Y9HD 25.3.2010 E. 2008/13432 – K.2010/8006


 Y9HD 25.3.2010 E. 2008/13432 – K.2010/8006

– İbraname (İş Hukukunda)
– İbraname Düzenleme Tekniğine Aykırı Metin
– Kısmi Dava (Temyiz Edilebilirlik Sınırı)
– Temyiz Edilebilirlik Sınırı (Kısmi Dava)
– Alt İşverenlerle Aynı İşte Sürekli Çalışma (İbraname)

BK.21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 31, 39, 115, 419

1. Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde kesinlik sınırı dava edilen kısmi miktara göre değil alacağının tamamıma göre belirlenir.

2. Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.

İş Hukukunda ibra sözleşmesi ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra Sözleşmesinin tanımı, şekli ve hükümlerinin Borçlar Kanununda düzenlenmesi gerekliliğinin ötesinde, İş Hukukunun işçiyi koruyucu özelliği sebebiyle İş Kanunlarında normatif hüküm olarak ele alınması gerektiği açıktır.

Somut olayda davalı işveren tüm alacaklarının ödendiğini belirterek, ibraname sunmuştur.

İbraname metni incelendiğinde iki paragraf arasında boşluk bulunduğu, imzanın da alt tarafta olduğu, ibraname düzenleme tekniğine uygun olmadığı görülmektedir.

Davacının davalı işverenden sonra, ara vermeden ihaleyi alan dava dışı şirkette çalışmaya devam ettiği, iş akdinin feshinin söz konusu olmadığı ve yazılış tekniği ve tanık beyanları karşısında ibranamenin geçerli olmadığı kabul edilerek;

İhbar, kıdem ve yıllık ücretli izin alacağı dışında kalan istekleri yönünden alacağının bulunup bulunmadığı belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddi hatalı olmuştur.

DAVA ve KARAR:

Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti ve 26 günlük Ocak ayı ücretinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece dava konusu alacakların miktar itibarı ile kesinlik sınırının altında kaldığı bildirilerek davanın kesin olarak reddine karar verilmiş ise de;

Davacı fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava açmıştır, alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde kesinlik sınırı dava edilen kısmi miktara göre değil alacağının tamamına göre belirlenir.
Mahkemece bu esaslara aykırı olarak “kesin hüküm” saptamasının hukuki geçerliliğinin olmadığı anlaşılmakla karardaki “kesinlik” kararının ortadan kaldırılmasına temyiz incelemesinin yapılmasına oybirliği ile karar verilerek, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı iş sözleşmesinin haklı sebeple feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile diğer işçilik alacakları isteğinde bulunmuştur.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.

İbra Sözleşmesi, İsviçre Borçlar Kanununun 115. maddesinde düzenlendiği halde Türk Borçlar Kanununda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Bununla birlikte ibraname, bir borcun tam ya da kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan özel sükut nedeni olarak kabul edilmelidir. Bu noktada ibra sözleşmesinin ödeme yönünde bir anlaşma olmadığı, borcun sona erme şekillerinden biri olduğu belirtilmelidir.

İş Hukukunda ibra sözleşmesi ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra Sözleşmesinin tanımı, şekli ve hükümlerinin Borçlar Kanununda düzenlenmesi gerekliliğinin ötesinde, İş Hukukunun işçiyi koruyucu özelliği sebebiyle İş Kanunlarında normatif hüküm olarak ele alınması gerektiği açıktır.

İşçi, emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş Hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmalıdır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine İş Hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmelidir.

Yeni Borçlar Kanunu tasarısında bu konuya değinilmiş ve 419. maddesinde, işçi ve işveren ilişkileri açısından ibra sözleşmesine dair bazı kurallara yer verilmiştir. Bahsi geçen düzenleme de, işçilik alacaklarını sona erdiren ibra sözleşmelerinin sınırlı biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu itibarla Borçlar Kanunun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin İş Hukukunda ibra sözleşmeleri bakımında çok daha titizlikle ele alınması gerekir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın ya da üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesine değer verilemez.

Öte yandan Borçlar Kanunun 21. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.

İş ilişkisinin devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir.

İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak ya da bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmiş sayılmalıdır.

İbra Sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu nedenle işveren tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez.

Savunma ile ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.

Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.

Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise geçerlilik sorununu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi uygulanmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.H.D. 27.6.2008 gün 2007/23861 E. – 2008/17735 K.).

Somut olayda davalı işveren tüm alacaklarının ödendiğini belirterek, ibraname sunmuştur.

İbraname metni incelendiğinde iki paragraf arasında boşluk bulunduğu, imzanın da alt tarafta olduğu, ibraname düzenleme tekniğine uygun olmadığı görülmektedir.

Davalı işveren ibranameye konu alacaklara ilişkin ödeme belgesi de sunmamıştır.

Tanıklar ibranamenin, ihale süresi bitmeden önce tüm çalışanlardan alındığını, imzalanmadığı takdirde ücretlerin ödenmeyeceğinin söylenerek imzalatıldığını beyan etmişlerdir.

Davacının davalı işverenden sonra, ara vermeden ihaleyi alan dava dışı şirkette çalışmaya devam ettiği, iş akdinin feshinin söz konusu olmadığı ve yazılış tekniği ve tanık beyanları karşısında ibranamenin geçerli olmadığı kabul edilerek; ihbar, kıdem ve yıllık ücretli izin alacağı dışında kalan istekleri yönünden alacağının bulunup bulunmadığı belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddi hatalı olup, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.9.H.D. 25.3.2010 E. 2008/13432 – K.2010/8006

PicLensButton Y9HD 25.3.2010 E. 2008/13432 – K.2010/8006

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir