YHGK 6.5.2009 E.2009/4-134 – K.2009/160


 YHGK 6.5.2009 E.2009/4 134 – K.2009/160

– BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ (Yargıtay Kararının Eleştirilmesi)

– YARGITAY KARARININ ELEŞTİRİLMESİ (Basın Özgürlüğü) –

TMK.24,25 – 5187 Sa.Ka.1,3 – An.28

Dava konusu yazılarda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca önceden verilen karar eleştirilmiş, daha sonra tam tersi yönde çıkan karar haber yapılıp bununla ilgili gelişen olaylar anlatılmıştır.
Yazılar bir bütün halinde ele alındığında objektif olup, habercilik ilkelerine uygundur. Mahkemece, davanın tümden reddi gerekirken, yazılı şekilde kısmen kabul edilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “Manevi Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;   Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.9.2006 gün ve 112-303 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.1.2008 gün ve 2007/4193 E. –  2008/1019 K. sayılı ilamı;

(…Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, dava kısmen kabul edilmiştir.    Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

Davacı, 16.3.2005 günlü Hürriyet Gazetesi’nin 1. ve 21. sayfalarında yer alan “Yargı Laikliğin Bekçisi” ve “Yargıtay`da Laiklik Rövanşı” başlıklı yazılarda kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalılar, yazıların basın ilkelerine uygun ve eleştiri sınırları içinde bulunduğunu savunarak  davanın reddini istemişlerdir.

Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının  1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın  Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve  25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği,   bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır.    Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Dava konusu yazılarda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca önceden verilen karar eleştirilmiş, daha sonra tam tersi yönde çıkan karar haber yapılıp bununla ilgili gelişen olaylar anlatılmıştır. Yazılar bir bütün halinde ele alındığında objektif olup, habercilik ilkelerine uygundur. Mahkemece, davanın tümden reddi gerekirken, yazılı şekilde kısmen kabul edilmiş olması usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY  HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara,  bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire Bozma Kararına  uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup,  bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile  direnme kararının Özel Dairenin Bozma Kararında açıklanan  nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile  karar verildi.

Y.H.G.K. 6.5.2009 E.2009/4-134 – K.2009/160

PicLensButton YHGK 6.5.2009 E.2009/4 134 – K.2009/160

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir