Etiket arşivi: ZİLYETLİĞİ

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / BİLİRKİŞİ RAPORUNDA ÇELİŞKİ

T.C.

YARGITAY
Onaltıncı Hukuk Dairesi
E: 2006/1999
K: 2006/2493
T:03.04.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
BİLİRKİŞİ RAPORUNDA ÇELİŞKİ
ÖZET: Hükme esas alınan bilirkişi raporu kendi içinde çe­lişkili olduğu gibi Orman Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen harita ve mazbatalara da uygun düşmemekte­dir. Yöntemince yeniden keşif yapılarak bu aykırılıklar gi­derildikten sonra karar verilmelidir.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 14]
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde ol­duğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görü­şüldü:
Kadastro sırasında 127 ada 162, 148 ada 192 ve 196 parsel sayılı 13.607.31, 4692 ve 5300 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, 6831 sa­yılı Yasa’nın 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılması nede­niyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı Ali, yasal süresi içinde ir­sen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava aç­mıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda;davanın kabulüne ve çekiş­meli parsellerin davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazların tarım arazisi niteliğinde bulunduğu, kamu yararına tahsis edilen, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan veya yasalar gereğince Devlete intikal eden yerlerden olmadığı, zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı taraf yararına gerçekleştiği kabul edilmek su­reti ile hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama ka­rar için yeterli bulunmamaktadır. Çekişmeli taşınmazlar öncesi orman olup bu niteliklerini kaybettiklerinden bahisle ve 6831 sayılı Yasa’nın 2/B maddesi gereğince orman dışına çıkarılan yerlerden oldukları gerekçesiyle Hazine adına tespit edilmiş; davacı, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece hükme esas alınan orman bilirkişisi Abdullah’ın 23.01.2005 tarihli raporu kendi içerisinde çelişkili olduğu gibi Orman Ka­dastro Komisyonu tarafından düzenlenen harita ve mazbataları da uygun düşmemektedir. Orman Kadastro Komisyonu çalışmaları ile hükme esas alı­nan bilirkişi raporunun çeliştiği açıktır. Bu çelişki giderilmeden hüküm kurul­ması doğru değildir. Sağlıklı sonuca varılabilmesi için öncelikle çekişmeli ta­şınmazlara komşu tüm parsellerin tutanak ve dayanağı olan belgelerle Or­man Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen orman tahdidi ve 2/B maddesi uygulaması ile ilgili tüm harita ve belgeler celbedilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yerel ve uzman orman mühendisleri kurulu ara­cılığı ile keşif icra edilmelidir. Keşif sırasında tarafların dayandığı kayıtlarla -orman kadastro komisyonu tarafından düzenlenen tüm harita ve belgeler uygulanıp kapsamları belirlenmeli, uzman orman mühendisleri kurulundan uygulanan kayıtlara göre taşınmazın niteliği ile ilgili gerekçeli rapor alınmalı, uzman bilirkişiler raporunun kadastro komisyonu çalışmalarına ve önceki bi­lirkişi raporuna aykırı düşmesi halinde bu aykırılığın nedeni üzerinde durulup giderilmesine çalışılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazların niteliği, intikali ve tasarrufu ile ilgili maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, teknik ve uzman bilirkişilerden uygulanan kayıtların kapsamını ve arazinin niteliğini belirtir, taşınmazların Orman Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen haritalardaki konumunu gösterir krokili rapor alınmalı, bilirkişi ve tanık sözle­ri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmen, tespite aykırı sonu­ca varıldığı takdirde tespit bilirkişileri tanık sıfatı ile ve gerekirse yüzleştirme yapılmak suretiyle dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılmalı bundan son­ra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmadan karar veril­mesi isabetsiz olduğu gibi değerlendirme yapılırken 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesindeki sınırlamanın nazara alınmaması ve celbedilen bilgilere göre davacı adına salt zilyetlikten 95.864, 35 metrekarelik susuz arazinin tespit edildiğinin göz ardı edilmesi de usul ve yasaya aykırı, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün (BOZUL­MASINA), 03.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E:2006/8-248
K:2006/216
T:19.4.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 713]
Taraflar arasındaki “tapu iptal, tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kahramanmaraş 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 1.6.2004 gün ve 2003/369 E., 2004/372 K. sayılı kararın incelenmesi davalı hazine ve belediye vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 4.10.2004 gün ve 2004/5524-6391 sayılı ilamı ile,
( … Davacılar vekili, kadastro çalışmaları sırasında Hüseyin kızı Hatice Kartal ve arkadaşları adına paylı olarak tespit ve tescil edilen dava konusu 266 parselde 1971 yılından bu yana vekil edenleri ve miras bırakanının zilyet olduğunu, isimleri yazılı kayıt maliklerinin belli olmayan kimseler olduğunu, tapu kaydının TMK.713/2 fıkrası uyarınca hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine ve Belediye vekilleri, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, toplanan deliller gereğince davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Belediye ve Hazine vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK.nun 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyedlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkca izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK.nun 713/2 maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş yada hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyeti de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Açıklandığı üzere mülkiyetin aktarılmasına ilişkin bu tür uyuşmazlıklarda davanın kayıt malikinin mirasçılarına hiç mirasçı bırakmama halinde son mirasçı sıfatı ile Hazineye karşı açılması gerekir. Dava TMK.nun 713/1 maddesindeki tapusuz taşınmazın tesciline ilişkin bulunmadığına ve belediyenin mirasçılık sıfatı da söz konusu olmadığına göre belediye hakkındaki davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru değildir.
Belediye vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerindedir.
Hazine vekilinin temyiz itirazlarına gelince;Dava dilekçesi pek açık olmamakla birlikte TMK.nun 713/2 maddesinde yazılı “… maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” sebebine dayanmışlardır. Kadastro tutanağındaki açıklamalara göre kayıt malikleri anılan maddede yazılı tapu kütüğünden anlaşılamayan kimseler değildir. Anılan madde de yazılı “…maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan kimse…” ile bu kişilerin kimliğine ve adreslerine ait bilgilerin belirlenmemesi farklı olgulardır. Kayıt maliki ve mirasçılarının kimliklerinin ve adreslerinin belirlenmemesi o kişilerin tapu kütüğünde yazılı “… maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan kimse olarak..” kabul edilemez. Bu durumda kayıt maliklerinin mirasçılık belgelerinin alınması, ölüm tarihlerinin belirlenmesi, ölüm tarihinden dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre geçmiş ise davanın mirasçılarına yöneltilmesi, iddia ve savunma çerçevesinde delillerin toplanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın TMK.nun 713/1 maddesi kapsamında kalan tapusuz bir taşınmazın tescili olarak nitelendirilmesi suretiyle hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Kabul şekline göre de bu tür davalar başarıya ulaştığı takdirde geriye kalan harcın davacılardan alınmasına karar verilmesi gerekirken davalılara yükletilmiş olması da doğru değildir… ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 19.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / ÖNCESİ ORMAN OLAN YERLER

T.C.

YARGITAY

Sekizinci Hukuk Dairesi
E:2006/2068
K:2006/2696
T:20.04.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
ÖNCESİ ORMAN OLAN YERLER
ÖZET: Öncesi orman olup nitelik kaybı nedeniyle, kanun­lar uyarınca, Devlete kalan taşınmazlar tapuda kayıtlı ol­sun olmasın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla ka­zanılamazlar.
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 713]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 16]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 18]
Muhammet ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulü­ne dair (Ortaca Sulh Hukuk Hakimliği)nden verilen 30.12.2005 gün ve 9/284 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, miras yoluyla intikal, bağış ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 105 ada 8 parselin Hazine üzerindeki tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu’nun değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca zilyetlikle kazanılamayacağını, Kanunlar uyarınca Devlete geçen yerlerden olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
105 ada 8 parsele ait kadastro tutanağının incelenmesinde;6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dışına çıkarılan yer­lerden olduğu açıklanarak 05.05.1999 tarihinde 3402 sayılı Kadastro Kanu­nu hükümleri uyarınca yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tarla niteliğiyle tespit edildiği görülmüştür.
Davacı vekili, dava konusu yerin Hazine adına tapuya tescil edildiği tari­he kadar vekil edeni tarafından 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun ola­rak tasarruf edildiğini bildirmiş, yerel bilirkişi ve davacı tanıklarının iddiayı doğrular mahiyette anlatımda bulunmaları üzerine mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Dosya arasında bulunan yetkili Orman Kadastro Komisyonunca düzenle­nen sınırlama ve çıkarma işlemine ilişkin belgeler ve ormancı bilirkişi tarafın­dan düzenlenen 28.11.2005 günlü raporda, dava konusu taşınmazın 1944 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca yapılan sınırlandırma çalışmaları sırasında orman sayılan yerlerden iken 1975 yılında yapılıp 1976 yılında kesinleşen 6831 sayılı Orman Kanunu’nun değişik 2/B maddesi uy­gulaması uyarınca nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan yerlerden bulunduğu açıklanmıştır.
Dava konusu taşınmaz öncesi itibariyle kesinleşen orman sınırlandırma hattının içerisinde kalan 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi hükmü uyarınca orman sayılan yerlerdendir. Ormanların olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Çıkarma tarihinden önce bu yerler üzerinde sürdürülen zilyetlik kazanma bakımından herhangi bir değer taşımaz. Somut olayda; dava konusu yerin çıkarma tarihinden önce davacı ve miras bırakan babası tarafından tasarruf edildiği bildirilmiş ise de, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi hükmü karşısında zilyetlik ve tasarruf herhangi bir değer taşımaz.
Nitelik kaybı sebebiyle çıkarma tarihinden sonraki evreye gelince: Nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarma 20.06.1973 tarihinde kabul edilen . 1744 sayılı Kanunla getirilmiştir. Anılan Kanunun 1. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesi değiştirilmiş, 15.10.1981 gününden önce bi­lim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan yerlerin or­man sınırları dışına çıkarılacağı hüküm altına alınmıştır. 1744 sayılı Kanunda öngörülen çıkarma işlemlerinin süresinde yerine getirilmemesi üzerine 23.09.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2896 ve 05.06.1986 tarihinde yürürlü­ğe giren 3302 sayılı Kanunla 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesi hükmü yeniden değiştirilmiş, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmiş olan yerlerden Devlete ait olanların Hazine adına, hükmü şahsiyeti haiz kamu kurumlarına ait yerlerin bu kurumlar adı­na, hususi ormanların ise sahipleri adına orman dışına çıkartılacağı, uygula­ma kesinleştikten sonrada tapuda kesin düzeltme ve tescil işleminin yapıla­cağı hüküm altına alınmıştır. Az öncede açıklandığı üzere; dava konusu yer 1975 yılında nitelik kaybı sebebiyle Hazine lehine orman dışına çıkarılan yer­lerdendir. Kanunlar uyarınca Hazineye intikal eden yerler olağanüstü zama­naşımı ve zilyetlik yoluyla kazanılmaz. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 18. maddesi hükmü uyarınca, Devlete kalan taşınmaz mallar tapuda kayıtlı ol­sun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilemezler. 6831 sayılı Or­man Kanunu’nun 2/B maddesi hükmü uyarınca nitelik kaybı sebebiyle dışa­rı çıkarılan yerler de kanunlar uyarınca Devlete kalan taşınmazlardandır. Ka­nunlar uyarınca Devlete kalan yerler üzerinde olağanüstü zamanaşımı işle­meyeceğinden davacının süresi neye ulaşırsa ulaşsın böyle bir yerdeki zil­yetliği iktisap bakımından bir değer taşımaz. Belirtilen nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yerinde bulunmadığından davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün (BOZULMASINA), 20.04.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

EL ATMANIN ÖNLENMESİ / KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / İRTİFAK HAKKI

T.C.
YARGITAY
Sekizinci Hukuk Dairesi
E: 2006/2191
K: 2006/2690
T: 20.04.2006
EL ATMANIN ÖNLENMESİ
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
İRTİFAK HAKKI
ÖZET: Taşınmazın üzerine teleferik tesisi kurarak el atıl­dığına ilişkin görülmekte olan davada davalı bu yerden te­leferik sistemi kurmak suretiyle yararlandığını ve davacıya zarar vermediğini ileri sürdüğüne göre, olağanüstü zama­naşımı yoluyla irtifak hakkının kazanılmasına ilişkin koşul­ların davalı yararına oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekir.
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 780]
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 713]
Sultan ile Abdurrahman aralarındaki elatmanın önlenmesi ve yıkım dava­sının kabulüne dair (Rize Sulh Hukuk Hakimliği) nden verilen 27.12.2005 gün ve 502/1415 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı, davalının taşınmazın üzerinden geçirdiği teleferik nedeniyle ta­şınmazın veriminin düştüğünü, mal ve can güvenliği yönünden tehlikeye ya­rattığını açıklayarak teleferiğin kaldırılması suretiyle elatmanın önlenilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının taşınmazı üzerinden geçirdiği teleferiğin herhangi bir zarar yaratmadığını davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller göz önünde tutularak davanın kabulüne, teknik bilirkişinin düzenlediği 12.12.2005 günlü krokide gösterilen yüksekli­ği 2,5-3 m, uzunluğu 50 m. olan teleferik hattının kaldırılmak suretiyle elatmasının önlenilmesine karar vermiş, hüküm davalı tarafından temyiz edil­miştir.
Dava, davalının, davacının tapusuz taşınmazı üzerinden geçirmiş olduğu teleferik sisteminin kaldırılması ve elatmanın önlenilmesi isteğine ilişkindir. Davalının, davacının taşınmazı üzerinden teleferik hattı çektiği ve kullandığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yerel bilirkişi ve tanıklar davalının 10 seneyi aşkın bir zamandan beri teleferik sisteminden yararlanmak sure­tiyle elde ettiği ürünleri naklettiğini bildirmiş, ziraat ve inşaat mühendisinden oluşan bilirkişi kurulunun düzenlemiş olduğu 14.12.2005 günlü raporda ay­nen “…bölgenin coğrafi konumu ve arazilerin fiziki yapısı göz önüne alındı­ğında söz konusu yerde ve benzer yerlerde yaşayan ve tarımsal faaliyetler­de bulunan aileler için teleferik sistemlerinin tesisi kaçınılmaz olmaktadır. Gerçekten de söz konusu sistemin bu gibi arazi yapısına (çok meyilli) sahip olan yerlerde aynı işleri yapabilecek bir başka sistem (alternatif) henüz bulu­namamıştır. Zaten bilindiği kadarıyla Rize ili ve ilçeleri ile köylerinde hep bu sistemin kullanıldığı bilinmektedir…”denilmiştir.
TMK.nun 718. maddesine göre arazi üzerindeki mülkiyet kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ile altındaki arz tabakalarını kapsar. Da­vacının yararlanma ölçüsünde taşınmazının üstündeki katmanların mülkiyet kapsamında olduğunun kabulü gerekir. Görülmekte olan davada davalının 10 seneyi aşkın bir zamandan beri bu sistemi kurduğu ve yararlandığı bildir­miştir. Her ne kadar tanık Reşit davacı Sultan’ın rızası ile davalının bu siste­mi kurduğunu anlatmışsa da, bilgilerinin tahmine dayandığını açıklamıştır. Davacının rıza ve izni olmaksızın bu yerde teleferik sisteminin kurulması ve kullanılması mülkiyet hakkına elatmanın önlenilmesi mahiyetindedir. Mahke­mece toplanan deliller ve dosya içeriği göz önünde tutularak yazılı şekilde hüküm kurmuş olmasında kanuna aykırı bir yön yok ise de, davalının telefe­rik sistemini geçirmek suretiyle irtifak hakkını kazandığı da düşünülebilir. Bu durumda TMK.nun 780. maddesinin son fıkrası hükmü göz önünde tutula­rak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Gerçekten de anılan mad­dede irtifak hakkının kurulması için tapu kütüğüne tescil şarttır vurgulaması yapıldıktan sonra son fıkrasında da “…İrtifak hakkının zamanaşımı yoluyla kazanılması, ancak mülkiyetin bu yolda elde edilebilecek taşınmazlardan mümkündür…”denilmiştir. TMK.nun 780. maddesinin son fıkrasındaki yol­lama nedeniyle aynı kanunun 713/1. maddesinde yazılı koşullar altında da­vacı taşınmazı üzerinde teleferik sisteminin kurulması ve bundan yararlanıl­ması sonucu olağanüstü zamanaşımı yoluyla irtifak hakkının kazanılması da mümkün olabilir. Üzerinde teleferik sistemi geçirilen taşınmazın bulunduğu çalışma alanında tapulama ve kadastro faaliyetleri yapılmamıştır. Ancak Da­iremize intikal eden diğer dava dosyalarındaki belgelere göre Rize, Merkez ilçesinde kadastro faaliyetlerine başlanılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu­nun 33. maddesinin son fıkrası hükmüne göre, bu Kanunun zilyede tanıdığı haklar kadastrosuna başlanan bölgede zilyedin leh veya aleyhine açılan da­valarda iddia ve defi olarak ileri sürülebilir. Görülmekte olan elatmanın ön­lenilmesi davası üzerine davalı bu yerden teleferik sistemi kurmak suretiyle yararlandığını ve davacıya zarar vermediğini ileri sürdüğüne göre olağanüs­tü zamanaşımı yoluyla irtifak hakkının kazanılmasına ilişkin koşulların davalı yararına oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu bakımdan mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Gerekirse yeniden keşif yapılmak suretiyle yukarıda belirtilen esaslar çerçe­vesinde taraf delillerinin yeniden toplanması, davalının TMK.nun 780. mad­desinin son fıkrası hükmü uyarınca olağanüstü zamanaşımı yoluyla irtifak hakkı edinip edinmediğinin göz önünde tutulması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Davalının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK.nun 428. maddesi uyarınca (BO­ZULMASINA) ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.04.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / BİLİRKİŞİ / TANIK SÖZLERİ / MEZARLIKLARIN ZİLYETLİKLE İKTİSABININ MÜMKÜN OLMAMASI

T.C.
YARGITAY
Onaltıncı Hukuk Dairesi
E. 2006/3943
K. 2006/4684
T. 16.6.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
BİLİRKİŞİ
TANIK SÖZLERİ
MEZARLIKLARIN ZİLYETLİKLE İKTİSABININ MÜMKÜN OLMAMASI
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 14]
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 111 ada 14 parsel sayılı 3700.89 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 111 ada 12 parsele uygulanan vergi kaydı miktar fazlası olması nedeniyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacı, yasal süresi içinde irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne ve çekişmeli parselin davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın tarım arazisi niteliğinde bulunduğu kamu yararına tahsis edilen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan veya yasalar gereğince Devlete intikal eden yerlerle ilgisinin olmadığı zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı yararına gerçekleştiği kabul edilmek sureti ile hüküm kurulmuş ise de; değerlendirme dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Çekişmeli taşınmaz 111 ada 12 parsele revizyon gören 936 tahrir yıllı 292 tahrir numaralı vergi kaydı miktar fazlası olduğundan bahisle Hazine adına tespit edilmiş, davacı vergi kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Hudutları çay, orman, yol ve mezarlık olan vergi kaydının 111 ada 12 numaralı parsele ait olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Vergi kaydında çay ve mezarlık hudutlarının yer değiştirilerek yazıldığı kaydın 12 numaralı parsele ait olduğu mahkemece yapılan araştırma ile de belirlenmiş bulunmaktadır.
Bu durumda vergi kaydı doğuda mezarlık okumakta eylemli durumda da halen mezarlık olarak kullanılan 13 numaralı parselin bulunduğu anlaşılmaktadır. Mezarlık hududu gayrisabit hudutlardan olup genişletilmesi mümkün olan sınırlardandır.
Mezarlıkların zilyetlikle iktisabı mümkün değildir. Dayanılan vergi kaydı 12 numaralı parsele revizyon gördüğüne vergi kaydı taşınmaz yönünü mezarlık okuduğuna ve mezarlık hududu da gayrisabit nitelikte bulunduğuna göre kayıt miktar fazlasının mezarlıktan elde edildiğinin kabulü zorunludur.
Her ne kadar dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın mezarlık veya mezarlığa ait bir arazi bölümü olmadığını davacı ve atasının çok uzun süreli zilyetliğinin bulunduğunu ifade etmişler ise de; resmi kayda ve özellikle davacı tarafın dayandığı vergi kaydına ve eylemli duruma aykırı düşen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez.
Hal böyle olunca; davacının davasının reddine, taşınmazın tespitte olduğu gibi Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekir.
SONUÇ : Mahkemece resmi kayda aykırı düşen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilerek hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 16.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / İMAR VE İHYA / KAYIT VE BELGELERİN KAPSAMINI TAYİN

T.C.
YARGITAY
Sekizinci Hukuk Dairesi
E: 2006/3590
K: 2006/3996
T: 08.06.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
İMAR VE İHYA
KAYIT VE BELGELERİN KAPSAMINI TAYİN
Özet: Davacı taşlı ve delicelik niteliğindeki dava konusu taşınmazı imar ve ihya ettiğini açıklayarak tescil isteğinde bu­lunmuştur. Taşınmazın bulunduğu yerde yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca orman sınırlandırması yapılmış ise, sınırlan­dırmaya ait kesinleşmiş harita ve tutanakların getirtilmesi, sınır­lama yapılmamışsa orman olup olmadığı yöntemince araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi, taşınmazın tapu kaydının olup olmadığının araştırılması, sonucuna göre karar verilmesi ge­rekir.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 14]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 17]
Mustafa K… ile Hazine ve Ö… Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair (Menderes Asliye Hukuk Hâkimliği)’nden verilen 08.09.2005 gün ve 789/492 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ile Belediye Başkanlığı vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 19.04.2005 tarihli bilirkişi rapor ve krokisinde (A2) ile gösterilen 7977,76 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacı adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin isteğin reddine, (Al) ile gösterilen 1357,62 m2 ile (A3) ile gösterilen 1871,62 m2 yüzölçümündeki taşınmaz bölümlerinin Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hükmün kabule ilişkin bölümü davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK’nın 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddeleri uyarınca tescil isteğine ilişkindir. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık ve çalılık yerlerden olması nedeniyle 1956 yılında kadastroca tespit dışı bırakılan taşınmazın davacı tarafından delicelerin aşılanması suretiyle imar-ihya edilerek dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edildiğinin belirlenmesi üzerine davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Davacı, taşlık ve delicelik niteliğindeki dava konusu taşınmazı imar ve ihya ettiğini açıklayarak tescil isteğinde bulunmuştur. Bu nitelikte bir yer Devlet ormanı içinde ya da dışında bulunabilir, Devlet ormanı dışında kalan ve orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bu tür yerlerin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddelerindeki koşulların oluşması halinde ihya yoluyla kazanılması mümkündür. Devlet ormanı içinde kalan yerlerden olması halinde ise 3573 sayılı Kanun’un 3, 4 ve 5. maddelerinde öngörülen ıslah ve temlikle ilgili işlem ve koşulların araştırılması gerekir. Bu nedenle taşınmazın bulunduğu yerde yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca orman sınırlandırılması yapılmış ise, sınırlandırmaya ait kesinleşmiş harita ve tutanakların, sınırlama yapılmamış ise bu yöreye ait memleket haritası, amenajman planı ve hava fotoğraflarının Orman İdaresinden istenerek dosya arasına konulması, ayrıca komşu parsellere ait tapulama tutanakları ile varsa dayanak belgelerin de getirtilerek yerel, teknik ve ormancı bilirkişi heyeti aracılığıyla dava konusu taşınmaza uygulanması, taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi hükmü uyarınca orman sayılan yerlerden olup olmadığının yöntemine uygun bir biçimde araştırılıp belirlenmesi gerek­mektedir. Bundan ayrı dava, tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkin bulun­duğuna göre, böyle bir yerin tapuya tesciline karar verilebilmesi için tapuda kayıtlı olmaması gerekir. Tescil konusu taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığı sorulmamıştır. Çifte tapu oluşumuna neden olunmaması bakımından bu hu­susun Tapu Sicil Müdürlüğünden sorulup belirlenmesi, ayrıca paftaya göre taşınmaza komşu olan tüm parsellere ait tapulama tutanakları ile varsa dayanak belgelerin de getirtilip yapılacak uygulamada dava konusu taşınmazı ne şekil ve nitelikte gösterdiğinin yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması ve tescil konusu taşınmazın konumunun teknik bilirkişi tarafından pafta üzerinde işaret edilmesi, keşif sırasında HUMK’nın 366. maddesi uyarınca Yargıtay denetiminde taşınmazın niteliğini izlemeye elverişli fotoğrafların, fotoğrafçı bilirkişiye çektirilip hakim tarafından usulen onay­landıktan sonra dosya arasına konulması gerekmektedir. Eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile (A2) ile gösterilen 7977,76 m2/lik taşınmaza ilişkin hüküm bölümünün (BOZULMASINA), 08.06.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / MER’A ARAŞTIRMASI

T.C.
YARGITAY
Onaltıncı Hukuk Dairesi
E: 2006/3593
K: 2006/4313
T: 08.06.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
MER’A ARAŞTIRMASI
Özet: Eylemli durumda dava konusu taşınmazla bütünlük arz eden ve mer’a vasfıyla sınırlandırılıp halen davalı olduğu anlaşılan parsel dosyalarının, doğru ve hızlı sonuca varıla­bilmesi için, bu dosyayla birleştirilmesi düşünülmeli, toprak komisyonunca düzenlenen belirtmelik tutanak ve haritalarıyla tüm komşu parsellerin dayanağı olan belgeler getirtilip yön-temince yapılacak keşif sonucu oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 14]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 16]
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 113 ada 4 parsel sayılı 26953.59 metrekare yüzöl-çümündeki taşınmaz komşu 113 ada 2 parsele uygulanan tapu kaydı batı hududunu mer’a okuduğu nedeniyle mer’a olarak sınırlandırılmıştır. Davacı Fevzi, yasal süresi içinde irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne ve çekişmeli parselin davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın tarım arazisi niteliğinde bulunduğu, kamu yararına tahsis edilen Devietin hüküm ve tasarrufu altında bulunan veya yasalar gereğince Devlete intikal eden yerlerle ilgisinin olmadığı, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle mülk edinme şartlarının davacı yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır. Çekişmeli taşınmaza komşu 2 numaralı parsele uygulanan tapu kaydının davaya konu parsel yönünü mer’a okuması nedeniyle mer’a vasfıyla sınırlandırılmış, davacı kazandırıcı zamanaşımı zil­yetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece çekişmeli taşınmaza komşu tüm parsellerin onaylı tutanak suretiyle dayanağı olan belgeler ile Toprak Komisyonunca düzenlenen belirtmelik tutanak ve haritaları getirtilip mahalline uygulanmamış, belirtmelik tutanağında taşınmazın hangi vasıfla tespit edildiği belirlenmemiş, çekişmeli taşınmaza komşu olup mer’a vasfıyla sınırlandırılan ve halen davalı olduğu anlaşılan 10, 12 ve 24 numaralı parsel dosyalanyla bu dosyanın birleştirilmesi hususu düşünülmeden hüküm kurulmuştur. Bu tür eksik ve yetersiz soruşturmaya dayanılarak karar verilemez. Doğru sonuca varılabilmesi için öncelikle eylemli durumda bu taşınmazla bütünlük arz eden ve mer’a vasfıyla sınırlandırılıp halen davalı olduğu anlaşılan 10, 12 ve 24 numaralı parsel dosyalarının yargılamanın kısa zamanda daha az masrafla bitirilmesi, arazinin niteliğinin belirlenmesi ve doğru sonuca varılabilmesi için bu dosyayla birleştirilmesi düşünülmeli, bundan sonra Toprak Komisyonunca düzenlenen belirtmelik tutanak ve haritalarıyla 1, 2, 3, 4, 9, 10, 12 ve 24 parselleri kenardan çevreleyen tüm taşınmazların onaylı tutanak suretiyle dayanağı olan belgeler getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi ve aynı yöntemle tespit edilecek taraf tanıklarıyla uzman bilirkişi huzuruyla keşif icra edilmelidir. Keşif sırasında varsa tarafların dayanağı olan belgelerle 937 tahrir yıllı 258 tahrir numaralı mer’a vergi kaydıyla belirtmelik tutanak ve haritaları uygulanıp kapsamları belirlenmeli, belirtmelikte taşınmazın hangi vasıfla tespit edildiği ve işgal altında ise kimin işgalinde bulunduğu saptanmalı, dinlenecek yansız yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazların geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kamu orta malı mer’a vasfı taşıyıp taşımadığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılma!!, yargılama sırasında toplanan delillerin belirtmelik ve kadastro tutanaklarındaki beyanlara aykırı düşmesi halinde belirtmelikte ve kadastro tutanağında ismi yazılı tüm şahıslar tanık sıfatıyla dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılmalı, teknik bilirkişiye uygu­lanan kayıtların kapsamını belirtir ve keşif takibe imkan verir kroki düzenlettirilmeli, uzman ziraat mühendisinden taşınmazın niteliğiyle ilgili ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmazın öncesinin kamu orta malı mer’a olduğu belirlendiğinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesi gereğince bu tür yerlerin zilyetlikle iktisap edilemeyeceği nazara alınıp tespitte olduğu gibi mer’a olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına, taşınmazın mer’a olmadığının tespiti durumunda ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesindeki sınırlamayla ilgili olarak araştırma yapılıp engel bulunmadığı takdirde davacı adına tesciline karar verilmelidir. Mahkemece belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmadan ve aynı nitelikteki komşu parsel dosya-larıyla bu dosyanın birleştirilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulun­duğundan kabulüyle hükmün (BOZULMASINA), 08.06.2006 gününde oybir­liğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / KAMUYA AİT TAŞINMAZLAR

T.C.
YARGITAY
Sekizinci Hukuk Dairesi
E: 2006/1688
K: 2006/3964
T: 06.06.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
KAMUYA AİT TAŞINMAZLAR
Özet: Davaya konu taşınmazlar kamulaştırılıp yol bakım, onarım ve güvenlik şeridi olarak kullanılmış, sonra da fiilen yol olarak kullanılarak kamu emlâki niteliği kazanmıştır. Böyle yerlerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanılması müm­kün değildir. Öte yandan davacıların kamulaştırma tarihinden geriye doğru 20 yıla ulaşan zilyetlikleri de kanıtlanamamıştır.
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 713]
Hanife ve müşterekleri ile Hazine, A…. Köyü Tüzel Kişiliği ve Karayolları Genel Müdürlüğü aralarındaki tescil ve tespit davasının kabulüne dair ( Polatlı İkinci Asliye Hukuk Hakimliği)’nde verilen 13.02.2004 gün ve 73/719 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi Hazine vekili, duruşmasız olarak incelenmesi ise, Karayolları Genel Müdürlüğü vekili taraflarından istenilmiştir. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacılar vekili, asıl ve birleşen dosyalarda, mevkii ve sınırlarını gösterdiği tapusuz taşınmazlara 1937 yılından beri miras bırakanlarının ve vekil edenlerinin eklemeli zilyet olduklarını ileri sürerek vekil edenleri adına tapuya tesciline, 02.11.2004 tarihli yargılama oturumunda ise vekil edenlerine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine ve Karayolları Genel Müdürlüğü vekilleri, kamulaştırılan 50 metre genişliğindeki Ankara-Eskişehir Karayolu kapsamında kaldığını, davacıların kazanmaya yeterli süreye ulaşan zilyetliklerinin oluşmadığını belir­terek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulü ile 22.12.2003 tarihli krokide gösterilen taşınmazların davacılara ait olduğunun tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, Hazine ve Karayolları Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazlar, kadastro paftasında Ankara-Eskişehir Karayolu olarak gösterilmiştir. Davacılar, miras ve eklemeli 40-50 yıllık zilyetliğe dayanarak tespit isteğinde bulunmuşlardır. Dosya arasında bulunan kamulaştırma evraklarına göre çekişme konusu yerler, alınan 03.11.1953 tarih 1785 sayılı “kamu yararı kararı”uyarınca kamulaştırılarak 15.06.1954 tarihinde fiilen el konulmuş karayolu bakım, onarım ve güvenlik şerididir, El koyma fiilen olabileceği gibi hukuken de olabilir. Teknik bilirkişi Yaşar tarafından düzen­lenen 22.12.2003 tarihli krokili rapora göre tescile konu taşınmazlar, 50 metre genişliğindeki karayolu kamulaştırma alanında ve 1990 yılında başlanılan yol genişletme çalışması nedeniyle de fiilen yol olarak kullanılan alanda kal­maktadır. Karayolu bakım, onarım ve güvenlik şeridi niteliği gereği, karayolu gibi sürekli kullanılmasına gerek bulunmayıp, ihtiyaç duyulduğunda kulla­nılması ve diğer zamanlarda atıl durması idarenin terk ettiği ya da ka­mulaştırma amacına uygun kullanılmadığı anlamına gelmez. Taşınmazlar, kamulaştırılıp önce yol bakım, onarım ve güvenlik şeridi sonra fiilen yol olarak kullanılması ile kamu emlâki niteliğini kazanmıştır. Böyle yerlerin ise kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile edinilmesi söz konusu olmaz. Diğer yandan, yerel bilirkişi ve tanıkların ifadeleri, kamulaştırıldığı ve fiilen el konulduğu 1954 tarihinden geriye doğru 20 yıla ulaşan zilyetliği açıklamaktan uzaktır. Tüm bu açıklamalar nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Yukarıda belirtilen açıklamalar nedeniyle, Hazine ve Karayolları Genel Müdürlüğü vekillerinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna uygun görülmeyen yerel mahkeme hükmünün HUMK’ nın 428. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde Karayolları Genel Müdürlüğü’ne iadesine 06.06.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.