YHGK 10.3.2010 E.2010/4-127 – K.2010/135


 YHGK 10.3.2010 E.2010/4 127 – K.2010/135

– Şikayet Hakkının Kötüye Kullanılması (Manevi Tazminat)

– Manevi Tazminat (Haksız Şikayet)

– Haksız Şikayet (Manevi Tazminat)

– Hak Arama Özgürlüğü (Şikayet Sebebiyle Manevi Tazminat)

– Beraat Kararı (Şikayet Sebebiyle Manevi Tazminat) –

 

TMK.24,25,49 – 818 Sa.Ka.49 – 82 An.12,17,36

Suçun unsurları yönünden mahkumiyet için yeterli bulunmamış olması şikayetin haksız olduğu anlamına gelmez.
Yukarıda anlatıldığı üzere şikayet somut bir takım olaylara dayanmaktadır. Ortada şikayeti gerektirecek derecede yeterli emareler bulunmaktadır. Bu delil ve emarelerin mahkumiyet için yeterli sayılmaması davalının şikayetinin haksız olduğu sonucunu doğurmaz.
Şikayet dilekçesinde olayın oluş şekline uygun düşmeyen veya davacının kişiliğine yönelen aşağılayıcı bir ifade de bulunmamaktadır. Diğer taraftan dava dilekçesinde sadece haksız şikayet nedenine dayalı olarak manevi tazminat istenmiş olup bunun dışında infaz işlemi sırasında davalının davacıya karşı aşağılayıcı söz ve tavırları olduğu şeklinde bir iddia veya olaya dayanılmamıştır.
Bir kısım davacı tanıklarının infaz sırasında davalının davacıya karşı aşağılayıcı sözler söylediği şeklindeki, davacının dayandığı iddia ve olayları aşan beyanlarına dayanılarak manevi tazminat verilmesi de doğru değildir.
Bu nedenlerle davalının şikayet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı anlaşıldığından dava tümden reddedilmelidir. Yerel Mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davalının tazminatla sorumlu tutulmuş olması bozmayı gerektirmiştir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 6.3.2008 gün ve 2006/478 E. – 2008/102 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17.2.2009 gün ve 2008/5452 – 2009/2281 sayılı ilamı;

(…Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir.

Davacı vekili, icra müdürlüğünde görevli olan müvekkilinin davalı hakkında yaptığı bir infaz işlemi sonrası görevi kötüye kullanma iddiası ile asılsız yere şikayetçi olması sonucu hakkında ceza davası açıldığını ve beraatla sonuçlandığını bildirerek haksız yere yargılandıkları iddiasıyla manevi tazminat istemiştir.

Davalı vekili ise, yasal şikayet hakkını kullandığını ileri sürerek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece davalının şikayet dilekçesi ile ileri sürülen iddiaların haksız olduğu gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiş, karar davalı tarafından temyiz olunmuştur.

Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa`nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.

Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu`nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.

Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve e an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir.

Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.

Somut olayda; dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile özellikle ceza davasında verilen beraat kararı gerekçesine göre, davalı aleyhindeki bir ilam nedeniyle davacı tarafından uygulanan infaz işlemi sırasında, infaz edilen ilamda yazılı olan miktardan daha fazla duvarın yıkılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Davacının fazla yıkımı teknik bilirkişilerin görüşü doğrultusunda ve çevre güvenliği endişesi ile yaptığı kabul edilerek görevi kötüye kullanma kastı bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir. Böylece davacının görevli olduğu infaz işlemi sırasında fazla duvar yıkımı yapıldığı ceza mahkemesince de kabul edilerek kesinleşmiş bir olgudur. Bu durumun suçun unsurları yönünden mahkumiyet için yeterli bulunmamış olması şikayetin haksız olduğu anlamına gelmez. Yukarıda anlatıldığı üzere şikayet somut bir takım olaylara dayanmaktadır. Ortada şikayeti gerektirecek derecede yeterli emareler bulunmaktadır. Bu delil ve emarelerin mahkumiyet için yeterli sayılmaması davalının şikayetinin haksız olduğu sonucunu doğurmaz. Şikayet dilekçesinde olayın oluş şekline uygun düşmeyen veya davacının kişiliğine yönelen aşağılayıcı bir ifade de bulunmamaktadır. Diğer taraftan dava dilekçesinde sadece haksız şikayet nedenine dayalı olarak manevi tazminat istenmiş olup bunun dışında infaz işlemi sırasında davalının davacıya karşı aşağılayıcı söz ve tavırları olduğu şeklinde bir iddia veya olaya dayanılmamıştır. Bir kısım davacı tanıklarının infaz sırasında davalının davacıya karşı aşağılayıcı sözler söylediği şeklindeki, davacının dayandığı iddia ve olayları aşan beyanlarına dayanılarak manevi tazminat verilmesi de doğru değildir. Bu nedenlerle davalının şikayet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı anlaşıldığından dava tümden reddedilmelidir. Yerel Mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davalının tazminatla sorumlu tutulmuş olması bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.H.G.K. 10.3.2010 E.2010/4-127 – K.2010/135

PicLensButton YHGK 10.3.2010 E.2010/4 127 – K.2010/135

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir