YHGK 15.7.2009 E.2009/4-276 – K.2009/396


  YHGK 15.7.2009 E.2009/4 276 – K.2009/396

– Yayın Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırı (Bilirkişi Raporunun Eleştirilmesi)

– Bilirkişi Raporunun Eleştirilmesi (Yayın Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırı – Küçük Çocuğun Ölümü Ailesine Maddeden Zararmıdır Yararmıdır)
– Basın Özgürlüğü (Kişilik Haklarına Saldırı) –

TMK.24,25,28 – 5187 Sa.Ka.1,3

Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı, bilirkişi olarak hazırlamış olduğu bir rapor sonrası, yazılan dava konusu yazı ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürmüştür.

Davaya konu yayında, trafik kazası sonucu ölen küçük bir çocuğun anne ve babası tarafından açılan tazminat davasında hazırlanmış olan bilirkişi raporunda, anne ve babanın çocuk için yapacakları yetiştirme giderlerinin çocuğun anne ve babasına sağlayacağı destek miktarından fazla olacağı şeklinde bir gerekçe ile zarar oluşmayacağı görüşüne varılmış olmasının yanlışlığı anlatılmıştır.

Yayının içeriği ve kullanılan ifade şekli itibarıyla eleştiri sınırları aşılmamıştır. Konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık anlamında da, davacının kişilik haklarına saldırı söz konusu değildir.

Bu durumda çatışan yararlar dengesi davacı yararına bozulmamış, davalı bakımından da hukuka uygunluk nedeni gerçekleşmiştir.

Açıklanan nedenler karşısında, davanın reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.10.2006 gün ve 2006/201 E. – 392 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.1.2008 gün ve 2007/4004 E. – 2008/352 K. sayılı ilamı;

(…Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir.

Davacı bilirkişi olarak hazırlamış olduğu bir rapor sonrası yazılan dava konusu yazı ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürmüştür.

Davalı vekili ise yayının hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

Mahkemece yayının veriliş şekli ile hukuka aykırı olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özel biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Davaya konu yayında, trafik kazası sonucu ölen küçük bir çocuğun anne ve babası tarafından açılan tazminat davasında hazırlanmış olan bilirkişi raporunda, anne ve babanın çocuk için yapacakları yetiştirme giderlerinin çocuğun anne ve babasına sağlayacağı destek miktarından fazla olacağı şeklinde bir gerekçe ile zarar oluşmayacağı görüşüne varılmış olmasının yanlışlığı anlatılmıştır. Dava konusu yayının yapıldığı tarihlerde bu konu kamuoyuna yansımış ve birçok yayına konu olmuştur. Söz konusu rapor davacı tarafından ilmi veriler ile Yargıtay uygulamaları gözetilerek hazırlanmış olmakla birlikte kamuoyuna yansıması ve algılanışı farklı olmuştur.

Dava konusu yayında da güncel olan ve kamuoyunun ilgisini çeken bir konunun yorum ve eleştirisi yapılmıştır. Yayının içeriği ve kullanılan ifade şekli itibarıyla da eleştiri sınırlarını aşılmamıştır. Konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık anlamında da, davacının kişilik haklarına saldırı söz konusu değildir. Bu durumda çatışan yararlar dengesi davacı yararına bozulmamış, davalı bakımından da hukuka uygunluk nedeni gerçekleşmiştir. Açıklanan nedenler karşısında, davanın reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.H.G.K. 15.7.2009 E.2009/4-276 – K.2009/396

PicLensButton  YHGK 15.7.2009 E.2009/4 276 – K.2009/396

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir