Y14HD 28.9.2009 E.2009/7747 – K.2009/9880


 Y14HD 28.9.2009 E.2009/7747 – K.2009/9880

– İNANÇ SÖZLEŞMESİ (Tapu İptali – İsbat Koşulları – Yazılı Delil Başlangıcı)

– YAZILI DELİL BAŞLANGICI (İmzasız Elyazılı Metinler – İnanç Sözleşmesi)

– KARAR (İnanç Sözleşmesi)

– YEMİN (İnanç Sözleşmesi)

– TAPU İPTALİ (İnanç Sözleşmesi)

HUMK.236, 238, 292, 344 – 2820 Sa.Ka.68 – 818 Sa.Ka.18

1. Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davada davacı siyasi parti, tapuda davalı adına kayıtlı olan hissenin aslında parti adına satın alındığını taraflar arasında bir inanç ilişkisi olduğunu ileri sürdüğünden inançlı işlemlerin niteliği üzerinde de durulması gerekecektir.
2. İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK`nun 292. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.

DAVA ve KARAR:

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 2.11.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 19.3.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, dava reddedilmiştir.

Hükmü, davacı temyiz etmiştir.

Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden tapuda “bahçeli kargir” ev cinsiyle paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı 1991 sayılı parseldeki 17571/150600 payın davalı Adnan Madak tarafından 28.5.2007 tarihinde dava dışı malikler Ömer Erdal ve Fuat Börekçiler`den satın alındığı, arsa üzerindeki binada kısmen davacı siyasi partinin ilçe teşkilatı bulunduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, davalının da imzasını taşıyan 20.7.2004 tarihli davacı partinin ilçe teşkilatına ait karardan “ilçe binası alınmasının” kararlaştırıldığı görülmektedir. Bu kararı 20.10.2004 tarihli karar da doğrulamaktadır. Burada belirtilmelidir ki 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 68. maddesine göre siyasi partilerin ikametleri ile amaç ve faaliyetleri için gerekli olan taşınmaz mal edinmeleri mümkündür. Bir partinin amaç ve faaliyetleri dışında mal edindiğini denetleyecek merci ise genel mahkemeler değildir.

Davada davacı siyasi parti, tapuda davalı adına kayıtlı olan hissenin aslında parti adına satın alındığını taraflar arasında bir inanç ilişkisi olduğunu ileri sürdüğünden inançlı işlemlerin niteliği üzerinde de durulması gerekecektir.

İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.

İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.

İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolayı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.

İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.

İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.

Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK.`nun 292. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.

Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.

Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda ortaya konan çerçevede değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması yerine davanın yazılı bazı gerekçelerle reddedilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, gününde oybirliği ile karar verildi.

Y.14.H.D. 28.9.2009 E.2009/7747 – K.2009/9880

PicLensButton Y14HD 28.9.2009 E.2009/7747 – K.2009/9880

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir