Y1HD 23.2.2010 E.2009/11604 – K.2010/1933


  Y1HD 23.2.2010 E.2009/11604 – K.2010/1933

– TAPU İPTALİ (Muris Muvazaası – Miras Bırakanın Sağlığında Hak Dengesini Gözetmesi)

– MURİS MUVAZAASI (Miras Bırakanın Sağlığında Hak Dengesini Gözetmesi)

– MİRAS BIRAKANIN SAĞLIĞINDA HAK DENGESİNİ GÖZETMESİ (Muris Muvazaası)

– HAK DENGESİNİN GÖZETİLMİŞ OLMASI (Muris Muvazaası) –

TMK.706 – 2644 Sa.Ka.26 – 818 Sa.Ka.18,213

1. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

2. Niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

3. Miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmez.
Hal böyle olunca, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, miras bırakanları Veli Özer`in mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı biçimde 859 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 payını davalıların murisi olan oğlu Şükrü`ye temlik ettiğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.

Davalılar, miras bırakanın sağlığında mirasçıları arasında malvarlığını paylaştırmak amacıyla tüm mirasçılarına taşınmaz temlik ettiğini, ayrıca birer daire bedeli karşılığı para verdiğini, mirastan mal kaçırmak amacının olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, Dairece; “kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılmasının doğru olmadığı…” gerekçesiyle bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi Berna Dizdaroğulları Koç tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; miras bırakan Veli`nin 859 parsel sayılı taşınmazda malik olduğu 1/2 payı 10.2.1981 tarihinde davalıların murisi olan oğlu Şükrü`ye satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Davacılar, muris Veli`nin yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirildiğini ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmışlar, buna karşı davalılar, iddiaya karşı çıkarak miras bırakanın mirasçıların her birine ayrı ayrı mallar verdiğini ve amacının mal kaçırma ve muvazaalı işlem yapmak değil, sağlığında mal varlığını mirasçılar arasında paylaştırmak olduğunu savunmuşlardır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesinde büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı böylece yukarda değinilen anlamda bir paylaştırma kasdının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Somut olaya gelince; çekişmeli 859 parselde olduğu gibi 1197 parseldeki 1/2 payı yine davalıların murisi Şükrü`ye aynı taşınmazdaki geri kalan 1/2 payıda dava dışı oğlu Ahmet`e satış suretiyle temlik ettiği ayrıca bazı taşınmazları da mirasçı çocuklarına bağış yoluyla devrettiği dosya kapsamı ile sabittir.

Buna karşı yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde mahkemece hangi mirasçıya ne verildiği ve ne kazandırıldığı, tüm mirasçıları (dışarıda mirasçı bırakmaksızın) kapsar ve hak dengesini sağlar biçimde bir paylaşma yapılıp yapılmadığı, başka bir ifadeyle miras bırakanın gerçek iradesini ortaya koyacak şekilde ve hükme elverişli nitelikte bir araştırma, incelemenin yapıldığı söylenemez.

O halde, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

SONUÇ: Davalıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 23.2.2010 E.2009/11604 – K.2010/1933

PicLensButton  Y1HD 23.2.2010 E.2009/11604 – K.2010/1933

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir