YHGK 21.10.2009 E.2009/2-379 – K.2009/437


 YHGK 21.10.2009 E.2009/2 379 – K.2009/437

– HAKİM ALEYHİNE TAZMİNAT DAVASI AÇILMASI

– TEDBİR KARARININ GEREKÇESİEZ VE NEDENSİZ OLDUĞU İDDİASI (Hakim Aleyhine Tazminat Talebi) –

HUMK.573,574,575,576 – 82An.138

Hakimin yargısal faaliyeti sebebiyle sorumlu tutulabilmesi için, kasıtlı hareket etmiş olması, verdiği kararın tevil ve tefsire ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve kesin olan bir kanun hükmüne aykırı bulunması ve görevini yapmakta ihmal ve terahi göstermiş olması gerekmektedir.

Oysa somut olayda, davalı hakimlerin kasıtlı hareket ettiği, tevil ve tefsire ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve kesin olan bir kanun hükmüne aykırı karar verdikleri ve görevlerini savsakladıkları kanıtlanamamış, bu yönde bir delil ortaya konulamamıştır. O halde davanın reddi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 576/2. maddesi gereğince davalılar yararına manevi tazminata hükmedilmesi gerekmiştir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 2.Hukuk Dairesince; (…İDDİA: Davacı Hayri Erden dairemize vermiş olduğu 13.06.2008 günlü dava dilekçesiyle, Davalılardan Mersin 1. Aile Mahkemesi Hakimi Remzi Nazlıcan’ın Nesrin Erden’in talebi ile 21.10.2005 gün 2005/92 D.İş. esas, 2005/27 D.İş. karar sayılı karar ile adına kayıtlı tüm taşınmaz mallarının üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir koyduğunu, verilen bu tedbir kararından sonra talepci Nesrin Erden tarafından Mersin 3. Aile Mahkemesinin 2005/1036 esasında aleyhine katkı payı davası açıldığını, ihtiyati tedbir kararının verildiği ve davanın açıldığı tarihten itibaren hem tedbiri veren 1. Aile Mahkemesi hakimliğine, hem davanın açıldığı 3. Aile Mahkemesi hakimliğine ihtiyati tedbir kararının kaldırılması için yaptıkları başvurunun gerekçesiz ve nedensiz ret edildiğini, hem ilk tedbiri veren Hakim Remzi Nazlıcan, hem de davanın açıldığı mahkeme Hakimi Harun Türker’in talebi aşar biçimde, davanın vasıf ve mahiyeti ile bağdaşmayacak şekilde, kanun ve adalete aykırı biçimde, oransız ve orantısız olarak tüm malvarlığı üzerine teminat almadan ihtiyati tedbir konularak kendisini namerde muhtaç hale getiren davalı Hakimlerin bu eylemleri nedeniyle maddi ve manevi zarara duçar olduğunu belirterek;

Fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000,00 YTL. maddi ve 25.000,00 YTL. manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı hakimlerden müştereken ve müteselsilen tahsilini, yargılama giderleri ile avukat tuttuğu takdirde vekalet ücretinin hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA:

Davalılardan Remzi Nazlıcan süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde; Nöbetçi mahkeme hakimi olarak değişik iş dosyasında verdiği ihtiyati tedbir kararından sonra dosyanın tevzii edilerek ilgili mahkemeye gönderilmiş olması ve dosya ile yetki ve görev açısından hukuken ilişkisinin sona ermiş bulunması ve davacının 21.10.2005 tarihli ihtiyati tedbir kararının bütün sonuçlarına 15.11.2005 tarihli dilekçesi ile vakıf olduğunun anlaşıldığını, bu tarihten itibaren dava tarihine kadar 1 yıllık hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresinin dolduğunu, davanın süre yönünden reddini, bu talebi yerinde görülmezse hukuken tazminatı gerektirir sorumluluğunun bulunmaması nedeni ile subut bulmayan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Davalı Hakim Harun Türker ise süresi içerisinde vermiş olduğu cevap dilekçesinde: Davacı tarafından hakimlerin sorumluluğunu düzenleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573-576. maddelerine dayanılarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmuş ise de; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573. maddesinde sınırlı olarak sayılmış bulunan sorumluluk hallerinde öngörülen unsurların gerçekleşmediğini, ihtiyati tedbirde teminat alınıp alınmamasının veya ihtiyati tedbirin kaldırılıp kaldırılmamasının, dosyadaki delillere göre hakimin takdirine bağlı bulunduğunu, bu nedenle hakimin mesuliyetini gerektirir bir durumun bulunmadığını, davacının iddiasının davaya bakan hakimin görev yapmaktan kaçındığı ya da hakkında hüküm kurduğuna değil, yararına hüküm kurmadığına ilişkin olduğunu belirterek haksız, mesnetsiz ve yasaya aykırı açılmış bulunan davanın reddini, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 576. maddesi uyarınca tarafına tazminat takdirine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

GEREKÇE:

Dava; Hakimlerin sorumluluğunu düzenleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun. 573-576. maddelerinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

T.C. Anayasasının 138/1-2 maddesi gereğince; “Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasa, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, mercii veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” Hakimlerin Anayasa güvencesi altına alınan bağımsızlığı, ilke olarak yargı fonksiyonunun ifa edilmesi dolayısıyladır. Hakimlerin kişisel sorumluluğunda, yargı yetkisinin özellikleri özel bir sorumluluk düzeninin uygulanmasını zorunlu kılar. Zira yargı görevinin bağımsızlık ve tarafsızlık içinde aksatılmadan yerine getirilmesi esastır. Gerçekten onların diğer devlet memurlarının tabi bulundukları sorumluluk esaslarına bağlanmaları, yaptıkları her işlemin aleyhine bir tazminat davasına yol açacağını düşünmelerine ve bunun sonucu olarak karar verirken tereddüt içinde kalmalarına yol açabilir. Şu hususu belirtelim ki; adaletin gerçekleşmesi hakim hakkında sorumsuzluk müessesesinin kabulünü gerektirmez. Hakimler verdikleri kararlarından dolayı ilke olarak sorumlu tutulmayacakları esas olmakla beraber Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuz hakimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da güvence altına almak amacıyla onun hukuki sorumluluğunu sınırlı olarak kabul etmiş ve aynı zamanda sorumluluğun tesbitini özel bir usule tabi tutmuştur.

Hakimlerin sorumluluk sebepleri Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573. maddesinde sınırlı biçimde sayılmıştır. Bu hüküm gereği hakimin yargısal faaliyeti sebebiyle sorumlu tutulabilmesi için, kasıtlı hareket etmiş olması, verdiği kararın tevil ve tefsire ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve kesin olan bir kanun hükmüne aykırı bulunması ve görevini yapmakta ihmal ve terahi göstermiş olması gerekmektedir. Oysa somut olayda, davalı hakimlerin kasıtlı hareket ettiği, tevil ve tefsire ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve kesin olan bir kanun hükmüne aykırı karar verdikleri ve görevlerini savsakladıkları kanıtlanamamış, bu yönde bir delil ortaya konulamamıştır. O halde davanın reddi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 576/2. maddesi gereğince davalılar yararına manevi tazminata hükmedilmesi gerekmiştir.

Davalılardan Remzi Nazlıcan her ne kadar zamanaşımının gerçekleştiğini ileri sürmüş ise de; verilen tedbir kararının devam ettiği göz önüne alınarak zamanaşımı def’i yerinde görülmemiştir.

HÜKÜM:

Yukarıda gösterilen sebeple;

1- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573. maddesindeki koşullar gerçekleşmediğinden davanın Reddine;

2- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 5728 sayılı Yasa ile değişik 576/2. maddesi uyarınca 500 YTL. para cezasının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

3- Aynı hüküm gereği, davalıların her biri için takdiren 500.00’er YTL. manevi tazminatın davacıdan alınıp davalılara verilmesine,

4- Davacı aleyhine hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesap edilen 54.00 YTL nisbi harç ile 21.40 YTL. maktu ret harcı toplamı 75.40 YTL. harcın peşin alınan 742,50 YTL. den mahsubu ile bakiye 667.10 YTL.’nin istek halinde davacıya iadesine,

5- Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

6- Davalılar tarafından yapılan posta gideri 10,05 YTL. nin davacıdan alınıp davalılara verilmesine,

7- Davalılardan Harun Türker kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücreti Tarifesi gereğince manevi tazminat için 1.250,00 YTL. maktu, maddi tazminat için 3.400,00 YTL. nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı Harun Türker’e verilmesine,” dair oybirliği ile verilen 19.12.2008 gün ve 2008/1-1 sayılı kararın davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine kararın süresinde temyiz edildiğinin anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin hükmüne yönelik temyiz itirazları incelendi:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.

SONUÇ: Davacı tarafın temyiz itirazlarının reddi ile 2. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.H.G.K. 21.10.2009 E.2009/2-379 – K.2009/437

PicLensButton YHGK 21.10.2009 E.2009/2 379 – K.2009/437

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir