YHGK 15.12.2010 E.2010/4-607 – K.2010/663


 YHGK 15.12.2010 E.2010/4 607 – K.2010/663

– Tahkim (Zorunlu Tahkim – Üniversiteler Arası Uyuşmazlık)
– Zorunlu Tahkim (3533 Sa.Ka.)
– İç Tahkim
– Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü İle Mersin Üniversitesi Rektörlüğü (Zorunlu Tahkim – 3533 Sa.Ka.)
– Zorunlu Tahkimde Yargılama Usulü (Fikir Ve Sanat Eserleri Yönünden)
– Fikir Ve Sanat Eserleri Kanununun Zorunlu Tahkimde Uygulanması
– Harçlardan Muafiyet (Üniversite Rektörlüğü – Özel Bütçeli İdareler)
– Üniversite Rektörlüğünün Harçtan Muafiyeti
– Mersin Üniversitesi Rektörlüğünün Harçtan Muafiyeti
– Fikir Ve Sanat Eserleri Kanununun İhlali (Tecavüzün Ref`İ Davasında Sorumlu Ve Davalılar)
– Fikir Ve Sanat Eserine Tecavüzün İşletmenin Temsilcisi Veya Müstahdemi Tarafından Yapılması
– Telif Haklarının İhlali (Üniversite Eğitim Merkez Müdürünün Sorumluluğu)
– Üniversite Eğitim Merkez Müdürünün Husumet Ehliyeti (Telif Haklarının İhlali) –

5436 Sa.Ka.12 – 5846 Sa.Ka.66/1-3,76 – HUMK.438/II,516,536  2494 – 492 Sa.Ka.13/j – 2547 Sa.Ka.56/b – 82An.9 – 3533 Sa.Ka.1-4

1. Özel Bütçeli İdareler arasında sayılan ve 2547 sayılı Yasa kapsamında olduğunda herhangi bir kuşku bulunmayan davalı üniversitenin de, genel bütçeye dahil kamu kurum ve kuruluşlarına tanınan mali kolaylıklardan ve istisnalardan faydalanacağı, bu istisnalar arasında yargı harçlarının da yer aldığı her türlü tereddütten uzaktır.

Hal böyle olunca, davalı üniversitenin temyiz harcından muaf olduğuna oybirliği ile karar verilmiştir.

2. Davacı TODAİ ile Davalı Mersin Üniversitesi arasındaki davaya, 3533 sayılı yasa kapsamında mecburi hakem tarafından bakılması gerektiğinden yargı yolu farklı olmakla dava dilekçesinin reddine karar vermek gerekirken, işin esasının incelenmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Davanın hakemde görülmesi demek, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)’nun ilgili maddelerinin olaya uygulanmayacağı anlamına gelmemektedir. Öteki deyişle; Usul olarak 3533 sayılı yasadaki hükümler uygulanacak, ancak uyuşmazlığın esasının çözümlenmesinde hakemde de görülse, FSEK’nun ilgili maddeleri gereğince karar verilecektir.

3. Fikri hakları tecavüze uğrayan kişi, tecavüz edene karşı, tecavüzün ref’i davası açabilir; tecavüzün işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından işlenmesi halinde de aynı dava açılabilinir; bu davanın açılabilmesi için gerek tecavüz edenin ve gerekse de temsilci ve müstahdemlerin kusurunun dahi araması gerekmez.

“Eğitim Merkezi Müdürü” sıfatını taşıyan “Üniversite Öğretim Görevlisi” konumundaki davalının, hak sahiplerinden izin alınmadan yapılacak kitap basımının ve iktibas sınırlarını aşmanın telif haklarının ihlali sonucunu doğuracağını bilmemesi mümkün olmadığı gibi, FSEK’nun 66. maddesi gereğince de temsilci sıfatı ile eylemin işlenmesinde kusurlu olmasının dahi aranmadığı belirgindir.

Hal böyle olunca; Davalı Üniversite ile Üniversitenin haksız fiil tarihindeki Sürekli Eğitim Merkezi (MEUSEM) Müdürü olan Davalı Göksan Soner, ihlal oluşturan eylemden zincirleme sorumludurlar.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.9.2008 gün ve 2008/65-248 sayılı kararın incelenmesi Davalı Üniversite vekili ve Davalı Göksan Soner tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.5.2009 gün ve 2009/4279-7150 sayılı ilamı;

(…1- Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel Mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur.

Davalılardan Mersin Üniversitesi Rektörlüğü’nün temyiz itirazlarına gelince; 3533 sayılı Yasa’nın 1. maddesi gereğince genel, katma ve özel bütçelerle yönetilen daireler ve belediyelerle sermayesinin tamamı devlete veya belediyelere yahut özel idarelere ait olan daire ve müesseseler arasında çıkan uyuşmazlıklardan adalet mahkemelerinin görevi içinde bulunanlar o kanunda yazılı tahkim usulüne göre çözümlenir.

Davacı Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü ile Davalılardan Mersin Üniversitesi Rektörlüğü’nün durumları gereği aralarındaki uyuşmazlığın tahkim usulüne göre çözümlenmesi gerektiği gözetilerek, sözü edilen yasa buyruğu uyarınca mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmek gerekirken işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

2- Diğer Davalı Göksan Soner’in temyiz itirazlarına gelince; davacı kurum bünyesinde yapılan çalışma sonucunda oluşturulan “Yerel Yönetimler Görevde Yükselme Eğitimi Ders Notu” başlıklı kitabın İçişleri Bakanlığı’na teslim edildiği, davalı idare tarafından ise, “Yerel Yönetimler Temel Eğitimi II” başlığı ile hazırlanan bir kitabın yayımlandığı ve sunuş yazısının Davalı Göksan Soner tarafından yapıldığı, söz konusu yayının kısmi değişiklikler dışında davacı tarafından gerçekleştirilen çalışma ile bir ve aynı olduğu, idareden izin alınmadığı ve fikri haklara saldırı niteliğini taşıdığı ileri sürülerek istekte bulunulmuştur.

Dosya kapsamından; davalı üniversitede oluşturulan bir kurul tarafından davaya konu çalışmanın yapıldığı, Davalı Göksan Soner’in de oluşturulan eserin yayımında görevlendirildiği anlaşıldığından adı geçen davalının, dava konusu olay nedeniyle, sorumluluğunu gerektirir bir kusuru bulunmadığı benimsenmelidir. Şu durumda Yerel Mahkemece, açıklanan yönler gözetilerek, Davalılardan Göksan Soner hakkındaki istemin reddedilmesi gerekirken, tazminat ile sorumlu tutulmuş olması doğru olmadığından karar bu nedenle de bozulmalıdır…) gerekçesiyle bozulmuş; bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilerek dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dava, haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, “Yerel Yönetimler Görevde Yükselme Eğitimi Ders Notu” adlı kitabın mali ve manevi haklarının müvekkiline ait olduğunu, Davalı Mersin Üniversitesi ile Üniversite Bünyesinde Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü olarak görev yapan Göksan Soner tarafından “Yerel Yönetimler Temel Eğitimi II” isimli kitabın hazırlandığını, 2000 adet basıldığını, bu kitabın müvekkiline ait eserin hemen hemen aynısı olduğunu, değişikliklerin iktibas sınırlarını aştığını belirterek, ıslah dilekçesi ile 3.601.- YTL. maddi ve 1.- YTL. manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, vaki tecavüzün ref’i ve men’ine karar verilmesini istemiştir.

Davalı Üniversite vekili ile Davalı Göksan Soner; Davacı TODAİE ve Davalı Mersin Üniversitesi’nin 3533 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğunu, iki kurum arasındaki davanın hakem yolu ile görülmesi gerektiğini, davacının maddi ve manevi haklarının ihlal edilmediğini, bu işlemler sırasında Göksan Soner’in merkezin müdürlüğünü yürütmek dışında herhangi bir rolünün olmadığını belirterek davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne; davalıların davacının mali haklarına sahip olduğu esere yönelik tecavüzünün durdurulmasına ve önlenmesine, 3.600.- YTL. telif tazminatının 1.6.2002 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen ve müştereken tahsiline, dair verilen karar; Özel Dairece, yukarıda metni aynen yazılı olan gerekçe ile bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş; Davalı Üniversite vekili ve davalı Göksan Soner hükmü temyiz etmiştir.

Davacının manevi tazminat talebi reddedilmiş, bozma nedeni yapılmadığından bu yöne ilişkin karar kesinleşmiştir.

Açıklanan maddi olgu, bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Davacı Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü ile Davalılardan Mersin Üniversitesi Rektörlüğü arasındaki uyuşmazlığın tahkim usulüne göre çözümlenip çözümlenmeyeceği; burada varılacak sonuca göre Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli olup olmadığı; Davalı Göksan Soner’in dava konusu olay nedeniyle, sorumluluğunu gerektirir bir kusurunun bulunup bulunmadığı; noktalarında toplanmaktadır.

İşin esası incelenmeden önce; direnme kararını temyiz eden ancak temyiz harcını yatırmayan Mersin Üniversitesi’nin temyiz harcından muaf olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.

5436 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 12. maddesi ile 5018 sayılı Kanuna ekli (II) sayılı cetvelin A bendinin 46. sırasında davalı Mersin Üniversitesi Özel Bütçeli İdareler arasında sayılmıştır.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “Mali Kolaylıklar” başlıklı 56/b maddesinde aynen; “Üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitüleri genel bütçeye dahil kamu kurum ve kuruluşlarına tanınan mali muafiyetler, istisnalar ve diğer mali kolaylıklardan aynen yararlanırlar.” hükmüne yer verilmiş; 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun, “Harçdan Müstesna İşlemler” başlıklı 13/j maddesinde de; genel Bütçeye dahil idarelerin bu Kanunun 1 ve 3 sayılı tarifelerine giren bütün işlemlerinin harçtan müstesna olduğu, belirtilmiştir.

Anılan kanun hükümlerinden açıkça anlaşıldığı gibi, Özel Bütçeli İdareler arasında sayılan ve 2547 sayılı Yasa kapsamında olduğunda herhangi bir kuşku bulunmayan davalı üniversitenin de, genel bütçeye dahil kamu kurum ve kuruluşlarına tanınan mali kolaylıklardan ve istisnalardan faydalanacağı, bu istisnalar arasında yargı harçlarının da yer aldığı her türlü tereddütten uzaktır.

Hal böyle olunca, davalı üniversitenin temyiz harcından muaf olduğuna oybirliği ile karar verilmiştir.
Ön sorun bu şekilde aşıldıktan sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

1- Davalı Mersin Üniversitesi’nin temyizi yönünden;
2709 sayılı 1982 Anayasası’nın 9. maddesinde yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı öngörülmüştür. Öteki deyişle, kural olarak hak arayan kişiler öncelikle mahkemelere başvuracaktır. Bu temel kuralın istisnası ise, bazı kanunlarda usul ve amaçları belirtilen özel yargıdır.
Bu özel yargılama usullerinden birisi de tahkim usulüdür.
Tahkimin türlerinden birisi “İç Tahkim” dir.
Genellikle tahkimle ilgili hükümler ülkelerin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunlarında yer almaktadır. Türk Hukukunda da, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK.)’nun 516-536. maddelerinde ve bazı özel yasalarda iç tahkim usulü düzenlenmiştir.

İç Tahkimde kendi içinde “Mecburi Tahkim” ve “İhtiyari Tahkim” olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.
Mecburi tahkim; doğrudan doğruya kanundan doğan bir tahkim türüdür. Bu tür tahkimde dava mahkemelerde açılmaz, ihtilaf çözüm için hakemlere götürülür. Mecburi tahkim özel kanunlarla öngörülmüş olup, bu kanunlarda kimin hakem olacağı, hakemin görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Mecburi tahkim, HUMK.’da yer almamış olup, bu Kanunda sadece 516 ile 536. maddeler arasında ihtiyari tahkim hükümlerine yer verilmiştir (Doç. Dr. Kemal Dayınlarlı, HUMK.’da Düzenlenen İç Tahkim, Ankara-1977, s.7-11).

Öteki deyişle; bazı hallerde, taraflar arasında ortaya çıkan özel hukuk alanına ilişkin uyuşmazlıkların, evvelce bu konuda bir tahkim sözleşmesi yapılmamış olmasına rağmen, sıfatları belirtilen kişiler tarafından bakılması zorunlu kılınmıştır ki, buna mecburi yada kanuni tahkim denilmektedir.
Tahkimin hangi hallerde mecburi olduğu, özel kanun hükümleri ile tayin edilir; mecburi tahkime tabi iş ve davalarda, taraflar Devlet Mahkemelerinde yani genel mahkemelerde dava açamazlar; kanunla gösterilen hakemlere başvurmaya, bir başka söyleyişle hakemlerde dava açmaya mecburdurlar.

Durumun Türk Anayasa Hukuku bakımından incelenmesine gelince;

Bilindiği gibi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda düzenlenen İhtiyari Tahkim’de, bir hak üzerinde uyuşmazlığa düşmüş olan iki tarafın anlaşarak bu uyuşmazlığın çözümünü özel kişilere bırakmaları ve uyuşmazlığın özel kişiler tarafından incelenip karara bağlanması amaçlanmıştır. Bu tahkim türünde tarafların rızaları mevcut olup yanların anlaşmaları ile ihtiyari tahkimin başlamasında bir sorun çıkmayacaktır. Çünkü ihtiyari tahkimde taraflar hakeme başvurmak zorunda değillerdir. Zorlama olmadan özgür iradeleri ile çözebilecekleri alanlardaki uyuşmazlıklarını yargı önüne getirmeden anlaşarak hakeme götürerek çözebileceklerdir.
Mecburi Tahkimde ise, tarafların özgür iradeleri dışında uyuşmazlıklarını belli kurullarda çözümlemeleri yasal zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kurullardaki yargılamanın adil yargılama ilkesiyle hak arama özgürlüğüyle bağdaşıp bağdaşmadığı Hususi Anayasal bir sorun olup, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen bir uyuşmazlık değildir.
Kamu Kuruluşları arasındaki uyuşmazlıkların mecburi tahkim yolu ile çözümlenmesi 3533 sayılı “Umumi Mülhak ve Hususi Bütçelerle İdare Edilen Daireler ve Belediyelerle Sermayesinin Tamamı Devlete veya Belediye veya Hususi İdarelere Ait Daire ve Müesseseler Arasındaki İhtilafların Tahkim Yolu ile Halli Hakkında Kanun”da düzenlenmiştir.

Mecburi tahkim, 3533 sayılı Kanun kapsamındaki kamu kuruluşlarının, özel hukuktan kaynaklanan uyuşmazlıklarının çözümünde uygulanmaktadır.

3533 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde; “Umumi, mülhak ve hususi bütçelerle idare edilen daireler ve belediyelerle sermayesinin tamamı Devlete veya belediye veya hususi idarelere aid olan daire ve müesseseler arasında çıkan ihtilaflardan adliye mahkemelerinin vazifesi dahilinde bulunanlar bu kanunda yazılı tahkim usulüne göre halledilirler.’’ hükmüne yer verilmiştir.
Aynı yasanın 4. maddesi; “Katma bütçe ile idare edilen daireler, belediyeler, özel bütçe ile idare olunan veya sermayesinin tamamı Devlet, belediye veya özel idarelere ait olan daire ve müesseselerin veya bu daire ve müesseselerden biriyle ikinci maddede yazılı dairelerden biri arasında çıkan uyuşmazlıklar, bulunduğu yerin ve taşınmaza ilişkin uyuşmazlıklarda, taşınmazın aynına yönelik olanlar hariç olmak üzere o taşınmazın bulunduğu yerin ve taraflar değişik yerlerde bulunuyorlarsa davalı durumunda olan daire veya müessesenin ve davalılar birden çok olduğu takdirde bunlardan birinin bulunduğu yerin yüksek dereceli hukuk mahkemesi başkanı veya hakimi tarafından hakem sıfatıyla çözümlenir.’’ şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan yasanın gerekçesindeki sözlere ve bilimsel görüşlere göre; 3533 sayılı Yasanın kabul edilmesiyle gerçekleştirilmesi istenen amaç; bu kanun kapsamına giren idare ve müesseselerin aralarında çıkan uyuşmazlıkların, gerçek kişiler arasında çıkan uyuşmazlıklardan farklı nitelikleri ve özellikleri bulunması, bu kuruluşların hukuk müşavirliklerine sahip olmaları nedeniyle işi kolaylıkla inceleyip az masrafla kısa zamanda uyuşmazlıkların sonuçlandırılması ve genel mahkemelerin işlerinin azaltılmasıdır. Nitekim, bir kısım hakemler tarafından verilen kararların kesin olması ve bir kısım kararların da ancak itirazının mümkün bulunması, gerçek amacının bu olduğunu belirlemektedir (Prof. Dr. Baki Kuru; Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1991 cilt:4, sayfa:3966).

Bir uyuşmazlığın 3533 sayılı Kanun çerçevesinde çözülebilmesi için, anılan Kanunun 1. maddesindeki açık hükme göre, uyuşmazlık; umumi, mülhak ve hususi bütçelerle idare edilen daireler ve belediyelerle sermayesinin tamamı Devlete veya Belediye veya hususi idarelere ait olan daire ve müesseseler arasında çıkmış olmalı ve adli yargının görev alanı içerisinde bulunmalıdır. Uyuşmazlığın her iki tarafının da bu hüküm kapsamında olması zorunludur; aksi takdirde, davaya anılan Kanun çerçevesinde mecburi hakem sıfatı ile bakılamaz.
Öteki deyişle; bu uyuşmazlığa 3533 sayılı yasa hükümlerine göre bakılabilmesi için davanın her iki tarafının da yasanın 1. maddesinde sayılan kamu kurumlarından biri olması gerekir.
Davacı TODAİ ve Mersin Üniversitesinin, 3533 sayılı Kanun kapsamında bulunup bulunmadığının aydınlığa kavuşturulabilmesi için, tarafların tabi olduğu mevzuat ve hukuksal statü ortaya konulmalıdır.

Yukarıda harç ile ilgili açıklamalar kısmında da açıklandığı üzere Davalı Mersin Üniversitesi; 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun, (II) sayılı cetvelin “özel bütçeli idareler’’ sütununun A bendinin, 46. sırasında yer almaktadır. Davacı TODAİ ise aynı cetvelin B bendinin, 7. sırasında sayılmaktadır. Bu hali ile davacı ve davalı üniversitenin 3533 sayılı Kanunun 1. ve 4. maddelerinde sayılan “hususi bütçeli müessese” kapsamına girdiğinin kabulü ile uyuşmazlığın anılan yasa maddeleri gereğince zorunlu tahkimde çözümlenmesi gerekir.
Bunun yanında; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun “Görev ve İspat” başlıklı 76. maddesinde aynen;
“Bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalarda, dava konusunun miktarına ve Kanunda gösterilen cezaya bakılmaksızın, görevli mahkeme Adalet Bakanlığı tarafından kurulacak ihtisas mahkemeleridir. İhtisas Mahkemeleri kurulup yargılama faaliyetlerine başlayıncaya kadar, Asliye Hukuk ve Asliye Ceza Mahkemelerinden hangilerinin ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği ve bu mahkemelerin yargı çevreleri Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.”
Denilmiştir.
Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere; anılan madde taraf sıfatını dikkate almadan düzenlenmiştir. 3533 sayılı yasa ise, taraf sıfatına ilişkin daha özel bir düzenlemedir. Daha eski bir düzenlemede olsa, daha özel olduğundan taraf sıfatının öncelikle bu kanuna göre çözümlenmesi gerekecektir.
Daha açık ifade ile; uyuşmazlıkta taraf sıfatı öne çıktığından ve çözümlenmesi gereken husus taraf sıfatına göre yargılama usulünün belirlenmesi noktasında toplandığından ve bu konuyu da 5846 sayılı Kanun değil 3533 sayılı Kanun düzenlemiş olduğundan, öncelikle uygulanması ve bakılması gereken 3533 sayılı Kanun’un ilgili hükümleridir.

Öte yandan davanın hakemde görülmesi demek, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)’nun ilgili maddelerinin olaya uygulanmayacağı anlamına gelmemektedir. Öteki deyişle; Usul olarak 3533 sayılı yasadaki hükümler uygulanacak, ancak uyuşmazlığın esasının çözümlenmesinde hakemde de görülse, FSEK’nun ilgili maddeleri gereğince karar verilecektir.
Hal böyle olunca; Davacı TODAİ ile davalı Mersin Üniversitesi arasındaki davaya, 3533 sayılı yasa kapsamında mecburi hakem tarafından bakılması gerektiğinden yargı yolu farklı olmakla dava dilekçesinin reddine karar vermek gerekirken, işin esasının incelenmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
2- Davalı Göksan Soner’in temyizine gelince;
Olay tarihinde, davalı Göksan Soner’in, diğer davalı üniversite bünyesinde faaliyet gösteren “Sürekli Eğitim Merkezi” müdürü olarak görev yaptığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
FSEK kapsamındaki hakların ihlali halinde açılabilecek hukuk davalarından olan “tecavüzün ref’i” davasını düzenleyen 66. maddesi, bu konuda sorumluluğu düzenleyen özel hüküm içermektedir.

Madde metninde aynen;
“Manevi ve mali hakları tecavüze uğrıyan kimse tecavüz edene karşı tecavüzün ref`ini dava edebilir.
Tecavüz, hizmetlerini ifa ettikleri sırada bir işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından yapılmışsa işletme sahibi hakkında da dava açılabilir.
Tecavüz edenin veya ikinci fıkrada yazılı kimselerin kusuru şart değildir…” Hükmü yer almaktadır.
Anılan maddenin birinci fıkrasında, hakları tecavüze uğrayanın, tecavüz edene karşı, tecavüzün ref’i davası açabileceği; ikinci fıkrasında, tecavüzün işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından işlenmesi halinde de aynı davanın açılabileceği; üçüncü fıkrasında ise bu davanın açılabilmesi için gerek tecavüz edenin ve gerekse de temsilci ve müstahdemlerin kusurunun dahi aramadığı düzenlenmiştir.

Anlaşılan odur ki; tecavüzün ref’i davası maddi ve manevi haklara bir tecavüzün olduğu her halde açılabilir (FSEK m.66/1). Ref davasının açılabilmesi için tecavüzde bulunanın kusurlu olması şart değildir. Kusur ve ağırlığı zararın takdirinde ve alınacak önlemlerde rol oynar (FSEK m.66/3).

Davalının başkanlık yaptığı 21.6.2002 tarihli yönetim kurulunda, dava konusu edilen, “Temel Eğitimler-2” adlı kitabın Merkeze Bağlı Yayın ve Araştırma Birimince yerel yönetimler görevde yükselme eğitiminde kullanılacak kitaplardan biri olarak tespiti, fiyatının belirlenmesi, Çukurova Üniversitesi Matbaasınca bastırılması, hazırlanması, kaç adet basılacağı, maliyet hesaplamaları ve telif ücretlerinin ödenme esaslarına ilişkin kararlar alınmış ve uygulamaya konulmuştur.

Uygulama aşamasında da, ihlale konu kitapla ilgili her türlü eylem ve işlemin davalının denetim ve gözetimi altında gerçekleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
“Eğitim Merkezi Müdürü” sıfatını taşıyan “Üniversite Öğretim Görevlisi” konumundaki davalının hak sahiplerinden izin alınmadan yapılacak kitap basımının ve iktibas sınırlarını aşmanın telif haklarının ihlali sonucunu doğuracağını bilmemesi mümkün olmadığı gibi, FSEK’nun 66. maddesi gereğince de temsilci sıfatı ile eylemin işlenmesinde kusurlu olmasının dahi aranmadığı belirgindir.

Hal böyle olunca; davalı Üniversite ile Üniversitenin haksız fiil tarihindeki Sürekli Eğitim Merkezi (MEUSEM) Müdürü olan davalı Göksan Soner, ihlal oluşturan eylemden zincirleme sorumludurlar.

Mahkemece, bu davalının sorumlu olduğu kabul edilerek işin esasının incelenmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamış; direnmenin uygun olduğu kabul edilmiştir.
Ne var ki işin esasına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden dosyanın işin esası incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: 1- Yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle, davalılardan üniversite vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile;
2- Yukarıda (2). bentte açıklanan gerekçelere göre Yerel Mahkemenin direnme kararı yerinde olup, işin esasına ilişkin davalılardan Göksan Soner`in vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.H.G.K. 15.12.2010 E.2010/4-607 – K.2010/663

PicLensButton YHGK 15.12.2010 E.2010/4 607 – K.2010/663

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir