İtiraz” başlıklı 353. maddesinde ise; “İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
İcra mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümlerle ilgili olarak 04.72.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır.” hükmü getirilmiştir.
Anılan maddenin değişiklik gerekçesinde;”Maddenin birinci fıkrasında tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara ağır ceza mahkemesinde itiraz edilebileceği, ikinci fıkrasında idari para cezasıyla ilgili olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ve üçüncü fıkrasında suçlardan dolayı verilen hükümlerle ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş, Adalet Komisyonunca, İcra ve İflas Yasasının 16. Bap kapsamında tanımlanan fiiller karşılığında idari para cezasının verilmesinin uygun olmayacağı düşüncesiyle sözkonusu maddenin ikinci fıkrası metinden çıkarılmıştır.
Görüldüğü gibi, İcra ve İflas Yasasının 16. Bap kapsamındaki fiiller ikili bir ayrıma tabi tutularak, bir kısım eylemler suç olarak düzenlenip, hapis ve adli para cezası şeklinde yaptırımlara bağlanmış, diğer bir kısım eylemler ise, kabahat olarak düzenlenmek suretiyle, yaptırımları disiplin veya tazyik hapsi şeklinde belirlenmiştir.
Suç olarak düzenlenen eylemler nedeniyle verilen hükümlerle ilgili olarak 5271 sayılı Yasanın yasa yollarına ilişkin hükümleri uygulanacağından, bu suçlar nedeniyle 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde hüküm olarak belirtilen “beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararları ile adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca temyize ilişkin hükümleri yürürlükte bulunan 1412 sayılı Yasanın 305 vd. maddelerindeki koşulların da bulunması halinde temyiz yasa yoluna tabi olacaktır.
Kabahat olarak düzenlenen eylemler nedeniyle verilen kararlar ise, İcra ve İflas Yasası’nın 353/1. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olacaktır. Anılan fıkradaki “İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir.” şeklindeki düzenleme tek başına ele alındığında, tazyik ve disiplin hapsine karar verilmesi halinde, bu kararlara karşı itiraz yasa yoluna başvurulabileceği yolunda yorumlara yol açabilmekte ise de, hükmün konuluş amacı, 5358 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikler ve getirilen yeni sistem ve 353. maddenin 2. fıkrasındaki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, yasa koyucunun yalnızca verilen tazyik veya disiplin hapsine ilişkin kararları değil, disiplin veya tazyik hapsini gerektiren fiiller nedeniyle verilen her türlü kararı itiraz yasa yoluna tabi kılmayı amaçladığı açıkça anlaşılmaktadır. Aksi kabul aynı eylem nedeniyle, daha ağır sonuç doğuran “disiplin ve tazyik hapsi” kararlarının itiraz yasa yoluna, daha lehe sonuç doğuran kararların ise temyiz yasa yoluna tabi kılınmasını sonuçlayacaktır. Böyle bir kabul ise yasanın dayandığı sisteme aykırı olacağı gibi hüküm sonucuna bakılarak yasa yolunun saptanmasına yol açacak ve verilen hükme bağlı olarak başvurulacak yasa yolu değişeceğinden hukuki istikrarı zedeleyecektir.
Diğer yönden, Beyoğlu Birinci İcra Ceza Mahkemesince, taahhüdün geçersiz olduğu gerekçesiyle verilen beraat kararının da, 5271 sayılı CMY’nin 223. maddesi anlamında hüküm sayılmasına olanak bulunmamaktadır. Zira 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde anılan hükümler, ceza yasası veya özel ceza yasalarında ve bu bağlamda İcra ve İflas Yasasında suç olarak düzenlenen eylemler bakımından yapılan yargılama sonucu verilen kararları ifade etmektedir. Bu nedenle eylemin tazyik hapsini gerektirmediği yönündeki saptamayı ifade eden karar teknik anlamda beraat hükmü sayılmadığından, CMY’nin 223. maddesinde belirtilen hükümlere yasa yolu açısından bağlanan sonuçların bu karara bağlanmasına yasal olanak bulunmamaktadır.
Somut olayda; itiraz yasa yoluna tabi bulunan karara yönelik başvurunun, Özel Dairece de, 5320 sayılı Ceza Yargılama Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa’nın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nin 317. maddesi uyarınca reddi ile itiraz konusunda karar verilmek üzere, dosyanın 5271 sayılı Yasanın 264 ve İcra ve İflas Yasası’nın 353/1. maddeleri uyarınca icra mahkemesinin yargı çevresi içinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken onama kararı verilmesi isabetsizdir.
Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri, mahkemece verilen beraat kararının 5271 sayılı Yasanın 223 ve 1412 sayılı Yasanın 305. maddesi uyarınca temyiz yasa yoluna tabi bulunduğu gerekçesiyle, Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının reddi yönünde oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının ( KABULÜNE ),
2- Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesinin 01.03.2006 gün ve 12557-1330 sayılı onama kararının ( KALDIRILMASINA ),
3- Şikayetçi vekilinin temyiz inceleme isteminin CMUY’nin 317. maddeleri uyarınca ( REDDİNE ).
4- Dosyanın, 5271 sayılı Yasanın 264 ve İcra ve İflas Yasasının 353/1. maddeleri uyarınca icra mahkemesinin yargı çevresi içinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 25.04.2006 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

YASA DIŞI ELDE EDİLEN KANITLAR / İLETİŞİMİN DİNLENMESİ

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu
E:2006/4.MD-122
K:2006/162
T: 13.06.2006
YASA DIŞI ELDE EDİLEN KANITLAR
İLETİŞİMİN DİNLENMESİ
Özet: Dosyada kanıt olarak kabul edilen telefon konuşma tutanakları incelendiğinde, bu görüşmenin haklarında dinleme kararı bulunmayan üçüncü kişiler arasında geçtiği açıktır. Bu konuşmada tesadüfen elde edildiği kabul edilen suç kanıtının değerlendirilebilmesi konusunda 4422 sayılı Yasa ‘da herhangi bir hüküm bulunmadığına göre bu konuşma tutanağı yasa dışı elde edilmiş delil niteliğindedir. Kaldı ki, 5271 sayılı Yasa’nın 138. maddesine göre de tutanağa yasal bir kanıt değeri veril­mesi olanaksızdır. Zira, tesadüfen elde edilen bu kanıt, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu ile ilgili olup, bu suç 135. maddede sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından, yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Yasa dışı elde edilen bir kanıtın ise soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmasına olanak bulunmamaktadır. Yasaya aykırılığı saptanan bu kanıt dışlan­dığında dosyada isnat olunan suçu sübuta erdirecek başkaca kanıt bulunmadığı görülmektedir.
4422 s. ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KANUNU [Madde 2]
4422 s. ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KANUNU [Madde 16]
5271 s. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [Madde 135]
5271 s. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [Madde 138]
Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan sanık T.A. hakkında yapılan yargılama sonucunda Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesince 26.01.2006 gün ve 12-5 sayı ile;
“1- Dava dosyasını mahkernesine düşürdüğü iddiası;
Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesine hafta içinde açılan kamu davaları nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesince hafta sonunda bazı suç türlerine göre ihtisas mahkemeleri olan kaçakçılık suçlarını Birinci Asliye Ceza, basın suçları için İkinci Asliye Ceza Mahkemelerine dağıtım yapıldıktan sonra, kalan dos­yaları kura usulü ile mahkemelere tevzi edilmektedir. Bu tevzi işlemlerinden sonra eşitliğin sağlanması ve Cuma günü öğleden sonra gelen dosyaların da dağıtımının yapılması için ek tevzi listeleri yapıldığı, 2004/289 esas sayılı dosyanın da ek tevzi listesine alınarak dağıtımı yapılmıştır.
Tevzi listelerinin hazırlanması ve dağıtım işlemleri sanık Hakim T.A. ‘nın o gün duruşmalarının öğleden sonra da devam etmiş olması sebebi ile İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi M.Ü. tarafından yapıldığı, Hakim M.Ü. ve tevzi işlemlerine katılan Yazı İşleri Müdürü S.Ş.’nin yeminli beyanlarından anla­şılmaktadır. Tanıklar Hakim M.Ü. ve Yazı İşleri Müdürü S.Ş. 2004/289 esas sayılı dava dosyasının Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine dağıtımının yapılması işlemleri ile ilgili olarak sanık Hakim T.A. ‘nın hiçbir müdahalesinin olmadığını, bu konuda kendilerine iletilmiş bir istek veya talimat bulunmadığını belirtmişlerdir.
2- Dinlenen telefon konuşma tutanakları;
Av. İ.Y. ‘nin, H.S.Ş. ‘ye ait başka bir soruşturma sebebi ile dinlenmekte olan telefonda Y… Başkanı EÖ. ve Y… Genel Sekreteri EY ile yaptığı anlaşılan telefon görüşmelerinde Av. İ. Y. ‘nin, “Benim tanıdığım Tayyip Mayyip (T.A.) onlara dedi ki… Cuma günü ben yaparım (dava açılırsa tahliye ederim) diyor onu …”şeklindeki tespitlerin sanık Hakim T.A. tarafından söylendiği kanıtlanamamış, gerek telefon sahibi H.S.Ş. gerekse Av. İ.Y. sanık hakimle görüşüp konuşmadıklarını belirtmişlerdir.
Av. İ.Y. talimatla alınan ifadesinde, Hakim T.A. ile görüşmediklerini, tutanakta geçen Tayyip-Mayyip şeklindeki sözlerin Hakim T.A. ‘yi ifade etme­diğini, hakim ile görüşmesinin söz konusu olmadığını belirtmiştir.
Gerek adalet müfettişlerince yapılan soruşturma aşamasında gerekse tüm yargılama sırasında tarafların ve sanık CÇ. vekili Av. İ. Y. ‘nin gerekse Y… Başkanı veya Genel Sekreter E. Y. ‘nin sanık hakim ile gerek doğrudan gerekse dolaylı bir şekilde görüşme yaptıkları saptanamamış, hatta bu konuda Y… Genel Sekreteri hakkında Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesine memuriyet ve mevkii nüfuzunu suiistimal suçundan kamu davası açılmış, açılan bu davadan sanık EY.’nin 29.06.2005 tarihinde mahkemece beraatına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Telefon dinleme tutanağında belirtilen sözlerin Av. İ.Y.’nin, Y… Baş­kanına veya taraflara yaranmak için söylediği, sanık T.A. ‘n/n söylenen bu sözlerle ilgisinin bulunmadığı kanaat/ne varılmıştır.
3- Tutuklu sanık C.Ç. ‘n/n tensiple tahliye edilmesi;
Sanık Hakim TA.’n/n usulsüz olarak tahliye ettiği iddia edilen sanık C.Ç.’n/n, 18.03.2004 tarihinde tutuklandığı, mağdur A.Ç. hakkında düzenlenen raporda, çene kısmında mandibulada kırık tespit edildiği, vücudunda başkaca darp ve cebir asarı bulunmadığı belirtilmektedir.
Mağdurun babası Ş.Ç., 19.03.2004 günlü dilekçesiyle sanıklar hakkın­daki şikayetinden vazgeçtiğini belirtmiştir.
Sanık C.Ç.’n/n tutuk/anmasından sonra okul müdürü F.K. ve okulda görevli öğretmen A.ER. 24.03.2004 günlü ifadelerinde mağdur A.Ç. ‘ye, sanık C.Ç.’n/n vurmadığını okuldaki diğer öğrencilerin söylediklerini duyduklarını ifade etmişlerdir.
Bu tespitler doğrultusunda sanık Hakim T.A.’nın, C.Ç. hakkında verdiği tensiple tahliye kararının usul ve yasaya uygun bir karar olduğu, aksine yapılacak bir uygulamanın kişilerin mağduriyetine sebep olacağı anlaşıl­maktadır.
Yukarıda 1, 2 ve 3 numaralı bentlerde açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde;
Sanığın dosya dağıtım işlemlerinde hiçbir müdahalesinin söz konusu olmadığı, dosyanın olağan şekilde başka bir hakimin gözetim ve denetimi altında Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine tevzii edildiği, C.Ç.’n/n tahliyesinin usul ve yasaya uygun şekilde yapıldığı ve telefon dinleme tutanağında dava ile ilgili olarak söylendiği iddia edilen sözlerin Hakim TA. tarafından, taraflara veya Av. İ.Y.’ye söylendiğine ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığı açıkça anlaşıl­mıştır.
Sanık T.A.’nın görevini hiçbir dış etki altında kalmaksızın usul ve yasaların belirlediği tüm koşullara uygun olarak vicdani kanaati doğrultusunda ifa ettiği tespit edilmiş, sanığın kendisine yüklenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu işlemediği hususunda tam bir vicdani kanıya varılmıştır” gerekçeleriyle sanığın beraatına karar verilmiştir.
Bu hükmün Yargıtay C.Savcısı tarafından, sanığa yüklenen suçun sabit olduğu ve cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” istekli, 03.04.2006 günlü tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Adalet Bakanlığınca 27.12.2004 gün ve 2-9-193-2004 sayı ile verilen kovuşturma izni ve Kadıköy C.Başsavcılığının 05.01.2005 gün ve 408-128 sayılı iddianame ile talep edilmesi üzerine, Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesince 07.02.2005 gün ve 28-9 sayı ile;
“Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi olan sanık T.A.’nın Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesine 30.03.2004 tarih, 2004/1587 E. sayılı iddianame ile sanık C.Ç. hakkında TCK’nın 456/2. maddesi uyarınca etkili eylem suçundan tutuklu olarak açılan kamu davasında davanın tevziini, mutat usul olarak 02.04.2004 Cuma günü kura yolu ile yapacağı yerde kura dışı ek tevzii listesine dahil edip kendi mahkemesine davanın düşmesini sağlamak sureti ile 05.04.2004 günü de sanığın savunmasını almadan tensiple tahliye etmek sureti ile hakimlik görevini kötüye kullandığı” iddiasıyla TCY’nin 240. maddesi uyarınca yargılanması için son soruşturmanın Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesinde açılmasına karar verilmiş, Özel Dairece yapılan yargılamada sanığın beraatına hükmedilmiştir.
Hüküm Yargıtay C.Başsavcılığınca; “sanığa yüklenen suçun sabit olduğu”ndan bahisle temyiz edilmiş olmakla çözümlenmesi gereken hukuki sorun, sanığa yüklenen görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunun sübuta erip ermediğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
1- Hükmün esasının görüşülmesine geçilmeden önce;
Kovuşturma aşamasında tanıklar M.Ü. ile İ.Y.’nin ifadelerinin talimatla Üsküdar Birinci Ağır Ceza Mahkemesince alınması sırasında, mahkeme başkanı olarak görev yapan M.K.’nın da aynı olay nedeniyle Adalet Müfettişlerince tanık olarak dinlenmiş olması karşısında, yargılama kurallarına aykırı davranıldığının ileri sürülmesi üzerine, bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınmıştır.
Tanıklar M.Ü. ve İ.Y.’nin anlatımlarının aşamalarda değişiklik gös­termemesi, dosyadaki diğer bilgi ve belgelerin hüküm vermeye yeterli olması ve suçlayıcı kanıtların temel dayanağını oluşturan iletişim tespitinin yasal kanıt niteliğini taşımadığının açıklıkla ortaya çıkması karşısında, her ne kadar kendisi de aynı olayda tanık olan kişinin davada hakim olarak görev yapması yasaya aykırı ise de, bu usuli eksiklik sonuca etkili ve bozmayı gerektirir etkinlikte görülmemiş, esasın görüşülmesine geçilmesi oyçokluğuyla kararlaştırılmıştır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Kurul Üyesi ise, “Her iki tanığın ifadesinin alınması sırasında mahkeme başkanı olarak görev yapan Hakim M.K., Adalet Müfettişi tarafından aynı olay nedeniyle tanık sıfatıyla yeminle dinlenmiş olup, CMY’nin hakimin davaya bakamayacağı halleri belirleyen 22. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendine göre aynı davada hakimlik görevini yapması yasaya aykırıdır. Yasanın anılan maddesi, 1412 sayılı CYUY’nin 21/5. maddesi hükmü ile aynı olup, uyulması zorunlu bir yargılama kuralıdır. Ceza Genel Kurulunun 03.12.2002 gün ve 291-422 sayılı, 23.10.2001 gün ve 229-230 sayılı, 25.05.1987 gün ve 144-314 sayılı ile 31.03.1986 gün ve 444-185 sayılı kararlarında da aynı husus vurgulanmış ve anılan durum bozma nedeni sayılmıştır. Bu itibarla hükmün, diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle sap­tanan bu usul yanılgısı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.”görüşüme karşı oy kullanmışlardır.
2- Esasa ilişkin temyiz incelemesinde;
İşlediği bazı suçlar nedeniyle tutuklu olarak yargılanırken tahliye edilen ve hakkında verilen mahkumiyet kararının Yargıtay’ca aleyhte bozulması evresinde yurtdışına kaçtığı basın haberlerine konu olan Alaettin isimli şahsın kaçışıyla ilgili adlî soruşturma sırasında yapılan teknik takipler evresinde, H.S.Ş. adlı kişinin oğlunun karıştığı bir olay nedeniyle Y… Genel Sekreter Yardımcısı E.Y.’nin, Üsküdar Adliyesi ile doğrudan ve dolaylı olarak kurduğu temas ile tahliye edilmesini sağlamaya çalıştığı, Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi olan T.A.’nın etki altında kalarak davanın kendi mahke­mesine düşmesini sağladığı ve tensiple tutuklu sanığı tahliye ettiği iddiası ile ilgili olarak Adalet Müfettişlerince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 10.12.2004 tarihli raporda özetle;
Üsküdar C.Başsavcılığının 2004/5486 sayılı hazırlık evrakına kolluk aşamasından itibaren müdahale edilmeye çalışıldığı, Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinin 29.03.2004 ila 02.04.2004 tarihleri arasında nöbetçi olup o hafta açılan davaların eşit şekilde tevzi edilmesinden sorumlu olduğu, Av. İ.Y.’nin ifadesi ve 22.03.2004 günlü telefon görüşme tutanağına göre, bu mahkemenin hakimi T.A. ile yakın olarak tanıştığı ve müvekkili C.Ç.’nin tahliyesini ve yargılamasının tutuksuz olarak yapılmasını sağlamak için adı geçenle görüştüğü, hakim T.’nin de “dava açılırsa ben onu hallederim, Cuma günü bırakırım” şeklinde konuştuğu, ne var ki bu görüşmenin geçtiği hafta davanın açılmadığı, getirtilen telefon kayıtlarına göre Hakim T. ile C.Savcısı Ö.F.A.’nın 28-30 Mart tarihleri arasında 3 kez görüştükleri, 29.03.2004 günü nöbeti alacak olan hakimin 28.03.2004 Pazar günü saat 23.43’de C.Savcısını aradığı, ertesi gün mağdurun raporunun alındığı, 30.03.2004 Salı günü saat 08.48’de tekrar arayarak davanın o gün açılmasında rol üstlendiği, bu aramaların davanın kendi nöbetinde açılmasını sağlamak için olduğunun kabulünün gerektiği, iddianame 30.03.2004 tarihli ise de tevzinin Cuma günleri yapıldığından o hafta açılan 62 iddianame ile birlikte 02.04.2004 Cuma günü nöbetçi mahkemeye gönderildiği, tevzi listelerinde davaların çeşitleri, sanık sayıları ve tutuklu olup olmadıklarının belirtilerek buna göre dağıtım amaçlanmakta ise de söz konusu dava ile ilgili tutuklu olduğunun belir­tilmediği, kura tevziine tabi olması gerektiği halde o gün gelen iddianamelerin ortalarında bir numara olmasına rağmen, kuraya dahil olmayan ek tevzi listesinin Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine ait kısmının 1. sırasına yazıldığı, bu şekilde davranılmasının altında yatan nedenin Av. İ.’nin telefon konuşmasıyla netlik kazandığı, Hakim T.’nin 2003-2004 yıllarında karara çıkardığı dosyaların incelenmesinde, savunmasını almadan ve tensiple tahliye ettiği bir tane bile sanık olmadığı, ancak bu dosyada savunmasını almadan tutuklu sanık C.Ç.’yi tahliye ettiği;
Hakim T.’nin savunmasında, bazı dosyaların gecikmeli olarak geldik­lerini, Birinci ve İkinci Asliye Ceza Mahkemelerine kaçakçılık ve basın suçlarına ilişkin dosyaların tevzi edildiğini, bu nedenle ek tevzi listesi düzenlendiğini, söz konusu iddianamenin de geç gelmesi nedeniyle ek tevziye dahil edildiğini belirtmişse de, C.Savcılığı esas defterinin incelenmesinde, söz konusu iddia­nameden sonra kaydedilen iddianamelerin de ek tevzi listesinde olmaları gerekirken normal kura tevziine dahil edildiklerinin anlaşıldığı;
Tutuklama veya salıvermenin hakimin takdir hakkı cümlesinden olma­sına, bir hakimin, yargının diğer ayağı olan avukatlarla diyalogunun olması, samimi arkadaşlık kurması, aralarında bazı hukuki görüşmeler yapılmasının da olağan olduğu, ancak bu görüşmelerin somut olaylar için değil, genel hukuk ve soyut örneklemeler ile ilgili olabileceği, bir hakimin hiçbir zaman kendi önüne gelebilecek bir olay için kanaat belirtemeyeceği, Av. İ.’nin, doğruluğunu kabul ettiği telefon görüşmesinde Hakim T.’nin, dava açılırsa Cuma günü hemen bırakırım şeklinde ihsası reyde bulunduğunun anlaşıldığı, böyle bir kanaat belirtildikten sonra olması gerekenin bu dosyanın kendi mahkemesine düşmesini engellemek, sehven kaydedilmiş ise davadan çekilmek iken, bilakis söz konusu davanın kendi mahkemesine düşmesi için ihtimam gösterdiği, bu safhadan sonra tensiben tahliyenin de ister istemez dikkat çektiği, alışılmışın dışında bu uygulamanın özel kasta dayandığı kanaatinin oluştuğu, soruşturma konusunun sabit olduğu, hakim T.A.’nın görevini doğru ve tarafsız yapa­mayacağı kanısını uyandırdığından hakkında kovuşturma yapılması ve yer değiştirme cezası uygulanması gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı belir­tilmiştir.
Sanık T.A., aşamalarda yaptığı savunmalar özü itibariyle aynı nitelikte olup, duruşmada 12.05.2005 günlü oturumda yaptığı savunmasında aynen;
“Ben 10 yıldır Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi olarak çalı­şıyorum. 30 yıldır da ceza hakimliği yapıyorum. Üsküdar adliyesinde asliye ceza davalarına ait dosyalar her hafta Cuma günü nöbetçi hakimin neza­retinde ve asliye ceza mahkemeleri yazı işleri müdürlerinin iştirakiyle dosyalar eşit olarak tevzi edilir. Birinci Asliye Ceza Mahkemesine kaçakçılık, İkinci Asliye Ceza Mahkemesine basın suçlarıyla ilgili dosyalar ayrılır, bundan sonra da gelen dosyalar da diğer mahkemelerle birlikte dengeler gözetilerek dağıtılır. Ancak Cuma günü öğleden sonra gelen dosyalar genellikle ek tevzi listesi yapılır. 02.04.2004 Cuma günü benim duruşmalarım vardı, duruşmalar öğle­den sonra tahminen 15-16’ya kadar sürdü. Bu arada tevzi listelerini o zaman İkinci Asliye Ceza Hakimi olan M.Ü. yaptı. Ben bulunmadım, ayrıca asliye ceza mahkemeleri yazı işleri müdürleri de bu dosya ayırımı sırasında bulunurlar.
Mahkememizin 2004/289 esasına kayıtlı olan dosya M. Hanımın yaptığı ek listenin 1. sırasına yazılmış, bu dosyanın araya veya en sona ilave edilmediği bu şekilde anlaşılmaktadır. Bu dosyanın C.Savcılığından Cuma günü geldiğine dair de fotokopi mevcuttur. İncelendiği takdirde görülecektir. Ben bu şekilde gelen dosyaları Cumartesi ve Pazar günleri adliyeye gelerek inceliyorum. Bu şekilde incelemem neticesinde dosya hakkında bilgi sahibi oldum. Sanık C.Ç.’nin tutuklanmış olduğunu ve bu tutukluluğa yapılan itirazın da redde­dildiğini gördüm. İtiraz bir gün sonra yapılmış, öğretmen A.T.R. ifadesinde, mağdur A.Ç.’ye diğer sanık H.K.Ş.’nin ağzına vurduğunu ve ağzından kan geldiğini ifadesinde söylemiş, itirazdan sonra alınmış, dosyayı incelediğim zaman gördüm. Tutuklanan C.Ç. lise son sınıf öğrencisi ve olay da okulda cereyan ediyordu, diğer sanık ve mağdur da öğrenci. C.Ç. ifadesinde ken­disinin vurmadığını, kendisinin münakaşaya katıldığını, H.K.Ş.’nin kavgaya katıldığını ancak okul müdürünün odasında H.K.Ş.’nin mağdura vurduğunu okul müdürü F.K.’ya söylemiş. Sanığın öğrenci olduğunu, 17 gün tutuklu kal­dığını, mağdurun babasının şikayetinden vazgeçtiğini öğrendiğim için davanın daha sonra ortadan kaldırılma ihtimalini düşündüğümden, üniversite sınav­larına hazırlık dönemi de olduğundan, mağdur olabileceği düşüncesiyle ten­siple beraber Pazartesi tahliyesine karar verdim. Daha önce de bir öğrencinin TEM otoyolunda bir yayaya çarparak ölümüne sebebiyet vermesiyle ilgili bir dava dosyasında bu şekilde mağduriyetin önlenebilmesi için tensiple birlikte tahliye kararı vermiştim. Bu olayla ilgili ben hiç kimseyle görüşme yapmadım. Bu davayla ilgili Avukat İ.Y., H.K.Ş.’nin vekiliydi. Ben Elazığ’da sıkıyönetim askeri mahkemesinde duruşma hakimi olarak görev yaparken, daha önceden askeri hakim olarak görev yapıp Elazığ’da avukat olarak duruşmalara giren kişi olarak kendisini tanıyorum. Üsküdar’da da en fazla 5 dosyada avukat olarak duruşmalara girmiş olabilir. Ben bu davayla ilgili olarak ne Avukat İ.Y., ne de Yargıtay’dan herhangi bir kimseyle doğrudan bir görüşmem olmadı. Tanık olarak Hakim M.Ü. ki şu anda İkinci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, emekliye ayrılan Yazı İşleri Müdürü S.Ş.’nin dinlenmesini talep ediyorum. Ses bandında da tahliye ederim şeklinde bir ifade yoktur. Müfettiş parantez içinde kendi düşüncesini yazmıştır. Ben sanığı tahliye etmek isteseydim Cuma günü tahliye ederdim. Ben hafta sonu adliyede dosyayı incelediğim için mağdur olmaması için tahliye kanaatine vardığımda Pazartesi günü tensiple beraber tahliye
Herhangi bir kimsenin tesirinde kalmadım” şeklinde anlatımda bulun-r.
Tanık M.Ü., Adalet Müfettişlerine verdiği ifadede;02.04.2004 tarihli listesindeki imzanın kendisine ait olduğunu, mahkemelerin yasa gece görevli olduğu dosyalar ayrık tutularak diğer dosyaların ağırlıklarına,sayılarına, tutuklu olup olmamaları gibi ölçütlere dayalı olarak gruplandırdıklarını, daha sonra gelen dosyaların da aynı şekilde gruplandırıldıklarını,aya tabi olan 1. grubun katılan hakimler ve yazı işleri müdürleri huzurunda asının çekilerek ilgili mahkemenin numarasının yazılarak düzenlenen.anağın altının hazır bulunanlarca imzalandığını, aynı tarihli ek tevzi lissinde Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine düşen ve 1. sırada yazılan J04/5468 hazırlık ve 1587 esas sayılı dosyanın bu mahkemeye düşmüş İmasının değişik ölçütler nedeniyle mümkün olacağını, özel bir kast olduğunu anmadığını, Hakim T. Beyi görev yaptığı süre içerisinde tanıdığını, meslekte kendisinden kıdemli, ağabey olarak gördüğü, etki altında almayacak bir kişi olduğunu, bir beklentisi bulunmadığını, bunun için söz konusu dosyada özel olarak ve etki altında kalarak tahliye kararı vereceğini zannetmediğini beyan etmiştir.
Talimat yoluyla Üsküdar Birinci Ağır Ceza Mahkemesince 24.05.2005 tarihinde alınan ifadesinde aynen; “Asliye Ceza Hakimi sıfatıyla görev yaptığım 5 yıla yakın süre içerisinde Cuma günleri Üsküdar adliyesinde bulunan dört asliye ceza mahkemesinin tevzi işlemleri nöbetçi olan o haftaki asliye ceza kalemi tarafından yapılmakta olup, genellikle her tevzi işlemine yazı işleri müdürleri ile birlikte gözetmen sıfatıyla dahi olsa katıldım. Katılmadığım çok az tevzi muamelesi vardır ki, bunlar da genellikle izinli olduğum dönemleri kapsamaktadır.
Hakim T, ise, benim asliye ceza mahkemesinde görev yaptığım tüm zamanlarda müstemiren Üçüncü Asliye Ceza Hakimi olarak görevliydi. Bu nedenle çok iyi bildiğim üzere, hakimlerin iş yoğunluğu nedeniyle tevzi işlemlerine katılımı az olmuştur.
Bana okunan Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesinin son soruşturma açılmasına ilişkin kararının içeriğinde yazılı olduğu üzere, telefon metinlerinden benim de haberim vardır. Adalet Başmüfettişlerinin ifademin alınması için beni tatilden ricaen çağırmaları üzerine gittiğimde bu bant kayıt dökümlerinden haberdar oldum. Burada öğrendiğime göre, söz konusu evrak müstemiren bakmakta olduğum Üsküdar İkinci Asliye Ceza Mahkemesinin nöbetçi olduğu hafta içerisinde sanığın tutuklanmasına itirazen evrakın gelmesi ihtimali bant kayıt dökümlerinde geçmekte ve mahkememin ismi telaffuz edilmekle birlikte dökümün devamında geçen konuşmalardan “… nöbetçi mahkemeyi ve haki­min ismini öğren, bana bildir”, “… nöbetçi mahkeme Üsküdar İkinci Asliye Ceza Mahkemesi, hakimi de bayan M.Ü. …” şeklinde devam etmekte, “… çeşitli kereler Hakim M. Hanım aranmasına rağmen makamında telefonla ona ulaşmak mümkün olmamıştır…” şeklinde sözlerle yine devam ettiği anla­şılmaktadır. Oysa ki, bu telefon konuşmalarından ne haberim vardır, ne bana ulaşan birisi vardır ve ne de Adalet Başmüfettişlerinin ifademi bu konuda almasına söz konusu olayın basında yansıyan operasyona ilişkin davanın uzantısı olabileceği yönünde bir bilgim söz konusudur. Bu örnek gibi, adalet dairelerinde görev yapmakta olan meslektaşlarımızın isimlerinin, görev ve yetkilerinin öğrenilmesi çok kolay olduğu gibi, bakmakta olduğumuz davalarla ilgili olarak bilgimiz dışında ve haricen ismimizin zikredilmesi, konuşulan kişileri tanıdığımız veya bu hususta onlarla konuştuğumuz anlamına gelmez.
Zira, Adalet Başmüfettişlerine verdiğim beyanım sonrasında söz konusu Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/289 esas sayılı dosyasından ve içeriğinden bu şekilde haberdar oldum. Soruşturmanın devam ettiği Mart 2004 tarihi itibariyle senelik iznimi kısmen kullanmaktaydım, ancak iddiana­menin nöbetçi Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği tarihte göre­vimin basındaydım ve tevziye diğer hakim arkadaşlarımın iş yoğunluğundan müsait olmamaları nedeniyle bu tevzide tek hakim olarak bulundum.
Her hafta nöbetçi asliye ceza mahkemesine Cumhuriyet Savcılığından gelen iddianameler kabul edilmekte ve Cuma günleri öğleden sonra itibariyle saat 14.00 civarında tevzi işlemi gerçekleştirilmektedir. İşlem, ihtisas mah­kemesini ilgilendiren kaçakçılık suçları ile ilgili olarak Birinci Asliye Ceza Mahkemesine, basın suçları ile ilgili olarak İkinci Asliye Ceza Mahkemesine, markalar yasası ile ilgili olarak daha öncesi itibariyle Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine dosyaların gitmesi gerektiğinden bu tip özel ihtisas suçlarından açılan davalarla ilgili olarak dosyalar tevzi listesine katılmamakta ve ek tevziye konu edilmektedir. Ayrıca daha sonra Üsküdar C.Başsavcılığınca tevzi saati sonrasında gelen ve tutuklu olan dosyaların da işin aciliyeti açısından ek tevzi listesine sıra ile, sıranın eşitlenmesi durumunda da yine yazı işleri müdürünün ve benim huzurumda yapılan kura ile belirlenecek bir gruba katılması söz konusudur ve katıldığım 5 yıllık süre içerisinde her hafta yapılan tevzi işlemlerinde ek tevzi de tamamen ayrıca yapılmaktadır. Bu genel bir uygulama olup, söz konusu Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi ile ilgili özel bir uygulama değildir. Kaldı ki, her ne kadar son soruşturma açılmasına ilişkin Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesinin kararının metninde sanığın bu dosyayı kendi mahkemesine düşürmesine ilişkin işlemde bulunduğu belirtilmekte ise de tevzi işlemine katılan tek hakim olarak bana sanık tarafından böyle bir telkin olmadığı gibi, yukarıda da belirttiğim gibi bu dosyanın özelliğinden de soruşturma sırasında haberim olduğu bir gerçektir.
İleri sürdüğüm bu hususlar çerçevesinde ve yaklaşık 5 yıllık sanık ile görev yaptığım süre içerisinde meslektaşım olan Hakim T.A.’nın iddianamede bahsi geçen eylemlere benzer hiçbir eylemine de ayrıca tanık olmadığım gibi kişiliğini de çok iyi tanıdığım üzere böyle bir olayı gerçekleştirmesi kişisel kanaatime göre de kesinlikle mümkün değildir. Zira, tanıdığım kadarıyla sanık hakim diğer meslektaşlarımın da olduğu gibi genellikle Cumartesi ve Pazar tatil günlerini dahi iş yoğunluğu nedeniyle adliyede geçirmekte olan, prensip sahibi, işine bağlı bir kişiliğe sahiptir.” şeklinde anlatımda bulunmuştur.
Tanık İ.Y., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde, H.S.Ş.’nin oğlu H.K.Ş.’nin avukatı olduğunu, okulda karıştığı bir kavga olayı nedeniyle açılan davada vekili olduğunu, aynı olay nedeniyle hakkında dava açılan C.Ç. adlı öğrencinin tutuklanmış olduğunu, bu olay nedeniyle görüştükleri bir sırada H.S.Ş.’nin, Y… Başkanı E.Ö. ile telefon görüşmesine tanık olunca, sınıf arkadaşı olması nedeniyle telefonu alıp hal hatır sorduğunu, telefon görüşme tutanaklarında yer alan görüşmenin de bu görüşme olduğunu, aralarında davanın bir an önce açtırılmasına dönük bir konuşma da geçtiğini, konuş-malardaki “Tayyip-Mayyip” sözünde kastedilenin de Üsküdar Asliye Ceza Hakimi T. Bey olduğunu, kendisini Elazığ’dan tanıdığını, davanın bir an önce açılması için birileriyle görüşmüş olabileceğini, davanın açıldığını ve müvek­kilinin tensiple beraber tahliye edildiğini sonradan öğrendiğini, T. Beye, itiraz etsem nöbetçi hakim kimdir diye sormuş olabileceğini, telefon kaydında geçen “hayır Cuma günü ben yaparım diyor onu” şeklindeki konuşmasını niye yaptığını bilemediğini, belki birisiyle görüşüp ondan aldığı bilgiyle ilgili olduğunu beyan etmiştir.
31.05.2005 tarihinde talimat yoluyla Üsküdar Birinci Ağır Ceza Mah­kemesince alınan ifadesinde; hakim T.’yi 1980 yılında Elazığ’da hakim asteğmen iken, kendisi de Kayseri’de hakim yarbay olarak görev yaptığı sırada tanıdığını, herhangi bir şahsi ilişkisinin bulunmadığını, saygı duyduğu, dürüst, namuslu, onurlu, mesleğine yakışır bir insan olarak bildiğini, Y… Başkanı ile yaptığı telefon konuşmasında geçen “Tayyip mayyip” sözlerindeki kişinin o olmadığını, söz konusu telefon konuşmaları ile ilgili aradan uzun zaman geçtiğinden herhangi bir hataya neden olmamak için susma hakkını kullanmak istediğini, söz konusu tevzi işleminde hiçbir müdahalesinin ve bilgisinin bulunmadığını, tevzi işleminin nasıl olduğunu dahi bilmediğini söylemiştir.
Tanık S.Ş., talimat yoluyla Kartal Birinci Ağır Ceza Mahkemesince alınan ifadesinde;aklında kaldığı kadarıyla nöbetçi mahkeme olduklarını, normalde Cuma günü öğleye kadar gelen dosyaları durumuna göre dörde bölerek yani suçun nevine, sanık sayısına ve önemine göre bölerek daha sonra kuraya esas olmak üzere ayırdıklarını, daha sonra gelen basın suçları ve kaçakçılık suçlarını ise ait oldukları mahkemeye tevzi edip, ayrıca bunun haricinde yeni gelen dava varsa bunları da tekrar gruplandırmaya tabi tuttuklarını, tevzi dışı kaldığı söylenen dosyanın öğleden sonra gelmesi nedeniyle ek tevziye konu olduğunu tahmin ettiğini, aklında kaldığı kadarıyla kendi hakimlerinin duruşması olduğu için tevzi kurasını Hakim M. Hanımın çektiğini, bir usulsüzlük bulunmadığını, Hakim Beyin de böyle bir şey yapacağına ihtimal vermediğini, hatta tevziden gelen dosyaların tensiplerini hafta sonu adliyeye gelip yaptığını, ancak bu dosyaya ilişkin ayrıcalıklı bir işlem hatırlamadığını, çalıştığı sürece sanık hakimin herhangi bir olumsuz hareketine rastlamadığını beyan etmiştir.
Ayrıca, aynı olay nedeniyle Adalet Müfettişlerince Üsküdar Adliyesinde görev yapan Hakim ve C.Savcıları da tanık olarak dinlenmiş olup, olay hak­kında duyuma dayalı ve sanık hakimin kişiliğine ilişkin beyanlarda bulun­dukları, ancak Yüksek Dairece bu kişilerin ifadelerine başvurulmadığı anla­şılmaktadır.
Dosyada bulunan telefon görüşmesinin dinlenmesine ilişkin tutanak­larda 22.03.2004 tarihinde saat 13.43’de H.S.Ş.’ye ait telefondan Y… Başkanı E.Ö. ile Av. İ.Y. arasında yapılan görüşmenin ilgili bölümünde aynen;
“L- Şimdi sulh ceza hakimi tutuklamış, asliye ceza hakimi, Başkan- Red etmiş
L- Red etmiş, buradaki bizim çocuk benim tanıdığım Tayyip Mayyip var, onlara dedi ki abi bana şimdi nasıl bunu şey yaparlar, ancak yapacağım şey davayı hemen açtırmak
Başkan- Tabi davayı hemen açıp hemen ilk günde
L- Evet evet
Başkan- Bi yakın güne koydurup ilk günde tahliyesini istemek
L- Hayır Cuma günü ben yaparım diyor onu
Başkan- Hı oldu
İ,- Onu yaparım
Başkan- O ya işte
L- Eğer sen de emir buyurursan öbür tarafa davayı açmaları konu­sunda…”şeklinde konuşma geçtiği anlaşılmaktadır.
Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/289 esas sayılı dos­yasına ait örneğin incelenmesinde;
Üsküdar C.Başsavcılığının 30.03.2004 gün ve 5468-1587 sayılı iddia­name ile sanık C.Ç. hakkında, A.Ç. adlı kişiyi mandibula kırığı oluşturacak ve 25 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralamak suçundan dolayı TCY’nin 456/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve iddianame altına diğer sanık H.K.Ş.’nin yaşının küçük olması nedeniyle hakkındaki evrakın ayrıldığının belirtildiği;
Sanık C.Ç.’nin bu suç nedeniyle 18.03.2004 tarihinde tutuklanmış olduğu,
Hakim T.A.’nın imzasını taşıyan 05.04.2004 günlü tensip tutanağında birinci maddenin aynen;
“Müşteki velisi Ş.Ç.’nin dosyada mevcut şikayetten vazgeçtiğine dair dilekçesi, sanığın öğrenci olması, belli ikametgah sahibi bulunması, kaçma ve delilleri karartma ihtimali bulunmaması göz önüne alınarak bihakkın tahli­yesine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu değil ise derhal salıverilmesi için C.Savcılığına müzekkere yazılmasına” şeklinde olduğu,
24.06.2004 tarihinde yapılan ilk oturuma sanık ve mağdurun geldikleri, sanığın suçlamayı kabul etmediği, mağdurun ise, kendisine vuran kişinin K. olduğunu, şikayetçi olmadığını bildirdiği, duruşmanın bir başka güne bırakıldığı anlaşılmaktadır.
02.04.2004 tarihli tevzi listesinin incelenmesinde; listenin altında Hakim M.Ü. ve 4 yazı işleri müdürünün imzalarının bulunduğu, hakim T.A.’nın sicili açılmış olmasına rağmen imzasının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;
Sanık aşamalarda tutarlı bir şekilde, tevzi listesinin kendisi tarafından yapılmadığını, sanık C.Ç.’ye ait dosyayı özellikle kendisine düşürmesinin söz konusu olamayacağını, herhangi bir kişinin bu dosya ile ilgili olarak kendisini aramadığını, mesleki deneyimleri ve bilgilerine dayalı olarak yargılama yaparak ara kararlarını düzenlediğini, yüklenen suçu işlemediğini savunmuştur. Sanığın bu savunması tanıklar Hakim M.Ü. ve Yazı İşleri Müdürü S.Ş. tarafından doğrulandığı gibi, dosya içerisinde bulunan tevzi listelerinin incelenmesinde de 02.04.2004 tarihli tevzi listesinin düzenlenmesinde hakim olarak tanık M.Ü.’nün imzasının bulunduğu görülmüştür. Tevzi listesinin düzenlenmesinde olağan uygulamanın dışında bir işlem yapıldığını gösterir nitelikte dosya kapsamında herhangi bir başka kanıt da bulunmamaktadır.
Sanığın, iddia edildiği gibi dava dosyasını kendi mahkemesine düşürmek için özel bir çabasının bulunmadığı açıkça ortadadır.
Telefon görüşme tutanaklarında, sanığın herhangi bir kimse ile konuş­masına ilişkin bir saptama bulunmamaktadır. Üçüncü kişilerin yaptıkları bir telefon görüşmesinde adı geçmekte olup, bu görüşmede de doğrudan sanık tarafından yapılmış bir işlemden söz edilmemektedir.
Sanığın, yargılama yaptığı dosyada tutuklu sanık C.’yi tensip kararıyla tahliye etmesi, bu dosyadaki kanıt durumuna göre, olağan yargılama faaliyetinin dışında, hukuka aykırı olarak verilmiş bir karar değildir. Soruşturma aşamasında alınan bir tedbirin, kovuşturma aşamasında sürdürülüp sürdürül-meyeceği, yargılama yapan hakimin takdirinde olan bir husustur. Bu takdirin kullanılmasında, sanık tarafından gösterilen gerekçe, akla hukukun temel ilkelerine ve yasaya uygun bir gerekçe olup, görev sınırları içinde hareket ettiğini ortaya koymaktadır.
Görüldüğü gibi, sanık hakkındaki iddialar varsayımdan öteye gitme­mekte, şüpheden uzak, kesin ve hüküm vermeye elverişli herhangi bir kanıtla desteklenmemektedir.
3- Dosyanın esasının görüşülmesi sırasında bir kısım Kurul Üyelerince, dosya içerisinde bulunan telefon dinleme tutanaklarının hukuka aykırı kanıt niteliğinde olduğu, bu tutanakların dosyadan çıkartılmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş, konu bu yönüyle de Ceza Genel Kurulunda görü­şülmüştür.
Anayasa’nın 22. maddesi gereğince kural olarak herkes haberleşme özgürlüğüne sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır. Bu kural uyarınca telefon ile yapılan haberleşme de gizlidir. Ancak, yine aynı madde uyarınca, ulusal güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması nedenlerine dayalı olarak hakim kararıyla gizlilik kuralı askıya alınabilir.
Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz “Avrupa İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu kurala bağlanmış, bu hakka bir kamu otoritesinin müdahalesinin ancak, ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda gerekli olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir.
Ülkemizde 1412 sayılı CYUY’nin yürürlükte olduğu 1999 öncesi dönem­de haberleşmenin dinlenmesi ve denetlenmesi konusunda herhangi bir düzenleyici kural öngörülmemiştir. Uygulamada CYUY’nin 91. maddesinde yer alan, sanığa gönderilen mektuplar ve sair mersulenin zapt edilebileceğine ilişkin kuralın kıyasen uygulanması suretiyle haberleşmeler denetlenmiş ise de bu tür kanıt derlemeleri özellikle öğretide yoğun eleştirilere konu edilmiştir.
Haberleşmenin dinlenmesine ilişkin ilk yasal düzenleme, 01.08.1999 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası’nda yer almıştır.
Bu Yasanın 2. maddesinde;
“Bu Kanunda öngörülen suçları işleme veya bunlara iştirak yahut işlendikten sonra faillere her ne suretle olursa olsun yardım veya aracılık veya yataklık etme kuşkusu altında bulunan kimselerin kullandıkları telefon, faks ve bilgisayar gibi kablolu, kablosuz veya diğer elektromanyetik sistemlerle veya tek yönlü sistemlerle alınan veya iletilen sinyalleri, yazıları, resimleri, görüntü veya sesleri ve diğer nitelikteki bilgileri dinlenebilir veya tespit edilebilir. Tespit edilenler mühürlenerek yetkililerce zapta bağlanır.
îletişimin dinlenmesine veya tespitine ilişkin kararlar, ancak kuvvetli belirtilerin varlığı halinde verilebilir.
Başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde edilmesi mümkün ise, iletişimin dinlenmesine veya tespitine karar verilemez.
Resmi veya özel her türlü iletişim kuruluşlarının tuttukları, iletişimin içeriği dışında kalan kayıtlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.
Dinleme veya tespite veya kayıtların incelenmesine hakim karar verir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı da bu hususlarda yetkilidir. Hakim kararı olmaksızın yapılan bu gibi işlemlerin yirmidört saat içinde hakim kararına bağlanması şarttır. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından derhal kaldırılır.
Dinleme ve tespit kararları en çok üç ay için verilebilir, bu süre en çok iki defa üçer aydan fazla olmamak üzere uzatılabilir.
İletişimin dinlenmesi ve tespiti sırasında bu Kanunda öngörülen suçların işlendiğine ilişkin şüphe ortadan kalkarsa, tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından kaldırılır. Bu gibi hallerde tedbir uygulaması sonucu elde edilen veriler, Cumhuriyet Savcısının denetimi altında derhal ve nihayet on gün içinde yok edilir ve durum bir tutanakla belirlenir.
Cumhuriyet Savcısı veya görevlendireceği kolluk mensubu, iletişim kurum ve kuruluşlarında görevli veya böyle bir hizmeti vermeye yetkili olanlardan, dinleme ve kayda alma işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların kurulmasını istediğinde, bu istem derhal yerine getirilir ve işlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat bir tutanakla saptanır.” hükmü yer almaktadır.
Bu madde hükmü uyarınca, 4422 sayılı Yasa’da katalog halinde sınırlı olarak sayılan suçların soruşturmasında, başkaca kanıt elde etme olanağı bulunmayan hallerde hakim kararıyla iletişimin dinlenmesi ve tespiti olanaklı hale gelmiştir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde C.Savcısı da bu tedbire başvurabilecek ancak, 24 saat içerisinde hakimden bu konuda karar almak zorunda kalacaktır. Görüldüğü gibi bu düzenleme ancak sınırlı suçlarla ilgili ve sınırlı hallerde telefon dinlenmesine olanak tanımaktadır. Bu sınırların dışına çıkılarak telefon dinlenmesi halinde elde edilen bilgiler yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğinde olacaktır.
Telefonla haberleşmenin dinlenmesine ilişkin son düzenleme ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nda yapılmış, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 18. maddesi ile de 4422 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmıştır.
5271 sayılı CMY’nin 135. maddesi, YV (Değişik 1. cümle: 25.05.2005-5353/17 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet Savcısı kararını derhal hakimin onayına sunar ve hakim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından derhal kaldırılır.
(2) (Değişik ibare: 25.05.2005-5353/17 md.) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz.Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü,hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkan veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre,bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25.05.2005-5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hakim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, (…) mobil telefonun yeri, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, (…) mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir
(6) süresince gizli tutulur.
(6) Bu madde (Değişik ibare:25.05.2005-5353/17 md.) kap­ samında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç,
9. madde 220),
10.(Ekbent:25.05.2005-5353/17 md.) Fuhuş (madde 227, fıkra 3)

10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde
14. 315),
15. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330,
16. 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kan un’da
c) tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
d) (Ek alt bent: 25.05.2005-5353/17 md.) Bankalar Kanunu’nun
e) 22. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
f) Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tanımlanan ve hapis cezasını
g) gerektiren suçlar.
h) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 68 ve 74. madde­
i) lerinde tanımlanan suçlar.
(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.” hükmünü;
Aynı Yasanın 138. maddesi ise, “(V Arama veya e/koyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuş­turmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyan­dırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir.
(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir.” hükmünü taşımaktadır.
Yargılama Yasası’nda yapılan bu düzenlemede de sınırlı olarak sayılan suçlarla ilgili olarak, sınırlı hallerde telefon haberleşmesinin dinlenmesi olanağı getirilmiştir. Bu düzenleme, yürürlükten kalkan 4422 sayılı Yasa’daki düzen­lemeye paralel olmakla birlikte, farklı olarak bir başka suçun işlendiği şüp­hesini uyandıracak şekilde tesadüfen elde edilen kanıtların değerlendirilmesi olanağı da tanınmıştır. Ancak, telefon dinlemesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için, söz konusu suçun da 135. maddede sayılan katalog suçlardan birisine uygun olması gerekmektedir. Bu halde, durum derhal C.Savcısına bildirilerek bu kanıtın değerlendirilmesi söz konusu olabilecek ve yasa dışı elde edilmiş kanıt olarak değerlendirilmeyecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Dinlemeye konu olan telefon, H.S.Ş. adlı kişi adına kayıtlıdır. İstanbul 6 Nolu DGM’ce 15.03.2004 gün ve 2004/90 sayı ile H.S.Ş.’ye ait cep tele­fonunun, Aleattin ve yönettiği kabul edilen suç örgütü hakkında yürütülen soruşturma sırasında, 4422 sayılı Yasa’nın 2 ve 16. maddeleri uyarınca 3 ay süreyle dinlenilmesi ve tespitine karar verilmiştir. Ancak, dosyada kanıt olarak kabul edilen 22.03.2004 tarihli konuşmanın tutanakları incelendiğinde, bu görüşmenin haklarında dinleme kararı bulunmayan üçüncü kişiler arasında geçtiği açıktır. Bu konuşmada tesadüfen elde edildiği kabul edilen suç kanıtının değerlendirilebilmesi için 4422 sayılı Yasa’da herhangi bir hüküm yer almadığı gözetildiğinde, bu konuşma tutanağı yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Kaldı ki, 5271 sayılı CMY’nin 138. maddesine göre de bu tutanağa yasal bir kanıt değeri verilmesi olanaksızdır. Zira, tesadüfen elde edilen bu kanıt, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu ile ilgili olup, bu suç 135. maddede sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından, yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Yasa dışı elde edilen bir kanıtın ise soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmasına olanak bulunmamaktadır.
Bu nedenle dosyada yer alan telefon görüşme tutanağının yasa dışı elde edilen kanıt niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Yasaya aykırılığı saptanan işbu kanıt dışlandığında dosyada isnat olunan suçu sübuta erdirecek başkaca kanıt bulunmadığı görülmekte bunun sonucu olarak Özel Dairenin, sanığın beraatine ilişkin hükmünün isabetli olduğu açıklık kazanmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay C.Savcısının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan Özel Daire hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi A.S. Ertosun, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin (İHAS) 8 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’n/n 22. maddeleri gereğince, haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gereken bir konu olan ve mevzuatımızda 30.07.1999 tarihli 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ile yer alan telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi’nin (AİHM), iletişimin dinlenmesi hususunda aradığı en önemli şart, bu konudaki düzenlemelerin eksiksiz olmasıdır. (Ağaoğiu davasında Türkiye Cumhuriyeti, yapılan işlemlere dayanak mevzuatın bulunmaması nedeniyle İHAS’nin 8, maddesini ihlalden mahkum edilmiştir.) Yapılan düzenlemelerle, iletişimin dinlenmesi ve tespiti konu­sundaki boşluklar doldurulmuştur.
Dava konusu olayda, şüpheli H.S.Ş. için usulüne uygun şekilde dinleme kararı alınmıştır. Adı geçen bu şüphelinin telefonundan başka birisinin konuşması sırasında yapılan tespitler, konuşan ve karşıdaki kişi yönünden yasak delil niteliğinde olmayıp, tesadüfen elde edilen delil niteliğindedir (CMK’nın 138/2. maddesi). İletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma ile ilgisi olmayan ve CMK’nın 135/6. maddesinde sayılan (katalog) suçlar dışında kalan bir suçla ilgili kayıt alınmıştır. Elde edilen bilgiler, ihbar kabul edilerek soruşturma yapılabilecek ve delil başlangıcı olarak kulla­nılabilecektir. Zira hakim kararı ile kişinin özel alanına girildiğinden, haksız ve keyfi değil, yasaya uygun bir müdahale söz konusudur. Yasanın bu düzen­lemesi karşısında, dinlenmesine karar verilen kişilerle sınırlı delil elde edilebileceği ve kullanılabileceği düşüncesi kabul edilemez. Bir hakim tarafından karar verildiği için dinleme tamamen yasaldır. Resmi olarak kendisi dinlen­meyen bir kişinin söyledikleri, hatta bir suç itirafı kullanılabilir. Önemli olan kanıt araştırmasındaki doğruluktur ve bunların kötüye kullanılmamasıdır.
Örneğin;(A) resmi olarak dinlenmektedir. Aslında resmî olarak din­lenmek istenen (A) ile konuştuğu bilinen (Y)’dir. Sonuç olarak, hattı din­lenmeyen bir kişinin itirafının yer aldığı kayıtlar, soruşturmada yoklukla batıl olmayan bilgiler olarak, yani hukuka uygun delil olarak kullanılabilecektir. Yasanın bu düzenlemesi karşısında, dinlenmesine karar verilen kişilerle sınırlı delil elde edilebileceği ve kullanılabileceği düşüncesi kabul edilemez.
AİHM’si, her olayın kendi içinde değerlendirilmesi gerektiğini, mahke­melerin hukuka aykırı delillerin uygulamada kullanılamayacağına karar vere­meyeceğini kabul etmektedir (Schenk/lsviçre ve Khan/Birleşik Krallık davaları). CMK’nın 217. maddesi “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzu­runda tartışılmış delillere dayandırabiiir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. Yüklenen suç hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”hükmünü içermektedir. CMK, gerçeğe ulaşmak bakımından delillerin serbestliği ilkesini benimsemiş, suçun varlığı ve sanığın sorum/u/uğunun, kanunun ayrıca hüküm koyduğu haller dışında her türlü delille saptanabileceğini kabul etmiştir. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36 ve AİHS’nin 6. maddelerinde düzenlenen adil yargılama hakkına aykırılık oluşturmamaktadır.
Günümüzdeki sosyal ve ekonomik gelişme ve değişimler karşısında, özel bir önem kazanan ve toplum güvenliğini tehdit eden örgütlü (terör ve çıkar amaçlı) suçlar ve suçlularla mücadelede, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi çok önem kazanmakta ve toplum yararı öne çık­maktadır. Dinleme kararı alınan şüphelinin telefonu ile görüşen diğer kişiler (dolaylı dinleme) yönünden yapılan dinlemelerin delil kabul edilmemesi, bu suçlarla mücadelede de büyük zafiyetler yaratacaktır, “görüşüyle;
Kurul Üyesi O. Koçak, “AHİM’si mahkemelerin hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılmayacağına karar veremeyeceğini, her olayın kendi içinde değerlendirilebileceğine işaret etmektedir. Khan davası/İngiltere kararında sanık tek delil olan ses kaydının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmesine rağmen sözleşmesinin 6. maddesinin ihlali olarak görülmeyip yargılamanın adil olduğuna karar vermiştir.
CMUK’da hukuka aykırı şekilde elde edilen deliller hükme esas alınmaz diyorsa da Anayasa’nın 90/son fıkrasında “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir, Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürür­lüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuş­mazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” denmektedir. Bu hükmü dikkate aldığımızda AHİM kararına uyma zorunluluğumuz vardır.
Uluslararası uygulamalardan da birkaç örnek vermek gerekirse; Amerika, LEON davasında aranan uyuşturucunun arama izni verilen yerin dışında bulunması halinde yargılamada delil olarak kullanılabileceğini kabul etmiştir. Mahkemeye göre polis uyuşturucunun elde edildiği yere ilişkin arama izni istemiş olsaydı, mahkeme bu izni verecekti. O halde uyuşturucunun bulunduğu yer arama izni kapsamındadır. The Good Faith “iyi niyet istisnası” görüldüğü gibi mahkeme yarar dengesine bakmaktadır. Alman hukukunda elde edilen deliller çok gizli ve özel hayat alanına ilişkinse delil olarak kullanılmaz. Ancak normal gizli hayata ilişkin ise devletin cezalandırmaktaki menfaati ile sanığın kişiliğinin korunmasına ilişkin menfaat arasındaki dengeye bakılacaktır. İşlenen suç ağır ise delil olarak kullanılacaktır. Burada da yarar dengesine bakılmaktadır.
Bu konuda çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. A şahsı için dinleme izni alınmış telefondan A’nın yakını olan B şahsı bir yakınına cinayet itirafında bulunarak cesedin yerini de söyledi. O yerde ceset bulundu. Bu deliller karşısında sanık da suçunu itiraf etti. Bu durumda sanık telefon dinleme tespiti sonucuna göre suçunu itiraf etti. Şimdi biz telefon dinleme yasal değil, o delil sonucu suçunu itiraf etmiştir diye tüm delilleri yok sayarak sanığı beraat mi ettireceğiz.
Sonuç olarak; yasak delil de uluslararası hukukun dikkate aldığı “Yarar Dengesi”ni biz de Anayasa’nın 90/son fıkrası gereği gözetip, sanık hakları olduğu kadar mağdur hakları olduğunu da düşünerek usulü esasa tercih edip, o da bir insan olan mağdurun haklarını ihlal etmemeliyiz.” görüşüyle,
Diğer bir Kurul Üyesi de bu görüşe katılarak karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1 Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesinin 26.01.2006 gün ve 12-5 sayılı hükmünün (ONANMASINA),
2 Dosyanın Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, ön sorun konusunda oyçokluğuyla, dosyanın esastan onanması konusunda oybirliğiyle, telefon tutanağının yasa dışı kanıt olduğu konusunda oyçokluğuyla, 13.06.2006 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak karar verildi.

GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMAK / TELEFON DİNLEME / YASA DIŞI ELDE EDİLEN KANITLAR / İLETİŞİMİN DİNLENMESİ

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu
E. 2006/4-122
K. 2006/162
T. 13.6.2006
GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMAK
TELEFON DİNLEME
YASA DIŞI ELDE EDİLEN KANITLAR
İLETİŞİMİN DİNLENMESİ
5271 s. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [Madde 135]
5271 s. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [Madde 138]
4422 s. ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KANUNU [Madde 2]
4422 s. ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KANUNU [Madde 16]
Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan sanık T.A. hakkında yapılan yargılama sonucunda Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesince 26.01.2006 gün ve 12-5 sayı ile;
( … 1- Dava dosyasını mahkemesine düşürdüğü iddiası;
Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesine hafta içinde açılan kamu davaları nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesince hafta sonunda bazı suç türlerine göre ihtisas mahkemeleri olan kaçakçılık suçlarını Birinci Asliye Ceza, basın suçları için İkinci Asliye Ceza Mahkemelerine dağıtım yapıldıktan sonra, kalan dosyaları kura usulü ile mahkemelere tevzi edilmektedir. Bu tevzi işlemlerinden sonra eşitliğin sağlanması ve Cuma günü öğleden sonra gelen dosyaların da dağıtımının yapılması için ek tevzi listeleri yapıldığı, 2004/289 esas sayılı dosyanın da ek tevzi listesine alınarak dağıtımı yapılmıştır.
Tevzi listelerinin hazırlanması ve dağıtım işlemleri sanık Hakim TA.’nın o gün duruşmalarının öğleden sonra da devam etmiş olması sebebi ile İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi M. Ü. tarafından yapıldığı, Hakim M. Ü. ve tevzi işlemlerine katılan Yazı İşleri Müdürü S.Ş.’nin yeminli beyanlarından anlaşılmaktadır. Tanıklar Hakim M. Ü. ve Yazı İşleri Müdürü S. Ş. 2004/289 esas sayılı dava dosyasının Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine dağıtımının yapılması işlemleri ile ilgili olarak sanık Hakim T.A.’nın hiçbir müdahalesinin olmadığını, bu konuda kendilerine iletilmiş bir istek veya talimat bulunmadığım belirtmişlerdir.
2- Dinlenen telefon konuşma tutanakları;
Av. İ. Y.’nin, H.S.Ş.’ye ait başka bir soruşturma sebebi ile dinlenmekte olan telefonda Y… Başkanı E.Ö. ve Y… Genel Sekreteri E. Y. ile yaptığı anlaşılan telefon görüşmelerinde Av. İ. Y.’nin, “Benim tanıdığım Tayyip Mayyip ( T.A. ) onlara dedi ki… Cuma günü ben yaparım ( dava açılırsa tahliye ederim ) diyor onu …” şeklindeki tespitlerin sanık Hakim T.A. tarafından söylendiği kanıtlanamamış, gerek telefon sahibi H.S.Ş. gerekse Av. İ. Y. sanık hakimle görüşüp konuşmadıklarını belirtmişlerdir.
Av. İ. Y. talimatla alınan ifadesinde, Hakim T.A. ile görüşmediklerini, tutanakta geçen Tayyip-Mayyip şeklindeki sözlerin Hakim T.A.’yi ifade etmediğini, hakim ile görüşmesinin söz konusu olmadığını belirtmiştir.
Gerek adalet müfettişlerince yapılan soruşturma aşamasında gerekse tüm yargılama sırasında tarafların ve sanık C.Ç. vekili Av. İ. Y.’nin gerekse Y… Başkanı veya Genel Sekreter E. Y.’nin sanık hakim ile gerek doğrudan gerekse dolaylı bir şekilde görüşme yaptıkları saptanamamış, hatta bu konuda Y… Genel Sekreteri hakkında Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesine memuriyet ve mevkii nüfuzunu suiistimal suçundan kamu davası açılmış, açılan bu davadan sanık E. Y.’nin 29.06.2005 tarihinde mahkemece beraatına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Telefon dinleme tutanağında belirtilen sözlerin Av. İ. Y.’nin, Y… Başkanına veya taraflara yaranmak için söylediği, sanık T.A.’nın söylenen bu sözlerle ilgisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
3- Tutuklu sanık C. Ç.’nin tensiple tahliye edilmesi;
Sanık Hakim T.A.’nın usulsüz olarak tahliye ettiği iddia edilen sanık C.Ç.’nin, 18.03.2004 tarihinde tutuklandığı, mağdur A.Ç. hakkında düzenlenen raporda, çene kısmında mandibulada kırık tespit edildiği, vücudunda başkaca darp ve cebir asarı bulunmadığı belirtilmektedir.
Mağdurun babası Ş. Ç., 19.03.2004 günlü dilekçesiyle sanıklar hakkındaki şikayetinden vazgeçtiğini belirtmiştir.
Sanık C.Ç.’nin tutuklanmasından sonra okul müdürü F.K. ve okulda görevli öğretmen A.F.R. 24.03.2004 günlü ifadelerinde mağdur A.Ç.’ye, sanık C.Ç.’nin vurmadığını okuldaki diğer öğrencilerin söylediklerini duyduklarını ifade etmişlerdir.
Bu tespitler doğrultusunda sanık Hakim T.A.’nın, C.Ç. hakkında verdiği tensiple tahliye kararının usul ve yasaya uygun bir karar olduğu, aksine yapılacak bir uygulamanın kişilerin mağduriyetine sebep olacağı anlaşılmaktadır.
Yukarıda 1, 2 ve 3 numaralı bentlerde açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde;
Sanığın dosya dağıtım işlemlerinde hiçbir müdahalesinin söz konusu olmadığı, dosyanın olağan şekilde başka bir hakimin gözetim ve denetimi altında Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine tevzii edildiği, C.Ç.’nin tahliyesinin usul ve yasaya uygun şekilde yapıldığı ve telefon dinleme tutanağında dava ile ilgili olarak söylendiği iddia edilen sözlerin Hakim T.A. tarafından, taraflara veya Av. İ. Y.’ye söylendiğine ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığı açıkça anlaşılmıştır.
Sanık T.A.’nın görevini hiçbir dış etki altında kalmaksızın usul ve yasaların belirlediği tüm koşullara uygun olarak vicdani kanaati doğrultusunda ifa ettiği tespit edilmiş, sanığın kendisine yüklenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu işlemediği hususunda tam bir vicdani kanıya varılmıştır… ) , gerekçeleriyle sanığın beraatına karar verilmiştir.
Bu hükmün Yargıtay C.Savcısı tarafından, sanığa yüklenen suçun sabit olduğu ve cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” istekli, 03.04.2006 günlü tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Adalet Bakanlığınca 27.12.2004 gün ve 2-9-193-2004 sayı ile verilen kovuşturma izni ve Kadıköy C.Başsavcılığının 05.01.2005 gün ve 408-128 sayılı iddianame ile talep edilmesi üzerine, Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesince 07.02.2005 gün ve 28-9 sayı ile;
“Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi olan sanık T.A.’nın Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesine 30.03.2004 tarih, 2004/1587 E. sayılı iddianame ile sanık C.Ç. hakkında TCK.nun 456/2. maddesi uyarınca etkili eylem suçundan tutuklu olarak açılan kamu davasında davanın tevziini, mutat usul olarak 02.04.2004 Cuma günü kura yolu ile yapacağı yerde kura dışı ek tevzii listesine dahil edip kendi mahkemesine davanın düşmesini sağlamak sureti ile 05.04.2004 günü de sanığın savunmasını almadan tensiple tahliye etmek sureti ile hakimlik görevini kötüye kullandığı” iddiasıyla TCY’nin 240. maddesi uyarınca yargılanması için son soruşturmanın Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesinde açılmasına karar verilmiş, Özel Dairece yapılan yargılamada sanığın beraatına hükmedilmiştir.
Hüküm Yargıtay C.Başsavcılığınca; “sanığa yüklenen suçun sabit olduğu”ndan bahisle temyiz edilmiş olmakla çözümlenmesi gereken hukuki sorun, sanığa yüklenen görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunun sübuta erip ermediğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
1- Hükmün esasının görüşülmesine geçilmeden önce;
Kovuşturma aşamasında tanıklar M.Ü. ile İ.Y.’nin ifadelerinin talimatla Üsküdar Birinci Ağır Ceza Mahkemesince alınması sırasında, mahkeme başkanı olarak görev yapan M.K.’nın da aynı olay nedeniyle Adalet Müfettişlerince tanık olarak dinlenmiş olması karşısında, yargılama kurallarına aykırı davranıldığının ileri sürülmesi üzerine, bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınmıştır.
Tanıklar M.Ü. ve İ.Y.’nin anlatımlarının aşamalarda değişiklik göstermemesi, dosyadaki diğer bilgi ve belgelerin hüküm vermeye yeterli olması ve suçlayıcı kanıtların temel dayanağını oluşturan iletişim tespitinin yasal kanıt niteliğini taşımadığının açıklıkla ortaya çıkması karşısında, her ne kadar kendisi de aynı olayda tanık olan kişinin davada hakim olarak görev yapması yasaya aykırı ise de, bu usuli eksiklik sonuca etkili ve bozmayı gerektirir etkinlikte görülmemiş, esasın görüşülmesine geçilmesi oyçokluğuyla kararlaştırılmıştır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Kurul Üyesi ise, “Her iki tanığın ifadesinin alınması sırasında mahkeme başkanı olarak görev yapan Hakim M.K., Adalet Müfettişi tarafından aynı olay nedeniyle tanık sıfatıyla yeminle dinlenmiş olup, CMY’nin hakimin davaya bakamayacağı halleri belirleyen 22. maddesinin 1. fıkrasının ( f ) bendine göre aynı davada hakimlik görevini yapması yasaya aykırıdır. Yasanın anılan maddesi, 1412 sayılı CYUY’nin 21/5. maddesi hükmü ile aynı olup, uyulması zorunlu bir yargılama kuralıdır. Ceza Genel Kurulunun 03.12.2002 gün ve 291-422 sayılı, 23.10.2001 gün ve 229-230 sayılı, 25.05.1987 gün ve 144-314 sayılı ile 31.03.1986 gün ve 444-185 sayılı kararlarında da aynı husus vurgulanmış ve anılan durum bozma nedeni sayılmıştır. Bu itibarla hükmün, diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle saptanan bu usul yanılgısı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.”görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
2- Esasa ilişkin temyiz incelemesinde;
İşlediği bazı suçlar nedeniyle tutuklu olarak yargılanırken tahliye edilen ve hakkında verilen mahkumiyet kararının Yargıtay’ca aleyhte bozulması evresinde yurtdışına kaçtığı basın haberlerine konu olan Alaettin isimli şahsın kaçışıyla ilgili adli soruşturma sırasında yapılan teknik takipler evresinde, H.S.Ş. adlı kişinin oğlunun karıştığı bir olay nedeniyle Y… Genel Sekreter Yardımcısı E.Y.’nin, Üsküdar Adliyesi ile doğrudan ve dolaylı olarak kurduğu temas ile tahliye edilmesini sağlamaya çalıştığı, Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi olan T.A.’nın etki altında kalarak davanın kendi mahkemesine düşmesini sağladığı ve tensiple tutuklu sanığı tahliye ettiği iddiası ile ilgili olarak Adalet Müfettişlerince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 10.12.2004 tarihli raporda özetle;
Üsküdar C.Başsavcılığının 2004/5486 sayılı hazırlık evrakına kolluk aşamasından itibaren müdahale edilmeye çalışıldığı, Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinin 29.03.2004 ila 02.04.2004 tarihleri arasında nöbetçi olup o hafta açılan davaların eşit şekilde tevzi edilmesinden sorumlu olduğu, Av. İ.Y.’nin ifadesi ve 22.03.2004 günlü telefon görüşme tutanağına göre, bu mahkemenin hakimi T.A. ile yakın olarak tanıştığı ve müvekkili C.Ç.’nin tahliyesini ve yargılamasının tutuksuz olarak yapılmasını sağlamak için adı geçenle görüştüğü, hakim T.’nin de “dava açılırsa ben onu hallederim, Cuma günü bırakırım” şeklinde konuştuğu, ne var ki bu görüşmenin geçtiği hafta davanın açılmadığı, getirtilen telefon kayıtlarına göre Hakim T. ile C.Savcısı Ö.F.A.’nın 28-30 Mart tarihleri arasında 3 kez görüştükleri, 29.03.2004 günü nöbeti alacak olan hakimin 28.03.2004 Pazar günü saat 23.43’de C.Savcısını aradığı, ertesi gün mağdurun raporunun alındığı, 30.03.2004 Salı günü saat 08.48’de tekrar arayarak davanın o gün açılmasında rol üstlendiği, bu aramaların davanın kendi nöbetinde açılmasını sağlamak için olduğunun kabulünün gerektiği, iddianame 30.03.2004 tarihli ise de tevzinin Cuma günleri yapıldığından o hafta açılan 62 iddianame ile birlikte 02.04.2004 Cuma günü nöbetçi mahkemeye gönderildiği, tevzi listelerinde davaların çeşitleri, sanık sayıları ve tutuklu olup olmadıklarının belirtilerek buna göre dağıtım amaçlanmakta ise de söz konusu dava ile ilgili tutuklu olduğunun belirtilmediği, kura tevziine tabi olması gerektiği halde o gün gelen iddianamelerin ortalarında bir numara olmasına rağmen, kuraya dahil olmayan ek tevzi listesinin Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine ait kısmının 1. sırasına yazıldığı, bu şekilde davranılmasının altında yatan nedenin Av. İ.’nin telefon konuşmasıyla netlik kazandığı, Hakim T.’nin 2003-2004 yıllarında karara çıkardığı dosyaların incelenmesinde, savunmasını almadan ve tensiple tahliye ettiği bir tane bile sanık olmadığı, ancak bu dosyada savunmasını almadan tutuklu sanık C.Ç.’yi tahliye ettiği;
Hakim T.’nin savunmasında, bazı dosyaların gecikmeli olarak geldiklerini, Birinci ve İkinci Asliye Ceza Mahkemelerine kaçakçılık ve basın suçlarına ilişkin dosyaların tevzi edildiğini, bu nedenle ek tevzi listesi düzenlendiğini, söz konusu iddianamenin de geç gelmesi nedeniyle ek tevziye dahil edildiğini belirtmişse de, C.Savcılığı esas defterinin incelenmesinde, söz konusu iddianameden sonra kaydedilen iddianamelerin de ek tevzi listesinde olmaları gerekirken normal kura tevziine dahil edildiklerinin anlaşıldığı;
Tutuklama veya salıvermenin hakimin takdir hakkı cümlesinden olmasına, bir hakimin, yargının diğer ayağı olan avukatlarla diyalogunun olması, samimi arkadaşlık kurması, aralarında bazı hukuki görüşmeler yapılmasının da olağan olduğu, ancak bu görüşmelerin somut olaylar için değil, genel hukuk ve soyut örneklemeler ile ilgili olabileceği, bir hakimin hiçbir zaman kendi önüne gelebilecek bir olay için kanaat belirtemeyeceği, Av. İ.’nin, doğruluğunu kabul ettiği telefon görüşmesinde Hakim T.’nin, dava açılırsa Cuma günü hemen bırakırım şeklinde ihsası reyde bulunduğunun anlaşıldığı, böyle bir kanaat belirtildikten sonra olması gerekenin bu dosyanın kendi mahkemesine düşmesini engellemek, sehven kaydedilmiş ise davadan çekilmek iken, bilakis söz konusu davanın kendi mahkemesine düşmesi için ihtimam gösterdiği, bu safhadan sonra tensiben tahliyenin de ister istemez dikkat çektiği, alışılmışın dışında bu uygulamanın özel kasta dayandığı kanaatinin oluştuğu, soruşturma konusunun sabit olduğu, hakim T.A.’nın görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısını uyandırdığından hakkında kovuşturma yapılması ve yer değiştirme cezası uygulanması gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Sanık T.A., aşamalarda yaptığı savunmalar özü itibariyle aynı nitelikte olup, duruşmada 12.05.2005 günlü oturumda yaptığı savunmasında aynen;
“Ben 10 yıldır Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi olarak çalışıyorum. 30 yıldır da ceza hakimliği yapıyorum. Üsküdar adliyesinde asliye ceza davalarına ait dosyalar her hafta Cuma günü nöbetçi hakimin nezaretinde ve asliye ceza mahkemeleri yazı işleri müdürlerinin iştirakiyle dosyalar eşit olarak tevzi edilir. Birinci Asliye Ceza Mahkemesine kaçakçılık, İkinci Asliye Ceza Mahkemesine basın suçlarıyla ilgili dosyalar ayrılır, bundan sonra da gelen dosyalar da diğer mahkemelerle birlikte dengeler gözetilerek dağıtılır. Ancak Cuma günü öğleden sonra gelen dosyalar genellikle ek tevzi listesi yapılır. 02.04.2004 Cuma günü benim duruşmalarım vardı, duruşmalar öğleden sonra tahminen 15-16’ya kadar sürdü. Bu arada tevzi listelerini o zaman İkinci Asliye Ceza Hakimi olan M.Ü. yaptı. Ben bulunmadım, ayrıca asliye ceza mahkemeleri yazı işleri müdürleri de bu dosya ayırımı sırasında bulunurlar.
Mahkememizin 2004/289 esasına kayıtlı olan dosya M. Hanımın yaptığı ek listenin 1. sırasına yazılmış, bu dosyanın araya veya en sona ilave edilmediği bu şekilde anlaşılmaktadır. Bu dosyanın C.Savcılığından Cuma günü geldiğine dair de fotokopi mevcuttur. İncelendiği takdirde görülecektir. Ben bu şekilde gelen dosyalan Cumartesi ve Pazar günleri adliyeye gelerek inceliyorum. Bu şekilde incelemem neticesinde dosya hakkında bilgi sahibi oldum. Sanık C.Ç.’nin tutuklanmış olduğunu ve bu tutukluluğa yapılan itirazın da reddedildiğini gördüm. İtiraz bir gün sonra yapılmış, öğretmen A.T.R. ifadesinde, mağdur A.Ç.’ye diğer sanık H.K.Ş.’nin ağzına vurduğunu ve ağzından kan geldiğini ifadesinde söylemiş, itirazdan sonra alınmış, dosyayı incelediğim zaman gördüm. Tutuklanan C.Ç. lise son sınıf öğrencisi ve olay da okulda cereyan ediyordu, diğer sanık ve mağdur da öğrenci. C.Ç. ifadesinde kendisinin vurmadığını, kendisinin münakaşaya katıldığını, H.K.Ş.’nin kavgaya katıldığını ancak okul müdürünün odasında H.K.Ş.’nin mağdura vurduğunu okul müdürü F.K.’ya söylemiş. Sanığın öğrenci olduğunu, 17 gün tutuklu kaldığını, mağdurun babasının şikayetinden vazgeçtiğini öğrendiğim için davanın daha sonra ortadan kaldırılma ihtimalini düşündüğümden, üniversite sınavlarına hazırlık dönemi de olduğundan, mağdur olabileceği düşüncesiyle tensiple beraber Pazartesi tahliyesine karar verdim. Daha önce de bir öğrencinin TEM otoyolunda bir yayaya çarparak ölümüne sebebiyet vermesiyle ilgili bir dava dosyasında bu şekilde mağduriyetin önlenebilmesi için tensiple birlikte tahliye kararı vermiştim. Bu olayla ilgili ben hiç kimseyle görüşme yapmadım. Bu davayla ilgili Avukat İ.Y., H.K.Ş.’nin vekiliydi. Ben Elazığ’da sıkıyönetim askeri mahkemesinde duruşma hakimi olarak görev yaparken, daha önceden askeri hakim olarak görev yapıp Elazığ’da avukat olarak duruşmalara giren kişi olarak kendisini tanıyorum. Üsküdar’da da en fazla 5 dosyada avukat olarak duruşmalara girmiş olabilir. Ben bu davayla ilgili olarak ne Avukat İ.Y., ne de Yargıtay’dan herhangi bir kimseyle doğrudan bir görüşmem olmadı. Tanık olarak Hakim M.Ü. ki şu anda İkinci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, emekliye ayrılan Yazı İşleri Müdürü S.Ş.’nin dinlenmesini talep ediyorum. Ses bandında da tahliye ederim şeklinde bir ifade yoktur. Müfettiş parantez içinde kendi düşüncesini yazmıştır. Ben sanığı tahliye etmek isteseydim Cuma günü tahliye ederdim. Ben hafta sonu adliyede dosyayı incelediğim için mağdur olmaması için tahliye kanaatine vardığımda Pazartesi günü tensiple beraber tahliye ettim. Herhangi bir kimsenin tesirinde kalmadım” şeklinde anlatımda bulunmuştur.
Tanık M.Ü., Adalet Müfettişlerine verdiği ifadede; 02.04.2004 tarihli tevzi listesindeki imzanın kendisine ait olduğunu, mahkemelerin yasa gereğince görevli olduğu dosyalar ayrık tutularak diğer dosyaların ağırlıklarına, sanık sayılarına, tutuklu olup olmamaları gibi ölçütlere dayalı olarak gruplara ayrıldıklarını, daha sonra gelen dosyaların da aynı şekilde gruplandırıldıklarını, kuraya tabi olan 1. grubun katılan hakimler ve yazı işleri müdürleri huzurunda kurasının çekilerek ilgili mahkemenin numarasının yazılarak düzenlenen tutanağın altının hazır bulunanlarca imzalandığını, aynı tarihli ek tevzi listesinde Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine düşen ve 1. sırada yazılan 2004/5468 hazırlık ve 1587 esas sayılı dosyanın bu mahkemeye düşmüş olmasının değişik ölçütler nedeniyle mümkün olacağını, özel bir kast olduğunu sanmadığını, Hakim T. Beyi görev yaptığı süre içerisinde tanıdığını, meslekte kendisinden kıdemli, ağabey olarak gördüğü, etki altında kalmayacak bir kişi olduğunu, bir beklentisi bulunmadığını, bunun için söz konusu dosyada özel olarak ve etki altında kalarak tahliye kararı vereceğini zannetmediğini beyan etmiştir.
Talimat yoluyla Üsküdar Birinci Ağır Ceza Mahkemesince 24.05.2005 tarihinde alınan ifadesinde aynen; “Asliye Ceza Hakimi sıfatıyla görev yaptığım 5 yıla yakın süre içerisinde Cuma günleri Üsküdar adliyesinde bulunan dört asliye ceza mahkemesinin tevzi işlemleri nöbetçi olan o haftaki asliye ceza kalemi tarafından yapılmakta olup, genellikle her tevzi işlemine yazı işleri müdürleri ile birlikte gözetmen sıfatıyla dahi olsa katıldım. Katılmadığım çok az tevzi muamelesi vardır ki, bunlar da genellikle izinli olduğum dönemleri kapsamaktadır.
Hakim T. ise, benim asliye ceza mahkemesinde görev yaptığım tüm zamanlarda müstemiren Üçüncü Asliye Ceza Hakimi olarak görevliydi. Bu nedenle çok iyi bildiğim üzere, hakimlerin iş yoğunluğu nedeniyle tevzi işlemlerine katılımı az olmuştur.
Bana okunan Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesinin son soruşturma açılmasına ilişkin kararının içeriğinde yazılı olduğu üzere, telefon metinlerinden benim de haberim vardır. Adalet Başmüfettişlerinin ifademin alınması için beni tatilden ricaen çağırmaları üzerine gittiğimde bu bant kayıt dökümlerinden haberdar oldum. Burada öğrendiğime göre, söz konusu evrak müstemiren bakmakta olduğum Üsküdar İkinci Asliye Ceza Mahkemesinin nöbetçi olduğu hafta içerisinde sanığın tutuklanmasına itirazen evrakın gelmesi ihtimali bant kayıt dökümlerinde geçmekte ve mahkememin ismi telaffuz edilmekle birlikte dökümün devamında geçen konuşmalardan “… nöbetçi mahkemeyi ve hakimin ismini öğren, bana bildir”, “… nöbetçi mahkeme Üsküdar İkinci Asliye Ceza Mahkemesi, hakimi de bayan M.Ü. …” şeklinde devam etmekte, “… çeşitli kereler Hakim M. Hanım aranmasına rağmen makamında telefonla ona ulaşmak mümkün olmamıştır…” şeklinde sözlerle yine devam ettiği anlaşılmaktadır. Oysa ki, bu telefon konuşmalarından ne haberim vardır, ne bana ulaşan birisi vardır ve ne de Adalet Başmüfettişlerinin ifademi bu konuda almasına söz konusu olayın basında yansıyan operasyona ilişkin davanın uzantısı olabileceği yönünde bir bilgim söz konusudur. Bu örnek gibi, adalet dairelerinde görev yapmakta olan meslektaşlarımızın isimlerinin, görev ve yetkilerinin öğrenilmesi çok kolay olduğu gibi, bakmakta olduğumuz davalarla ilgili olarak bilgimiz dışında ve haricen ismimizin zikredilmesi, konuşulan kişileri tanıdığımız veya bu hususta onlarla konuştuğumuz anlamına gelmez.
Zira, Adalet Başmüfettişlerine verdiğim beyanım sonrasında söz konusu Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/289 esas sayılı dosyasından ve içeriğinden bu şekilde haberdar oldum. Soruşturmanın devam ettiği Mart 2004 tarihi itibariyle senelik iznimi kısmen kullanmaktaydım, ancak iddianamenin nöbetçi Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği tarihte görevimin basındaydım ve tevziye diğer hakim arkadaşlarımın iş yoğunluğundan müsait olmamaları nedeniyle bu tevzide tek hakim olarak bulundum.
Her hafta nöbetçi asliye ceza mahkemesine Cumhuriyet Savcılığından gelen iddianameler kabul edilmekte ve Cuma günleri öğleden sonra itibariyle saat 14.00 civarında tevzi işlemi gerçekleştirilmektedir. İşlem, ihtisas mahkemesini ilgilendiren kaçakçılık suçları ile ilgili olarak Birinci Asliye Ceza Mahkemesine, basın suçları ile ilgili olarak İkinci Asliye Ceza Mahkemesine, markalar yasası ile ilgili olarak daha öncesi itibariyle Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesine dosyaların gitmesi gerektiğinden bu tip özel ihtisas suçlarından açılan davalarla ilgili olarak dosyalar tevzi listesine katılmamakta ve ek tevziye konu edilmektedir. Ayrıca daha sonra Üsküdar C.Başsavcılığınca tevzi saati sonrasında gelen ve tutuklu olan dosyaların da işin aciliyeti açısından ek tevzi listesine sıra ile, sıranın eşitlenmesi durumunda da yine yazı işleri müdürünün ve benim huzurumda yapılan kura ile belirlenecek bir gruba katılması söz konusudur ve katıldığım 5 yıllık süre içerisinde her hafta yapılan tevzi işlemlerinde ek tevzi de tamamen ayrıca yapılmaktadır. Bu genel bir uygulama olup, söz konusu Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi ile ilgili özel bir uygulama değildir. Kaldı ki, her ne kadar son soruşturma açılmasına ilişkin Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesinin kararının metninde sanığın bu dosyayı kendi mahkemesine düşürmesine ilişkin işlemde bulunduğu belirtilmekte ise de tevzi işlemine katılan tek hakim olarak bana sanık tarafından böyle bir telkin olmadığı gibi, yukarıda da belirttiğim gibi bu dosyanın özelliğinden de soruşturma sırasında haberim olduğu bir gerçektir.
İleri sürdüğüm bu hususlar çerçevesinde ve yaklaşık 5 yıllık sanık ile görev yaptığım süre içerisinde meslektaşım olan Hakim T.A.’nın iddianamede bahsi geçen eylemlere benzer hiçbir eylemine de ayrıca tanık olmadığım gibi kişiliğini de çok iyi tanıdığım üzere böyle bir olayı gerçekleştirmesi kişisel kanaatime göre de kesinlikle mümkün değildir. Zira, tanıdığım kadarıyla sanık hakim diğer meslektaşlarımın da olduğu gibi genellikle Cumartesi ve Pazar tatil günlerini dahi iş yoğunluğu nedeniyle adliyede geçirmekte olan, prensip sahibi, işine bağlı bir kişiliğe sahiptir.”şeklinde anlatımda bulunmuştur.
Tanık İ.Y., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde, H.S.Ş.’nin oğlu H.K.Ş.’nin avukatı olduğunu, okulda karıştığı bir kavga olayı nedeniyle açılan davada vekili olduğunu, aynı olay nedeniyle hakkında dava açılan C.Ç. adlı öğrencinin tutuklanmış olduğunu, bu olay nedeniyle görüştükleri bir sırada H.S.Ş.’nin, Y… Başkanı E.Ö. ile telefon görüşmesine tanık olunca, sınıf arkadaşı olması nedeniyle telefonu alıp hal hatır sorduğunu, telefon görüşme tutanaklarında yer alan görüşmenin de bu görüşme olduğunu, aralarında davanın bir an önce açtırılmasına dönük bir konuşma da geçtiğini, konuşmalardaki “Tayyip-Mayyip” sözünde kastedilenin de Üsküdar Asliye Ceza Hakimi T. Bey olduğunu, kendisini Elazığ’dan tanıdığını, davanın bir an önce açılması için birileriyle görüşmüş olabileceğini, davanın açıldığını ve müvekkilinin tensiple beraber tahliye edildiğini sonradan öğrendiğini, T. Beye, itiraz etsem nöbetçi hakim kimdir diye sormuş olabileceğini, telefon kaydında geçen “hayır Cuma günü ben yaparım diyor onu” şeklindeki konuşmasını niye yaptığını bilemediğini, belki birisiyle görüşüp ondan aldığı bilgiyle ilgili olduğunu beyan etmiştir.
31.05.2005 tarihinde talimat yoluyla Üsküdar Birinci Ağır Ceza Mahkemesince alınan ifadesinde; hakim T.’yi 1980 yılında Elazığ’da hakim asteğmen iken, kendisi de Kayseri’de hakim yarbay olarak görev yaptığı sırada tanıdığını, herhangi bir şahsi ilişkisinin bulunmadığını, saygı duyduğu, dürüst, namuslu, onurlu, mesleğine yakışır bir insan olarak bildiğini, Y… Başkanı ile yaptığı telefon konuşmasında geçen “Tayyip mayyip”sözlerindeki kişinin o olmadığını, söz konusu telefon konuşmaları ile ilgili aradan uzun zaman geçtiğinden herhangi bir hataya neden olmamak için susma hakkını kullanmak istediğini, söz konusu tevzi işleminde hiçbir müdahalesinin ve bilgisinin bulunmadığını, tevzi işleminin nasıl olduğunu dahi bilmediğini söylemiştir.
Tanık S.Ş., talimat yoluyla Kartal Birinci Ağır Ceza Mahkemesince alınan ifadesinde; aklında kaldığı kadarıyla nöbetçi mahkeme olduklarını, normalde Cuma günü öğleye kadar gelen dosyaları durumuna göre dörde bölerek yani suçun nevine, sanık sayısına ve önemine göre bölerek daha sonra kuraya esas olmak üzere ayırdıklarını, daha sonra gelen basın suçları ve kaçakçılık suçlarını ise ait oldukları mahkemeye tevzi edip, ayrıca bunun haricinde yeni gelen dava varsa bunları da tekrar gruplandırmaya tabi tuttuklarını, tevzi dışı kaldığı söylenen dosyanın öğleden sonra gelmesi nedeniyle ek tevziye konu olduğunu tahmin ettiğini, aklında kaldığı kadarıyla kendi hakimlerinin duruşması olduğu için tevzi kurasını Hakim M. Hanımın çektiğini, bir usulsüzlük bulunmadığını, Hakim Beyin de böyle bir şey yapacağına ihtimal vermediğini, hatta tevziden gelen dosyaların tensiplerini hafta sonu adliyeye gelip yaptığını, ancak bu dosyaya ilişkin ayrıcalıklı bir işlem hatırlamadığını, çalıştığı sürece sanık hakimin herhangi bir olumsuz hareketine rastlamadığını beyan etmiştir.
Ayrıca, aynı olay nedeniyle Adalet Müfettişlerince Üsküdar Adliyesinde görev yapan Hakim ve C.Savcıları da tanık olarak dinlenmiş olup, olay hakkında duyuma dayalı ve sanık hakimin kişiliğine ilişkin beyanlarda bulundukları, ancak Yüksek Dairece bu kişilerin ifadelerine başvurulmadığı anlaşılmaktadır.
Dosyada bulunan telefon görüşmesinin dinlenmesine ilişkin tutanaklarda 22.03.2004 tarihinde saat 13.43’de H.S.Ş.’ye ait telefondan Y… Başkanı E.Ö. ile Av. İ.Y. arasında yapılan görüşmenin ilgili bölümünde aynen;
“L- Şimdi sulh ceza hakimi tutuklamış, asliye ceza hakimi, Başkan- Red etmiş
L- Red etmiş, buradaki bizim çocuk benim tanıdığım Tayyip Mayyip var, onlara dedi ki abi bana şimdi nasıl bunu şey yaparlar, ancak yapacağım şey davayı hemen açtırmak
Başkan- Tabi davayı hemen açıp hemen ilk günde
L- Evet evet
Başkan- Bi yakın güne koydurup ilk günde tahliyesini istemek
L- Hayır Cuma günü ben yaparım diyor onu
Başkan- Hı oldu
L- Onu yaparım
Başkan- O ya işte
L- Eğer sen de emir buyurursan öbür tarafa davayı açmaları konusunda…” şeklinde konuşma geçtiği anlaşılmaktadır.
Üsküdar Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/289 esas sayılı dosyasına ait örneğin incelenmesinde;
Üsküdar C.Başsavcılığının 30.03.2004 gün ve 5468-1587 sayılı iddianame ile sanık C.Ç. hakkında, A.Ç. adlı kişiyi mandibula kırığı oluşturacak ve 25 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralamak suçundan dolayı TCY’nin 456/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve iddianame altına diğer sanık H.K.Ş.’nin yaşının küçük olması nedeniyle hakkındaki evrakın ayrıldığının belirtildiği;
Sanık C.Ç.’nin bu suç nedeniyle 18.03.2004 tarihinde tutuklanmış olduğu,
Hakim T.A.’nın imzasını taşıyan 05.04.2004 günlü tensip tutanağında birinci maddenin aynen;
“Müşteki velisi Ş.Ç.’nin dosyada mevcut şikayetten vazgeçtiğine dair dilekçesi, sanığın öğrenci olması, belli ikametgah sahibi bulunması, kaçma ve delilleri karartma ihtimali bulunmaması gözönüne alınarak bihakkın tahliyesine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu değil ise derhal salıverilmesi için C.Savcılığına müzekkere yazılmasına” şeklinde olduğu,
24.06.2004 tarihinde yapılan ilk oturuma sanık ve mağdurun geldikleri, sanığın suçlamayı kabul etmediği, mağdurun ise, kendisine vuran kişinin K. olduğunu, şikayetçi olmadığını bildirdiği, duruşmanın bir başka güne bırakıldığı anlaşılmaktadır.
02.04.2004 tarihli tevzi listesinin incelenmesinde; listenin altında Hakim M.Ü. ve 4 yazı işleri müdürünün imzalarının bulunduğu, hakim T.A.’nın sicili açılmış olmasına rağmen imzasının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;
Sanık aşamalarda tutarlı bir şekilde, tevzi listesinin kendisi tarafından yapılmadığını, sanık C.Ç.’ye ait dosyayı özellikle kendisine düşürmesinin söz konusu olamayacağını, herhangi bir kişinin bu dosya ile ilgili olarak kendisini aramadığını, mesleki deneyimleri ve bilgilerine dayalı olarak yargılama yaparak ara kararlarını düzenlediğini, yüklenen suçu işlemediğini savunmuştur. Sanığın bu savunması tanıklar Hakim M.Ü. ve Yazı İşleri Müdürü S.Ş. tarafından doğrulandığı gibi, dosya içerisinde bulunan tevzi listelerinin incelenmesinde de 02.04.2004 tarihli tevzi listesinin düzenlenmesinde hakim olarak tanık M.Ü.’nün imzasının bulunduğu görülmüştür. Tevzi listesinin düzenlenmesinde olağan uygulamanın dışında bir işlem yapıldığını gösterir nitelikte dosya kapsamında herhangi bir başka kanıt da bulunmamaktadır.
Sanığın, iddia edildiği gibi dava dosyasını kendi mahkemesine düşürmek için özel bir çabasının bulunmadığı açıkça ortadadır.
Telefon görüşme tutanaklarında, sanığın herhangi bir kimse ile konuşmasına ilişkin bir saptama bulunmamaktadır. Üçüncü kişilerin yaptıkları bir telefon görüşmesinde adı geçmekte olup, bu görüşmede de doğrudan sanık tarafından yapılmış bir işlemden söz edilmemektedir.
Sanığın, yargılama yaptığı dosyada tutuklu sanık C.’yi tensip kararıyla tahliye etmesi, bu dosyadaki kanıt durumuna göre, olağan yargılama faaliyetinin dışında, hukuka aykırı olarak verilmiş bir karar değildir. Soruşturma aşamasında alınan bir tedbirin, kovuşturma aşamasında sürdürülüp sürdürülmeyeceği, yargılama yapan hakimin takdirinde olan bir husustur. Bu takdirin kullanılmasında, sanık tarafından gösterilen gerekçe, akla hukukun temel ilkelerine ve yasaya uygun bir gerekçe olup, görev sınırları içinde hareket ettiğini ortaya koymaktadır.
Görüldüğü gibi, sanık hakkındaki iddialar varsayımdan öteye gitmemekte, şüpheden uzak, kesin ve hüküm vermeye elverişli herhangi bir kanıtla desteklenmemektedir.
3- Dosyanın esasının görüşülmesi sırasında bir kısım Kurul Üyelerince, dosya içerisinde bulunan telefon dinleme tutanaklarının hukuka aykırı kanıt niteliğinde olduğu, bu tutanakların dosyadan çıkartılmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş, konu bu yönüyle de Ceza Genel Kurulunda görüşülmüştür.
Anayasa’nın 22. maddesi gereğince kural olarak herkes haberleşme özgürlüğüne sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır. Bu kural uyarınca telefon ile yapılan haberleşme de gizlidir. Ancak, yine aynı madde uyarınca, ulusal güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması nedenlerine dayalı olarak hakim kararıyla gizlilik kuralı askıya alınabilir.
Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz “Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi”nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu kurala bağlanmış, bu hakka bir kamu otoritesinin müdahalesinin ancak, ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda gerekli olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir.
Ülkemizde 1412 sayılı CYUY’nin yürürlükte olduğu 1999 öncesi dönemde haberleşmenin dinlenmesi ve denetlenmesi konusunda herhangi bir düzenleyici kural öngörülmemiştir. Uygulamada CYUY’nin 91. maddesinde yer alan, sanığa gönderilen mektuplar ve sair mersulenin zapt edilebileceğine ilişkin kuralın kıyasen uygulanması suretiyle haberleşmeler denetlenmiş ise de bu tür kanıt derlemeleri özellikle öğretide yoğun eleştirilere konu edilmiştir.
Haberleşmenin dinlenmesine ilişkin ilk yasal düzenleme, 01.08.1999 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası’nda yer almıştır.
Bu Yasanın 2. maddesinde;
“Bu Kanunda öngörülen suçları işleme veya bunlara iştirak yahut işlendikten sonra faillere her ne suretle olursa olsun yardım veya aracılık veya yataklık etme kuşkusu altında bulunan kimselerin kullandıkları telefon, faks ve bilgisayar gibi kablolu, kablosuz veya diğer elektromanyetik sistemlerle veya tek yönlü sistemlerle alınan veya iletilen sinyalleri, yazıları, resimleri, görüntü veya sesleri ve diğer nitelikteki bilgileri dinlenebilir veya tespit edilebilir. Tespit edilenler mühürlenerek yetkililerce zapta bağlanır.
İletişimin dinlenmesine veya tespitine ilişkin kararlar, ancak kuvvetli belirtilerin varlığı halinde verilebilir.
Başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde edilmesi mümkün ise, iletişimin dinlenmesine veya tespitine karar verilemez.
Resmi veya özel her türlü iletişim kuruluşlarının tuttukları, iletişimin içeriği dışında kalan kayıtlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.
Dinleme veya tespite veya kayıtların incelenmesine hakim karar verir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı da bu hususlarda yetkilidir. Hakim kararı olmaksızın yapılan bu gibi işlemlerin yirmidört saat içinde hakim kararına bağlanması şarttır. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından derhal kaldırılır.
Dinleme ve tespit kararları en çok üç ay için verilebilir, bu süre en çok iki defa üçer aydan fazla olmamak üzere uzatılabilir.
İletişimin dinlenmesi ve tespiti sırasında bu Kanunda öngörülen suçların işlendiğine ilişkin şüphe ortadan kalkarsa, tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından kaldırılır. Bu gibi hallerde tedbir uygulaması sonucu elde edilen veriler, Cumhuriyet Savcısının denetimi altında derhal ve nihayet on gün içinde yok edilir ve durum bir tutanakla belirlenir.
Cumhuriyet Savcısı veya görevlendireceği kolluk mensubu, iletişim kurum ve kuruluşlarında görevli veya böyle bir hizmeti vermeye yetkili olanlardan, dinleme ve kayda alma işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların kurulmasını istediğinde, bu istem derhal yerine getirilir ve işlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat bir tutanakla saptanır.”hükmü yer almaktadır.
Bu madde hükmü uyarınca, 4422 sayılı Yasa’da katalog halinde sınırlı olarak sayılan suçların soruşturmasında, başkaca kanıt elde etme olanağı bulunmayan hallerde hakim kararıyla iletişimin dinlenmesi ve tespiti olanaklı hale gelmiştir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde C.Savcısı da bu tedbire başvurabilecek ancak, 24 saat içerisinde hakimden bu konuda karar almak zorunda kalacaktır. Görüldüğü gibi bu düzenleme ancak sınırlı suçlarla ilgili ve sınırlı hallerde telefon dinlenmesine olanak tanımaktadır. Bu sınırların dışına çıkılarak telefon dinlenmesi halinde elde edilen bilgiler yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğinde olacaktır.
Telefonla haberleşmenin dinlenmesine ilişkin son düzenleme ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nda yapılmış, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 18. maddesi ile de 4422 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmıştır.
5271 sayılı CMY’nin 135. maddesi, ” ( 1 ) ( Değişik 1. cümle: 25.05.2005-5353/17 md. ) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet Savcısı kararını derhal hakimin onayına sunar ve hakim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından derhal kaldırılır.
( 2 ) ( Değişik ibare: 25.05.2005-5353/17 md. ) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir.
( 3 ) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkan veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. ( Ek cümle:25.05.2005-5353/17 md. ) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hakim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
( 4 ) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, ( … ) mobil telefonun yeri, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, ( … ) mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
( 5 ) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
( 6 ) Bu madde ( Değişik ibare:25.05.2005-5353/17 md. ) kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a ) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
1- Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti ( madde 79, 80 ) ,
2- Kasten öldürme ( madde 81, 82, 83 ) ,
3- İşkence ( madde 94, 95 ) ,
4- Cinsel saldırı ( birinci fıkra hariç, madde 102 ) ,
5- Çocukların cinsel istismarı ( madde 103 ) ,
6- Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ( madde 188 ) ,
7- Parada sahtecilik ( madde 197 ) ,
8- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ( iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220 ) ,
9- ( Ek bent: 25.05.2005-5353/17 md. ) Fuhuş ( madde 227, fıkra 3 )
10- İhaleye fesat karıştırma ( madde 235 ) ,
11- Rüşvet ( madde 252 ) ,
12- Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ( madde 282 ) ,
13- Silahlı örgüt ( madde 314 ) veya bu örgütlere silah sağlama ( madde 315 ) ,
14- Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk ( madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337 ) suçları.
b ) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’da tanımlanan silah kaçakçılığı ( madde 12 ) suçları.
c ) ( Ek alt bent: 25.05.2005-5353/17 md. ) Bankalar Kanunu’nun 22. maddesinin ( 3 ) ve ( 4 ) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
d ) Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e ) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 68 ve 74. maddelerinde tanımlanan suçlar.
( 7 ) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.” hükmünü;
Aynı Yasanın 138. maddesi ise, ” ( 1 ) Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir.
( 2 ) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir.” hükmünü taşımaktadır.
Yargılama Yasası’nda yapılan bu düzenlemede de sınırlı olarak sayılan suçlarla ilgili olarak, sınırlı hallerde telefon haberleşmesinin dinlenmesi olanağı getirilmiştir. Bu düzenleme, yürürlükten kalkan 4422 sayılı Yasa’daki düzenlemeye paralel olmakla birlikte, farklı olarak bir başka suçun işlendiği şüphesini uyandıracak şekilde tesadüfen elde edilen kanıtların değerlendirilmesi olanağı da tanınmıştır. Ancak, telefon dinlemesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için, söz konusu suçun da 135. maddede sayılan katalog suçlardan birisine uygun olması gerekmektedir. Bu halde, durum derhal C.Savcısına bildirilerek bu kanıtın değerlendirilmesi söz konusu olabilecek ve yasa dışı elde edilmiş kanıt olarak değerlendirilmeyecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Dinlemeye konu olan telefon, H.S.Ş. adlı kişi adına kayıtlıdır. İstanbul 6 Nolu DGM’ce 15.03.2004 gün ve 2004/90 sayı ile H.S.Ş.’ye ait cep telefonunun, Aleattin ve yönettiği kabul edilen suç örgütü hakkında yürütülen soruşturma sırasında, 4422 sayılı Yasa’nın 2 ve 16. maddeleri uyarınca 3 ay süreyle dinlenilmesi ve tespitine karar verilmiştir. Ancak, dosyada kanıt olarak kabul edilen 22.03.2004 tarihli konuşmanın tutanakları incelendiğinde, bu görüşmenin haklarında dinleme kararı bulunmayan üçüncü kişiler arasında geçtiği açıktır. Bu konuşmada tesadüfen elde edildiği kabul edilen suç kanıtının değerlendirilebilmesi için 4422 sayılı Yasa’da herhangi bir hüküm yer almadığı gözetildiğinde, bu konuşma tutanağı yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Kaldı ki, 5271 sayılı CMY’nin 138. maddesine göre de bu tutanağa yasal bir kanıt değeri verilmesi olanaksızdır. Zira, tesadüfen elde edilen bu kanıt, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu ile ilgili olup, bu suç 135. maddede sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından, yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Yasa dışı elde edilen bir kanıtın ise soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmasına olanak bulunmamaktadır.
Bu nedenle dosyada yer alan telefon görüşme tutanağının yasa dışı elde edilen kanıt niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Yasaya aykırılığı saptanan işbu kanıt dışlandığında dosyada isnat olunan suçu sübuta erdirecek başkaca kanıt bulunmadığı görülmekte bunun sonucu olarak Özel Dairenin, sanığın beraatine ilişkin hükmünün isabetli olduğu açıklık kazanmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay C.Savcısının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan Özel Daire hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi A.S. Ertosun, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin ( İHAS ) 8 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 22. maddeleri gereğince, haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gereken bir konu olan ve mevzuatımızda 30.07.1999 tarihli 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ile yer alan telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ( AİHM ) , iletişimin dinlenmesi hususunda aradığı en önemli şart, bu konudaki düzenlemelerin eksiksiz olmasıdır. ( Ağaoğlu davasında Türkiye Cumhuriyeti, yapılan işlemlere dayanak mevzuatın bulunmaması nedeniyle İHAS’nin 8. maddesini ihlalden mahkum edilmiştir. ) Yapılan düzenlemelerle, iletişimin dinlenmesi ve tespiti konusundaki boşluklar doldurulmuştur.
Dava konusu olayda, şüpheli H.S.Ş. için usulüne uygun şekilde dinleme kararı alınmıştır. Adı geçen bu şüphelinin telefonundan başka birisinin konuşması sırasında yapılan tespitler, konuşan ve karşıdaki kişi yönünden yasak delil niteliğinde olmayıp, tesadüfen elde edilen delil niteliğindedir ( CMK.nun 138/2. maddesi ) . İletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma ile ilgisi olmayan ve CMK.nun 135/6. maddesinde sayılan ( katalog ) suçlar dışında kalan bir suçla ilgili kayıt alınmıştır. Elde edilen bilgiler, ihbar kabul edilerek soruşturma yapılabilecek ve delil başlangıcı olarak kullanılabilecektir. Zira hakim kararı ile kişinin özel alanına girildiğinden, haksız ve keyfi değil, yasaya uygun bir müdahale söz konusudur. Yasanın bu düzenlemesi karşısında, dinlenmesine karar verilen kişilerle sınırlı delil elde edilebileceği ve kullanılabileceği düşüncesi kabul edilemez. Bir hakim tarafından karar verildiği için dinleme tamamen yasaldır. Resmi olarak kendisi dinlenmeyen bir kişinin söyledikleri, hatta bir suç itirafı kullanılabilir. Önemli olan kanıt araştırmasındaki doğruluktur ve bunların kötüye kullanılmamasıdır.
Örneğin; ( A ) resmi olarak dinlenmektedir. Aslında resmi olarak dinlenmek istenen ( A ) ile konuştuğu bilinen ( Y ) ‘dir. Sonuç olarak, hattı dinlenmeyen bir kişinin itirafının yer aldığı kayıtlar, soruşturmada yoklukla batıl olmayan bilgiler olarak, yani hukuka uygun delil olarak kullanılabilecektir. Yasanın bu düzenlemesi karşısında, dinlenmesine karar verilen kişilerle sınırlı delil elde edilebileceği ve kullanılabileceği düşüncesi kabul edilemez.
AİHM’si, her olayın kendi içinde değerlendirilmesi gerektiğini, mahkemelerin hukuka aykırı delillerin uygulamada kullanılamayacağına karar veremeyeceğini kabul etmektedir ( Schenk/İsviçre ve Khan/Birleşik Krallık davaları ) . CMK.nun 217. maddesi “Hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hakimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir. Yüklenen suç hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”hükmünü içermektedir. CMK, gerçeğe ulaşmak bakımından delillerin serbestliği ilkesini benimsemiş, suçun varlığı ve sanığın sorumluluğunun, kanunun ayrıca hüküm koyduğu haller dışında her türlü delille saptanabileceğini kabul etmiştir. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36 ve AİHS’nin 6. maddelerinde düzenlenen adil yargılama hakkına aykırılık oluşturmamaktadır.
Günümüzdeki sosyal ve ekonomik gelişme ve değişimler karşısında, özel bir önem kazanan ve toplum güvenliğini tehdit eden örgütlü ( terör ve çıkar amaçlı ) suçlar ve suçlularla mücadelede, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi çok önem kazanmakta ve toplum yararı öne çıkmaktadır. Dinleme kararı alınan şüphelinin telefonu ile görüşen diğer kişiler ( dolaylı dinleme ) yönünden yapılan dinlemelerin delil kabul edilmemesi, bu suçlarla mücadelede de büyük zafiyetler yaratacaktır, “görüşüyle;
Kurul Üyesi O. Koçak, “AHİM’si mahkemelerin hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılmayacağına karar veremeyeceğini, her olayın kendi içinde değerlendirilebileceğine işaret etmektedir. Khan davası/İngiltere kararında sanık tek delil olan ses kaydının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmesine rağmen sözleşmesinin 6. maddesinin ihlali olarak görülmeyip yargılamanın adil olduğuna karar vermiştir.
CMUK’da hukuka aykırı şekilde elde edilen deliller hükme esas alınmaz diyorsa da Anayasa’nın 90/son fıkrasında “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” denmektedir. Bu hükmü dikkate aldığımızda AHİM kararına uyma zorunluluğumuz vardır.
Uluslararası uygulamalardan da birkaç örnek vermek gerekirse; Amerika, LEON davasında aranan uyuşturucunun arama izni verilen yerin dışında bulunması halinde yargılamada delil olarak kullanılabileceğini kabul etmiştir. Mahkemeye göre polis uyuşturucunun elde edildiği yere ilişkin arama izni istemiş olsaydı, mahkeme bu izni verecekti. O halde uyuşturucunun bulunduğu yer arama izni kapsamındadır. The Good Faith “iyi niyet istisnası” görüldüğü gibi mahkeme yarar dengesine bakmaktadır. Alman hukukunda elde edilen deliller çok gizli ve özel hayat alanına ilişkinse delil olarak kullanılmaz. Ancak normal gizli hayata ilişkin ise devletin cezalandırmaktaki menfaati ile sanığın kişiliğinin korunmasına ilişkin menfaat arasındaki dengeye bakılacaktır. İşlenen suç ağır ise delil olarak kullanılacaktır. Burada da yarar dengesine bakılmaktadır.
Bu konuda çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. A şahsı için dinleme izni alınmış telefondan A’nın yakını olan B şahsı bir yakınına cinayet itirafında bulunarak cesedin yerini de söyledi. O yerde ceset bulundu. Bu deliller karşısında sanık da suçunu itiraf etti. Bu durumda sanık telefon dinleme tespiti sonucuna göre suçunu itiraf etti. Şimdi biz telefon dinleme yasal değil, o delil sonucu suçunu itiraf etmiştir diye tüm delilleri yok sayarak sanığı beraat mi ettireceğiz.
Sonuç olarak; yasak delil de uluslararası hukukun dikkate aldığı “Yarar Dengesi”ni biz de Anayasa’nın 90/son fıkrası gereği gözetip, sanık hakları olduğu kadar mağdur hakları olduğunu da düşünerek usulü esasa tercih edip, o da bir insan olan mağdurun haklarını ihlal etmemeliyiz.” görüşüyle,
Diğer bir Kurul Üyesi de bu görüşe katılarak karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesinin 26.01.2006 gün ve 12-5 sayılı hükmünün ( ONANMASINA ) ,
2- Dosyanın Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, ön sorun konusunda oyçokluğuyla, dosyanın esastan onanması konusunda oybirliğiyle, telefon tutanağının yasa dışı kanıt olduğu konusunda oyçokluğuyla, 13.06.2006 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak karar verildi.