Y8HD 21.1.2010 E.2009/4538 – K.2010/177


 Y8HD 21.1.2010 E.2009/4538 – K.2010/177

– Zilyetlikle İktisap (20 Yıllık Sürenin Hesabı – Yol – Bilirkişilerin Niteliği)

– Olağanüstü Zamanaşımı Yoluyla Taşınmaz Kazanımı (20 Yıllık Sürenin Hesabı – Yol – Bilirkişilerin Niteliği)

– Yol (Zilyetlikle İktisap)

– Bilirkişilerin Niteliği Ve Çelişik Beyanların Giderilmesi (Zilyetlikle İktisap)

– Tespit Dışı Bırakılma (Zilyetlikle İktisap) –

HUMK.265 – TMK.713/1-4 – 3402 Sa.Ka.14

1. Tespit dışı bırakılma işleminin kesinleştiği tarihten sonraki kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanılması halinde, kural olarak taşınmaz üzerinde zilyetliğin kurulduğu tarihten itibaren kazanma süresi ve koşullarının başlatılması ve diğer şartların varlığı halinde davanın kabul edilebilmesi için tespit dışı bırakılma tarihinden dava tarihine dek en az 20 yıl geçmiş olması gerekir.
Kural bu olmakla beraber Daire uygulaması gereğince, tespit dışı bırakılma tarihinden itibaren makul süre içerisinde açılan davalarda, tespit dışı bırakılma tarihinden önceki zilyetliğin kazanma bakımından nazara alınacağı kabul edilmiştir.

2. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yollar kural olarak olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilemezler. Davacı, nizalı taşınmaz bölümünün yol olmadığını, adına tespit edilen taşınmazla birlikte tasarrufunda bulunduğunu açıklayarak tescil isteğinde bulunmuştur.

3. Mahkemece yapılacak iş, yöntemine uygun şekilde belirlenecek yerel bilirkişi ve davacı tanıklarının yapılacak keşfe çağrılarak, uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümünün yol olup olmadığı; yol olmadığının belirlenmesi halinde nizalı taşınmaz üzerinde zilyetliğin kim tarafından ve ne şekilde sürdürüldüğünün sorulup belirlenmesi;

Beyanlar arasında çelişki olduğu takdirde HUMK.`un 265. maddesine göre giderilmeye çalışılması; uyuşmazlığın niteliğine göre TMK.`nun 713/4. maddesinde belirtilen ilanların yapılması ve üç aylık sürenin beklenilmesi;

3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince davacı adına senetsizden tespit edilen taşınmaz bulunup bulunmadığının Tapu Sicil, Kadastro ve Adliye Yazı İşleri Müdürlüklerinden sorularak belirlenmesi;

Ondan sonra toplanan tüm deliller ve dosya kapsamı gözönünde tutularak bir karar verilmesi gerekir.

DAVA ve KARAR:

M. H. ile Hazine ve Çavuşlu Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Sorgun Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 15.4.2009 gün ve 477/195 sayılı hükmün Yargıtay`ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı vekili, kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle paftasında yol olarak gösterilen taşınmaz bölümünün vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, teknik bilirkişinin 17.3.2009 tarihli rapor ve krokisinde A harfi ile gösterilen 224,64 m2 taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesi üzerine;

Hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kadastro çalışmaları sırasında paftasında yol olarak gösterilen taşınmazın TMK.`nun 713/1. ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince tescil isteğine ilişkindir.
Tespit dışı bırakılma işleminin kesinleştiği tarihten sonraki kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanılması halinde, kural olarak taşınmaz üzerinde zilyetliğin kurulduğu tarihten itibaren kazanma süresi ve koşullarının başlatılması ve diğer şartların varlığı halinde davanın kabul edilebilmesi için tespit dışı bırakılma tarihinden dava tarihine tek en az 20 yıl geçmiş olması gerekir.
Kural bu olmakla beraber Daire uygulaması gereğince, tespit dışı bırakılma tarihinden itibaren makul süre içerisinde açılan davalarda, tespit dışı bırakılma tarihinden önceki zilyetliğin kazanma bakımından nazara alınacağı kabul edilmiştir.

Dava konusu taşınmaz bölümü, davacı adına tespit edildiği dosyada bulunan tapu kayıt örneğinden anlaşılan 104 ada 209 parselin bitişiğinde yer almakta olup, tespitler 2.12.2005 tarihinde yapılmış; davacının aynı neden ve taleple komşu parsel malikine yönelttiği davanın Sorgun Kadastro Mahkemesinin 2006/14 Esas – 96 Karar sayılı hükmü ile husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin akabinde eldeki dava açılmıştır.

Daire uygulamasına göre davanın makul sayılabilecek süre içerisinde açıldığının kabulü gerekir.
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yollar kural olarak olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilemezler. Davacı, nizalı taşınmaz bölümünün yol olmadığını, adına tespit edilen taşınmazla birlikte tasarrufunda bulunduğunu açıklayarak tescil isteğinde bulunmuştur. Dava konusu taşınmazın yol olmadığının yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından bildirilmesi üzerine davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemeye hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.

Öncelikle davacının tanık listesinde yer alan D.Ş.`nın yerel bilirkişi olarak beyanının hükme esas alınması doğru değildir.

Bundan ayrı yine yerel bilirkişi C.Ü., yukarıda esas ve karar numarası yazılı Sorgun Kadastro Mahkemesinde mahallinde yapılan keşifte, nizalı taşınmazın yol vasfı ile komşu parsel malikleri tarafından kullanıldığını bildirdiği halde, temyiz incelemesine konu dosyada yapılan keşifte nizalı taşınmazın hiç yol olarak kullanılmadığını ifade etmiş; beyanları arasındaki çelişki giderilmemiştir.

Mahkemece yapılacak iş, yöntemine uygun şekilde belirlenecek yerel bilirkişi ve davacı tanıklarının yapılacak keşfe çağrılarak, uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümünün yol olup olmadığı, yol olmadığının belirlenmesi halinde nizalı taşınmaz üzerinde zilyetliğin kim tarafından ve ne şekilde sürdürüldüğünün sorulup belirlenmesi; beyanlar arasında çelişki olduğu takdirde HUMK.`un 265. maddesine göre giderilmeye çalışılması, uyuşmazlığın niteliğine göre TMK.`nun 713/4. maddesinde belirtilen ilanların yapılması ve üç aylık sürenin beklenilmesi, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince davacı adına senetsizden tespit edilen taşınmaz bulunup bulunmadığının Tapu Sicil, Kadastro ve Adliye Yazı İşleri Müdürlüklerinden sorularak belirlenmesi, ondan sonra toplanan tüm deliller ve dosya kapsamı gözönünde tutularak bir karar verilmesi gerekir. Eksik inceleme ile hüküm verilemez.

Kabule göre de; tescil davalarında Hazine ve ilgili kamu tüzel kişiliği yasal hasım konumunda olduklarından, davanın kabulü halinde dahi yargılama giderleri, harç ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulmaları mümkün olmadığı halde, harç ve yargılama giderlerinin davalılardan tahsiline karar verilmesi ile vekalet ücreti yüklenmesi de doğru olmamıştır.

SONUÇ: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile usul ve yasa hükümlerine aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.8.H.D. 21.1.2010 E.2009/4538 – K.2010/177   

PicLensButton Y8HD 21.1.2010 E.2009/4538 – K.2010/177

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir