Y8HD 30.3.2010 E.2009/6961 – K.2010/1449


 Y8HD 30.3.2010 E.2009/6961 – K.2010/1449

– Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesinde Malların Geri Alınması

– Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesinde Üstün Yarar Sahibi Eş

– Üstün Yarar (Mal Rejiminin Tasfiyesi – Kanuni Şuf`A Hakkı)

– Mal Rejiminin Tasfiyesi (Üstün Yararlı Eş – Fedakarlığın Denkleştirilmesi)

– Fedakarlığın Denkleştirilmesi (Mal Rejiminin Tasfiyesi – Üstün Yararlı Eş) –

HUMK.13,94,416,417,423 – TMK.226/2,235/1,248,699,716

Dava, üstün bir yararı bulunduğu hukuki sebebine dayalı olarak 4721 sayılı TMK.`nun 226/2. fıkrası gereğince açılan paylı mülkiyete konu bir maldaki payın bedeli karşılığında iptal ve tescili isteğine ilişkindir.
Davacı Emel diş hekimi olup, dava konusu yapılan ve paylı olarak taraflar adına kayıtlı bulunan meskende diş hekimliği faaliyetini sürdürmekte ve bu iş için muayenehane olarak kullanmaktadır. Kural olarak; üstün yararın davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Davacı diş hekimi olduğuna ve bunu muayenehane olarak kullandığı anlaşıldığına göre üstün hakkının varlığının kabulü gerekir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü doğrudur.
Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi aşamasında ve eşler arasındaki her türlü paylı mülkiyet ilişkilerinde TMK.`nun 226/2. fıkrası uygulama alanı bulabilmektedir. Madde metninde sadece istekte bulunan eşin payın değerinin ödenmesi öngörülmüş ise de, paylı mülkiyette bulunan ve payını devredecek olan tarafın uğramış olduğu bütün zararların karşılanması gerekeceğinin de kabulü gerekir. Bu nedenle sözü edilen madde uygulanırken “fedakarlığın (özverinin) denkleştirilmesi” kuralı çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle bir ödeme yapılması öngörülmüştür. Görevli Mahkeme Aile Mahkemesidir. Taşınmazlar bakımından Yetkili Mahkeme ise, taşınmazların bulunduğu Yer Mahkemesidir.
Hakim kanuni olguların gerçekleştiğini belirledikten ve hüküm tarihine yakın bir tarihte devredilecek payın değerini de saptadıktan sonra; davacı tarafından değeri belirlenen paylı mülkiyete tabi pay bedelinin, payın iktisabı (edinilmesi) sonrasında payı devredecek kişiye ödenmek üzere üstün hak sahibi eş (davacı) tarafından depo edilmesi konusunda davacı tarafa süre ve imkan tanınmalı, belirlenen bedelin depo edildiğine ilişkin makbuz dosyaya sunulduktan sonra kararını vermelidir.

DAVA ve KARAR:

Emel ile Özgür aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Kartal İkinci Aile Mahkemesi`nden verilen 2.6.2009 gün ve 502/557 sayılı hükmün, Yargıtay`ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili taraflarından istenilmiştir. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı Emel vekili dava dilekçesinde; 2841 ada 66 sayılı parsel üzerinde kurulu binada 7 nolu bağımsız bölümde davalı Özgür adına kayıtlı 1/2 payın TMK.`nun 226. maddesi gereğince vekil edeninin üstün yararı bulunması ne¬deniyle iptali ile vekil edeni adına bedeli karşılığında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili 30.3.2006 tarihli cevap dilekçesiyle, sunduğu diğer di¬lekçelerde ve yaptığı beyanlarda kısaca; TMK.`nun 226. maddesinin edinilmiş mallar için öngörülen bir madde olduğunu, mal ayrılığı rejimine tabi bir mal için üstün yarar olduğu gerekçesiyle TMK.`nun 226. maddesinin uygula¬namayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, “…2841 ada 66 parselde, 100/1000 arsa paylı 7 nolu meskenin davalı adına olan 1/2 payına isabet eden 80.000.- TL. tutarındaki bedelin TMK.`nun 226/2. maddesi gereğince davacı tarafça dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıya ait D… Bank K… Şubesinde bulunan 3822389 nolu hesaba yatırılmasına, 80.000.- TL. tutarındaki bedelin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacı tarafça davalıya ait hesaba yatırıldığı tarihte tapuda davalı adına olan 1/2 payın iptaliyle bu payın davacı adına tesciline…” karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından esastan, davalı vekili tarafından ise yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.

Dava, üstün bir yararı bulunduğu hukuki sebebine dayalı olarak 4721 sayılı TMK.`nun 226/2. fıkrası gereğince açılan paylı mülkiyete konu bir maldaki payın bedeli karşılığında iptal ve tescili isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.

Davacı tarafın da¬yandığı TMK.`nun 226/2. fıkrasında, “tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararla¬nabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir ” de¬nilmektedir. Maddenin bu fıkrasıyla eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan bir malın belli koşullar altında paylaşım yapılmadan eşlerden birine verilmesi öngörülmüştür. Buna göre daha üstün bir yarar sahibi olduğunu kanıtlayan ve diğer eşin payını ödeyen eş, paylaşımı önleyebilecek, paylı mülkün kendisine verilmesini sağlayabilecektir.

TMK.`nun 226/2. fıkrası, hem mülkiyet hakkına getiren bir yasal sınırlama ve hem de, paylı mülkiyetin sona erme yollarından birisini öngörmektedir. Bu hükme dayanan eş; yasadan doğan bir hakkını kullanmaktadır. Bu hükmün emredici nitelikte olmadığı doktrinde hakim görüş tarafından ifade edilmektedir.

Anılan maddede tanımlanan hakkın hukuki niteliği doktrinde oldukça tartışmalı olmakla beraber “kurucu yenilik doğuran hak niteliğindeki bir yasal önalım hakkı” (kanuni şuf`a hakkı) olduğu söy¬lenebilir.
Davacı Emel diş hekimi olup, dava konusu yapılan ve paylı olarak taraflar adına kayıtlı bulunan meskende diş hekimliği faaliyetini sürdürmekte ve bu iş için muayenehane olarak kullanmaktadır. Kural olarak; üstün yararın davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Davacı diş hekimi olduğuna ve bunu muayenehane olarak kullandığı anlaşıldığına göre üstün hakkının varlığının kabulü gerekir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü de doğrudur.

Eşler arasındaki mal rejimi 4721 sayılı TMK.`nun öngördüğü biçimde hangi nedenle olursa olsun son bulduğunda, mal rejiminin tasfiyesine gidilir.

Amaç, ilkönce eşlerin mal varlıklarını birbirinden ayırmaktır.

TMK.`nun 226/2. fıkrasının öngördüğü çözüm biçimi konusunda eşler anlaşamadıkları takdirde diğer eşin üstün yararı bulunduğu hukuki sebebine dayanarak bu tür davaları açma hakkına sahiptir. Üstün hukuki yararın kanıtlanamaması halinde ise, bu takdirde eşlerin başvuracağı yöntem TMK.`nun 699. maddesinde öngörülen paylaşma biçimi olacaktır.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi aşamasında ve eşler arasındaki her türlü paylı mülkiyet ilişkilerinde TMK.`nun 226/2. fıkrası uygulama alanı bulabilmektedir. Madde metninde sadece istekte bulunan eşin payın değerinin ödenmesi öngörülmüş ise de, paylı mülkiyette bulunan ve payını devredecek olan tarafın uğramış olduğu bütün zararların karşılanması gerekeceğinin de kabulü gerekir. Bu nedenle sözü edilen madde uygulanırken “fedakarlığın (özverinin) denkleştirilmesi” kuralı çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle bir ödeme yapılması öngörülmüştür. Biçimsel olarak bu tür davalar kanuni şufa hakkıyla ilgili davalara ben¬zemektedir. Görevli Mahkeme Aile Mahkemesidir. Taşınmazlar bakımından yetkili mahkeme ise, taşınmazların bulunduğu yer mahkemesidir (HUMK.m.13).

Mahkemece, bilirkişilerin 15.10.2006 günlü raporunda belirtilen 140.000.- TL.`lik değer ile bilirkişilerin 20.2.2009 tarihli raporunda açıklanan “çalıştırılan yerin dişçi muayenehanesi olması nedeniyle ve ticari bir ayrıcalık gözetilerek belirlenen 20.000.- TL. ek değerin” toplamı olan 160.000.- TL.`nın 1/2`si üzerinden 80.000.- TL. gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, tespit tarihi bakımından 140.000.- TL.`lık değerin doğru olmadığı görülmektedir. Paylı mülkiyetteki payın iptal ve tescili için TMK.`nun 226. maddesinde değer tespiti açısından herhangi bir tarih ve zaman öngörülmemiştir.

TMK.`nun paylaşmalı mal ayrılığı rejimi için düzenleme yaptığı 248. maddesinde; “paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler yanında, (eşine payının ödeme günündeki karşılığını) vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir” hükmüne yer verilmiştir. Edinilmiş mallar için öngörülen aynı Kanun`un 235/1. fıkrasında ise, “…edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.” denil¬miştir.

248. madde ödeme günündeki karşılığını, 235. madde ise, tasfiye anındaki değerini öngörmüştür.

O halde bütünlük sağlamak açısından TMK.`nun 226/2. fıkrasında ön¬görülen paylı mülkiyetteki payı için, “tasfiye anındaki ve ödeme günündeki” kavramlar da gözetilerek, bu tarihin karar tarihine yakın bir tarih olarak kabul edilmesi uygun olacaktır.

Böyle bir durumda payını devredecek tarafın da hukuki yararı ve maddi yönden zarara uğratılması önlenmiş ya da en azından doğabilecek zararın asgaride tutulması sağlanmış olacaktır.

Dava tarihi 16.3.2006 olup, karar tarihinin ise, 2.6.2009 olduğu anlaşılmıştır. Karar tarihine en yakın bilirkişi raporu, 21.1.2009 tarihlidir.

Bu tarihte yapılan keşifte değer tespit edilmiştir. Bilirkişiler İnşaat Mühendisi S. Sami, diş hekimi Mehmet ve emlakçı Mustafa tarafından dosyaya sunulan 21.1.2009 günlü ortak raporlarında, keşif tarihi itibariyle taşınmazın değerini 170.000.- TL. olarak belirlemişlerdir.

Karar tarihi ile keşif tarihi birbirine çok yakın olup, aralarındaki süre farkı 4 ay 11 gündür. Oldukça kısa bir süre olup, karar tarihine yakın ve makul bir süre olduğunun kabulü mümkündür. Karar tarihine yakın olarak tespit edilen 170.000.- TL.`nın 1/2`si 85.000.- TL. olup, açıklanan ilkeler uyarınca davalının payı için bu bedelin ödenmesi gerekir.

Mahkemece az yukarıda açıklandığı üzere iki değerin toplamı olan 160.000.- TL. üzerinden 1/2 paya isabet eden 80.000.- TL. hüküm altına alınmıştır.

Görüldüğü gibi bu miktar bedeli ödeyecek olan davacının lehinedir. Davalı tarafından da bedelin azlığına yönelik bir temyizi söz konusu olmadığından hükmü bu yönde temyiz eden davacının sıfatına ve aleyhe bozma yasağı kuralına göre bu husus, bu nedenle bozma sebebi yapılmamıştır. Bilirkişilerin dişçi muayenehanesi olarak ticari bir ayrıcalık tanınması gerektiği görüşüyle belirlenen 20.000.- TL.`lık ek değer ise TMK.`nun sistematiğine ve somut olayda dayanılan 226/2. fıkrasına uygun düşmemektedir. Bu nedenle kabul edilebilir nitelikte değildir. Yapılan açıklama karşısında davacının bir kaybı da söz konusu değildir. Davalı tarafın başka bir zararının olduğu veya doğduğu da kanıtlanamamıştır.

Somut olgular içerisinde çözümlenmesi gereken bir sorun da dev¬redilecek payın bedelinin ne şekilde ödeneceği konusunun açıklığa kavuş¬turulmasıdır.

Mahkemece, koşullu olarak bedelin ödenmesi ile iptal ve tescile karar verilmiştir.

Her şeyden önce bu biçimde kurulan hüküm usul ve kanuna aykırıdır.

Hukuki nitelik itibariyle ve doktrinde de ağırlıklı olarak kabul ediliş biçimine göre bu dava türü, bir yasal onalım hakkı (kanuni şuf`a hakkı) davasına benzetilmektedir. Nitelendirme böyle olunca paranın ödenmesinin de yasal önalım davalarında öngörülen yönteme göre yapılması gerekmektedir.

Şu halde hakim kanuni olguların gerçekleştiğini belirledikten ve hüküm ta¬rihine yakın bir tarihte devredilecek payın değerini de saptadıktan sonra davacı tarafından değeri belirlenen paylı mülkiyete tabi pay bedelinin, payın iktisabı (edinilmesi) sonrasında payı devredecek kişiye ödenmek üzere üstün hak sahibi eş (davacı) tarafından depo edilmesi konusunda mahkemece da¬vacı tarafa süre ve imkan tanınması, 80.000.- TL.`nın depo edildiğine ilişkin makbuz dosyaya sunulduktan sonra kararın verilmesi düşünülmelidir.

Mah¬kemenin bu kararı nitelik itibariyle eşler arasındaki devir borcu doğuran bir borç sözleşmesi niteliğindedir. TMK.`nun 226/2. maddesine dayalı olarak açılan dava, TMK.`nun 716. maddesi anlamında bir “mülkiyetin tanınması (mülkiyetin hükmen geçirilmesi) davası” niteliğinde olmaktadır. Erişilen bu sonuç karşı¬sında, her halde faize hükmedilmemelidir.

Davalı vekilinin yargılama giderleri ile vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava nitelik itibariyle kanuni şuf`a hakkına benzer bir dava türü olduğu kabul edildiğinden HUMK.`nun 416., 417. ve 423. maddeleri gereğince davalı taraf yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile sorumlu tu¬tulmaktadır.

Üstün yararı olduğunu kanıtlayan eşe, pay sahibi eşin payını devretmeye yanaşmaması durumunda TMK.`nun 216/2. maddesi gereğince üstün yarar sahibi eş dava açmak zorunda kalacaktır. Böylece pay sahibi davalının dava açılmasına sebebiyet verdiğinin kabulü söz konusu olmaktadır. Bu durum karşısında HUMK.`nun 94/2. fıkrasına göre, davalı tarafın yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması için maddede öngörülen iki koşulun birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Davalı taraf “hem dava açılmasına sebebiyet vermemiş olacak, hem de ilk yargılama oturumunda davayı kabul etmiş olacaktır.”

Somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi`nin 6. maddesinde öngörülen koşullar da gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerle davalı vekilinin yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunmadığından REDDİNE, davacı vekilinin temyiz itirazları ise yerinde bulunduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.8.H.D. 30.3.2010 E.2009/6961 – K.2010/1449

PicLensButton Y8HD 30.3.2010 E.2009/6961 – K.2010/1449

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir