YCGK 2.2.2010 E.2009/1-238 – K.2010/16


 YCGK 2.2.2010 E.2009/1 238 – K.2010/16

– Yağma (Hırsızlık)

– Hırsızlık (Yağma)

– Gasp (Mağduru Silahıyla Yaralamak)

– Mağduru Silahıyla Yaralamak (Öldürmeye Teşebbüs – Gasp)

– Adam Öldürmeye Teşebbüs

– Ruhsatsız Silah Taşımak

– Meşru Müdafaa (Öldürmeye Teşebbüs – Konutta Gasp)

– Şiddet Sebebi (Adam Öldürmeye Teşebbüs – Konutta Gasp) –
1412 Sa.Ka.322 – CMK.231 – TCK.6/1-e,29/1,35/2, 53/1-2-3,62/1,63/1,81/1,148/1-2-3,149,150 – 765 Sa.Ka.59/2, 495/1-2, 496,497,498,499,500,501,502 – 5728 Sa.Ka.562 – 6136 Sa.Ka.13
Yargıtay Ceza Genel Kurulu`nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, öldürmeye teşebbüs ettiği mağdurun silahını alarak olay yerinden uzaklaşan; sanığın eyleminin yağma suçunu mu, yoksa hırsızlık suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.
Yağmada; hırsızlık suçunda mevcut olan unsurların yanında, fiilin cebir veya tehditle işlenmesi gerekir. Failin malı almak için mağdura karşı cebir veya tehdit kullanması yağma suçunu hırsızlıktan ayırır.
Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının biraraya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suçtur. Bu itibarla, birden çok hukuki değeri korumaktadır.
Yağma suçunda, tehdit veya cebir malın alınması veya teslimini sağlamaya yönelik olmalı, tehdit veya cebir malvarlığına karşı işlenen bu suçta araç olarak kullanılmalıdır. Başka maksatlarla kullanılmış bulunan cebir veya tehdidin etkisiyle malın alınması yağma suçunu oluşturmaz.
Yağma suçunun manevi unsuru kasttır. Bu suçun taksirle işlenmesi olanaksızdır. Failin, tehdit veya cebirle mağdurun egemenliğindeki malı aldığını bilmesi ve istemesi gerekir. Kast hem almayı hem de icbarı kapsamalıdır.
Mağdurun yaralanmasından sonra, ona ait silahın alınarak götürülmesi yağma suçunu oluşturmaz. Zira malın alınması yönünde cebir veya tehdit kullanılmadığı gibi, mağdurun yaralanmış olması ve bilahare sanık tarafından silahın götürülmesi 765 sayılı TCY.`nin 501 ve 5237 sayılı TCY.`nin 148/3. maddeleri kapsamında da değerlendirilemez.
Bu itibarla eylemin hırsızlık olarak değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
DAVA ve KARAR:
Sanık Ali`nin öldürmeye teşebbüs suçundan lehe olan 5237 sayılı TCY.`nin 81/1, 35/2, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında aynı Yasa`nın 53/1-2. maddesinin uygulanmasına, yağma suçundan lehe olan 5237 sayılı TCY.`nin 148/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında aynı Yasa`nın 53/1-2. maddesinin uygulanmasına, ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Yasa`nın 13/1, 765 sayılı TCY.`nin 59/2. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 366 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, tutukluluk halinin devamına, 5237 sayılı TCY.`nin 63/1. maddesi gereğince şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeni ile geçirmiş olduğu sürelerin cezasından mahsubuna, müsadereye, vekalet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesine ilişkin, (Malatya İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)`nce yağma suçu yönünden oyçokluğu ile, diğer suçlar yönünden oybirliğiyle verilen 2.11.2006 gün ve 11-361 sayılı hüküm, sanık müdafii ve C. Savcısı tarafından sanık lehine temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen,

Yargıtay Birinci Ceza Dairesi`nce 11.11.2008 gün ve 3988-7202 sayı ile;

“1- a) Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin tayin edilen cezanın miktarı itibariyle reddine karar verilmiştir.

b) Gasp suçunda; olayın konutta meydana geldiği gözetilmeden TCK.`nın 149. maddesi yerine, aynı Kanun`un 148/1. maddesinin uygulanması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

2- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın adam öldürmeye teşebbüs, 6136 sayılı Yasa`ya muhalefet suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçlarının niteliği tayin, cezayı azaltıcı tahrike ve takdire ilişen sebeplerinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin meşru müdafaa şartlarının varlığına, teşdidin yerinde olmadığına, tahrik indiriminin daha fazla olması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

A) Adam Öldürme Suçu Yönünden;

5237 sayılı TCK.`nın 53. maddesi uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılan sanık hakkında velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından getirilen kısıtlamanın, 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca şartla salıverilme tarihine kadar geçerli olduğunun hüküm fıkrasının mahsus bölümüne eklenmesine karar verilmek suretiyle CMUK.`nın 322. maddesi gereğince düzeltilen hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi onanmasına,

B) Gasp Suçu Yönünden;

Daha önce mağdur ile aralarında çıkar ilişkisi bulunan sanığın; aralarındaki sorunu görüşmek üzere, olay sabahı mağdurun evine geldiği, konuşma sırasında çıkan tartışma sırasında, polis mağdura ait olan ve eline geçirdiği tabanca ile ateş etmek suretiyle mağduru altı yerinden yaraladığı ve daha sonra tabanca ile birlikte olay yerinden kaçtığı, ertesi gün üzerinde silahla yakalandığı olayda; silahın yağma amacıyla alındığını gösteren kesin ve yeterli kanıt bulunmadığı, eylemin hırsızlık suçunu oluşturduğu anlaşıldığı halde, hırsızlık yerine gasp suçundan hüküm kurulması,

C) 6136 Sayılı Yasa`ya Muhalefet Suçu Yönünden;

Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa`nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.`nın 231. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması” nedenleriyle bozulmuştur.

Malatya İkinci Ağır Ceza Mahkemesi`nce 9.3.2009 gün ve 405-69 sayı ile;

“Sanık, yaralamadan önce mağdura ait tabancayı ele geçirip, onu en ağır şekilde yaralayıp etkisiz hale getirdikten sonra, mağdura ait beylik tabancayı beline takmış ve olay yerinden ayrılmıştır. Sanık, ertesi gün kendisine ilişkin olayı televizyonda izlerken kahvehanede bu silahla birlikte yakalanmıştır. Sanık, silahı alıp götürdükten sonra 25 saat sonra yakalanmıştır. Olayda saikin bir önemi yoktur. Sanık olayda kullandığı tabancayı alarak 25 saat üzerinde taşımıştır. Teslim ve iade kast ve niyeti olduğuna dair herhangi bir emare de bulunmamaktadır. Sanık istese idi tabancayı emniyet veya jandarmaya ya da resmi mercilere iade edecek bir yere teslim edebilirdi. Üniversite terk eden sanığın Cumartesi ve Pazar günleri polis ve jandarmanın çalıştığını bilmemesi mümkün değildir. Ayrıca mağdur çok ağır şekilde yaralanmış ve etkisiz hale gelmiştir. Bu aşamadan sonra mağdurun bu tabanca ile sanığa zarar vermesi de mümkün değildir. Bu itibarla, sanığın bu yöndeki savunmasına katılmak mümkün değildir. Özetle ve sonuç olarak, sanık, mağduru yaraladıktan sonra ona ait 1,5 milyar lira değerindeki tabancayı alarak olay yerinden uzaklaşmış, tabancayı kendi hakimiyeti altına almış ve 25 saat süre ile üzerinde taşımıştır. Cumhuriyet Savcısı mütalaasında sanığın ruhsatsız tabanca taşıdığını kabul etmektedir. Ruhsatsız tabanca taşıma kastı bulunduğu takdirde yağma kastı bulunmadığını kabul etmek de mümkün görülmemektedir.

Böylece ve sonuç olarak, sanık, mağdura ait tabancayı alıp, bu tabanca ile mağduru yaraladıktan sonra olay yerinden uzaklaştığı, 25 saat üzerinde taşıdığı anlaşıldığından, sanığın mal edinme kastı ile hareket ettiğinin kabulü gerekmiştir. Sanık, yaralamadan önce tabancayı alıp, bu tabanca ile mağduru yaraladığı, onu etkisiz hale getirdiği, bu şekilde cebir uyguladığı gözetildiğinde, sanığın kast ve eyleminin hırsızlıktan ibaret olmayıp, yağma suçunu oluşturduğu kanaatine varılmıştır. Diğer bir anlatımla, olayda hırsızlık suçunun unsurlarının varlığı kabul edildiği takdirde, yaralamadan önce silah ele geçirildiğine göre, zor unsuru da bulunduğundan, mahkememizce önceki kararda direnilerek, sanığın, yağma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekmiştir” gerekçeleriyle yağma suçu yönünden ilk hükümde direnilmiş, 6136 sayılı Yasa`ya aykırılık suçundan ise bozma ilamına uyulmuştur.

Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığı`nın yağma suçu yönünden bozma istemli, 9.10.2009 gün ve 207056 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulu`nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu`nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, öldürmeye teşebbüs ettiği mağdurun silahını alarak olay yerinden uzaklaşan sanığın eyleminin yağma suçunu mu, yoksa hırsızlık suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.

Yağma suçları, 765 sayılı TCY.`de, cürümlere ait ikinci kitabın onuncu babının, ikinci faslında düzenlenmiştir. Bu fasılda, yağma (495/1), dolaylı yağma (495/2), senedin yağması (496), 495 ve 496. maddelerde düzenlenen suçların ağırlatıcı nedenleri (497), korkutarak faydalanma (498), adam kaldırma (499), adam kaldırmada muhabere nakli (500), cebir karinesi (501) ve Ceza Kanunu`nun uygulanmasında gece vakti (502) ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir.

5237 sayılı TCY.`de ise yağma suçları Özel Hükümler Kitabında, Kişilere Karşı Suçlara ilişkin ikinci kısmın malvarlığına karşı suçlar başlıklı onuncu bölümünde 148 ila 150. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

148. maddenin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında ise cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddede ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı yaptırıma bağlanmıştır.

765 sayılı TCY.`nin 502. maddesinde tanımlanan gece vakti, 5237 sayılı TCY.`nin tanımlar başlıklı 6. maddesinin 1/e bendine alınmış, 765 sayılı TCY.`nin 495/1. fıkrası ile 496. maddelerinde düzenlenen yağma 5237 sayılı Yasa`nın 148/1 ve 2. fıkralarında, 765 sayılı Yasa`nın 501. maddesindeki cebir karinesi ise 5237 sayılı Yasa`nın 148/3. fıkrasında düzenlenmiş, 765 sayılı TCY.`nin 498. maddesindeki korkutarak faydalanma, 499. maddesindeki adam kaldırma ve 500. maddedeki adam kaldırma suçlarında muhabere nakli suçlarına ise ayrı bir suç tipi olarak yer verilmemiştir.

765 sayılı TCY.`nin 495/1. maddesinde; “…menkul bir malın zilyedini veya cürüm mahallinde bulunan bir başkasını cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceği beyanı ile tehdit ederek o malı teslime yahut o malın kendi tarafından zaptına karşı sükut etmeye mecbur kılma” şeklinde tanımlanan yağma suçu; esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Yani cebri hırsızlıktır. Şu hale göre yağma; bir kimsenin menkul malını cebir, şiddet, tehdit kullanarak almaktır. Hırsızlık ile yağma cürümleri aynı ortak unsurlara malik olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur; malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.

Yağmada; hırsızlık suçunda mevcut olan unsurların yanında, fiilin cebir veya tehditle işlenmesi gerekir. Failin malı almak için mağdura karşı cebir veya tehdit kullanması yağma suçunu hırsızlıktan ayırır.

Yine aynı şekilde, basit yağma suçu, 5237 sayılı Yasa`nın 148. maddesinin 1. fıkrasında, 765 sayılı TCY.`nin 495/1. fıkrasına benzer biçimde tanımlanmıştır.

5237 sayılı TCY.`nin 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç, anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Failin isteğinin yerine getirilmemesi halinde belirli bir kötülüğün mağdura bildirilmesi şeklinde tanımlanan tehdit, anılan değerlere yönelik bir saldırı veya malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle yapılmalıdır.
765 sayılı TCY.`nin 495. maddesinin 2. fıkrasındaki “kendisini veya şerikini cezadan kurtarmak için mal sahibine veya vaka mahalline gelen başkasına cebir ve şiddet veya tehdit icra eden kişinin de yağma suçundan cezalandırılacağına” ilişkin dolaylı yağma suçuna 5237 sayılı TCY.`de yer verilmemiş olduğundan, hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, kullanılan cebir veya tehdit yağma suçunu değil, olayın gerçekleşme biçimine göre hırsızlık ve tehdit veya hırsızlık ve yaralama suçlarını oluşturabilir.
Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının biraraya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suçtur. Bu itibarla, birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan, kişi özgürlüğü, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.
Yağma suçunda, tehdit veya cebir malın alınması veya teslimini sağlamaya yönelik olmalı, tehdit veya cebir malvarlığına karşı işlenen bu suçta araç olarak kullanılmalıdır. Başka maksatlarla kullanılmış bulunan cebir veya tehdidin etkisiyle malın alınması yağma suçunu oluşturmaz.
Yağma suçunun manevi unsuru kasttır. Bu suçun taksirle işlenmesi olanaksızdır. Failin, tehdit veya cebirle mağdurun egemenliğindeki malı aldığını bilmesi ve istemesi gerekir. Kast hem almayı hem de icbarı kapsamalıdır.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI:

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Mağdur Mahmut`un M… Emniyet Müdürlüğü`nde polis memuru olarak görev yaptığı, 2004 yılı Haziran ayı içerisinde tanık Selçuk vasıtası ile sanıkla tanıştığı ve arkadaşlık kurduğu, sanığın çevreye borsa, maden, mermer alanları hususunda bilgili olduğunu yaydığı, aldığı maaşla yetinmeyen mağdurun da zengin olma hayalleri kurduğu, bu şekilde sanık ile mağdurun birlikte iş yapmaya karar verdikleri, tanık Selçuk ile mağdur Mahmut`un sanığa para verdikleri, sanığın buna karşılık mermer sahası ruhsatı alacağını söylediği, aradan uzun süre geçtiği halde bu konuda herhangi bir ilerleme olmayınca tanık ile mağdurun paralarını geri isteyip aldıkları, ancak sanık ile mağdurun görüşmeye devam ettikleri, sanığın davetli-davetsiz bekar olarak yaşayan mağdurun evine gidip kaldığı, ancak bu görüşmelerin taraflar arasında huzursuzluk ve sıkıntılar meydana getirdiği, ayrıca taraflar arasında tablo alım satımı konusunda da bir uyuşmazlık yaşandığı, olay günü sabahı da sanığın mağdurun evine geldiği, burada yeniden eski konuları konuşmaya başladıkları, ilk kimin başlattığı saptanamamakla birlikte aralarında tartışma çıktığı, çıkan tartışma sonucunda, mağdurun sanığa fiili saldırıda bulunduğu, bu esnada çıkan boğuşmada, mağdurun elindeki silahı ele geçiren sanığın, mağdura ait beylik tabanca ile mağdura ateş ettiği, bunlardan altısının mağdura isabet ettiği, mağdurun iki yaralamadan dolayı hayati tehlike geçirecek nitelikte yaralandığı, kaldırıldığı hastanede tekrar yaşama döndürüldüğü, sanığın mağdura ateş ettikten sonra suç tarihinde 1,5 milyar lira değerindeki tabancasını yanına alıp olay yerinden uzaklaştığı, 20.11.2004 günü saat:10.00 sıralarında gerçekleşen bu olayın, saat:10.15 sıralarında polis haber merkezine bildirildiği, sanığın ertesi gün saat:11.15 sıralarında kendisine ilişkin haberleri kahvehanede izlerken polis tarafından yakalandığı, böylece sanığın yaklaşık 25 saat sonra tabanca ile birlikte ele geçirildiği toplanan kanıtlardan anlaşılmaktadır.

Görüldüğü gibi, sanığın kullandığı cebir en aleyhe beyan olan katılanın 15.12.2004 tarihli anlatımı esas alındığında dahi, silahın alınmasına yönelik değildir. Yağma suçunu diğer malvarlığı değerlerine yönelik suçlardan ayıran en belirgin özellik, tehdit veya cebrin malın alınması veya teslimini sağlamaya yönelik olmasıdır. Oysa somut olayda, sanık çıkan boğuşmada ele geçirdiği silahla mağdura ateş etmek suretiyle öldürmeye teşebbüs suçunu işlemiş ve bilahare olayın heyecanına da kapılmak suretiyle silahı da alarak olay yerinden uzaklaşmıştır. Sanığın başlangıçtaki kastı kendisine yönelik saldırıyı bertaraf etmek için korunma içgüdüsüyle silahı almaya yönelik olup, olayın ileriki aşamalarında da bu kastın değiştiğine ilişkin hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Mağdurun yaralanmasından sonra, ona ait silahın alınarak götürülmesi de yağma suçunu oluşturmaz. Zira malın alınması yönünde cebir veya tehdit kullanılmadığı gibi, mağdurun yaralanmış olması ve bilahare sanık tarafından silahın götürülmesi 765 sayılı TCY.`nin 501 ve 5237 sayılı TCY.`nin 148/3. maddeleri kapsamında da değerlendirilemez.

Bu itibarla eylemin hırsızlık olarak değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Dört Kurul Üyesi; “mağdurun etkisiz hale getirilmesinden sonra silahın alınarak götürülmesi ve yaklaşık 25 saat taşınması şeklindeki eylemin yağma suçunu oluşturduğu” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1- İsabetsiz olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın, 6136 sayılı Yasa`ya aykırılık suçu yönünde incelenmek üzere, Yargıtay Birinci Ceza Dairesi`ne gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığı`na TEVDİİNE, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.C.G.K. 2.2.2010 E.2009/1-238 – K.2010/16

PicLensButton YCGK 2.2.2010 E.2009/1 238 – K.2010/16

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir