YHGK 20.10.2010 E.2010/12-375 – K.2010/515


 YHGK 20.10.2010 E.2010/12 375 – K.2010/515

– Kredi Sözleşmeleri (İtirazın İptali)
– Banka Hesap Özetleri (İtirazın İptali)
– Kredi Kartı Borcunun Ödenmemesi (Banka Hesap Özetleri)
– Kredi Kartı Sözleşmesinin Feshi Ve Alacak Talebi İhtarına İtiraz Etmemek
– Alacağın Temliki (Direnme Kararından Sonra)
– Temlik Borçlusunun Davada Taraf Sıfatı Ve Temyiz Yetkisi (Direnme Kararından Sonra Temlik)
– Müddeabihin Temliki (Direnme Kararından Sonra Ki Temlik) –

HUMK.186 – İİK.68,68/b-3 – BK.162 – 5464 Sa.Ka.10,11 – 5411 Sa.Ka.143/6

Alacak Davası Yönünden:
1. Alacaklının, genel haciz yoluyla başlattığı takibin dayanağı “Kredi Kartı Üyelik Sözleşmesi”dir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK.) 68/b maddesi koşullarında borçluya tebliğ olunan kat ihtarına borçlu, herhangi bir itirazda bulunmamıştır.
Durum bu olunca, kat ihtarındaki asıl alacak miktarı ve talep edilen faiz oranı kesinleşmiş; itiraz edilmeyen hesap özeti İİK.68. maddede yazılı belgelerden olmuştur.
2. Diğer taraftan, hesap özetinin borçluya tebliği hususu ve süresi içinde itiraz olunmaması halinde kesinleşeceği, yasada açıklıkla düzenlenmiş ve yine çok açık biçimde hesap özetinin kesinleşmesinin genel hükümlere göre dava hakkını ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir.
Sonuç itibariyle, kredi kartı sözleşmeleri de 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 68/b maddesi kapsamında olup, bu madde gereğince süresinde hesap kat ihtarına itiraz edilmemesi durumunda hesap özetinin gerçeğe aykırılığı ancak borç ödendikten sonra genel mahkemede açılacak davada ileri sürülebilir. İcra Mahkemesinde görülmekte olan itirazın kaldırılması davasında ise bu hususların değerlendirilmesi olanaklı değildir. Bu nedenle, mahkemenin kredi kartı sözleşmesinin söz konusu olduğu hallerde İİK.’nun 68/b maddesinin uygulama yeri olmadığına ilişkin gerekçesi yerinde görülmemiştir.
Alacağın Temliki Yönünden:
1. Alacak, direnme kararından sonra düzenlenen yazılı temlikname ile temlik edilmiş ve direnme kararı temlik alacaklısına tebliğ edilmiş olmasına göre;
Temlik borçlusunun davada taraf sıfatı ve hükmü temyizde hukuki yararının olup olmadığı ön sorun olarak ele alınmış; temliknamenin direnme kararından sonra düzenlenmiş olması ve temlik alanın davada usulünce taraf sıfatı almamış olması karşısında hak kaybına neden olmamak üzere temlik borçlusunun hükmü temyizde hukuki yararının bulunduğu oybirliği ile kararlaştırılmıştır.
2. Taraflardan birinin, dava sırasında müddebihi başkasına devretmesi halinde, artık o davanın konusu olan alacak veya hak üzerinde bir tasarruf yetkisi kalmaz. Başka bir ifadeyle, müddeabihi devreden tarafın, artık o davada taraf sıfatı kalmaz ve o davaya (eski hali ile) taraf sıfatıyla devam etmesine veya kendisine karşı o davaya (eski hali ile) devam edilmesine olanak bulunmamaktadır.
3. Hal böyle olunca; mahkemece yapılacak iş, öncelikle alacağın temlik edilmiş olması nedeniyle temlik alacaklısı Girişim Varlık Yönetim A.Ş. ile ilgili olarak Bankacılık Kanunu BK.162. ve devamı maddeleri ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 186. maddesi hükümleri gereğince işlem yapmak; İİK.`nun 168/b maddesi hükümleri de gözetilerek işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “itirazın kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

Ankara 8. İcra Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 24.3.2009 gün ve 2008/1341 E. – 2009/361 K. sayılı kararın incelenmesi Davacı alacaklı/banka vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 5.11.2009 gün ve 2009/13082-21527 sayılı ilamı;

(“Sair itirazlar yerinde değil ise de;
İİK.’nun 68/b-3. maddesi gereğince “kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri ile ihtarnameler …”

Bu Kanunun 68/1. maddesinde belirtilen belgelerden sayılır.
Somut olayda alacaklının itirazın kaldırılması istemi İİK.’nun 68. maddesine dayalı olup, belgenin niteliği 68/b maddesine göre değerlendirilmektedir.

(HGK.’nun 15.10.2008 tarih ve 2008/12-547 E. – 2008/622 K.). O halde, mahkemece işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddi isabetsizdir.”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dava, itirazın kaldırılması istemine ilişkindir.
Yerel Mahkemece dava reddedilmiş; davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçeyle bozulmuştur.

Bozma sonrası yapılan yargılamada davacı/alacaklı/banka alacağı temlik ettiğini bildirmiş; ancak alacağın temlikine ilişkin yazılı belgeyi direnme kararından sonra ibraz etmiştir.
Mahkeme önceki kararda direnmekle bu hükmü davacı/alacaklı/banka vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; takip dayanağı belgenin İİK.68/b maddesinde sayılan belgelerden olup olmadığı; itirazın niteliğine göre, itirazın kaldırılması istemini inceleyen dar yetkili icra mahkemesinin 4822 sayılı yasayla değişik 4077 sayılı yasaya dayanarak itiraza konu edilmeyen hususları resen inceleme konusu yapıp yapamayacağı ve sonuçta; borçlu açısından genel mahkemede açılarak aydınlanması yargılamayı zorunlu kılan hususların alacaklı yanın itirazın kaldırılması talebine etkisinin ne olacağı noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle, alacağın direnme kararından sonra 17.3.2010 tarihinde düzenlenen yazılı temlikname ile temlik edilmiş ve direnme kararının temlik alacaklısına tebliğ edilmiş olmasına göre, temlik borçlusunun davada taraf sıfatı ve hükmü temyizde hukuki yararının olup olmadığı ön sorun olarak ele alınmış;
Temliknamenin direnme kararından sonra düzenlenmiş olması ve temlik alanın davada usulünce taraf sıfatı almamış olması karşısında hak kaybına neden olmamak üzere temlik borçlusunun hükmü temyizde hukuki yararının bulunduğu oybirliği ile kararlaştırılarak ön sorun aşılmakla; işin esası incelenmiştir.
Davacı/alacaklı banka ile davalı arasında düzenlenen “Turkcell Kredi Kartı Üyelik Sözleşmesi” uyarınca davalı/borçluya kullandırılan iki adet kredi kartının borcunun ödenmemesi nedeniyle, davacı/alacaklı banka tarafından Gebze 6. Noterliği aracılığıyla davalı/borçluya gönderilen 19.7.2008 tarih ve 133753 yevmiye nolu kat ihtarı ile 19.7.2008 tarihi itibariyle iki adet kredi kartının hesabının kat’edilerek sözleşmenin feshedildiği, … toplam 41.643,13.- TL. (YTL.) borcun 7 gün içinde yıllık % 52.68 oranında işleyecek akdi faizi ile birlikte banka veznelerine ödenmesi, aksi halde yıllık 61,68 üzerinden temerrüt faizi ve gider vergisi ile birlikte tahsili için muhatap aleyhine yasal yollara başvurulacağı kartların en yakın şubeye teslimi bildirilmiş; bu ihtarname 23.7.2008 tarihinde muhatap/borçlunun kendisine tebliğ edilmiştir. Bu kat ihtarına itiraz edildiğine ilişkin bir savunma ya da delil dosyada bulunmamaktadır.
Ödemenin gerçekleşmemesi üzerine borçlu hakkında ilamsız icra takibine girişilmiş; borçlu süresinde verdiği itiraz dilekçesiyle borcun tamamına ve ferilerine açıkça itirazını bildirmiş olup; eldeki dava bu itirazın kaldırılması istemlidir.
Alacaklının, genel haciz yoluyla başlattığı takibin dayanağı “Kredi Kartı Üyelik Sözleşmesi”dir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK.) 68/b maddesi koşullarında borçluya tebliğ olunan kat ihtarına borçlu, herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Durum bu olunca, kat ihtarındaki asıl alacak miktarı ve talep edilen faiz oranı kesinleşmiş; itiraz edilmeyen hesap özeti İİK.68. maddede yazılı belgelerden olmuştur.

Diğer taraftan, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun “Hesap Özeti” başlıklı 10. maddesinde,
“Kurulca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde, kredi kartı hesap özeti düzenlenmesi, yazılı veya kart hamilinin talebi üzerine elektronik ortam veya başka etkin yollarla bildirilmesi zorunludur.”;

Yine aynı Kanunun “Şikayet ve İtirazlar” başlıklı 11. maddesinde de “Kart çıkaran kuruluşlar, kart ve ek kart hamillerinin kart kullanımıyla ilgili olarak yapacakları şikâyet ve itiraz başvurularını, başvuru tarihinden itibaren yirmi gün içinde hamilin başvuru yöntemi kullanılarak ve gerekçeli bir şekilde cevaplandırmak zorundadır. Kuruluşlar, kart ve ek kart hamillerinin şikâyet ve itirazlarının ilgili birimlerine kolaylıkla ulaşmasını sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür. Kredi kartı ile yapılan işlemlere, son ödeme tarihinden itibaren on gün içinde, kart çıkaran kuruluşa başvurmak suretiyle itiraz edilebilir. Kredi kartı hamili, yapacağı başvuruda, hesap özetinin hangi unsurlarına itiraz ettiğini gerekçesiyle belirtmek zorundadır. Süresi içerisinde itiraz edilmeyen hesap özeti kesinleşir. Hesap özetinin kesinleşmesi genel hükümlere göre dava hakkını ortadan kaldırmaz.”

Hükümleri yer almakta; sonuçta hesap özetinin borçluya tebliği husus ve süresi içinde itiraz olunmaması halinde kesinleşeceği açıklıkla düzenlenmekte ve yine çok açık biçimde hesap özetinin kesinleşmesinin genel hükümlere göre dava hakkını ortadan kaldırmayacağı belirtilmektedir.

Görüldüğü üzere; Kredi Kartı Sözleşmeleri de 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 68/b maddesi kapsamında olup, bu madde gereğince süresinde hesap kat ihtarına itiraz edilmemesi durumunda hesap özetinin gerçeğe aykırılığı ancak borç ödendikten sonra genel mahkemede açılacak davada ileri sürülebilir. İcra Mahkemesinde görülmekte olan itirazın kaldırılması davasında ise bu hususların değerlendirilmesi olanaklı değildir. Bu nedenle, mahkemenin kredi kartı sözleşmesinin söz konusu olduğu hallerde İİK.’nun 68/b maddesinin uygulama yeri olmadığına ilişkin gerekçesi yerinde görülmemiştir.

Mahkemenin tartışıp, hükmüne dayanak yaptığı 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinin de bu davada tartışma yeri bulunmayıp, bu hükümlerin ancak Tüketici Mahkemesine açılacak dava sırasında ele alınıp, tartışılması olanaklıdır.

Dar yetkili İcra Mahkemesinde yapılan itirazın kaldırılması davasına ilişkin yargılamada uygulama yeri olan hüküm yukarıda da açıklandığı üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 68/b maddesidir.

Öte yandan, takibe konu alacak eldeki davada direnme kararının verilmesinden sonra 17.3.2010 tarihli yazılı belgeye dayanılarak dava dışı Girişim Varlık Yönetimi A.Ş. ye temlik edilmiştir.
Taraflar arasındaki bu temlik işlemi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 162 ve sonraki maddelerinde düzenlenen alacağın temliki hükümlerine tabidir.

Ayrıca, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 143/6. maddesinde;

“Varlık yönetim şirketi tarafından, bu borçların, taahhütlerin yüklenilmesi veya alacakların, varlıkların devralınması halinde, bu borç, taahhüt, alacak ve varlıklarla ilgili olarak, takibi şikayete bağlı suçlar dahil olmak üzere açılmış veya açılacak her türlü ceza davalarında, alacağın devralındığı veya borcun, taahhüdün yüklenildiği tarihten itibaren, suçtan zarar gören olarak, varlık yönetim şirketi kendiliğinden müdahil sıfatını kazanır.”

Hükmü bulunmasına karşın hukuk davalarına ilişkin açık bir düzenleme yapılmamış olması karşısında bu temlikin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK.)’nun 186. maddesi anlamında müddeabihin temliki hükümleri çerçevesinde ele alınarak takibi işlemlerin yapılması gerekir.

Hemen belirtilmelidir ki, bir hakka veya bir şeye sahip olan kişinin tasarruflarında serbestliği ilkesi vardır. Ayrık durumlar hariç, tarafların, dava sırasında dava konusu hak veya şeyi başkalarına devir ve temlik etmelerine yasal engel bulunmamaktadır. Bu ilkeyi gözeten HUMK.nun 186. maddesi, bir davanın açılmasından sonra dava konusunun gerek davacı, gerekse davalı tarafından bir üçüncü kişiye devir ve temlik edilmesi halinde yapılacak usuli işlemleri düzenlemiştir. Buna göre, devralan kişi davalının rızasına lüzum olmadan devreden davacının yerine geçer ve onun hak ve yetkilerini kullanabilir. Kararlılık kazanmış yargısal uygulamalar da aynı doğrultudadır. (Hukuk Genel Kurulunun 25.4.1984 gün, 82/267 E. – 84/474 K. 1.6.1984 gün, 82/189 E. – 84/645 K. sayılı kararları).

Dava konusu yapılmış olan alacak veya hakkın başkasına devredilmesi ile, o alacak veya hakka bağlı olan dava hakkı da birlikte devredilmiş sayılır. Dava hakkı asıl haktan ayrı bir hak değildir ve bu nedenle yalnız başına başkasına devredilemez.

Taraflardan birinin, dava sırasında müddebihi başkasına devretmesi halinde, artık o davanın konusu olan alacak veya hak üzerinde bir tasarruf yetkisi kalmaz. Başka bir ifadeyle, müddeabihi devreden tarafın, artık o davada taraf sıfatı kalmaz ve o davaya (eski hali ile) taraf sıfatıyla devam etmesine veya kendisine karşı o davaya (eski hali ile) devam edilmesine olanak bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca; mahkemece yapılacak iş, öncelikle alacağın temlik edilmiş olması nedeniyle temlik alacaklısı Girişim Varlık Yönetim A.Ş. ile ilgili olarak Bankacılık Kanunu BK.162 ve devamı maddeleri ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 186. maddesi hükümleri gereğince işlem yapmak; İİK.`nun 168/b maddesi hükümleri de gözetilerek işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır.

Mahkemece, gerek yukarıda gerek bozma ilamında açıklanan hususlar gözardı edilerek davanın reddine ilişkin önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı/alacaklı/banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.H.G.K. 20.10.2010 E.2010/12-375 – K.2010/515

PicLensButton YHGK 20.10.2010 E.2010/12 375 – K.2010/515

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir