Etiket arşivi: yoksa

Yargıtay, ev sahibinin rızası yoksa kiracı kayınvalidesiyle oturabilir baldızıyla oturamaz

Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2’nci Kira Hukuku Sempozyumu’nda konuşan Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat İnceoğlu, Yargıtay’ın kiracıyla birlikte kimin yaşayıp kimin yaşayamayacağına ilişkin ilginç yorumları olduğunu belirterek, “Kayınvalidenin oturmasına izin verilirken, baldıza izin verilmiyor” dedi.

Kira hukuku alanında kitapları ve akademik çalışmaları bulunan 8 üniversiteden hukukçular, mahkemelerin farklı dava dosyalarına yönelik kararlarından örnekleri paylaştı. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat İnceoğlu da Yargıtay’ın kiracıyla birlikte kimin yaşayıp kimin yaşayamayacağına ilişkin ilginç yorumları olduğuna işaret etti, “Kayınvalidenin oturmasına izin verilirken, baldıza izin verilmiyor” dedi. Doç. Dr. İnceoğlu, kiracıyla kimlerin kalabileceğinin yıllardır tartışıldığını ve kiraya verenler tarafından dava konusu edilebildiğini dile getirdi, şunları söyledi: “Yeni Türk Borçlar Kanunu’nda bu duruma ilişkin düzenlemeye yer verilmedi. Temmuz 2012’de yürürlüğe giren yasa bu yönüyle eksik çıktı. Şu an sadece İcra İflas Kanunu’nun 276’ncı maddesinde bu duruma açıklık getiren bir hüküm var. Buna göre, eş ve çocukların yanı sıra 2’nci dereceye kadar kan bağı olanlar da kiralanan konutta kiracıyla kalabilir. Yargıtay, bu kanun maddesini dikkate alsa, kayınvalideye başka, baldıza başka karar vermezdi. Bu kararlar bu yüzden hatalı.”

Sulh halinde Avukatlık Sözleşmesi yoksa Avukatlık Ücreti Avukatlık Kanunu 164/4.maddeye göre belirlenmeli

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2014/17437 esas ve 2015/5496 karar sayılı kararı

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, avukat olduğunu, davalıyı bir icra dosyasında alacaklı vekili olarak ve buna bağlı tasarrufun iptali davasında davacı vekili olarak temsil ettiğini ancak müvekkili olan davalının karşı taraf ile anlaşarak sulh olduğunu, 25/08/2010 tarihli azilname ile kendisini haksız olarak vekaletten azlettiğini ileri sürerek ödenmeyen vekalet ücreti alacağının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000 TL’sinin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 5418,70 TL nin 07/09/2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin ise reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı yanca temyiz olunmuştur.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına gore davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, ödenmeyen vekalet ücreti alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davacının davalıyı G… 3.İcra Müdürlüğü’nün 2009/15560 Esas sayılı takip dosyasında alacaklı vekili ve İ… 38. Asliye Ticaret Mahekemsi 2012/94 Esas sayılı dava dosyasında davacı vekili olarak temsil ettiği, davalının karşı yanla anlaşarak sulh olduğu ve Davalı S…’in davacı avukatı 25/08/2010 tarihinde azlettiği, taraflar arasında yazılı vekalet ücret sözleşmesi bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir.

Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığına göre davacı avukat anılan yasal düzenleme gereğince dava ve takip dosyasında harcı yatırılmış değerlerin %10-20’si oranında akdi vekalet ücreti de isteyebilir. Mahkemenin bu yönü göz ardı ederek yanlış değerlendirme ile yalnızca karşı yan vekalet ücretini kabul ederek yazılı şekilde hüküm tesis etmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm itirazlarının reddine 2,bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 277,65 TL. kalan harcın davalıdan alınmasına, 92,50 TL peşin harcın davacıya iadesine, 23.02.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

düğün takıları için eşin rızası yoksa koca eve harcadığı takıları iade etmeli

Boşanma davasında kadının düğünde kendisine takılan altınları iade edilmesi talebini değerlendiren yerel mahkemenin ‘Evin ihtiyacı için kullanılmış, iadeye gerek yok’ kararı Yargıtay’dan döndü. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evin ihtiyacı için bozdurulan ziynet eşyalarının rıza ile ve iade şartı olmaksızın verildiğini davalı koca ispatlamak zorunda olduğuna dikkat çekti. Emsal kararda, “Somut olayda davacının ziynet ve takıları iade şartı olmaksızın verdiğini davalı koca ispat edemediğinden, ziynetlere yönelik iade koşulları oluşmuştur. O halde, davacı kadının ziynet ve takılara yönelik davası nedeniyle kocanın beyanında varlığını ve bozdurulduğunu ikrar ettiği 7 adet 22 ayar bilezik, 2 adet tam altın ve 63 adet çeyrek altın hakkındaki talebin de kabulüne karar verilmesi gerekirken, bunlar hakkındaki isteğin reddi doğru olmamıştır.” denildi.

Şiddetli geçimsizlik yaşayan aile, 2012 yılında boşanmak için Edirne Aile Mahkemesi’ne müracaat etti. Kocasının birlik görevlerini yerine getirmediğini öne süren kadın, “Beni, ailesiyle birlikte oturmaya zorladı. Fiziki şiddet uyguladı. Bunu da günlüğümde yazdım.” diyerek mahkemeden manevi tazminat ve düğünde kendisine takılan ve kocasının evin ihtiyaçları için kullandığını söylediği 7 adet 22 ayar bilezik, 2 adet tam altın ve 63 adet çeyrek altının kendisine iadesini istedi. Edirne Aile Mahkemesi, kadının manevi tazminat talebini yerinde görürken altınlara yönelik iade talebini ise reddetti. Bu gelişme üzerine davacı kadın, ziynet alacağı davası yönünden; davalı koca ise kararın tamamına yönelik dosyayı Yargıtay’a gönderdi.

KOCALIK VAZİFESİNİ YERİNE GETİRMEMESİ VE AİLESİYLE YAŞAMAYA ZORLAMASI KUSURDUR

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, davalı kocanın temyiz itirazlarını inceledi. Daire, toplanan delillerden; davalı kocanın birlik görevlerini yerine getirmediği, eşini ailesiyle birlikte oturmaya zorladığı; davacı kadına yüklenebilecek bir kusurlu davranışının kanıtlanamadığının anlaşıldığına hükmetti. Davalı kocanın eşine fiziki şiddet uyguladığı ve hakaret ettiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığına hükmeden 2. Hukuk Dairesi, kadına ait günlükteki kadının şiddet gördüğüne ve hakarete uğradığına ilişkin açıklamanın başkaca delille doğrulanmadığından sabit kabul edilemeyeceğini ve kocaya kusur olarak yüklenemeyeceğine dikkat çekti. Kocaya yüklenebilecek kusurun sadece ‘birlik görevlerini yerine getirmeme ve eşini ailesiyle birlikte oturmaya zorlama’ davranışları olduğunu savunan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadının manevi tazminat talebinin yerel mahkemece kabul edilmesinin yasaya aykırı olduğunu, ancak altınları iade isteminin ise yerinde olduğuna hükmetti.

EVLİLİKTE TAKILAN ALTIN KİM TAKARSA TAKSIN KADININDIR

Kocanın sabit kabul edilen ve boşanma sebebini oluşturan kusurlu davranışlarının kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyeceği ve bu sebeple Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesi koşulunun oluşmadığı gözetilmeden; davacı kadının manevi tazminat talebinin reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nce isabetsiz bulundu. Kadının manevi tazminat talebinin kabulü yönündeki yerel mahkemenin verdiği kararı bozan 2. Hukuk Dairesi, davacı kadına düğünde takılan ve kişisel eşya niteliğinde bulunan ziynet ve takıların davalı koca tarafından bozdurulup harcandığı ve kadına iade edilmediğinin ispatlandığını hatırlattı.

Kararda şu ifadelere yer verildi: Evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı olur. Bu durumda, ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere kocaya verildiğinin, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup ev ihtiyaçları için harcandığının davalı yanca kanıtlanması halinde koca almış olduğu ziynet eşyalarını iadeden kurtulur. Somut olayda ise; davacı kadına ait olduğu anlaşılan dava konusu altınların evliliğin devamı sırasında davalı koca tarafından bozdurularak evin ihtiyacı için harcandığı davalı yanca kabul edilmiştir. Evin ihtiyacı için bozdurulan ziynet eşyalarının rıza ile ve iade şartı olmaksızın verildiğini davalı koca ispatlamak zorunda olup; somut olayda davacının ziynet ve takıları iade şartı olmaksızın verdiğini davalı koca ispat edemediğinden, ziynetlere yönelik iade koşulları oluşmuştur. O halde, davacı kadının ziynet ve takılara yönelik davası nedeniyle kocanın beyanında varlığını ve bozdurulduğunu ikrar ettiği 7 adet 22 ayar bilezik, 2 adet tam altın ve 63 adet çeyrek altın hakkındaki talebin de kabulüne karar verilmesi gerekirken, bunlar hakkındaki isteğin reddi doğru olmamıştır.

Evinin balkonunu camla kapatmaya Yargıtay engeli, binanın mimari projesinde yoksa yapamazsın

Evin cam balkonuna yargıtay kararı!

Evinin balkonunu camla kapatan Nur K.’ya Yargıtaydan tepki geldi.

Yargıtay fare girdiği için evinin balkonunu camla kapatan Nur K.’nın “Sırf fare, kertenkele giriyor diyeprojeye aykırı davranamazsın” dedi

İstanbul Ataköy’de lüks bir sitede giriş katta oturan Nur K., “Fare, kertenkele ve kedi giriyor” diyerek balkonunu, açılıp kapanabilir sürgülü camla kapattırdı. Delil olarak da komşusunun oğlunu fare ısırdığını gösteren veteriner raporu ile kendisinde hayvan fobisi olduğunu kanıtlayan İstanbulÜniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından verilen heyet raporu sundu. Site sakinlerinden 12 kişi Nur K. aleyhine, “Site yönetim kararı var, hiçbir şekilde hırsıza karşı demir parmaklık bile yapılamaz, sitemizin görüntüsü bozuluyor” diyerek camı kaldırmasın için dava dilekçesi verdi.

Bakırköy 5′. Sulh Hukuk Mahkemesi, “Sırf mimari projeye aykırı diye davalının çevrede bulunan hayvanlar tarafından rahatsız edilerek sağlıklı bir ortamda yaşaması engellenemez” diyerek davayı reddetti. Site sakinlerinin temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 18′inci Hukuk Dairesi dosyayı inceleyip “Fobiniz olsa da yapmış olduğunuz işlem güvenliğe yönelik değil, sırf balkondan kedi, fare, kertenkele giriyor diye mimari projeye aykırı hareket edemezsiniz” diyerek kararı bozdu. Yerel mahkeme kararında direnince dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na geldi. Kurul da yerel mahkemenin kararını bozdu. Nur K., balkonundaki camı kaldırmak zorunda kalacak.

evin_cam_balkonuna_yargitay_karari13871093470_h1106100

maçda ayağı kırılanın tazminatına mahkeme faul yoksa tazminat yok Yargıtay var dedi

Mahkeme ‘oyna’ dedi Yargıtay faul verdi

Halı saha maçında karşı takımdaki polis memurunun müdahalesiyle bacağı kırılan avukat, iş ve güç kaybı nedeniyle tazminat davası açtı. Mahkeme “Faul yok tazminat gereksiz” dedi ancak Yargıtay kararı bozdu

Yargıtay spor müsabakalarında sakatlığa neden olan oyuncunun rakip oyuncuya tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi. Sakatlanmaya neden olan hareket faul olmasa bile, sakatlanan oyuncunun zararı karşılanacak. Yargıtay’da geçen çarşamba günü alınan ve çok tartışılacak karara dayanak olan olay Ankara’da yaşandı. Avukatlar ve polisler 10 Nisan 2005′te polis günü nedeniyle halı saha maçı yaptı. Bir pozisyonda polis memuru D.S.S., topu rakip sahaya hızla sürerken avukat M.Ş. topa müdahale etti. Bu sırada D.S.S.’nin ayağı, avukat M.Ş.’nin bacağına çarptı ve avukatın bacağı birkaç yerinden kırıldı. 4 ay rapor alan ve bacağına platinler takılan avukata, yüzde 4.3′lük sürekli iş ve güç kaybı raporu verildi. Avukat da hem işe gidemediği 4 ay hem de sürekli malullük nedeniyle polis memuru aleyhine 10 bin TL’lik maddi – manevi tazminat davası açtı. Dava Ankara 17′nci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Mahkemenin tanık olarak dinlediği aynı halı saha maçında oynayan avukat ve polisler, D.S.S.’nin kasti bir hareketinin olmadığını anlattı.

YARGITAY: TAZMİNAT GEREKİR
Tanık ifadeleriyle yetinmeyen mahkeme, Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği bölümünden bir öğretim üyesi ve bir hukukçuyu bilirkişi tayin etti. Bilirkişiler raporlarında özetle, “Hareket topa yapılmıştır ve futbol oyun kuralları içindedir. Polisin kastı yoktur. Ancak yine de iş ve gücünden kaldığı için tazminat ödenmesi gerekir. Ödenecek tazminat miktarı mahkemenin takdirindedir” görüşünü savundu. Mahkeme ise “Faul yoksa tazminat da ödenmez” diyerek davayı reddetti. Gerekçeyi de, “Spor karşılaşmalarında yaralanma veya ölüm olayında hukuki veya cezai bir sorumluluğun doğabilmesi için bu sonucun o spor dalının kurallarına aykırı bir hareket sonucu oluşması, zararla sonuç arasında illiyet bağı bulunması gerekir” diye özetledi. Dosya, Avukat M.Ş.’nin temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne geldi. Daire de “Her ne kadar faul olmasa da avukat iş ve gücünden kalmıştır. Bu nedenle tazminat ödenmesi gerekebilir. Bir daha bilirkişi incelemesi yaptırılarak uygun tazminatın hesaplanması gerekir” deyip yerel mahkemenin kararını bozdu. Daire bozma gerekçesinde şöyle dedi: “Spor faaliyeti sırasında hukuk kurallarına uymak bir hukuki zorunluluktur. Somut olayın çözümünde öncelikle Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin maddelerin göz önüne alınması gerekir.” (Bir kişinin hukuka aykırı davranmasa bile yol açtığı zararı karşılaması maddesi.)

KARARI OY ÇOKLUĞUYLA BOZDU
Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi “tazminat gerekmez” içerikli ilk kararında direnince konu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na geldi. Genel Kurul, çarşamba günü yaptığı toplantıda, 4. Hukuk Dairesi’nin kararına katılarak yerel mahkemenin kararını oy çokluğuyla bozdu. Genel Kurul’daki bazı yüksek yargıçlarsa, tarafların oraya zevkine oynamak için gittiklerini, istenmeden de olsa sakatlanmaların yaşanabildiğini belirtti. Şimdi Ankara 17.Asliye Hukuk Mahkemesi yeniden bilirkişi görevlendirerek, avukat M.Ş.’nin uğradığı zararı hesaplatıp, bu miktarı D.S.S’nin ödemesi yönünde karar oluşturacak.

‘Sporun ruhuna ters bir karar…’
Avukat Metin Ülkü (Spor Hukukçusu): “Ben mahkemenin kararını doğru buluyorum. Yargıtay Genel Kurulu yanlış bir karara imza atmış. Çünkü böyle bir karar tüm sportif faaliyetleri bitirir. İnsanlar karşılıklı spor yapmaktan çekinir hale gelir. Amatör kümelerde kimse spor yapmaz. Müsabaka sırasında sportif bir müdahale yani faul varsa, kasıtlı olarak rakibi sportif mücadelenin dışında yaraladığını ispat ederlerse amatör olarak gerçekleşen bir faaliyette tazminat söz konusu olabilir. Fakat profesyonel futbolcuların şöyle bir ayrıcalığı var. Onlar bu müsabakalar nedeniyle para kazanıyorlar ve oynamasalar dahi kazançları devam ediyor sözleşmeleri gereği. Onların herhangi bir kazanç kaybı söz konusu değil. Ancak bir profesyonel futbolcunun çok ağır bir kasıt sonucu futbol hayatı biterse tazminat hakkı aranabilir. Bir iş davası olarak destekten yoksun kalma tazminatı söz konusu olabilir. Ama her sakatlanma, faul olsa da olmasa da tazminat gerektirir kararı çok baş ağrıtır, sporun ruhuna ters bir karardır.”